Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Bu site doğruluğu hiçbir zaman kesin olarak kanıtlanamayacak bazı bilgiler içermektedir. Ancak yayınlarımın uzun vadeli takibi size daha yüksek bir anlayış ve daha doyumlu bir hayat katacaktır. Dünya'da iyi eğlenceler!

Antartika ve Gök Buzu Gizemi

By | 4 comments
temsilî fotoğraf
Aşağıdaki hikaye 1997-2000 yılları arasında Antartika'da (Güney Kutbu) orduda görev yapmış olan helikopter teknisyeni Jeff Posey tarafından bir Facebook Grubunda anlatılmıştır. Hikayenin gerçekliğini henüz doğrulayamıyoruz. Gizemler ve Doğaüstü olaylarla çok ilgilendiğim için beni çok etkileyen bu hikayeyi sizlerle paylaşmadan edemedim. Haberi bana ulaştıran Betül Pekin'e şükranlarımla.


Ben İsa'ya hiçbir zaman inanmadım ve kilise olaylarına hiç girmedim. Ama birazdan anlatacağım şeyler sanırım bahsettiğiniz konularla ilgili. Bunları yaşadığım zamanlar buna bir anlam veremiyordum. Bu konuda bir şeyler araştırmaya başlayınca bu grubu buldum ve sanırım bahsedeceğim şeyler sizin konunuzla alakalı.

1997 ile 2000 yılları arasında ordudaydım. Antartika'daki McMurdo İstasyonu'na gönderilmiştim. Ben helikopter teknisyeni ve ekip şefiydim. Bazen gönüllü katılınan turlar olur ve oradaki helikopterler üzerinde çalışmak için kontenjan açılır.

Bize böyle bir şeyden bahsedildiğinde bir kısmımız başvurduk ama ancak ben ve bir çocuk daha seçildi. Başvuru süreci pek çok yazılı ve sözlü test içeriyordu. Birkaç birebir görüşmeye de katıldık. Görüşmelerin çoğu ilgi alanlarımız ve inançlarımızı tanımak üzerineydi.

McMurdo İstasyonu'na Ağustos 1998'de gönderildim. Uçuş araçlarının bakım ve buz çözme işleri olmadığında araştırma istasyonundaki bilimcilerle takılma fırsatımız oluyordu. 

McMurdo'ya bağlı askeri birlik çok küçüktü. Bu yüzden kendi ayrı tesisimiz yoktu. Bir kantin ya da sinema/TV salonumuz yoktu. Bir kilise ya da ibadethanemiz de yoktu. Kendi ayrı mesajlaşma/eposta odamız da olmadığından bilimciler ve araştırmacılarla aynı tesisleri paylaşıyorduk. Bu yüzden zaman içinde diğerleriyle arkadaş oldum.

ilk kez ve sadece ydi'de

İki farklı tür buz üzerinde çalıştıklarını öğrendim. Biri hepimizin bildiği normal buzdu. Delikler açarak numunelik buzlar topluyorlardı. Bildiğimiz buz gibi, bunlar ya saydam ya da beyaz oluyorlardı ve eğer ısınırsa sıvı halde suya dönüşüyordu. Tüm Antartika bölgesi bu buzla kaplıydı. Ama bu onların asıl ilgilendiği buz değildi. Aslında Onları normal buzla ilgilenirken gördüğüm tek zaman National Geographic'ten film ekibi geldiği zamandı. Bilimciler geri kalan tüm zamanı gök buzu dedikleri bir şeyi araştırmaya harcıyorlardı. Bu madde tümüyle farklı bir şeydi.

İstasyonun laboratuvarlı kısımlarına girmemize asla izin yoktu. Laboratuvarların süper-temiz tutulması gerekiyordu ve içeri fazla insan girmesinin Onların işlerini riske edebileceği söyleniyordu. Ama bir defasında arkadaş olduğum araştırmacılardan bir tanesi bana bir parça gök buzu gösterdi. Öyle soğuktu ki ona çıplak ellerinizle dokunamıyordunuz. 

Normal buz gibi şeffaf ya da beyaz da değildi. Som maviydi. Bu yüzden ona gök buzu dediklerini, çünkü gökyüzüyle aynı mavi tonda olduğunu söyledi.

Onu tutmak için kalın ve ağır özel eldivenlerden kullanmanız gerekiyordu. Eğer dokunsanız, anında cildinizi donduracak kadar soğuktu. Arkadaşın tam kaç derece dediğini hatırlamıyorum ancak sıfırın altında birkaç yüz dereceydi. Dışardaki bildiğimiz buzdan bir hayli soğuktu.

Onu termosu andıran metal bir şişede taşıması gerekiyordu. Bir müddet küçük bir parçasıyla oynamama izin verdi. Aynı boyuttaki bir buzdan daha hafifti. Hatta öyle hafifti ki, sanki onu havaya fırlatsanız hafifçe süzülerek geri düşecekti. Ama bunu denemedim. Bükmeye çalıştığımda hafif esnek olduğunu farkettim. Buz gibi kırılmıyordu ve küçücük bir parçasından dahi arkasını göremiyordunuz.

Şimdi ise gerçekten çok tuhaf olan kısmı başlıyor. Bu buz eriyip suya dönüşmüyordu. O ısındıkça ─ki bunu içerde denedik─ büzüşüyordu. Ellerim arasında gittikçe küçülüyor ama eldivenimi ıslatmıyordu. Yere damlayan bir su da yoktu. Madde doğrudan havaya karışıyor ve buharlaşıyordu.

İşte bu yüzden bu buzu Antartika'da incelediklerini söyledi. Onu, üzerinde çalışmak üzere alıp Amerika'ya götüremiyordunuz çünkü yol boyunca onu bu kadar soğuk tutmak mümkün değildi. Doğrudan havaya karışıyordu ve Amerika'ya kadar elde hiçbir şey kalmıyordu. Rusların da aynı sorunla karşılaştığını ve buzu başka bir yere götüremediklerini söyledi. Neden araştırmaları burada yaptıklarının açıklaması buymuş.

Buzu yaklaşık 15 dakika tuttuktan sonra elde avuçta hiçbir şey kalmamıştı ve eldivenim tamamen kuruydu. Daha önce hiç böyle bir şey görmedim. Bu gerçekten alışılmışın dışındaydı çünkü bilimsel konulara her zaman ilgili duymuştum. Hatta bu benim buraya seçilmemdeki sebep olabilir diye de düşündüm çünkü mülakatların çoğu bilime olan ilgimiz ya da inançlarımız üzerineydi. Bu yüzden daha önce hiç duymadığım bir şey görmek büyüleyiciydi.

Antartika'nın buzdan kaleleri
McMurdo istasyonunda bulunduğum süre boyunca insanların "duvar" dedikleri özel bir yerden bahsettiklerini duydum. Antartika boyunca buzdan duvarlar ve dağlar görmek son derece alışıldık ve olağan bir şeydi. Tüm bölge buzdan ibaretti. Ama bu normal, bildiğimiz, şeffaf ya da beyaz buzdu. Bu yüzden arkadaşa gök buzunu nereden bulduklarını sordum. O da bana "duvardan" dedi.

Nasıl tarif ettiğini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ama Antartika'da gök buzundan devasa bir duvar varmış. Bu duvar kıyıdan yüzlerce kilometre içerdeymiş. Ben burayı hiç göremedim çünkü McMurdo'da yerleşik olarak görevliydim. Bu yüzden içerilere gidilen seferlere katılmam da mümkün olmadı. Arkadaşın söylediğine göre bu duvar dünyanın en büyük doğal yapısıydı. 

Demesine göre 1960'larda Amerikan Ordusu bu duvarın içine bir tünel açma planı yaptı ancak böylesi süper-soğuk materyalle başa çıkacak bir makinaları yoktu. Sonrasında Grönland'da buzdan tüneller inşa ederek süper-soğuk ortamda çalışabilecek yeni tünel kazıcı makinaları geliştirdiler. Grönland'da yaptıkları bu çalışma sadece bir alıştırmaydı. Tünel kazıcıyı belli bir derece geliştirdikten sonra da onu Antartika'daki duvara getirmişler.

Arkadaşımın dediğine göre makine bir tünel açmış. Tam hatırlamıyorum ama 10-15 km kadar duvarın içine girmişler ancak hiç duvarın öbür tarafına ulaşamamışlar. Halen de duvarın kalınlığı hakkında hiçbir fikirleri yokmuş.

Bu kısmı iyi hatırlamıyorum ama daha önce söylediği bir başka detay daha vardı. Açılan tünelin zemini 2-3 km'ye kadar yekpare kayaymış ancak 2-3 km sonra her şey tümüyle gök buzundan ibaretmiş.

Duvar kendini bir şekilde yeniden oluşturuyormuş ve bir sene gibi bir süre sonra tünel kendiliğinden daralmış ve yok olmaya başlamış. Tünel kazıcıyı bile çıkaramamış ve içerde bırakmak zorunda kalmışlar. Birkaç 10 yıl geçtikten sonra ise tünel tamamiyle yokolmuş ve yekpare duvara dönüşmüş.

Söylemine göre şu an bilimciler duvarın kalınlığını tahmin edebilecekleri bir teknoloji geliştirmeye çalışıyorlar. Duvarın boylu boyunca çeşitli yerlere deprem sensörleri koymayı denediklerini, böylece depremle gelecek sinyal sürelerini değerlendirerek duvarın kalınlığını okumaya çalışacaklarını anlatıyordu ama bu noktadan sonrasını hiç hatırlamıyorum.

düz dünya haritası
Düz Dünya haritası ve kutupsal
değil çepeçevre Dünya'yı sararak
sınırlayan güney kutbu buzulları.
Döndüğüm zamanlarda bunların hiçbiri üzerinde düşünmedim. Bunlar gerçekten çok tuhaftı ama o zamanlar bu bilgilerin önemini ya da bunları kafamda nereye koyacağımı anlayamıyordum. Ama birkaç hafta önce Antartika'yı bir duvar gibi ifade eden, ve tüm dünyayı çepeçevre saran çılgınca bir dünya haritası buldum. Bu bir Düz Dünya haritasıydı.

O zamandan beri gök buzu ve bu duvar hakkında bir şeyler öğrenmeye, araştırmaya çok çalıştım, ancak hiçbir şey bulamadım. Şimdi bunlar arasında (düz dünya teorisini kastediyor) bir bağlantı olabilir mi onu merak ediyorum. İşte bu grubu da (bu hikayeyi anlattığı düz dünya Facebook grubunu kastediyor) böyle buldum. Umarım hikayem bir şeyleri açıklığa kavuşturmada birilerine yardımcı olur.


Çeviri: Emre Güney


Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

4 yorum:

  1. Teşekkürler Emre Güney. Çok ilginç bir yazı okudum. Umarım ayrıntılı bir şekilde arkası gelir.Emeginize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğeniniz için teşekkürler Dursun Bey. Bu konuda hakikaten İngilizce dahi bilgi yok. O yüzden söz veremiyorum ama üstündeyim. Antartika'da gizlenen çok şeyler olduğu kesin. Biliyorsunuz bu bölgelere herhangi biri özel imkanlarıyla yaklaştırılmıyor. Yasak!

      Sil
  2. Ben hala bu düz kavramını anlamış değilim.Yani dünya düz derken tıpkı bir kağıt gibi mi yani iki boyutlu mu ? O zaman uzayda nasıl duruyor dönmüyor mu peki diğer gezegenler onlar da mı düz? Tüm bunların anlamı ne? Ve ne diye yuvarlakmış gibi lanse ediliyor o zaman bundan kasıt ne olabilir? Çok havada kalan bir iddia bu altını doldurmak gerek? Böyle ortaya çıkıp dünya düzmüş diye iddiada bulunanların bu sorulara cevap vermesi gerekmez mi? Aslında dünya yok tıpkı Matrix filmindeki gibi sanal bir programın içindeyiz deyin anlarım çünkü bir programdaysak her şey mümkündür kabul ederim.Ama fiziksel bir dünya var ama yuvarlak değil de düzdür diyorsanız bilinen tüm fizik yasalarını lütfen baştan açıklayın o halde...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Sorularınızı birer birer araştırıp parçaları birleştirmeniz gerekiyor. Benim vardığım noktada şu sorular gündeme geliyor. Çok kısa olarak geçeyim.

      1- Dünya, bedenlerimiz ve ortamımız bildiğimiz anlamda fiziksel ve katı/somut değil.
      2- Fiziksel saydığımız gerçekliği daha da netleştirmeye çalışıyoruz. Neden böyle? Neden öbür türlü gibi gösteriliyor? Üstünde hangi güç var? Baş Yaratıcının altındaki güçlerin sıralaması/hiyerarşisi nasıl?
      3- Fiziksel saydığımız bu gerçekliğin dışında başka hangi ve nasıl gerçeklikler var?
      4- Tüm simulasyondan çıkış mümkün mü?

      Hepsini araştırıyor ve üzerinde düşünüyoruz.

      Sil