Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Güncel

dünya-insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya-insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sultan küpesi çiçeği
 

Doğum günü diye kutladıklarınız Dünya'da ölüm yıldönümleriniz,
Ölene üzüldükleriniz Onların doğduğu günler.
Siz kendi halinize ağlayın. Biz kendi halimize ağlayalım...
Kimbilir bu kaçıncı unutuş, bu kaçıncı uyuma, uyuşma.

Bir avuç insan olarak, Dünyanın tadını çıkarma, verilenleri farkedip şükran içinde olma ile zır deliliğin ortasında ince bir çizgide düşe kalka yürüyoruz. Diğerlerinin keyfi zaten yerinde. Suçlu ne Dünya, ne doğa ya da tüm bunlara bağlı herhangi bir dinamik. Bir tasarım olarak insan bedenlerinde de sorun yok. Her ne olduysa benlik bilinci ve zihinle başladı. O elma belki de buydu.

İnsanımsılar ağızlarındaki çıtır elmanın suyunu emiyorlar şu an.
Kimbilir kaç dakika daha sürecek.  Peki ya elma? Burada mı, orada mı? 

 

Zamansız bir ölümden sonra gelenler...
HATA: HİÇBİR ŞEY ZAMANSIZ DEĞİLDİR

  

Emre Güney
19.06.2026 

 Papa 1.4 Leon Otomatik Vites 313HP


Ben kimseden görmediğim, bana ansızın gelen farklı bir yorumu nakledeyim. Her şey görünenlerden çok farklı. Genel olarak negatifi çoğaltma ve anma eğilimindeyiz. Kötülük de böyle çalışır. Karanlık ve kötülük bağrınır, kendini yırtar, pazarcı gibidir. İyilik ve ışık, kuyumcu gibidir. Hiç sesini çıkarmadan işini usulca götürür. Sabırlıdır ve hesaplıdır. Az veya sessiz hareket eder ama İŞ BİTİRİR! Üstelik bende bu emanet var, şu güç var da demez. 

Papişto'nun Türk'ün ve Dünya'nın lideri Gazi Mustafa Kemal'in huzurundaki suratını videolarda gördünüz mü?

İlk durağı Anıtkabir idi. Bence bunu da devlet yaptırdı! (Hükümet değil kadim devlet) Mutsuzdu, hasetli görünüyordu. İdeolojisini ve atalarını bu toprakta istemeyen liderin önünde diz çöktü. 😁 Atatürk'ün geri geldiğini biliyordu. Kendisinin yenileceğini biliyordu. Onlara (İblis soyuna) verilen ilâhi mühletin sona ermek üzere olduğunu da biliyordu. 6. neslin (bizler) son savaşının başlamak üzere olduğunu ve kaybedeceklerini de biliyordu. Sonunu yumuşatmak ve Türk'e tabi olmak için teveccüh gösterdi. Ama soyunun misyonu ve bunu gerektirdiği süreçleri ve adetleri de takip etmek zorundaydı. Kazanmaları katiyen mümkün değil. Tek tek bahsettiğiniz o zilyon senaryoyu burada anıp, şunlar bunlar olamaz çünkü şöyle diye anlatmayacağım. 

Herkesin neyi pompaladığını biliyoruz. Bu işler artık bir eğlenceye, bir rayting ve ticari gelir pazarına dönüştü. Hele artık YZ'de var ya, herkes üç-beş cümle üzerine şarkılar, videolar, klipler ve gösterişli animasyonlar hazırlayıp meşk ediyor. Neyin, onları ne aletine çevirdiğinin farkında değiller. Farkında olmadan da karanlığa hizmet ediyorlar ve kötü aklın senaryolarını tasdik ve yaratıma alıyorlar, bilmiyorlar. Neyse ne mutlu ki temizliğe onlar da dahil olacak.

SADETE GELEYİM...
Bundan sonra her şey çok hızlanır. Muhalefeti iktidarı artan bir hızla birbiri üstüne yığılacak, hafızaların uzak köşelerine gömülecekler. Yaptıkları unutulmayacak. Benim en çok kafaya taktığım iklim ve doğa manipulasyonları. Onu da halletmek üzeredirler.

BUNDAN SONRA... 
Her şeyin yıkılıp yenilenmesine hazır olun. Çok fazla yeni yüz çıkacak. "Lan bunlar neredeymiş" diyeceksiniz. Fikir ve kararlarınızda ESNEYİNİZ, yoksa bu geçiş sizi çok zorlar ve yorar...

Bir sonraki görüşmemize dek iyi  yolculuklar ve Dünya'da iyi eğlenceler! 

 
 
Bitiyor artık!
Diyeceksin ki "SON ANDA"

Son anda buldum,
Son anda kaybettim,

Okumadın, dinlemedin zamanında.
Öpmedin giderken; o güzel günün sabahında
O gün son olacağını bilmedin.
O gece son rakını içemedin.
Aha şu mezeler gibiydi dostların,
Önünde seriliydiler de aramadın, sormadın.

Son anda buldum diyeceksin anlamını,
Son anda kaybettim diyeceksin aşkını.
Ben sana dedim, dinlemedin.
Her yere yazdım, görmedin.
Yanındayken ben, sen bende değildin.

Son anda diyeceksin "o şimdi mi?"
Kalmak isteyeceksin son anda.
Her şey bittikten sonra.
 
Emre Güney
14.08.2025 
 





Bölüm I için tıkla 

 O'nu o kayanın üstünde oturmuş bana sırtı dönük beklerken gördüğümden beri belki iki saniye geçti ama artık zaman algısı benim için tepetaklak olmuştu. Mesafe kısaldıkça zaman sakız gibi uzuyordu. Ayağımın altındaki toprak çıtırtısını farkettiğinde bana dikkat kesildi. Sonra belinden kıvrılıp bu tarafa doğru baktı. Beni görür görmez de ayağa kalktı. Elimdeki papatya demetinin sapları ezilmiş, sımsıcak olmuş ıslanmıştı. Koşsam mı, yürümeye devam mı etsem bilemedim. Artık benden kaçamayacak olan yeni hayatın güvencesi ve huzuruyla, bunca yıl dayandığımız sıkıntıyı düşünerek ânın tadını çıkarmaya karar verdim. Onun gözlerinin içine bakarak hızlanan adımlarla yaklaşıyordum. Bir yandan ağlıyor, bir yandan yürüyordum. Endişe yok, acele yok, panik yok diye içimden telkinler veriyordum. Artık herşey bizim kontrolümüzde. Bu anı yaşamaya muktedir kılındıysak dedim, bunlar hep ilahi planca uygun görülmüş ve garanti altına alınmıştır. Tanrım! Yanılmamıştık! Tüm öğrendiklerimiz gerçekti, yolumuz şurada kiraz ağaçlarından yağan çiçekler kadar gerçek ve elle tutulurdu. Bu yolu büyük riskler alarak ve fedakârlıklar yaparak katettik. Her düzlemde kaos içindeki bir dünyada bunları savunup insanlara iletmek için parçalandık. Tüm o karmaşanın içinden sağ salim çıkarak sonunda buraya ulaştık. İşte hepsi gerçekti. Her şey başlamıştı ve şimdi ve burada yaşanıyordu. 

Yorgun bir tebessümle, "bak gördün mü işte kavuştuk" der gibi başı hafif yana eğik beni izliyordu. Son adımlarda kendimi tutmadım ve atılıp bir kolumu kolunun altından, bir kolumu boğazının yanından atarak ona çapraz bir şekilde sarıldım. Kafamı boynunun sağ yanına gömdüm. Teninden ve saçlarının arasından var gücümle nefesimi çektim. Her çekişimde sanki ruhu içime karışıyordu ve tüm damarlarımda Surina'm gidip geliyordu. Ah benim canımmm, canım Surina'm. Aylardır her dakika düşlerini kurduğum ve bundan sonra 100'lerce yıl maceradan maceraya atılacağımız, insanlığa birlikte hizmet edeceğimiz canım Surina'm artık kollarımın arasındaydı. Bedenimi biraz ayırıp yüzüne baktım sonra. Kelimeler kifayetsizdi. En azından şimdilik, konuşmak öylesine boş ve anlamsız ya da vakit kaybıydı. İkimizin arasında gidip gelen şey sesin, dokunuşun, renklerin ve kokuların çok çok üzerinde, boyutlararası ve çok katmanlı bir iletişimdi. Sanki yuvaya dönmüştüm. Sanki öldüm ve mutlak huzur ve özgürlüğe kavuştum. Öylesine tamamlanmış hissediyordum. 

ruh ikizleri surina ve luminia yeni dünyadaki kulübelerine gidiyorŞaşkın gibi O'nun için kopardığım çiçekler hala elimdeydi. Ellerimi çözdüm ve O'na tekrar baktım. İkimizin de yanakları ıslanmıştı. İşaret parmağımı dudaklarımın önüne getirip ona "sus" işareti yaptım. Çiçeklerini verdim. Yay gibi içe kıvrık saçları boynunun yanına dokunuyordu yine. Bir tutamını kulağının arkasına atıp çiçeklerin içinden beyaz bir papatyayı oraya iliştirdim. Sonra elini tuttum ve kulübemize doğru hayatımın en heyecanlı yolculuğu başlamıştı bile. Acaba Surina 'm kulübemizi beğenecek miydi?


Devam edecek...
  
 

Bölüm I için tıkla

İblisi arkalarına alarak elde ettikleri kısacık ömürlerindeki geçici güçleri gözlerini kör etmişti ve silinmiş tarihteki kayıtlar da dahil bugüne kadar görülmemiş, destansı yok oluşları için biz Türkleri karşılarına almışlardı. Andolsun ki bunu daha önce defalarca yaptık. Emrolunduğu üzere yine ve zevkle tekrar yapacağız !

 

Göktürk Bayrağı
Nam-ı diğer Kurt Başlı Mavi Sancak
Bu topraklara her kim ki bir art niyet, fesat, komplo ya da hile için girsin; sürünmeden Anadolu'dan çıkışları yoktur ve canlarını sağ kurtarmak için yalvarırlar. Ama nafile! Onları kim koruyacak? Yüce Yaradan bile bu iblis soyu kurum ve kimseleri adalet, barış ve huzurun temsilcisi Türk Ulusunun sadık kullarına emanet etmiştir. Peki bu zalim kurum ve devletler geçmişi ve namı savaşmak, devlet kurmak olan bir millete hazırlar mı?


O kullar ki yaşayıp gördüklerinden gözleri ve dişleri kanlanmış; sadece zamanlarını ve işareti beklemektedirler. Siz onları saf sanırsınız ama onlar yalnızca sabırlıdırlar. Elbet bu sabrın altında da nice sebepler ve üstün bir akıl vardır.

Türkler en başından beri dünyada olan ilk ve tek türdür ve savaş aslında Türkler ile insanımsılar arasında cereyan ediyor. Savaşın yalnızca çok küçük bir kısmı görebildiğimiz fiziksel dünyamızda.

Ve işin aslı, SAVAŞ ZATEN KAZANILDI !

DOĞRU YERLERE BAKIN, DİKKATLİ BAKIN, İZLEYİN ve GÖRÜN ! 

 

  • 30 Nisan 2025 çarşamba günü ABD'nin terlikli çoban dediği Husiler bile ABD yüzer kalesi SÜPER TEKNOLOJİK Harry Truman uçak gemisinin savunma sistemini delmiş ve sebep olduğu kaçış manevrasından dolayı 60 MİLYON DOLARLIK bir F18 uçağının denize düşmesine ─ya da vurulmasına─ sebep olmuş. Bu çok rezil bir skandal. 😁 Ve bunlar daha Türklerle savaşmadılar. Yani işin özü bunları gözümüzde çok büyütmüşüz?!



  • ELLERİ KOLLARI AYAKLARI DİLLERİ DOLANACAK. BU ZALİMLER HENÜZ HİÇ GERÇEK BİR SAVAŞ YAPMADILAR. KULLANAMADIKLARI TEKNOLOJİLERİNİN GÜÇ SARHOŞLUĞUNDA VE ÇOK ZAYIFLAR. HEP MAZLUMLARLA OYNAŞTILAR. PATLAMIŞ MISIRLARINIZI HAZIRLAYIN HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK!

  • Bir yandan da İsrail alev alev yanıyor. İsrail, hem de bağımsızlık gününde tarihinin en büyük yangınını yaşıyor. Gazze'ye yardım gemilerini batıran İsrail şimdi uluslararası yardım çağrısı gönderiyor. Yüce Yaradan'ın takdiri !

Daha fazla insan ölmesin diye...

antalya diplomasi forumu

Antalya'nın dünyaca ünlü turizm merkezi Belek, geçen günlerde birçok ülkeden üst düzey bürokratı ağırladı. Binlerce siyaset adamı içki ve kahvelerini yudumlayarak lüks uçak ve helikopterlerine bindiler ve Antalya Belek'e geldiler. Savaş artık dursun diye konuşmak üzere, ısıtmalı deri koltuklu zırhlı arabalarına binerek binlerce polisin görevlendirildiği karayolu ile otel ve kongre merkezlerine transfer edildiler. 

Artık daha fazla insan savaşta ölmesin diye...
Orta seviye ziyaretçiler yerleştikleri birinci sınıf otellerin onlarca metrelik ışıl ışıl açık büfeleri önünde yemeklerini seçip aldılar ve üst seviye ziyaretçiler ise seksi hanımefendilerin servis yaptığı özel yemek odalarına alınıp ağzına çeşitli şeyler tıkıştırılarak acaip şekillere sokulmuş pişmiş hayvanlardan muazzam sunumlarla karşılandılar. 

Neyse ki sonunda sıra, artık daha fazla insan ölmesin ve bu savaş dursun diye yapılacak olan toplantılara gelmişti...

Zeminleri birinci sınıf mermer kaplı fuayelerde üzerleri onlarca çeşit ikramlıklarla donatılmış bistro masaların etrafı katılımcılarca çoktan sarılmıştı. Bir ilçenin enerji ihtiyacını karşılayacak kadar enerji bu fuaye ve salonları aydınlatıp ısıtmaya uğraşırken Ukrayna'nın nükleer santralinin hayati bir noktasını az önce bir füze ıskalamıştı. Sadece bölge halkı değil, pek çok ülke panik içindeydi.

Daha iki hafta önce, mis gibi kek kokan sıcak yuvasından, güzel karısı ve 2 yaşındaki prensesinden göz yaşlarıyla ayrılan eli kanlı bir Rus askeri, az önce hamile ve masum bir Ukraynalı'yı öldürdüğünün hiç farkında olmayacaktı. O sırada Antalya Belek'te bilmem kaçıncı tur görüşmeler bitmişti ve dinlemek ya da konuşmaktan yorulan bürokratların bir kısmı VIP masaj odalarına, bir kısmı da sevgilileriyle odalarına çekildiler ve önceden ısınmış yataklarına girdiler... Tam da bu sırada, Ukrayna'nın sıradan bir metro istasyonunda tek kişilik çadırlarında kalan Kateryna, üç gündür korkudan kekelemeye başlamış kızı Marta'nın üstünü örtüyordu. Sıcaklık yerin altında bile -5 dereceydi.

Belki yarın ateşkese varılırdı...

Artık savaşta daha fazla insan ölmesin diye devam eden toplantılar bugün dördüncü günündeydi. Oda kapısı çalındı... Ve adını bilmediğim bir bakanın sabah kahvaltısı yatağına geldi. Öyle ya, VIP bir şahsiyet ve kimbilir hangi büyük ülkenin devlet adamıydı. Pastırmalı yumurtasını ve Türkiye'nin en pahalı balını yerken "şu konfor ve saygınlık da ne güzel nimet ama" diye böbürlenerek içinden geçirdi. O sırada Kateryna, dün akşamdan pet bardağında arttırdığı çorbaya azıcık sıcak su bulup karıştırmıştı ve Marta'yı yediriyordu. Bakan duştan çıkmış, parfümünü sıkıp kravatını bağlamıştı ve B3 kongre salonuna doğru yola koyulmuştu.

Her şey bir an önce savaş dursun diye...

 

Emre Güney
14 Mart 2022




Vicdandan daha büyük insaniyet ve adalet sağlayıcı bir mekanizma daha yoktur. Yeri geldiğinde aynı vicdan zalimlerin de en ızdıraplı sınavı olacak! Dünya cennetti, insan cehennemi getirdi!


Evet, yanlış duymadınız...

Son 2 yılımız Corona virüs ve varyantları ile, testler ve aşılarla gündemi meşgul etti malum... Kaldı ki daha bunu atlatmadan, ağzından asla hayırlı bir şey çıkmamış Fill Hates Amca'mız insanlığı daha ciddi şekilde tehdit edecek yeni salgınlar ve virüslere karşı uyarıyor...



Ben lafı uzatmadan, gripler, ağrılar ve yaralar gibi basit ve orta seviye virüslerle/hastalıklarla mücadeleye ilişkin bir takım yenilikçi yöntemler sunacağım. Bu gibi anlayışlar, kavrayışlar materyalistik insanlarda işe yaramaz. Bunu anlatmak için enerji ve zamanınızı harcamayın. Bu metodlar, bizim aslında uzay zamansız, eterik, çok boyutlu varlıklar olduğumuzu anlamış olanlar içindir.

Hazır mısın?

Genelde ilk işaret gece boğazındaki kuruma, kaşıntı ya da batmaları farketmenle olur. Ağrı, kesik ya da yaralanmalarla mücadelede de anlatacağım aynı yöntemler geçerlidir. Ben hep grip tehditlerinde kullandığım için gribal bulaşıcı hastalıklardan tarif edeceğim...

Boğazınızda bir şeyler olduğunu farkediyorsunuz...

  1. Fiziksel önlemlerle başlayın. Dişleriniz sağlamsa, ağzınızda yara, dişlerinizde açık çürük vs yoksa bir miktar elma sirkesi içerek ve gargara yaparak boğazınızda çoğalmaya başlayan organizmaları azaltıp mideye süpürmüş olursunuz. Gribal hastalıklar mide yoluyla ilerleyemez. Mideye indirerek onları en güçlü kaleye, mide asidine gönderirsiniz.
  2. En eğlenceli kısma geldik. En güçlü imajinasyon gücünüze ihtiyaç var. Söyleyeceklerimi ne kadar güçlü, parlak, canlı, tutarlı ve kararlı görselleyebilir ve sürekliliğini sağlarsanız yöntem o kadar başarı sağlar. Aynı zamanda kendi sanatsal yaratıcılığınızı katmalı ve ona kendinizden özgün bir şeyler vermelisiniz. Artık bir ölümlü ve aciz bir beden gibi değil, çok boyutlu, uzayın ve zamanın ötesinde ışık varlıklar olarak çalışıyoruz.
  3. Boğazınızı (ya da sizin senaryoda sorun neredeyse orayı) bir enerji ızgarası ile kafes içine alıyorsunuz. Dilerseniz metalik, saydam ya da opak, ya da yarı saydam bir balon, zar içine de alabilirsiniz. Orayı dilediğiniz şekilde işaretliyor ve sarıyoruz, vücudun diğer yerlerinden yalıtıyoruz.
  4. Şu bilinçle ya da buna benzer bir zihniyetle virüsü, mikrobu, ya da sorunu karşılıyoruz:
    "Hoşgeldin. Benim vücudumdasın. Senin farkındayım. Orada olduğunu ve ne yapmakta olduğunu görüyorum. Sana kızgın değilim ama burada kalmana izin verilmeyecek."
  5. Tüm dikkatinizi oraya toplayın. Her şeyi gören göz gibi onun tepesine çökün. Ama bu dikkatte ASLA endişe, korku, nefret olmamalı. Kesinlikle bunu istemiyoruz. Sadece onun farkında olun ve izleyin. Aciz bir beden değilsiniz. İnsan bedenindeki ölümsüz, çok boyutlu bir varlıksınız. Patron sizsiniz ve varoluş sizin emrinizdedir. 
  6. Sardığınız sorunlu bölge etrafında çeşitli eksenlerde döndürdüğünüz halkalardan, hayal edebileceğiniz en beyaz, en parlak, beyaz ışığın sorunlu bölgeye püskürüp orayı yıkadığını, arındırdığını, mikrobu etkisiz hale getirdiğini canlandırın. Bunu çeşitli uzaklıklardan, mümkün olan en yüksek detay ile ve çok yakınlarından, çeşitli hızlarda en iyi şekilde canlandırın. Zihninizdeki, kendi 3 boyutlu animasyon yeteneğinizi geliştirip en iyi şekilde kullanın. Başardıkça, detaylandıkça ve renklendikçe ne kadar eğlenceli olduğunu göreceksiniz. Örneğin, birkaç hulahop çemberinin sorunlu bölge etrafında serbestçe döndüğünü hayal edin. Bir çember sağdan sola dönerken bir diğer yukardan aşağı, bir diğeri diagonal dönebilir ve hatta birisi de masanın üzerinde dönme hareketini yitiren bozuk paranın hareketi gibi spiral bir hareket ekseni izleyebilir. Tüm bu çemberler olaylı bölgeye bakan yüzeylerinden, yani merkezlerine doğru mikron inceliğinde bir yırtık boyunca göz kamaştırıcı bir ışık püskürtüyor.
  7. Akabinde yarattığımız ilk koza ile onu önce bedenin diğer bölgelerinden yalıtmıştık ve yeni etkilerin girişine kapıyı kapatmıştık. Aynı anda birkaç katmanlı bu canlandırmayı değiştirin. Dikkatinizi bir izole edici küreye/enerjetik ızgaraya ya da kozaya, bir de ışık püskürten halkalara verin. Küreye çarpanlar geri dönüyor, küreden çıkmaya çalışanlar kaçamıyor. Ancak ışıkla yıkanıp nötralize olmaya ya da zararsız olarak dönüşmeye mecburlar. Kudretinizi konuşturun. Siz kaynaksınız, ışıksınız. Burası sizin bedeniniz ve siz ne derseniz o olur. Yeni Dünya'nın yeni araçlarını hayranlıkla kullanın.
  8. Üçüncü katman ses! Işıkla taradığımız bölgeye white noise, pink noise, brown noise gibi sesler gönderiyoruz. Bunları müzik ve seslerle uğraşanlar bilir. Bilmeyenler için anlatalım: Bir çağlayanın sesi, yayın gelmeyen televizyonlardan gelen "hıssssss" sesi, deniz dalgalarının hışırtısı gibi bir tiz gürültüyü sorunlu bölgeye, virüslü boğaza imajinasyon olarak veriyoruz. Orada bulunan, bize birazcık geçici huzursuzluktan fazlasını veremeyecek organizmayı her koldan fevkalade rahatsız ve huzursuz ediyoruz. Ses, ışık, telkin. Onunla iletişim kurun. "Burası benim bedenim! Göreceğini gördün, artık gidebilirsin."
  9. Tepesine çökün ve an be an, zerre kadar endişe korku taşımadan onun farkında olun. Ve bu 3-4 katmanlı çalışmayla onu perişan edin.

Bünyeye bağlı olarak bir gribin nezle ya da öksürüğe çevirmesi bile 3-4 gün alabiliyor. Bazen eklem ağrıları ve halsizlikler bu ilk günlere eşlik ediyor ve bir gribin çözülme öncesi en zor zamanları burada geçiyor. Ardından tıkanık bir süreç gelebiliyor. Eğer şanslıysanız ferah bir sinüs, geniş nefes yolları ve yan ürünleri 👃😪 kolay atma becerisine sahipseniz bile toplam süreç 1 hafta ila 10 gün zaman alabiliyor. Eğer altyapısı sağlam, güçlü bir bünyeye sahipseniz bu yöntemler ile gribin vücudu tam olarak etkilemesine fırsat bile vermeden 1 gece ya da 2 gün gibi bir sürede ağrısız, öksürüksüz, halsizlik ve nezlesiz olarak viral bir hastalıktan kurtulabilirsiniz.

Başlangıç için sözlü tarfilerimin yanısıra yukarıdaki animasyonlu görselleri de ilham olarak kullanabilirsiniz. Onları nasıl kullanacağınız sizin yaratıcılığınıza kalmış.
Önleyici tedaviler, bağışıklık sistemini güçlü tutma ve sürekli destek kuvvet için de her gün hatırlayıp canlandıracağınız, tüm bedeninizi çevrenizde dönen bir yıldız tetrahedron içerisinde hayal etmeyi adet haline getirebilirsiniz. 

 



Öncelikle anlamalı ve öyle de hissetmelisiniz. Bilmelisiniz. Etten, aciz birer beden değiliz. Bizler "ışık bedeniz!"


Virüslerle ilişkileriniz şimdi nasıl? Tecrübelerinizi yazarsanız sevinirim.


Sağlık ve neşe dolu günler!

Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ


Görsel: Franz Bachinger
 
Karanlık, havası nemli, yeri ve duvarları soğuk ve ıslak, çıkışı ve ucundaki ışığı toplu iğne başı kadar uzakta görünen bir tünelden geçiyoruz. Duvarlarındaki bozuk taşları arasından çamurlu kara eller kıvranarak uzanıyor...


"Gitme, burada kal, beni de götür" diye sana değmeye, seni tutmaya çalışan, ikna edici sözler fısıldayarak beynini uyuşturan binlerce soğuk el... Yanında arkadaş, rehber yok, teselli ve nasihat yok. Çıkana kadar iletişim yok, ışık yok, alet yok, araç yok. Ve bu yol tek başına yürünecek.

Bugüne kadar maneviyat namına ne yaptınsa yanına kâr, ateşine har, o kaldı. Tek yoldaşın, tek rehberin, içindeki o ateş, çekirdeğindeki o ışık. Güvenebileceğin ya da sığınabileceğin özünden başka hiçbir şey yok.

Eller tünelde bırakılacak. Yürünecek bu yol; yürünecek son yol...

 

Emre Güney
02.12.2021

Ölüm Oyunu 💀 +18

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 9 

 




Bilincin ötesinde (mutlak) sindirme sindirememe meselesi yok, ama öyle bir geceyi (Muhammed Bilinci) yaşamak hiçbir sözün tarifleyemeyeceği ölçülerde zihni-bedeni sarsıyor, parçalıyor !!! Ama ben (mutlak) zihin-beden değilim; sarsılmam, parçalanmam... Zihni'min tamamen farkındayım, sarsıntının, parçalanmanın, sindirme çabasının..

Sonsuz Cesaretim, korkusuzluğum, kim olduğumdandır. Mutlak olan benim, her ne oluyorsa bilinç içeriğinde oluyor; ben ise onun ötesiyim.

Devam...

2 gün vücudumu dinlendirdim, meali; yattım, istesemde kalkamıyordum, kendi seçimimle dinlenme olayı yok tabii ki 😁 3. Gün 12 Temmuz'da Ayahuasca'yı içmeye hazırım. Haydi bakalım, ötesinde ne var, görelim kızım, haydi 🤓

Bu iç görülerden sonra insanların normal dediği yaşamı yaşayabilir miyim? Hahahahah, elbette mümkün değil, devam kızım, devam... Ok yaydan çoktandır çıkmış, arkama bile bakmam, yürüüü. 😊 Başımdan inenin ve vücuduma olanın ne olduğunu da henüz bilmiyorum. Öğreneceğim öyle ya da böyle, yürü...

8:30 gibi içtim Ayahuasca Anayı. Zihnimde tonlarca soru var, elbette ilk saat hepsini alabora ediyor, tüm vücudumla birlikte. Fiziksel yaşattığının tarifi söz konusu bile değil, nevrimi döndürdü, içimi boşalttı, per perişan etti yine. 😁 Gülücüğe aldanmayın, o esnada kesinlikle gülmüyorum.

Görüşler açılıyor!!!

Derin suda yüzdüğümü görüyorum, hayırrr!!! O esnada aynen hem suyun içinde yüzen, hem izleyen, hem de her şeyin farkında olanım. O derinlikte kendime seslendim; seni işittim, seni duydum ve kendime söz veriyorum, seni çıkaracağım ordan diye, seni çıkaracağım.

Saçma sapan binlerce suçluluk düşüncesi yağmur gibi iniyorrr ve bu palavralara kanmam diye kesin ve güçlü şekilde meydan okuyorum, masumiyetimi ilan ediyorum. EGO'nun düşünce sistemini yemem daha, geç bunları, geeçç !!! Tüm geçmişi söküp atıyorum. Gelme bana bunlarla, gelme, yemezler !!!

İsa'ya seslendiğimi fark ediyorum ve neden İsa'ya kendimi yakın hissettiğimi sorguluyorum, neden İsa, neden İsa diye.

Üst karnımdan yukarı çekiliyorum dehşet hızla, çıkıyorum, çıkıyorum, çıkıyorummm; başka bir gezegendeyim, etrafımda varlıklar var, Ayahuasca'ya oyalama beni bunlarla diye sert şekilde fırça atıyorum. Aşağı indiriyor aynı hızla beni!!! Çok kızıyor söylenerek sigara yakıyorum. Beni saçma sapan şeylerle oyalıyorsun, ne yapacağım bunları, ne işime yarayacak diye kızıyorum, kızıyorum... Böylece Ayahuasca da Çiğdem'den nasibini alıyor mu? Tabi ki 😁

Oyalama beni he, görürsün sen! ...ve Ölüm Oyunu !!!

Başka birine, "Ardımdan gel" dedi. O da, "Bana izin ver, önce gidip babamı göme­yim" diye karşılık verdi. İsa, "Bı­rak ölüleri, kendi ölülerini gömsün­ler" dedi, "Sana gelince, git, Tanrı'nın Hükümranlığı'nı insanlara duyur." (İncil Luka 9:59-60)

Yaşam sandığımız Dünya hayatının ölümün ta kendisi olduğunun net, kesin görüşü. 😫
Allahhh kahretsin! 😫 Açıkça görüyorum, tüm ölüm kapanı önümde açılı, dehşet ötesi sarsıcı, şokun şokunun şokunu yaşıyorum. Herkes ölümden korkuyor ama zaten ölümün içindeler, zaten ölüler. 😫
Ayahuasca Ana durmuyor. 😫

Hem açıkça her şeyi görüyorum hem de yağmur gibi bilişler bilincime iniyor!!! Ölüm kendisi ile besleniyor. 😱 Sahte güvenlik zımbırtıları ölümün içinde tutuyor. 😱 Korkuyla bağlıyor kendine.

Tüm savunmalar, çabalar ölüm için!!! Ölüm, ölümle tehdit ediyor. 😫 Ölümün ihtiyaçları sonsuzzz, alıyor, alıyor doymuyor. 😫 Tüm hastalıklar, beden koruma şekilleri ölümün ölümle tehdit ve savunmaları... ve netice yine kendisi. 😫 Yaşadığını sanan insanlar makyaj yapıyor çürüyen bedenlerine, ölümü gizlemek için, elbette ölümün makyaja ihtiyacı var, elbette var!!!

Bencillik, aç gözlülük, korku, ayrılık, nefret ölümün savunmaları. 😫 İnsanlar yaşadığını sanan zombi gibi, dehşettt 😫

Zaten ölü olan daha kaç gez ölecek? İnsanlık kabirde, kabir hayatı yaşıyor. 😱 Allah kahretsin. 😫Yaşam sandıkları gerçekte kabir hayatı. Bilmiyorlar... Ölü olduklarını bilmiyorlar. 😫 Ölü insanlar yaşadıklarını sanıyor, üstüne ölmekten korkuyorlar. 😱 Zaten ölüyüz be, zaten ölüyüz. 😱 Bir parça güvenlik satın almak için ölüme hizmetkâr olmuşuz. 😱 Ölümde güvenlik mümkün değil, asla değil ! Mümkün değil ! Algıladığımız bu dünyada güvenlik mümküünnn değil!!!

Ahhh isa, ahhh, doğru söylüyormuşsun, ahhh. 😫

Dünyada tutunulan her şey ölüme bağlanan ağır zincirdir. 😱 
(Dünyada neye tutunduğunuza bakın; onlar sizin ölüm zincirleriniz!!!)

Tüm kalbinle dünyada her şeyini kaybet diye haykırıyorum, haykırıyorum kaybet diyeeee, çünkü gerçekte tek kayıp ölümün ta kendisi!!! Zaten ölü olan doğum, ölüm oyunu ile varlığını sürdürüyor 😱

Ölümün tüm karanlığı, tüm sahteliği açıkça görülmüştür!!! Ölüme verdiğim tüm güç kesilmiştir!!! Yaşamın pazarlığı, talepleri olmaz!! Ben TEHDİT edilemem!!! Yaşam Benim, tehdit edilemem!!! Elbette devasal güç ve heybetle çıkıyor bu sözler !!!

Tüm çaba ve mücadeleler ölüm için. Yaşamın çabası mücadelesi olmaz. Ölüm korunmaya ihtiyaç duyuyor. Yaşamın korunma ihtiyacı yoktur. Benim korunma ihtiyacım yok diye kesin ve güçle bildiriyorum!!!

Ölümün sonsuz açlığını tüm vücudumla yaşıyorum. 😫 Sonsuz hiç doymayan açlık. 😫 Ölümü ve ona ait her şeyi tüm varlığımdan söküp atıyorum ve tamamen insanlıktan attığımın da bilincindeyim.

Dehşet düzeyde esniyorum, esneyerek vücudumdan bir şeyler çıkıyor. 😱 Vücudum sarsılıyor, kıvranıyor, şoklardayım, vücudum öyle sarsılıyor kiii... 😱 Belimden sertçe yay gibi geriye çekilip bırakılıyorum. Alt çakralarım kafayı sıyırmış düzeyde çalışıyor. 😫 Hayretler içerisindeyim. 😱

Vücudum inanılmaz düzeyde titriyor, dehşetten şok geçiriyorum.😱 İçinden geçtiğim durumun devasallığının tamamen idrakındayım. Gözlerimden yaşlar akıyor!!! Lakin hissetmediğim tek şey korku! Korku hiç yok!

Ben tehdit edilemem diye onaylıyorum tekrar!!! Sahteliğin tarafımca görüldü, bitti artık! Belim tekrar sertçe yay gibi çekilip bırakılıyor ve bu dakikalarca sürüyorrrr. 😫 Bedenim kukla gibi. 😱

Yüzleştiğim ölüm oyunu için asla ağzımı açıp konuşamayacağımı dibime kadar hissediyor, konuşamam, konuşamam diye söyleniyorum dakikalarca!!! Vücudum şiddetli şekilde sarsılmaya devam ediyor, devasal düzeyde esniyorum. Yüzüm göz yaşlarımla ıslanıyor. Ağlamıyorum ama gözlerimden sel gibi yaşlar akıyor.

Saf farkındalık olduğumun tamamen farkındayım. Sabaha karşı ellerim tir tir titreyerek sigara yakıyorum, Zihni'm yaşadığının büyüklüğünü nasıl sindireceğini düşünüyor, vücudum esniyor, esniyor, esniyor ve sızıyor...

Çiğdem Gürler
Aralık 2019


İnsanlığın masumiyeti içimde tanınmıştır !

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 5


bebek insanlık
Editörün zihninden masumiyet ve saflık 💖

 

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 4
Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 3 
Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 2
Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 1
Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Giriş
Tanıtım Yazısı







Gezi Parkı'nın ayyaş çapulcularından biri de benim ☺ Zaten Gurdjieff ve Ouspensky öğretisi kitabı Taksim'deki bir sahafta bulmuştu beni. Kitabı okudukça inceden işliyordu içime.

"İnsan makinedir" der, Gurdjieff.

İnsan nasıl makine olur yahu? Öyleymiş! Kendini iyi gözlemleyen herkes bilir bunu. İnsan zavallıca kendini özgür zanneder, ama öyle değildir.  Gelen düşünce ve duygulara göre hareket eder. Duygular da zaten bedenin düşünceye tepkisidir. Peki hangi cehennemden geliyor bu düşünceler? Bunu düşünün...

Kafamıza gelen düşüncelere göre hareket ediyorsak, özgür iradeden bahsedemeyiz. Ve o düşünceleri de biz düşündük zannederiz. Bu derin mevzuya girmeyeceğim. Ayrı bir bölümde yazarım bunu. 


çiğdem'in dmt yazı dizisi
Gurdjieff
Geziden eve dönerken bir anda Gurdjieff'in sözünü tüm ruhumla idrak ettim. Ve o idrakle tüm insanlığın dehşet acısını tam o an yaşadım! Ağlıyorum! Yolda, eve yürürken ağlıyorum! Çelik gibi karakter olan Çiğdem için bu olağanüstü bir durum. Tüm insanlığın acısını biliyor, anlıyor, yaşıyor  ve ağlıyorum. 

Hem ağlıyor hem de hiç kimsenin asla suçlu olamayacağını kavrıyorum. Çünkü hiçbir şey bu haldeki insanın elinde değil, anlıyorum. Ağlamayı bastırmaya, durdurmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Ağlıyorum ve tüm insanlığa  inanılmaz şefkat-merhamet hissediyorum. Ve dehşete düşüyorum, kalbimdeki şefkatin büyüklüğünden. Bu şefkat-merhamet beni öldürür, bu büyüklüğü nasıl taşırım, nasıl yaşarım böyle diye ağlıyorum. Ağlayarak eve döndüm, evde ağladım, ağladım, sadece ağladım...

Vicdan, hep birlikte hissetmektir. Sahte vicdan kişilere ve inançlara göre değişir. Gerçek vicdan tüm insanlıkta aynıdır. İnsanlıkta yazık ki hakiki vicdan uykudadır. Bende hep uyanıktı. Şuur da hep birlikte düşünmektir. Artık şuurun da ışığı içeri girdi. O gün çok derinden biliyordum, artık eskisi gibi yaşayamayacağımı.

Tüm insanlığın uyanışı için önce ben uyanmak zorundayım. Kesilen ahkamların bir boka yaramadığını birinci elden biliyorum. Hepimiz için tamamen uyanmak zorundayım. Benim uyanışım tüm insanlığı yükseltecek tek olgu biliyorum. Kişisel kurtuluş istemiyorum, tüm insanlığın kurtuluşunu sevgiye yükselişini istiyorum.

Kalbimdeki şefkat o kadar büyük ki 1000 dünyaya yeter. Ve bunun asla kişisel olamayacağını da biliyorum. Çiğdem'i sonsuz kere aşan şefkat ve merhametin büyüklüğü artık sıradan, uyduruk, aptal hayatı yaşamama izin vermez, biliyorum. Toplumun normal dediği yaşamın artık benim için bittiğini biliyorum.

Bu süreçte bir sürü teklif aldım. Danışmanlık yapmam, kitap yazmam, seminerler vermem için. Hepsini reddettim. Yüzümü güneşe dönmüşüm, ne işim olur soytarılıklarla. Evet bunlar soytarılık, çünkü tamamı kişisel menfaate dayalı. Benim tam olarak reddettiğim zaten kişisel menfaat.  Gerekirse öleceğim, ama soytarılık yapmayacağım.

Hepimiz için idrak edeceğim, uyanacağım, yükseleceğim... Kalbime mühürlenen arzu budur... Hepimiz için geçeceğim kendimden, tek bir insanın bile geride kalmasını kesinlikle ve asla kabul etmeyeceğim. Tek bir insanın gözünün yaşlı kalmasına razı olmayacağım. Ve duamı tüm ruhumla, kalbimle edip; yürüyorum, hepimiz için...

Duam; tüm dünyayı sevginin kuşatması, gerçeğin hükümdarlığının gelmesidir, hepimiz için... Tüm yaşamım buna adanmıştır. Ölümden geçmişim, yanmışım, bedenim atom bombası gibi olmuş, ne yazar. Altına (hakikate) gözümü dikmişim, pehhh, gerisi tırı vırı, yürü...

Sonuna kadar gideceğim, her şeyi yakmışım zaten; sikerler, zaten geri dönemem yürü... 😊

Böylece 8. kez Ayahuasca Anayı içmeye hazırım. Hazırladım çayımı, vakit geldiğinde Ayahuasca Anayı kalbime koydum, sessiz kaldım sadece. Kalp atışlarım dehşet hızlanmaya başladı. Daha içmedim, sadece göğüs bölgemde tutuyorum. Şok oldum, çünkü içmeden vücudumla iletişime geçiyor 😱

O şokla içtim, sigaramı yaktım, muhtemel yanış için bekliyorum.

Yarım saat falan geçmeden vücudumda mevcudiyetini yaşamaya başladım. Vücudum uzayda yüzüyor, vücudumun içi dalgalanıyor, çok acayip fiziksel deneyim yaşıyorum. Tarifi mümkün değil!!! Ve bunu yaşarken "ulan diyorum, bunun için bile değdi be, çok acayip, çok hoş". Ve kesinlikle yanma yok artık...

Vaoovvv, muhteşem görüntüler geliyor, muhteşem!!! Görüntüleri de hem izliyor hem içinde deneyimliyorum. Kesinlikle tarifi mümkün olmayan görsel şov yaşıyorum. İzlemiyor, yaşıyorum !!! Mükemmel, mükemmel diye mırıldanıyorum. Çok güzel, mükemmel... Bilincimin derinliklerine iniyorum, ah mükemmel!



Ve o derinlikte söylediğim sözleri ve yakarışları hayretle dinliyorum: Yahu diyorum; "çok güzel, mükemmel, ama lütfen beni bunlarla oyalama. Benim oyalanma lüksüm yok! Evet bunlar muhteşem ve bunun için de teşekkür ederim, ama bunlar işime yaramaz. Ben hepimiz için bilmeye geldim, bunlarla oyalanamam! Ben her şeyi yaktım geldim, bilmek zorundayım, başka çarem yok. Tam şu an ölüme hazırım, öldür ama bilmeden gönderme, geldiğim gibi gönderme beni 😫 Beni boş gönderme! Bunlar mükemmel ama kimseyle paylaşamam, ben herkesle paylaşacağımı istiyorum, beni oyalama!!!

Mükemmel oluşları yaşamaya devam ediyorum. Renkler mükemmel, akış mükemmel, her şey mükemmel!!!

Kalkıyor ve sigara yakıyorum, söyleniyorum, bunlarla oyalanıyorsun seni aptal, evet muhteşem ama sabaha hiçbiri olmayacak ki! Ne işime yarayacak bunlar? Hiç... aptal !

Herhangi biri için muhteşem deneyim, ama benim için oyalanma, çünkü hedefe fena kilitliyim. Söylene söylene uzandım tekrar. Ve yine, tabi ki erken hüküm verdiğimi fena gözüme sokmaya başlıyor Ayahuasca Ana.

Tam 3 yaşımdaki bilincimi yaşıyorum 😱 Muazzam bir terkedilme hissi 😱 Annem o yaşta 1 yıl kadar babaannemle bırakmış beni. Ve o anki hislerimi aynen yaşıyorum, aynen!!! Kendi 3 yaşımdaki bilincim ve o anki bilincimle aynı anda mevcudum. 3 yaşındaki beni sevgiyle şefkatle sarıyorum. Ben burdayım, merak etme diye!!!

Annemin mevcudiyetini hissediyorum ve ağlamamaya başlıyorum, üzülme ben seni anlıyorum, sen gücün dahilinde her şeyi yaptın biliyorum. Üzülme ben seni çoktan bağışladım, üzülme ben seni çok iyi anlıyorum diye. Ağlıyorum, annemi teselli ediyorum, ağlıyorum. Kalbimden şefkat taşıyor annemi şefkatimle sarıp sarmalıyorum.

Ve bilişler yağmaya başlıyor!

Arkadaşım demişti ki; yanına 1 paket mendil al. 7. seramonide ihtiyacım olmadığı için yırttım sanmıştım, yırtamamışım. Eyvah, bu gece fena sulu geçecek!

3 yaşında yaşadığım o terkedilme hissi, tamamen tanrısallığımdan ayrılmamın temsîli. Tanrı'nın beni terk etti yanılsamasının sembolü. Kesin biliş... Derin derin nefesler alıyor, ağlıyorum. Kendimi bağışladığımı, şefkatle sarmalıdığımı kesin ve net anlıyor, yaşıyorum. Çünkü annem dediğim insan benim!!! Ahhh, o benim!! Ağlıyorum, ağlıyorum... O da benim... Derinden kendimi bağışlıyorum, herkesi bağışlıyorum, herkes benim! Aynı anda tüm bilinç seviyelerimi yaşıyorum! Her katmanı aynı anda yaşıyorum... Tüm insanlığı yaşıyorum, ağlıyorum!!!

çiğdem'in dmt yazı dizisi
Sri Nisargadatta Maharaj
Her insan benim bilincim, ağlıyorum! Her insan benim, ağlıyorum! Sonsuz şefkati yaşıyor, ağlıyorum... Maharaj, ah Maharaj O'nun şefkatini biliyorum, anlıyorum, yaşıyorum... O, her insanın kendi olduğunu biliyor, kendine şefkat, hoşgörü, anlayış gösteriyordu... Artık bizzat biliyorum. Ahhh Maharaj diye ağlıyorum, ağlıyorum.

Ayahuasca Ana tüm hızıyla devam ediyor...

Ahhh, Muhammed, Maharaj, İsâ;
Hepsi benden bana geldi, ah ben kendimden kendime vermeye geldim... Ahhh ağlıyorum...

Ah Maharaj diye ağlamaya devam ediyorum. Kalkıyorum, odamda Maharaj'ın asılı fotoğrafının önünde diz çöküp ağlıyorum. O'nun da ben olduğunun kesin bilişi ile ağlıyorum. Ahhh Maharaj diye hıçkıra hıçkıra dakikalarca ağladım. Kalktım sigara yaktım, derin derin nefesler çekiyor ve yine ağlıyorum...

Tekrar uzandım, Işık'tan görüntüler gelmeye, yaşamaya başladım. Saf ışık!!!
Ağlıyorum, kibirden çok korkuyorum diye, çok korkuyorum.

Çok önemli bir yüzleşmenin ayak seslerini hissediyorum. Kaytarmaya çalışıyorum, ama nafile, kaytaramıyorum. Neredeyse 2 saat direndim yüzleşmemek için, 2 saat. Kibirden korkuyorum diye direniyorum... Ama Ayahuasca Ana bırakmıyor, inatla beni yüzleştirmeye zorluyor.

Işığı görüyor yaşıyor ve hissettiğim saflık ve masumiyetten hıçkırarak ağlıyorum!!! Ah çok masum, ah mükemmel, ah çokkk güzelim 😱 Bu Ben'im 😱 Tekrar ağlamaya başlıyorum; ben kendimi reddetmişim meğer, ah kendimi reddetmişim, ben çok güzelim ve ağlıyorum. Ah çok saf diye ağlıyorum. Hem ağlıyor hem de kalkıyorum, banyodan tuvalet kağıdı almak için, çünkü mendilim bitti.

Cennetin Krallığı içinizdedir. ─ İsa.


Cennetin krallığındayım!

İsa'nın mesih Tanrı Oğlu dediği ben'im, ağlıyorum... Ah çok güzelim, çok saf öyle saf ki, hiçbir şey bana dokunamaz, bu mümkün değil!!! İşte bu Benim, direndiğim gerçekliğim, Tanrı olan gerçek ben... 😱 Ve ışık olan benden bir söz işitiyorum; "ben vermeye geldim, benim hiçbir şeye ihtiyacım yok!"

Ağlıyorum, ağlıyorum, hıçkırarak ağlıyorum. Ve biliyorum, bu tanımanın o an her zihne gittiğini!!! Çünkü benim içimdeki ışıkla herkesin içindeki aynı... Tüm insanlığın masumiyeti içimde tanınmıştır... Dünyanın kurtulduğunu tam o an biliyorum... Çünkü Mesih - Rab, ya da ne diye adlandırılıyorsa işte artık içimde olduğunu, Ben olduğunu ve bu bilişin tüm insanlıkla paylaşıldığını biliyorum. Sadece biliyorum...


İsimsiz, şekilsiz saf ışık benim !

Hiçbir şeye ihtiyacım yok !

Çok derin huzurdayım !

Söylenecek söz yok artık...


Çiğdem Gürler
Temmuz 2019

MÜJDELER OLSUN!

Yeni Dünya için İpuçları 10 yıllık yayın hayatında ilk defa bünyesine ikinci bir yazar katıyor. 5 yıllık yoldaşlığın sonunda tecrübelerine çok güvendiğim dostum Çiğdem Gürler de sitemde yazacak ve bize çoğu kişi gibi kitaplardan okuyup öğrendiklerini değil bizzat yaşayıp, iliklerine kadar hissettiği tecrübeleri aktarıyor olacak. Çiğdem'i ve sitemde neler yazacağını en iyi nasıl ifade ederim diye çok düşündüm. Ağırlıkla benlik bilinci, sahte benlik ve öz, varoluş, fantazilere alet olmamış katıksız hakikat ile ilgili yazılar yazacak.

Çiğdem'in sivri dilli sert bir üslubu var. Janjanlı cennet tasvirlerine, fantastik kurtuluş projelerine bel bağlamış arkadaşlar Çiğdem'i sevmeyecek. Buranın ötesi, kendinin ötesi, benliklerimizin arka tarafı ve katıksız hakikati arayanlar için Çiğdem düzgün bir kaynak. Çiğdem ayrıca varoluşsal sorularına cevap almak için uyguladığı DMT yolculuklarını da bize aktarıyor olacak.

Kendine karşı dürüst müsün? Oyalamaca ve eğlence mi istiyorsun yoksa doyumsuzluklarına, acılarına ve sahteliğe bir son vermek mi? Çiğdem kafanı koparacak!

Çiğdem kendini kendinden kurtarmaya hayatını adamış bir arkadaş. Çünkü tüm sorunlarımızın nedeninin ego yani sahte benliklerimiz, bir diğer bakış açısından zihin/duygu/düşüncelerimiz olduğunu anlatıyor. Hepimizin hayatta kalma bahanesiyle sarıldığımız bağımlılıkları Çiğdem bir bir koparmış ve ben Onu tanıyalı beri de koparmaya devam ediyor.

Aslında Maharaj'ın, Papaji ve Mooji'nin, Buddha'nın, Mevlana Celaleddin'in ve bu gibi ruhsal önderlerin bize ettikleri nasihatlerden farklı bir şeyi savunmuyor. Ama biz Onları senelerdir okuyarak ne kadar anladık? Peki ya ne anladık? Ezberden bu yazıları entelektüel olarak paylaşıp hoşlanmaktan bir şey yapmadık. Gerçekten Onları anlamış ve sindirmiş olsak şimdi her şey çok farklı olurdu; bu kesin. Çünkü hala acılar var, duygularımız ve zihinlerimiz ve kimliklerimizin kontrolü altındayız. Çiğdem'in farkı bu üstatların yaşadıkları ve savundukları şeye tanık olmuş olması. 

Çiğdem'e bu teklifi birkaç sene önce de götürdüm ama doğru zaman şimdi gelmiş. O'nun kendi üslubuyla bu öğretileri paylaşmasını istedim ve bu sefer kabul etti. O doğrudan en kısa yolu anlatır. Sizi en sonunda bir seansa davet etmeyecek. Size sertifika vermeye kalkışmayacak. Sizden karmaşık ritüeller uygulamanızı istemeyecek. Size dolambaçlı ve farklı niyetlerin aleti olmuş kural/kaide/prosedürler empoze etmeyecek. Ama kendimiz olarak benimsediğimiz şey kaçacak delik arayacak. Bu yüzden öyle söyledim: Çiğdem kafanızı koparacak.😎


Kalplere işlemesi ve tüm kaosu süpürmesi dileğimle...



Memiş Amca


 Fotoğraf: Emre Güney
Fotoğraf: Emre Güney
Nusret Yakışıklı önderliğindeki Patika Doğa'nın 20 kişilik grubu olarak 15 km.lik yürüyüşün son durağı olan Döşemealtı'na bağlı Akkoç Köyü'ne varmıştık. Yürüyüşteki son durağımız olan bu köy civarın en yüksek bölgesi olduğundan serin bir rüzgar bizi karşılamış, son bir saattir yürüdüğümüz tahıl ekili çanak gibi bir ovayı gözlerimizin önüne sermişti. Şoförümüz Nurullah Bey'in bir yakınının bu köyde bize çay ikram edeceğini biliyorduk. Arkada kalanlara evin yolunu bu köyün çocukları Dilara ve Sefa gösterdi.

Fotoğraf: Nusret Yakışıklı
Odun ateşi semaver coşkuyla fokurduyor, iki koca demliğin hakkından geliyordu. Muntazamca yığılmış odunlardan muhteşem manzaraya karşı alçak bir duvar örülmüş, ardından dört bir yanı dağlarla çevrili dümdüz bir ova kırmızı toprak boş arazilerle, tahıl ekili yeşil tarlaların çekişmesini gözler önüne seriyordu. Biz konukların yorgunluğunu almak için evden çıkan sandalyeler bu manzaraya karşı dizilmiş, en uca da semaver konmuştu. Memiş Amca'nın evinin önüydü burası.

Çaylarımızı alıp etrafa yenice yerleşmiştik ki üzeri bazlama ekmekler, zeytinler, petek bal ve keçi sütünden peynirlerle dolu bir sini önümüze geldi. Bu hiç beklemediğimiz sürpriz sadece yorgunluğumuzu almakla kalmadı, bize tam da bu yörede en doğal haliyle yetişen en temel birkaç sofralığı da tatme şansı verdi. Peynir ve ekmekler Memiş Amca'ların kendi üretimi, zeytin ve zeytinyağı kendi ürünü, bal bu köyün balıydı. Hepimizin yüzündeki mutluluğu görerek gözlerinin içi daha da gülerken gururla söylüyordu Memiş Amca.

Bu yazıda öğreneceğiniz diğer konular: 

Natural News haberine göre ham küresel ısınma verileri incelendiğinde dünyadaki sıcaklıkların değiştirilerek sistematik bilimsel dolandırıcılık yapıldığı ortaya çıktı. Bu tüm bilim tarihinde bu güne kadar ortaya çıkmış olan en büyük sahtecilik ve bize "küresel ısınmanın" ve "iklim değişikliğinin" gerçeklikten uzak özenle hazırlanmış birer yalandan ibaret olduklarını gösterdi. 
(Emre'nin notu: Bu konuda David Icke uzun yıllardır aynı şeyi söylemekte ve somut ispatını da İnsanoğlu Ayağa Kalk adlı kitabında yapmaktadır.)
Yeni bir araştırma gösterdi ki bilim insanları tarafından son yıllarda yapılan küresel yüzey sıcaklığı okumalarındaki veriler yayınlanmış güvenilir ABD verileri ve diğer sağlayıcılarla tamamen tutarsız. (Daily Caller)

küresel ısınma sözcüsü
Küresel Isınma sözcüsü ve
ABD eski Başkan Yardımcısı Al Gore
Küresel olarak yayılmış bu sahteciliğin amacı bilim insanlarına sahte bilgi empoze edip ortalama küresel sıcaklıklarla ilgili kıyamet-vari bir trendin sergilendiği bir tür fikir birliği yaratmak. Bunların hepsi müthiş para kaynağı olan karbon vergilerini desteklemek için yapılıyor. Bir yandan karbon salınımlarıyla ilgili baskıcı hükümet politikalarıyla devlet kazanıyor, bir yandan da satılmış piyon bilim insanları hileli bilimleriyle para kazanıyor. Bunların başı çekeni de eski ABD Başkan Yardımcısı ve küresel ısınma sözcüsü Al Gore. Kendisi Dünya gündemine küresel ısınma ve iklim değişikliği fikrini atan en etkin ve öncü kimsedir. İklim değişikliği konusunda tüm Dünyayı galeyana getiren bu ağabeyimiz savunduğu ve toplumu uyardığı bu tehlikeye karşılık Nashville'in en lüks bölgesinde, 20 odalı ve 8 banyolu bir malikhanede yaşıyor ve ortalama bir ABD vatandaşının yıllık tüketiminden çok daha fazla elektriği bir ayda tüketiyor. (Kaynak)

Kucaklaşıp birlikte çalışalım


Hepimizde ayrı ayrı etiketler, maskeler, ünvanlar, ait olunan grup ve topluluklar... Şekil şekil amaçlar ve yaşam stilleri. Ama bakıyorum hiçbir şey değişik değil. Herkes aynı şoktan hayatı yaşıyor. Hepsi farklı olduğunu iddia ediyor ama hiçbir yaşamın yok birbirinden farkı. 

ver elini barışalım
Seni tanıyorum. Ben de onlardan biriyim. Barışalım
Hepimiz geçinmenin, daha iyi durumda olanlarsa daha konforlu yaşamın derdindeyiz. Herkes aldığı maaşı bankaya, giderlerine gömüyor. Parasını yine bankalardan çekiyor. Biraz daha iyiler yatırım yapmak ya da mal edinmek derdindeyse, bu defa yine bankalardan kredi talep ediyor ve gelecek yıllarını sağ salim bunu tamamlamaya adıyor. Neyin karşılığında? Ömründen ömür yiyen günler, aylar ve yıllar birbirini kovalıyor. Bu defa stres, zorlaşan yaşam şartları ve azalan sosyal ve kültürel aktiviteler. Monotonluk, bezginlik ve rutin bizi için için kemirip mutsuzlaştırıyor. Coşku ve neşemizi söndürüp hayatı çekilmez bir çileye dönüştürüyor. Yalan mı? Spiritüeli de aynı, imamı da, ateisti de, budisti de, agnostiği de. Eğer şehirli bir yaşam kahramanıysanız değişen bir şey yok! Kendinizi hangi grup ya da fikre yakın bulursanız bulun bu şokun içindesiniz ve bunu iliklerinize kadar tadıyorsunuz.

İnsanla hayvan arasında seçim

Sonra yaşam stili olarak ayrı yollar seçen ve bu yollardan gidenler var. Yeşilaycı, et yiyen, vejetaryen, daha da iyisi vegan, hayvan seven, hayvan sevmeyen, hatta kürk giyen... Ben vejetaryen olduğu için daha çok seven, daha sağlıklı olan, daha güzel tuvalete çıkan ya da bu yüzden cildi daha gergin olan birini görmedim. Hayvan ürünlerinden kaçınanların daha meleksi olduklarını görmediğim gibi et yiyenlerin de bir vegandan daha şeytani olmadıklarını onlarca kez gözlemledim. Daha doğrusu bunların genellenip bir zümreleşme ya da etiket malzemesi yapılmasını anlamıyorum. Bununla birlikte et yenen bir masada sessiz sedasız vejeteryan geleneğine göre beslenen ve sofrayı paylaştığı et yiyici dostlarını en az hayvanlar kadar çok seven dostlarım da var. 

Hayvanlara karşı aşırı duyarlı kitlenin çok büyük bir kısmı psikoloji bilmiyor ve enerjilerin nasıl işlediği konusunda endişe verici derecede bilgisizler. Önemli kısmının sosyal medya profilleri sakıncalı ve mezbahada çalışan bir kasaptan daha çok miktarda vahşet içeriyor. Amerika'nın dünyaya dayattığı politika gibi, barışı savaşla getiremezsiniz. Önce kendinizi, sonra insanı, sonra hayvanları seveceksiniz. Bu kadar ileri gidip insanlara küsen, öfke ve nefretle böğüren ve kendini hayvanlara adayanlar var. Hayvanların da en az insanlar kadar sevgi, değer ve saygı görebilecekleri bir dünya için yine kendi ırkınız olan insanlara ihtiyacınız var. Sonuçta bu işi onlarla çözeceksiniz. Hayvanları sevebilir, hayvanlar tarafından koşulsuzca ve beklentisizce sevilebilirsiniz. Ancak sevgiyi ve sorumluluğu öğrenmek dışında salt hayvanlarla gelişemezsiniz. Salt hayvanlarla insan ilişkileri üzerinde çalışamaz, karmalarınızı çözemez, tekamül edemezsiniz. Bu takıntılı, obsesif bir fanatizmdir.

Spiritüeller, şifacılar ve yaşam koçları

Nice yaşam koçları, NLP'ciler, EFT'ciler, Reiki'ciler, Access Bars'cılar ve diğer şifacılar... Ben hiçbir tanesinin bu yöntemlerle yeryüzündeki meleklere dönüştüğünü, aile, akraba ve iş çevrelerinde herkesçe sevilen filinta gibi birer kahraman olduklarını görmedim. Hepsi seninle, benimle aynı mevzuları kafalarına takmaya devam ediyor. Emin ol onlar da evlenip boşanıyor, onlar da dedikodu yapıyor, acı tatlı yalanlar söylüyor ve bir şeylere delice sinirlenebiliyorlar. 

Şu insan denen bilinçli varlık... Bir bakıyorsun yeryüzündeki melek oluveriyor, bir bakıyorsun şeytana taş çıkartan kıvrak bir kötülükle seni ortada bırakıveriyor. Ya da iyi görünüp yıllarca sana usul usul pusu kuran, hazırlık yapıp o ideal anı bekleyenler var. Bir et yığını gibi içi boş olanlar da var. Hesapta çeşit çeşit güzelliklerle dolu yollardan yürüyor, arkamızda bıraktığımız insanlara da güller döküp, güzel kokular saçıyoruz. Yani dışarı gösterdiğimiz -gerçekten ırak- resim bu.

Sevgilisiyle kavga edip meditasyona oturuyor

Oldu mu bu şimdi? Evinde huzur yok; Sabah kahvesinde dedikodunun beline vurmuşsun, iş yerinde iftiranı atmışsın, akşam korkuyla yönetmek için çocuğuna yalan söylemiş onu incitmişsin, babana gıcık oluyor, dayını bir kaşık suda boğmak istiyorsun... Üstüne karı-kocana kapıyı çarpıp dünyayı güzelleştireceğin meditasyona öyle oturuyorsun. Oldu mu?

Tamam... Seni tanıyorum. Ben de bunlardan biriyim. Ver elini birlikte çalışalım.

Bu yazıda hepimiz varız. Kendim burada eleştirdiğim en az üç gruba birden dahilim ve amacım herhangi bir tanesini dışlamadan hepimizin düştüğü önemli bir yanılsamaya dikkati çekmek ve gördüğüm arızalara dair bir özeleştiri yapmak. 

Farklı olmak ya da olduğumuzu sanmak hoşumuza mı gidiyor? Bir etiket ya da gruba aidiyet hissi mi arıyoruz? Bu bir güven duygusu ve güç gösterisi mi? Bir ambalaj giymek zorunda mıyız? Ne farkı yahu?! Bu topraklarda bir ateist bile camide yıkanıp dualarla gömülmüyor mu?



Jacque Fresco                                      1916 - 2017
Fotoğraftaki adama iyi bakın !

Yüzyılın en değerli ve üretici beyinlerinden olan, ilk olarak Zeitgeist Belgesellerinden tanıdığım, bu belgesellerin somut hareket tarafında en büyük emeği geçmiş ve Venüs Projesi'nin kurucusu, fütüristik mucit Mimar Jacque Fresco 18 Mayıs 2017'de 101 yaşında vefat etti. Bu yazıyı size biraz olsun Onu ve insanlığa yönelik çabalarını tanıtmak için yazdım. 


Jacque Fresco parkinson hastalığından kötüleştiği son birkaç yıla kadar hala geziyor, projesini öğrenmek isteyen insanları kendi kampüslerinde ağırlıyor ve hayali olan, insanlığın kurtuluşu toplum modelini, maketlerini, projelerini tanıtıyordu. Bence böyle güçlü bir hayal ve amaç uğruna yaşadığı için bu kadar çok ve son ana kadar aktif, üretken bir hayat yaşadı.


Bu adama iyi bakın! O görüp görebileceğiniz en insancıl, en çevreci ve en duyarlı tasarımcıdır. Projeleri diğer hiçbir mucite benzemez. İnsanlığı suistimal, gizli gündem ve hilekâr umut projeleri görmezsiniz. 10 yıla yakın süredir tanıdığım Jacque Fresco'nun gerek kendisi, gerek Onunla anılan hiçbir öğreti yer değiştirmedi, utandırmadı ya da sarsılmadı. Projeleri bir hayal değil, fantazi hiç değildi. Umut tacirliği yapmadı, hiçbir düşüncesinden ve tasarladığı şehir/yaşam modeli üzerinden kazanç önceliği gütmedi. 

Arkadaşlar, bu koca yürekli adam Venüs Projesi'ni yaratan Mimar Jacque Fresco'dur. Bir toplum mühendisi ve endüstriyel tasarımcıdır. Sizlere Onu sıkıcı ve hepsi birbirini tekrar eden siteler gibi anlatmayacağım. Venüs Projesi gelecekçi, modern bir toplum ve şehir modelidir. Bu şehirleri gerek maneviyat gerek madde anlamında en çok yakıştırdığım model MS 2150 kitabındaki şehirler ve yaşam biçimidir.

Venüs Şehri maketiyle
JF, Venüs Şehri maketiyle

Kaleme alan Vera | 5 Mayıs 2016


Giriş: Bu makale her biri aynı türde Ruh İkizi (ikiz alevler de denir) bağlantısına sahip olmayan ışık işçileri için pek çok bilgi içermektedir. Bu makale Ruh İkizleri için diğer kişiler üzerinde bir ruhsal misyonları olduğu önermesinde bulunmamaktadır. Sadece, Ruh İkizleri perspektifinden insanların bu çok zorlu süreci daha kolay atlatabilmeleri için onlara yardım etmek ve neler olduğuna dair daha yüksek bir anlayışı gösterebilmek için yazılmıştır. Bir Ruh İkizi dinamiği içindeyseniz eğer, okuyacağınız bu bilgiler ilk etapta biraz yıpratıcı olabilir. Bırakın bilgiler çökelip dinlensin biraz. Hazmedin. Ve daha sonra tekrar okuyun. Görevimizi sürdürmemiz için kısa sürede çok fazla şeyi almamız ve öğrenmemiz gerekiyor. Ama bu süreçte kendimize karşı sabırlı olmalıyız. 

Bu insanla tanıştınız. Onla göz göze geldiniz ve sanki sizi gemiye çeken bir ışına yakalanmış gibi hissettiniz. Manyetik çekim öylesine güçlü ki, daha önce tecrübe ettiğiniz hiçbir şeye benzemiyor. Ve şunu biliyorsunuz: "Bu tam da aradığım şey, bu tüm hayatım boyunca beklediğim şey. Bundan sonra sonsuza dek mutlu yaşayacağım. Beni bütün yapan ve tamamlayan kişiyi buldum." Doğru mu?

Yanlış! Ruh İkizi macerası birinci sırada romantizm olan bir yolculuk değil ve bunu zor da olsa öğrenmemiz gerekiyor. Özellikle başlarda kocaman balonlarla yazılan o büyük aşk kavramı ansızın patlamadan önce. Çok geçmeden 3B realiteye döneceğiz ve egolarımız bizi tekmelemeye başladığında acı içinde bir ileri bir geri çekilmeye başlayacağımız yeni normalimize ulaşacağız. Bu da bizi çoğu durumda acılı bir ayrılığa götürecek. Ruhumuzun bir yarısını 7/24 kafamızda tutmak o kadar da yardım edici değil. Delirecek gibi hissediyoruz ve tüm korkularımız, negatif semptomlarımız ortaya çıkıyor ve kendimize soruyoruz: “Beni buraya getiren şey neydi, ve neden bir türlü bunun içinden çıkamıyorum?” 

Ruh İkizi fenomeniyle, bunun süreci ve içinden geçeceğimiz aşamalarıyla ilgili çok fazla yazılar yazıldığından artık bunları tekrar etmemize gerek yok. Pek bahsedilmeyen ve asıl anlamamız gereken bunun amacı ve Ruh İkizleri arasındaki enerji dinamikleri ve bunun nasıl çalıştığı. Bu ikisini ve enerji dilini anlamak, bu yolculukta gerçekten ve tümüyle ileri gitmemize yardımcı olacak. 

Ruh İkizleri neden burada?

Genelde yaptığımız yanlış, bu ikiz-alev bağlantısını romantik bir deneyim gibi anlamak. Çünkü duygular çok derindir ancak, onlar birinci sırada değiller. Romantizm ancak daha ileri aşamalarda kekimizin kreması olabilir. Ama buna ulaşana kadar daha yapacak çok işimiz var. Şimdilik, bu fikirden ne kadar çabuk kurtulursak o kadar hızlı ilerleriz. Bu aşk kelimesi balonu bizim için kişisel bir yemden başka şey değil. Burnunun ucunda havuç tutulan bir tavşan gibiyiz ve bu bizi ilerlemeye teşvik ediyor. Bu sanki, evrenin bizim için şöyle söylemesidir: “İşte bu sahip olabileceğin bir şey. Şimdi Dünya üzerindeki cennetten bir yudum al bakalım. İşte bu sana 5B'de olmanın hissettireceği şey. Ama şimdilik 3B'deki işimize dönüp çalışmaya devam edelim.” Bizler için en sevdiğimiz, en çok istediğimiz şeyi bırakmak en acı şey gelir. Terk edilmiş, gözden çıkarılmış, istenmeyen, tamamen kafası karışmış ve tükenmiş hissederiz. Karşımızdaki kişiyi kovalamaya ya da kaçmaya kalkarız. Cevaplar aramaya başlar, ikiz alevlere dair yazılmış makalelere dalarız ve bunun daha önce yaşadığımız herhangi bir şeyden farklı olduğunu öğreniriz. Ruhsal dünyaya atılmışızdır ve hızla yeni bir gerçekliğe uyanmaktayızdır. Bu daha önce hiç denemediğimiz bir roller coaster yolcuğudur ve sadece bitmesini isteriz. Tek istediğimiz, artık bu insanla beraber olmaktır.

Sadece bunun nasıl olacağını bilememekteyizdir, çünkü kafamız öğrenilmiş davranış kalıplarıyla buna 3B/EGO/zihin seviyesinde çözümler aramaktadır. Kesin olan şu ki, cevaplarımızı asla 3B perspektifinden alamayacağız. Toplumsal geleneklerden eğitime, okul ve kiliselerden haberlere, devletlere ve pazarlamaya kadar bu 3B matriks programlamasından öğrendiğimiz ve aldığımız hiçbir şey bu deneyime uymamakta ve bunu açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Dahası, ruh ikizi macerası bizi tüm bu şeyleri bırakmaya zorlar. Ancak ve ancak bundan sonra bir yeniden birleşme mümkün olabilir. Neden böyle olduğunu şimdi inceleyeceğiz.

Ruh ikizleri öncülerdir ─ statü/EGO anlamında değil, ruhsal anlamda. Bu insanoğlu ve dünya gezegeninin hizmetinde olmakla ilgili, insanları kendi özlerine dönüşlerinde yardım etmekle ilgili bir liderliktir.

Bunun gerçekte ne olduğunu ve neden bu kadar değişim dönüşüm gerektirdiğini anlamak için ruh ikizlerinin gerçek amaçlarını incelememiz gerekiyor:

1. Yeni Dünya Enerji Izgarasının Yaratılması ve Güçlendirilmesi

enerji ızgarası
enerji ızgarası
Ruh ikizleri itilme çekilme ve kopmayı içeren acılı süreci deneyimlerken bir arayışa girerler. Bu süreç tarafları onarmakla kalmaz, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki diğer ikizlerin de birbirlerine bağlanmasına, deneyimlerini paylaşmasına ve birbirlerini görevlerinde desteklemelerine yardımcı olur. Bizler kabilemizi buluyor ve işbirliği yapıyoruz. İkizler ve ışık işçileri ışığı iletmek, tutmak ya da gerektiğinde yaratmak üzere tüm dünya çevresine, portallara ve diğer önemli noktalara stratejik olarak yerleştirilmiştir. Bazıları kalıcı olarak tek bir noktaya yerleştirildi ki o bölgeye yeni topluluk modelleri, kendi kendine yetebilen yaşam biçimleri, yeni eğitim öğretim ve iş modelleri vs. getirebilsinler.  Onlar böyleyken bir de gezgin olanlar var. Onlar da her zaman sevgi ve ışığın gerektiği bir sonraki bölgeye bir sonraki çağrıyı iletmeye hazırdırlar.
Aşağıdaki yazı geçen aylarda karşıma çıktı ve bende çok güzel, aydınlatıcı etkileri oldu. Yazının DMT yönünden ziyade yaşam ve ölüm arasından, öte alemden verdiği haberler şu zor zamanlardan geçtiğimiz günlerde hepimize güzellik katacak ve yol gösterecektir. Bundan emin olduktan sonra çevirip sizlerle paylaşmak istedim. Şimdi sözü bu güzel yolculuğun sahibi Simon'a bırakıyorum.
───
mastodon crack the skye
Artwork: Mastodon Crack the Skye
Ben ne bir madde kullanıcısıyım, ne de içicisi. DMT'yi duymuştum ancak bunun için hiçbir arayışta olmadım, ta ki DMT beni bulana kadar. Onu birkaç kez denedim ama sizinle paylaşacağım bu deneyim, bana bazı cevaplar veren ve sonuncu kullanımım olandı. Bu tecrübeden sonra hayatım tamamen değişti ve sorularım cevaplandı. Bundan sonra da bir daha DMT'ye ihtiyaç duymadım.

Bu son deneyimim gerçekliği parçalayan, egoyu yok eden ve korkuyu bitiren bir deneyimdi. Buraya ulaşabilirseniz yaşayacağınız şeyi söyleyeyim: öte-aleme, ölüm sonrasına bir dalış! Bunu başarır da bu son noktaya kadar gelirseniz göreceğiniz tek şey ölümden sonraki yaşam değil, aynı zamanda da tüm nedenleri ve nasılları da cevaplayacaksınız. Buna nereden geldiğimiz ve neden burada olduğumuz da dahil.

Biliyorum, buna inanması güç geliyor. Hükümetlerin onlarca yıldır DMT'den haberi var ve bunu yasakladılar, çünkü onun size neler göstereceğini biliyorlar. Şimdi biri bana şunu cevaplasın: Nasıl oluyor da hepimizin her gece doğal olarak salgıladığımız bir kimyasal nasıl oluyor da yasadışı oluyor? DMT ile yönetimlerin yaşadığı sorun, onun yaşam değiştirici potansiyeli!

Bir kere bu eşiği geçip geri döndüğünüzde, artık Dünya'nın gerçekte ne olduğunu ve bunun içindeki sizin rolünüzü biliyorsunuz. Bir daha kontrol mekanizmaları, korkular, etiketler ve ayrım söz konusu olamıyor. Matriksten çıkıyorsun Neo, ve onun arkasında neyin olduğunu biliyor, onun metalden bir makine olmadığını biliyorsun!

DMT deneyiminden yoksun bir insan asla onu alan kişinin nelere tanık olduğunu tahmin edemez. Tanık olunan şeyi zihnin yarattığını varsaymak kolaydır. Gösterilen şeyi hiçbir akıl, ama herhangi bir seviyedeki hiçbir akıl tasarlayıp sunamaz. Varoluşun üstüste ve içiçe katmanlar gibi birbirine örüldüğü, her şeyin aynı anda varolduğu bu ortamda kendi zihnimin bile bir gözlemciden öteye gidemeyeceği insan üstü bir realiteydi.