Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Ruhsallık/Toplum

Bilim/Gizem

Güncel

Bir dostumun feryadı (soru-cevap)

Duygularım çok değişken Emre. Ruh halim bozuldu. Yaşadığım şeyler aklıma geldikçe sinirleniyor, hırslanıyorum. Hiçbir şekilde mutlu, sakin ya da huzurlu olamıyorum. Asabiyim, uyumsuzum, çok yoruldum. Ne yapacağım bilmiyorum artık.

twenty1copilots@tumblr.com
Egonun ölmeden önceki huzursuzluğu
─Tasavvufa, felsefeye yönelmeden; kendini keşif yolculuğuna çıkmadan önce hepimizin başına gelir bunlar. Kendini teslim et ve maneviyata yönel. Sahte benliğini soy, çıkar ve at! Geyik yapmıyorum. Metafor yapmıyorum. İçten ve ciddiyim. Yeniden doğmak için fırsat bunlar. Özünün çağrısı bu! Kulak ver! Yaşayış ve algılayış biçimini bir üst derinliğe geçirmeden sinirini yatıştıracak ya da seni mutlu edecek gelişmeler bile bir anlık olacak. Hiçbiri asla yetmeyecek ve belayı gittiğin her yere götüreceksin. Şu anda değişimin tam kapı eşiğindesin. Tekmele ve gir içeri. Yeniden doğacaksın. Tüm koşullardan bağımsız huzur ve sükunet şimdi ve burada mümkün. Asabi tarafını sahiplenme. Onu üzerine giyme. Asıl ve ölümsüz olan tarafın ile roller oynayan soytarıyı (ego) birbirinden ayır. Şimdi kimin penceresinden izlemek istiyorsun? Soytarı asla mutlu olmayacak, hep daha fazlasını isteyecek ve hep sinirlenmek ya da aciz olmak için sebepler sunacak. Onu asla doyuramazsın. Aslolan ise mutluluğun ve mutsuzluğun ötesinde oturuyor. O hiç kirletilemeyecek olanı ve hiçbir şeye muhtaç olmayanı gör.

Görsel: twenty1copilots@tumblr.com

Sony'den gördüklerinizi kaydeden kontakt lens


Sony gördüğünüz her şeyi kaydedebilen, fotoğraf ve video çekebilen bir kontakt lens üzerinde çalışıyor. Sony'nin çoktan patentini aldığı bu cihazın patent sayfasını buradan inceleyebilirsiniz.

Diğer akıllı kontakt lensler görüntü iyileştirmeye veya arttırlmış gerçeklik (augmented reality) HUD'larına (HUD nedir) odaklanırken Sony daha ötesine odaklanmış durumda. Şirkete Nisan ayında kazandırılan patentle Sony, kullanıcının kontakt lens kullanarak bir göz kırpmasıyla fotoğraf ya da video çekebildiği, bunları oynatıp durdurabildiği giyilebilir bir cihaz üzerinde çalışıyor.

Lensin üzerinde bulunacak sensörler sayesinde olağan ya da kayıt hedefli göz kırpmalar birbirinden ayırt edilebiliyor ve istemsiz kayıtların önüne geçilebiliyor. Görüntü yakalama (kamera), depolama ve hatta kablosuz ağ modülü lensin içinde ve iris çevresinde yerleşik olacağından hiçbir harici birime gerek kalmıyor. Yine iris çevresindeki dış halkalarda bulunan piezoelektrik sensörler sayesinde gözün hareketleri lensin kendi üreteceği enerjiyi de sağlıyor.

Henüz bu teknoloji bir lensin içine sığdırmak için çok büyük ve sadece teorik olsa da Google Glass'ın korkunç başarısızlığı üzerine Google'ın da akıllı kontakt lensler üzerinde çalıştığını biliyoruz. Diğer teknoloji devlerinin de geleceği göreceği ve bu gemiyi kaçırmak istemeyecekleri şüphe götürmez bir gerçek.

kayıt yapabilen sony kontakt lens
Lensi kullanmak buna benzeyecek
Kaynak: cnet.com
Çeviri: Emre Güney


Saykopat dizi Black Mirror'ın bu teknolojiyi eleştiren bölümünü izlemenizi şiddetle öneririm. Black Mirror her bölümü birbirinden tam bağımsız bir dizi olduğu için herhangi bir bölümünü izlemenizde sakınca yok. Böyle bir lens çıkar ve hayatımıza girerse hayatlarımızın neye dönüşebileceğini şimdiden görün. Black Mirror - Sezon 1 - Bölüm 3


HUD nedir?

İngilizcesi Head Up Display olan kelimelerin baş harflerinden oluşur. İlk olarak savaş uçağı sanayisi için geliştirilmiştir. Amaç, pilotların göstergelere bakarken kaybedeceği zamanı önlemek ve gözlerini önlerinden ayırmadan sürekli bilgi almaya devam edebilmelerini sağlamaktır. Bilgi ve uyarıların her an asıl görüşte olmasını sağlar.

Uçaklarda HUD
Bir FPS oyununda HUD
Yeni spiritüeller uyanmak için başkalarına ödeme yapıyor.
Kimse senin yerine seni uyandıramayacak.

Okul olsun, üniversite olsun, spiritüellik ve yeniçağ öğretileri olsun, bütün kurslara gittin, bütün sertifikaları aldın, madalyonlarının ağırlığından boynun bile tutulmuştur. Hiçbir bolluk, şifa ve hiçbir uyanış öğretisini boş geçmedin. Hepsinden aldığın sertifikaları da şöyle güzelce kristalli klasörlerde dosyaladın. Yurtiçinde binlerce Lira, Ameristan'da binlerce Dolar harcadın. Artık sırtın yere gelmez. Bir şeyler bekliyoruz artık senden. 

Kimseye ve hiçbir olaya sinirlendiğini görmeyeceğim. Tüm koşullardan bağımsız olarak seni her an neşeli, huzurlu ve denge içinde göreceğim. Yokluk, mokluk, işler kötü falan... Sakın ha, duymayacağım! Yok o ağlamış, yok bu gülmüş, yok şu zulmetmiş, devletmiş, ekonomiymiş. Sen tamamsın artık oğlum. Harikasın. Hadi göreyim aslan! 

TLGLCGOPAÜYHLĞ
temsilî fotoğraf
Aşağıdaki hikaye 1997-2000 yılları arasında Antartika'da (Güney Kutbu) orduda görev yapmış olan helikopter teknisyeni Jeff Posey tarafından bir Facebook Grubunda anlatılmıştır. Hikayenin gerçekliğini henüz doğrulayamıyoruz. Gizemler ve Doğaüstü olaylarla çok ilgilendiğim için beni çok etkileyen bu hikayeyi sizlerle paylaşmadan edemedim. Haberi bana ulaştıran Betül Pekin'e şükranlarımla.


Ben İsa'ya hiçbir zaman inanmadım ve kilise olaylarına hiç girmedim. Ama birazdan anlatacağım şeyler sanırım bahsettiğiniz konularla ilgili. Bunları yaşadığım zamanlar buna bir anlam veremiyordum. Bu konuda bir şeyler araştırmaya başlayınca bu grubu buldum ve sanırım bahsedeceğim şeyler sizin konunuzla alakalı.

1997 ile 2000 yılları arasında ordudaydım. Antartika'daki McMurdo İstasyonu'na gönderilmiştim. Ben helikopter teknisyeni ve ekip şefiydim. Bazen gönüllü katılınan turlar olur ve oradaki helikopterler üzerinde çalışmak için kontenjan açılır.

Bize böyle bir şeyden bahsedildiğinde bir kısmımız başvurduk ama ancak ben ve bir çocuk daha seçildi. Başvuru süreci pek çok yazılı ve sözlü test içeriyordu. Birkaç birebir görüşmeye de katıldık. Görüşmelerin çoğu ilgi alanlarımız ve inançlarımızı tanımak üzerineydi.

McMurdo İstasyonu'na Ağustos 1998'de gönderildim. Uçuş araçlarının bakım ve buz çözme işleri olmadığında araştırma istasyonundaki bilimcilerle takılma fırsatımız oluyordu. 

McMurdo'ya bağlı askeri birlik çok küçüktü. Bu yüzden kendi ayrı tesisimiz yoktu. Bir kantin ya da sinema/TV salonumuz yoktu. Bir kilise ya da ibadethanemiz de yoktu. Kendi ayrı mesajlaşma/eposta odamız da olmadığından bilimciler ve araştırmacılarla aynı tesisleri paylaşıyorduk. Bu yüzden zaman içinde diğerleriyle arkadaş oldum.

ilk kez ve sadece ydi'de

İki farklı tür buz üzerinde çalıştıklarını öğrendim. Biri hepimizin bildiği normal buzdu. Delikler açarak numunelik buzlar topluyorlardı. Bildiğimiz buz gibi, bunlar ya saydam ya da beyaz oluyorlardı ve eğer ısınırsa sıvı halde suya dönüşüyordu. Tüm Antartika bölgesi bu buzla kaplıydı. Ama bu onların asıl ilgilendiği buz değildi. Aslında Onları normal buzla ilgilenirken gördüğüm tek zaman National Geographic'ten film ekibi geldiği zamandı. Bilimciler geri kalan tüm zamanı gök buzu dedikleri bir şeyi araştırmaya harcıyorlardı. Bu madde tümüyle farklı bir şeydi.

İstasyonun laboratuvarlı kısımlarına girmemize asla izin yoktu. Laboratuvarların süper-temiz tutulması gerekiyordu ve içeri fazla insan girmesinin Onların işlerini riske edebileceği söyleniyordu. Ama bir defasında arkadaş olduğum araştırmacılardan bir tanesi bana bir parça gök buzu gösterdi. Öyle soğuktu ki ona çıplak ellerinizle dokunamıyordunuz. 

Normal buz gibi şeffaf ya da beyaz da değildi. Som maviydi. Bu yüzden ona gök buzu dediklerini, çünkü gökyüzüyle aynı mavi tonda olduğunu söyledi.

Onu tutmak için kalın ve ağır özel eldivenlerden kullanmanız gerekiyordu. Eğer dokunsanız, anında cildinizi donduracak kadar soğuktu. Arkadaşın tam kaç derece dediğini hatırlamıyorum ancak sıfırın altında birkaç yüz dereceydi. Dışardaki bildiğimiz buzdan bir hayli soğuktu.

Onu termosu andıran metal bir şişede taşıması gerekiyordu. Bir müddet küçük bir parçasıyla oynamama izin verdi. Aynı boyuttaki bir buzdan daha hafifti. Hatta öyle hafifti ki, sanki onu havaya fırlatsanız hafifçe süzülerek geri düşecekti. Ama bunu denemedim. Bükmeye çalıştığımda hafif esnek olduğunu farkettim. Buz gibi kırılmıyordu ve küçücük bir parçasından dahi arkasını göremiyordunuz.

Şimdi ise gerçekten çok tuhaf olan kısmı başlıyor. Bu buz eriyip suya dönüşmüyordu. O ısındıkça ─ki bunu içerde denedik─ büzüşüyordu. Ellerim arasında gittikçe küçülüyor ama eldivenimi ıslatmıyordu. Yere damlayan bir su da yoktu. Madde doğrudan havaya karışıyor ve buharlaşıyordu.

İşte bu yüzden bu buzu Antartika'da incelediklerini söyledi. Onu, üzerinde çalışmak üzere alıp Amerika'ya götüremiyordunuz çünkü yol boyunca onu bu kadar soğuk tutmak mümkün değildi. Doğrudan havaya karışıyordu ve Amerika'ya kadar elde hiçbir şey kalmıyordu. Rusların da aynı sorunla karşılaştığını ve buzu başka bir yere götüremediklerini söyledi. Neden araştırmaları burada yaptıklarının açıklaması buymuş.

Buzu yaklaşık 15 dakika tuttuktan sonra elde avuçta hiçbir şey kalmamıştı ve eldivenim tamamen kuruydu. Daha önce hiç böyle bir şey görmedim. Bu gerçekten alışılmışın dışındaydı çünkü bilimsel konulara her zaman ilgili duymuştum. Hatta bu benim buraya seçilmemdeki sebep olabilir diye de düşündüm çünkü mülakatların çoğu bilime olan ilgimiz ya da inançlarımız üzerineydi. Bu yüzden daha önce hiç duymadığım bir şey görmek büyüleyiciydi.

Antartika'nın buzdan kaleleri
McMurdo istasyonunda bulunduğum süre boyunca insanların "duvar" dedikleri özel bir yerden bahsettiklerini duydum. Antartika boyunca buzdan duvarlar ve dağlar görmek son derece alışıldık ve olağan bir şeydi. Tüm bölge buzdan ibaretti. Ama bu normal, bildiğimiz, şeffaf ya da beyaz buzdu. Bu yüzden arkadaşa gök buzunu nereden bulduklarını sordum. O da bana "duvardan" dedi.

Nasıl tarif ettiğini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ama Antartika'da gök buzundan devasa bir duvar varmış. Bu duvar kıyıdan yüzlerce kilometre içerdeymiş. Ben burayı hiç göremedim çünkü McMurdo'da yerleşik olarak görevliydim. Bu yüzden içerilere gidilen seferlere katılmam da mümkün olmadı. Arkadaşın söylediğine göre bu duvar dünyanın en büyük doğal yapısıydı. 

Demesine göre 1960'larda Amerikan Ordusu bu duvarın içine bir tünel açma planı yaptı ancak böylesi süper-soğuk materyalle başa çıkacak bir makinaları yoktu. Sonrasında Grönland'da buzdan tüneller inşa ederek süper-soğuk ortamda çalışabilecek yeni tünel kazıcı makinaları geliştirdiler. Grönland'da yaptıkları bu çalışma sadece bir alıştırmaydı. Tünel kazıcıyı belli bir derece geliştirdikten sonra da onu Antartika'daki duvara getirmişler.

Arkadaşımın dediğine göre makine bir tünel açmış. Tam hatırlamıyorum ama 10-15 km kadar duvarın içine girmişler ancak hiç duvarın öbür tarafına ulaşamamışlar. Halen de duvarın kalınlığı hakkında hiçbir fikirleri yokmuş.

Bu kısmı iyi hatırlamıyorum ama daha önce söylediği bir başka detay daha vardı. Açılan tünelin zemini 2-3 km'ye kadar yekpare kayaymış ancak 2-3 km sonra her şey tümüyle gök buzundan ibaretmiş.

Duvar kendini bir şekilde yeniden oluşturuyormuş ve bir sene gibi bir süre sonra tünel kendiliğinden daralmış ve yok olmaya başlamış. Tünel kazıcıyı bile çıkaramamış ve içerde bırakmak zorunda kalmışlar. Birkaç 10 yıl geçtikten sonra ise tünel tamamiyle yokolmuş ve yekpare duvara dönüşmüş.

Söylemine göre şu an bilimciler duvarın kalınlığını tahmin edebilecekleri bir teknoloji geliştirmeye çalışıyorlar. Duvarın boylu boyunca çeşitli yerlere deprem sensörleri koymayı denediklerini, böylece depremle gelecek sinyal sürelerini değerlendirerek duvarın kalınlığını okumaya çalışacaklarını anlatıyordu ama bu noktadan sonrasını hiç hatırlamıyorum.

düz dünya haritası
Düz Dünya haritası ve kutupsal
değil çepeçevre Dünya'yı sararak
sınırlayan güney kutbu buzulları.
Döndüğüm zamanlarda bunların hiçbiri üzerinde düşünmedim. Bunlar gerçekten çok tuhaftı ama o zamanlar bu bilgilerin önemini ya da bunları kafamda nereye koyacağımı anlayamıyordum. Ama birkaç hafta önce Antartika'yı bir duvar gibi ifade eden, ve tüm dünyayı çepeçevre saran çılgınca bir dünya haritası buldum. Bu bir Düz Dünya haritasıydı.

O zamandan beri gök buzu ve bu duvar hakkında bir şeyler öğrenmeye, araştırmaya çok çalıştım, ancak hiçbir şey bulamadım. Şimdi bunlar arasında (düz dünya teorisini kastediyor) bir bağlantı olabilir mi onu merak ediyorum. İşte bu grubu da (bu hikayeyi anlattığı düz dünya Facebook grubunu kastediyor) böyle buldum. Umarım hikayem bir şeyleri açıklığa kavuşturmada birilerine yardımcı olur.


Çeviri: Emre Güney


Işık nedir biliyor musunuz? Zar gibi ince bir yırtıktan da girse koca bir karanlık odayı aydınlatandır. Işık agresiftir. Ulaşabildiği her yere sızmak için çırpınır, yollar arar. Gözler acımadan olmaz. Yürekler yanmadan olmaz. İnsan yanmadan öğrenmiyor. Öğrenmek istiyorsa yaşayacak. Olduğu yerde durmak istiyorsa odasında oturacak. Bu ışığın davranışı değil. Bu aydınlanmak ya da aydınlatmak isteyenin davranışı olamaz. Tüm ruhlar ışığa çekiliyor, çekilecek. Yanmak pahasına. Bu yazdıklarımın elbette daha üst bir perspektifi var. Ama ben şu an hedef kitleye o perspektifle laf anlatamam. Diyeceğim şu ki, yine de ve ısrarla karanlıkta kalmak isteyenlere gelirsek...

Dua etsinler ki gelişmelerini kendi gibiler ya da daha vicdansız olanlarla değil daha "insan" olanlarla gerçekleştirsinler. Bu onlar için büyük fırsat. Yoksa kendi gibilerle aynı gelişmeyi çok daha acılı ve yıpratıcı şekilde kaydetmeleri gerekecek.

Karanlık pasiftir, durağandır. Yüzleşmemeye çalışır. Bakmamaya çalışır. Kendini ışıktan varlık mı görüyorsun? Öldürmeden yak, kör etmeden parla. Yoksa burası aydınlanmayacak ve Onlar ─karanlık olanlar─ olduğu yerde kalacak.

Soru:
─ Bu da Onların çizgisi ama? Bu da Onların yolu? Neden müdahale ediyorsun? Seçimlerine saygı duy!

Cevap:
─ Kötü(!) bir adamın bile rüyasında huzur, mutluluk var değil mi? Peki adam kötü ama huzuru ve mutluluğu nereden biliyor? Özden/ruhtan esinle geliyor. Yuvayı biliyor. İçinde susturamadığı yanan bir ateş var. Herkesin huzurlu ve mutlu olacağı bir dünya nasıl mümkün? Herkesin vicdani, ruhani, adil ve dürüst olduğu canlı ve cansız tüm varoluşa saygı, sevgi, sorumluluk ve minnet duyduğu, "ince" davrandığı bir dünya ile mümkün, doğru mu? Ve bu insanlarla neden aynı dünyadayız hiç düşündün mü? Çünkü birbirimizden öğreneceğiz. Aydınlanma zorlukla, dirençle başlar. O zaman kendini daha aydınlık sayanlar, ışık işçisi varsayanlar daha çok çalışmalı ve daha çok konuşmalı. Negatif eğilimde olanlar için kendileri ya da daha karanlık olanlarla gelişmenin çok ağır bedelleri var. Bu yüzden yeri gelecek bu işi biz yapacağız. Emin olun bu Onun ─karanlık olan─ için büyük şans olacak.



Görsel: 30000fps.tumblr.com
PFÖPBÜFÜ
Kaleme alan Vera | 5 Mayıs 2016


Giriş: Bu makale her biri aynı türde Ruh İkizi (ikiz alevler de denir) bağlantısına sahip olmayan ışık işçileri için pek çok bilgi içermektedir. Bu makale Ruh İkizleri için diğer kişiler üzerinde bir ruhsal misyonları olduğu önermesinde bulunmamaktadır. Sadece, Ruh İkizleri perspektifinden insanların bu çok zorlu süreci daha kolay atlatabilmeleri için onlara yardım etmek ve neler olduğuna dair daha yüksek bir anlayışı gösterebilmek için yazılmıştır. Bir Ruh İkizi dinamiği içindeyseniz eğer, okuyacağınız bu bilgiler ilk etapta biraz yıpratıcı olabilir. Bırakın bilgiler çökelip dinlensin biraz. Hazmedin. Ve daha sonra tekrar okuyun. Görevimizi sürdürmemiz için kısa sürede çok fazla şeyi almamız ve öğrenmemiz gerekiyor. Ama bu süreçte kendimize karşı sabırlı olmalıyız. 

Bu insanla tanıştınız. Onla göz göze geldiniz ve sanki sizi gemiye çeken bir ışına yakalanmış gibi hissettiniz. Manyetik çekim öylesine güçlü ki, daha önce tecrübe ettiğiniz hiçbir şeye benzemiyor. Ve şunu biliyorsunuz: "Bu tam da aradığım şey, bu tüm hayatım boyunca beklediğim şey. Bundan sonra sonsuza dek mutlu yaşayacağım. Beni bütün yapan ve tamamlayan kişiyi buldum." Doğru mu?

Yanlış! Ruh İkizi macerası birinci sırada romantizm olan bir yolculuk değil ve bunu zor da olsa öğrenmemiz gerekiyor. Özellikle başlarda kocaman balonlarla yazılan o büyük aşk kavramı ansızın patlamadan önce. Çok geçmeden 3B realiteye döneceğiz ve egolarımız bizi tekmelemeye başladığında acı içinde bir ileri bir geri çekilmeye başlayacağımız yeni normalimize ulaşacağız. Bu da bizi çoğu durumda acılı bir ayrılığa götürecek. Ruhumuzun bir yarısını 7/24 kafamızda tutmak o kadar da yardım edici değil. Delirecek gibi hissediyoruz ve tüm korkularımız, negatif semptomlarımız ortaya çıkıyor ve kendimize soruyoruz: “Beni buraya getiren şey neydi, ve neden bir türlü bunun içinden çıkamıyorum?” 

Ruh İkizi fenomeniyle, bunun süreci ve içinden geçeceğimiz aşamalarıyla ilgili çok fazla yazılar yazıldığından artık bunları tekrar etmemize gerek yok. Pek bahsedilmeyen ve asıl anlamamız gereken bunun amacı ve Ruh İkizleri arasındaki enerji dinamikleri ve bunun nasıl çalıştığı. Bu ikisini ve enerji dilini anlamak, bu yolculukta gerçekten ve tümüyle ileri gitmemize yardımcı olacak. 

Ruh İkizleri neden burada?

Genelde yaptığımız yanlış, bu ikiz-alev bağlantısını romantik bir deneyim gibi anlamak. Çünkü duygular çok derindir ancak, onlar birinci sırada değiller. Romantizm ancak daha ileri aşamalarda kekimizin kreması olabilir. Ama buna ulaşana kadar daha yapacak çok işimiz var. Şimdilik, bu fikirden ne kadar çabuk kurtulursak o kadar hızlı ilerleriz. Bu aşk kelimesi balonu bizim için kişisel bir yemden başka şey değil. Burnunun ucunda havuç tutulan bir tavşan gibiyiz ve bu bizi ilerlemeye teşvik ediyor. Bu sanki, evrenin bizim için şöyle söylemesidir: “İşte bu sahip olabileceğin bir şey. Şimdi Dünya üzerindeki cennetten bir yudum al bakalım. İşte bu sana 5B'de olmanın hissettireceği şey. Ama şimdilik 3B'deki işimize dönüp çalışmaya devam edelim.” Bizler için en sevdiğimiz, en çok istediğimiz şeyi bırakmak en acı şey gelir. Terk edilmiş, gözden çıkarılmış, istenmeyen, tamamen kafası karışmış ve tükenmiş hissederiz. Karşımızdaki kişiyi kovalamaya ya da kaçmaya kalkarız. Cevaplar aramaya başlar, ikiz alevlere dair yazılmış makalelere dalarız ve bunun daha önce yaşadığımız herhangi bir şeyden farklı olduğunu öğreniriz. Ruhsal dünyaya atılmışızdır ve hızla yeni bir gerçekliğe uyanmaktayızdır. Bu daha önce hiç denemediğimiz bir roller coaster yolcuğudur ve sadece bitmesini isteriz. Tek istediğimiz, artık bu insanla beraber olmaktır.

Sadece bunun nasıl olacağını bilememekteyizdir, çünkü kafamız öğrenilmiş davranış kalıplarıyla buna 3B/EGO/zihin seviyesinde çözümler aramaktadır. Kesin olan şu ki, cevaplarımızı asla 3B perspektifinden alamayacağız. Toplumsal geleneklerden eğitime, okul ve kiliselerden haberlere, devletlere ve pazarlamaya kadar bu 3B matriks programlamasından öğrendiğimiz ve aldığımız hiçbir şey bu deneyime uymamakta ve bunu açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Dahası, ruh ikizi macerası bizi tüm bu şeyleri bırakmaya zorlar. Ancak ve ancak bundan sonra bir yeniden birleşme mümkün olabilir. Neden böyle olduğunu şimdi inceleyeceğiz.

Ruh ikizleri öncülerdir ─ statü/EGO anlamında değil, ruhsal anlamda. Bu insanoğlu ve dünya gezegeninin hizmetinde olmakla ilgili, insanları kendi özlerine dönüşlerinde yardım etmekle ilgili bir liderliktir.

Bunun gerçekte ne olduğunu ve neden bu kadar değişim dönüşüm gerektirdiğini anlamak için ruh ikizlerinin gerçek amaçlarını incelememiz gerekiyor:

1. Yeni Dünya Enerji Izgarasının Yaratılması ve Güçlendirilmesi

enerji ızgarası
enerji ızgarası
Ruh ikizleri itilme çekilme ve kopmayı içeren acılı süreci deneyimlerken bir arayışa girerler. Bu süreç tarafları onarmakla kalmaz, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki diğer ikizlerin de birbirlerine bağlanmasına, deneyimlerini paylaşmasına ve birbirlerini görevlerinde desteklemelerine yardımcı olur. Bizler kabilemizi buluyor ve işbirliği yapıyoruz. İkizler ve ışık işçileri ışığı iletmek, tutmak ya da gerektiğinde yaratmak üzere tüm dünya çevresine, portallara ve diğer önemli noktalara stratejik olarak yerleştirilmiştir. Bazıları kalıcı olarak tek bir noktaya yerleştirildi ki o bölgeye yeni topluluk modelleri, kendi kendine yetebilen yaşam biçimleri, yeni eğitim öğretim ve iş modelleri vs. getirebilsinler.  Onlar böyleyken bir de gezgin olanlar var. Onlar da her zaman sevgi ve ışığın gerektiği bir sonraki bölgeye bir sonraki çağrıyı iletmeye hazırdırlar. 

2. Gezegen ve İnsanlığın Uyanışını Desteklemek

gezegenin uyanışı
gezegenin uyanışı
Ruh ikizleri bu kritik zamanda gezegenin uyanışına yardım etmek için enkarne oldular. Diğer ışık işçileriyle (yıldız tohumları ve meleksi varlıklar) birlikte yanyana yürür ve gerek gezegenin, gerekse de insanlığın titreşiminin yükselmesine yardımcı olurlar. İkizler, ayrı geçen uzun zamandan sonraki yeniden bağlantının verdiği güçle ilk fiziksel karşılaşmalarından itibaren artan, yüksek seviyede titreşim taşırlar. Bu bir nevi saf, koşulsuz sevgi patlamasıdır. Bu yüzdendir ki o inanılmaz derecede fantastik gelir. Gezegende ışığın artması için bu yüksek enerjiye ihtiyaç vardır. Şu anda karanlık ve aydınlığın dengesine ulaşmış bulunuyoruz. Titreşim daha çok arttıkça ışığın zirveye ulaşıp dünyayı ele geçireceği ve karanlığı dönüştüreceği zirveye de daha çabuk ulaşacağız. İkizler dahil ışık işçileri işte bu düşük enerjilerin dönüştürülüp gezegenin 3D ilüzyonundan ve acıdan kurtulması, yüksek enerjilerin demirlenmesi için buradalar. 

2. Soyların ve Kolektif Bilincin Şifalandırılması

kolektif şifalanma
kolektif şifalanma
İkiz alevler sıklıkla sorunlu, eril-dişil enerji dengesi bakımından bozuk ailelerde enkarne olurlar. Bu aileler hor kullanan ya da aşırı korumacı olabilirler. İkiz alevler, daha sonra yükselecek olan diğerlerine bu konuda yardımcı olacakları için bu dengesizliği deneyimlemeyi seçerler. İkizler uyanıp da gerçek amaçlarını anladıklarında ve kendilerini onarmaya başladıklarında bu tüm aile soyunu etkiler ve değiştirir. İkizler tüm genetik geçmişleri için enerji alanını ve zaman çizgisini değiştirir temizlerler. Böylece gelecekte bu soydan doğacak çocuklar doğrudan yeni bir Dünyaya doğarlar. Karmadan arınmışlardır. Aynı şekilde kolektif acı da şifalanır. İkizler kendilerini yeterince iyileştirdikten ve enerji değişimine alıştıktan sonra, ─ki bu kalp çarkalarımızdan gerçekleşir─ kolektifi desteklemek/iyileştirmek için daha ve daha çok çağrılacaklar. Bu ilk etapta rahatsız edici ve sürekli geçmişi tekrar etmek gibi gelecektir. Çünkü sistemimizden akmasına izin vereceğimiz düşük enerji miktarı daha önce bunu tek başımıza ya da sadece ikizimizle yaptığımıza göre çok daha fazladır.

4. Yeni İlişkileri ve Aile Şablonlarını Öğretmek

aile şablonları
aile şablonları
İkizler, uzun süredir alıştığımız, ilüzyonların dışındaki yeni dünyanın nasıl olacağını insanlığa göstermek için buradalar. Dünya yaşamı bundan böyle güvenilirlik, özgürlük, bireylerin ve insanlığın öz-sevgisi ve birlik bilinci ile devam edecek. Tüm bunlar da ancak insan egosu özgür bir ruha dönüştüğünde ve kalpler koşulsuz sevgiye açıldığında mümkün olacak. Bu korkunun da tümüyle ortadan kalkması demek. Yeni Dünyada eril ve dişil enerjiler tam bir denge içinde olacak. Dişil yaratıcı taraf, en doğru esin kaynağı olan kalpten fikirleri çekerken, eril yaratıcı tarafımız ise bu fikirlerin gerçekleştirilmesinde rol oynayarak kusursuz bir işbirliği yapıyor olacaklar. İkiz alevler işte bu dengeye ilk gelecek ve bu bütünlüğü genişleyen bir dalga gibi dünyanın dört bir yanındaki diğer ikizlere yayacak olanlar. İkizler yeni ilişkiler ve aile şablonları için bağımlılıklardan kurtulmuş, anlamsız yüklerden ve tavizlerden kurtulmuş rol modellerdir. Güvensizlik ve korkunun olmadığı bir dünyada, herkesin olduğu gibi değer gördüğü bir dünyada bu, gezegenin yeni normali olacak.

5. Yeni Sosyal Şablonları Öğretmek

sosyal şablonlar
sosyal şablonlar
İlişki ve aile şablonlarına benzer şekilde, 5. Boyut toplumunu mümkün kılmak için değişmesi gereken bir de sosyal şablonlar vardır. Bunlar da merhamet, özgürlük ve doğruluğa bağlıdır. Dürüstlük ise kendiliğindendir. Bugün insanlardan bir günlüğüne yalan söylememelerini isteseniz birçoğu bunu yapamaz. Çünkü egolarımız yalanı bir kendini savunma aracı gibi kullanır. Bu bizim ışık gücümüzle değişecek. Gelecekte nasıl bir uyum içinde yaşayacağımızı onlara öğreteceğiz. Kitleler birbirlerine yardım ederken her bir bireyin özelliklerine de saygı gösterecek. Aynı şey iş dünyasında da geçerli olacak. EGOnun olmadığı ve varlığımızın doğal olarak onurlandırıldığı bir dünya düşünün. Modaya ihtiyacınız olmayacak, gösterişli arabalara, makyaja, kozmetiklere, şampuan ve deodoranta ihtiyacınız olmayacak. Bunu kendiniz test edin ve alışveriş mağazalarıyla dolu bir caddeyi baştan aşağı yürürken yeni dünyada hangisine neden ihtiyacınız olacağını bir düşünün. İlginç değil mi?! 

Şimdi... Ruh ikizlerinin amaçlarını öğrendiğimize göre artık biraz daha derine dalıp bu ikiz alevlerin dinamiklerini inceleyelim ve bize ne olduğunu, bu sürecin başta neden bu kadar zor ve acılı olduğunu anlamaya çalışalım. Bu ilişkinin enerjisel dinamikler anlamında nasıl çalıştığını anlamak da çok önemli. Ancak böylece bunu bir ilerlemede kullanabilir ve içsel huzur ve dengeyi sağlayabiliriz.

Bakış I - Ruh ikizin sensin

ikizin sensin
ikizin sensin
Bu pek çoğunun hala 3 Boyut düşünce ve inanç sistemlerindeyken anlamakta güçlük çektiği konudur. Kurban bilincine kayarız, suçlarız, yargılarız, "şöyle dedi, böyle dedi" deriz ve hep diğer yarıya, hep onların çözmesi gereken korkulara ve sorunlara odaklanırız. Pekala... Bunun üstünü çizelim artık! Ne kadar çabuk yaparsak o kadar iyi. Tabii bu sizin seçiminiz. Eğer 3 boyut şablonlarından ve bu itme çekme, kaçma kovalama oyunlarından hoşnutsanız buyurun, istediğiniz kadar takılın. Ama şunu garanti ederim ki; bu koşullar altında ikizinizle kalıcı bir tekrar birleşme asla mümkün olmayacak.


Şunu anlamak zorundayız: İkizimiz biziz. Bizler iki bedende bir ruhuz. Bu yüzden, Onu her ne için suçluyor ya da neyle yargılıyorsak aslında kendimizi aynı şeyle suçluyor ve yargılıyoruz. Onlar bizim nihai aynalarımız ve Onlar bize kendi iyileşme ve gelişimimiz için neye ihtiyaç varsa onu veriyorlar. Bu her zaman egomuzun istediği şey olmaz. Bu yüzden Onu sizi görmezden geldiği için suçladığınızda siz neden kendinizi görmezden geliyorsunuz? Onları hisleri hakkında dürüst olmamakla suçladığınızda siz nerelerde kendinize karşı dürüst olmadınız? 

Bakış II - Hepsi senle ilgili

seninle ilgili
konu sensin
Her şeyin kendimizde bittiğini artık anlamamız lazım. Eğer kendimizi iyileştirirsek diğer yarımızı da iyileştiririz. 


Burada ben ya da O yok. Burada sadece "biz" var. Ve ne kadar hızlı kendimize, kendi sorunlarımıza, kendi iyileşmemize odaklanırsak ikimiz için ve insanlık için de frekansımızı o kadar hızlı arttırırız ve bütün için dengeyi yakalarız. İçimizdeki çocukla ve egoyla çalışmak, korku frekanslarını sevgiye çevirecek enerji dilini öğrenmek  ve affetme ile şükran duyma üzerine çalışmak bu konuda kilit rolü oynarlar. Bu süreç bizi ilahi asıl benliğimiz olmaya ve üzerimizde bize uymayan ne varsa düşürmemize götürür. Üzerimizdeki her sahte katmanı soyup attıkça da süreç bizi daha çok tahrik eder ve sonunda kendi öz-sevgimizi geri kazanırız. Bu hâl kendinden şüphe duymayan, incinmeyen, güvensizlik ve korkunun uğramadığı bir haldir.

Tam bu noktada egomuz söze karışacaktır: "Ben burada tüm bu çalışmayı üstlenirken O neden hiç emek harcamıyor?" Pekala... Daha net bir anlayış için bir sonraki maddeyi okuyun. 


Bakış III - Kadın lider konumdadır

lider kadındır
lider kadındır
Bunu anladığımızda farkındalığımıza karışacak ikinci parçamız dişil özellikleri ve erkek enerjilerini taşıyor olacak. Dişil enerji yaratıcı enerjidir. O sezgiyle ve yüreğiyle yaratarak niyeti belirler. Ardından, eril enerji ve yaratıcı enerji bunu takip eder ve hayata geçirir. Bu başka türlü olamaz. Bu yüzden, eğer bağlantıda siz daha dişil tarafsanız (dişil enerjinin daha fazlasını siz taşıyorsanız─ki bu cinsiyetinizden bağımsızdır) bunu kabul edecek olan sizsiniz. Eğer alıp iyileştirmesi için ikizinizi bekliyorsanız daha çok beklersiniz. Bu asla olmayacak çünkü O (erkek olan) ancak sizin enerjinizi takip edecek. Eğer enerjetik alanda sizin duruşunuz bekleme ya da korku tabanlı ise O (erkek taraf) da aynısını yapacak. Eğer siz ilerlemeyi seçer, bir şeyleri değiştirir, görevinize atılır, korkularınızı bırakır ve size ait olmayan şeylerden kurtularak kendi kalbî gerçeklerinizi takip etmeye başlarsanız O da arkanızdan gelecek ve aynısını yapacaktır. Üstelik bunlar hakkında kendisiyle 3B fizik realitede konuşmanıza da gerek yok. Kalp çakralarınız vasıtasiyle birbirinize bağlı olduğunuz için Ona enerjik düzlemde ilham vereceksiniz. Dişil taraf olarak öncülük edip korku ve travma motifini ne kadar dönüştürürseniz  eril taraf da şifalanmış halde sizi izleyecek ve yeniden birleşmeyi hayata geçirecektir. Daha çok dişil taraf niyetini belli edecek ve geleceği gerçekleştirme için yolu temizleyeceği enerjetik fırsatları yaratacaktır. Şunu anlamalısınız ki erkeğin işini yapması için size ihtiyacı var. 

Bakış IV - Sessizlik altın değerindedir

sessizlik altındır
sükut altındır
Ruh ikizlerinin ayrılmaya zorlanmasında pek çok kafa karışıklığı akla gelmektedir. Şunu anlamamız gerekiyor ki, bu ayrılmaya ruhumuz rehberlik ediyor ve bunun bir anlamı var. Ruhumuz kendi kendimize eğilmemizi, kendi sorunlarımız ve şifalanmamız üzerine çalışmamızı istiyor. Diğer yarımız tarafından tahrik ve rahatsız edildikçe gelişimimiz çok daha hızlı oluyor. Bedenimiz böylesi yüksek titreşimli bu aşırı şişirilmiş "aşk oyununa" uzun süre dayanmaya hazır değil. Çünkü hala yanımızda çok fazla yük ve düşük enerji taşıyoruz. Bu iki frekans arasındaki sürtünme öyle yüksek ki ikizimizle birlikte olmamız demek bildiğiniz yanmak ya da tüm sistemimizin çökmesi demek. Bu sebepledir ki: Kendi en yüksek iyiliğiniz için sessizliğin getirdiği ödülü hatırlayın ve bu zamanı kendi derslerinizden kaçıp kaçan kovalanır oyununu oynamak yerine kendi üzerinizde çalışmaya adayın. 


Bakış V - Anahtarı içimizdeki çocuk tutuyor

anahtar içindeki çocukta
Dünyadaki yolculuğumuza başladığımızda bu 3B oyununa ve programlanmış şablonlara ve yanlış inanç sistemlerine alışmak uzun sürmez. Her şey yokluk ve rekabet üzerine kuruludur. Bir konuda kötü olup daha iyisi olmak için savaş vermek, yükseğe sıçramak, daha iyi performans göstermek... Bizim realitemiz buydu. Bizlere okulların, cami/kiliselerin, devletlerin ve sektörün neler öğrettiğini ve dayattığını hiç sorgulamadık.

O yüzden, çocukluğumuzda büyürken, yaralanmış ve incinmiştik çünkü tüm bu programlamalarla özümüzde getirdiğimiz esin ve duygu uyuşmuyordu. Bugün yaşadığımız tüm korkularımız ve travmalarımız işte o dönemden gelmektedir. Her bir zorlukla karşılaştığımızda zihnimiz geçmişten kalma o sıkıntılı anıları çağırmakta ve bizi aynı korumacı, aciz çocuk bilinciyle etkilemektedir. Bu da öfke atakları, ağlama ve mutsuzluk olarak bize döner. İçimizdeki çocuğu iyileştirmeyi ve bu kalıplardan kurtulmayı akıl edene kadar da kendimizi hep aynı çıkmazın içinde buluruz. İçimizdeki çocuğu farkettirip tetiklemede ruh ikizimizden iyisi yoktur. Biz halen kendimizi sabote modundayken, içimizdeki çocuk egonun besinidir. Ona korku kalıplarını hatırlatarak bizi bloke eder. Eğer içimizdeki çocuğu en iyi dostumuz yaparsak ego yeterli enerjiyi bulup araya giremeyecek ve titreşim yükselmeye zorlanacaktır. Neticede de korku kalıpları sevgi kalıplarına doğru yol alır.


Bakış VI - Duygularla hareket etmek iyidir!

duygularla hareket
duyguları salıver
3B matriksin bir başka yanlış programlaması da duygularımızla hareket etmenin yanlış olduğu bilgisidir. Ağlamak, bağırmak, katılarak sesli gülmek ya da toplum içinde şarkı söylemek ego tabanlı bir toplum için ayıp ve kaçınılması gereken bir durumdur. Anlamamız gereken şey, aslında duygularla hareket etmek iyidir! Bu bir sebeple hissettiğimiz duyguya verdiğimiz doğal, refleks bir tepkidir. Bu, enerji boyutunda bir kusma gibidir. Çocuklar bu refleksi kullanırlar. Sistemlerine bir enerji girsin; çığlık atarlar, ağlarlar, silkelenir/hareket ederler. Ve birkaç dakika sonra her şey yatışmış düzelmiştir. Bu davranışları, biz Onları böyle yapmalarının yanlış olduğunu öğretene kadar devam eder. İşte biz bu toksik enerjiyi sistemimizde tutarız ve duygusal bedenimizi sürekli artan negatif yükle doldururuz. Duygusal beden bunları taşıyamaz hale gelince artık fiziksel beden bunları depolamaya başlar. Sonuç, kas ağrıları, önce iltahaplanmalar ve ardından daha ciddi hastalıklar, hatta kanser, kalp krizi ya da felçlere kadar gider. 

Bağırma ve ağlama yüzünden kendimizi suçlamadan önce arka taraftan bakıp bu tepkilerin üzerimizdeki zararlı enerjilerin boşalması için bir fırsat olduğunu anlamamız  ve buna minnet duymamız gerekiyor. Bunu balık zehirlenmesiyle kıyaslayabilirsiniz. Mideniz sizi kusturacak doğal bir refleks sergiler. Eğer bu refleksle savaşır ve besini midede tutarsanız çok hastalanır, hatta ölebilirsiniz. Kendinize büyük bir iyilik yapın ve bundan sonra böyle enerji boşalmalarıyla karşılaştığınızda bu fırsat için şükran duyun ve bunu onunla vedalaşmak için kullanın. Bu tecrübenizi 

anında daha yüksek bir titreşime taşıyacaktır. 

Bakış VII - Görevinize şimdi başlayın

göreve başla
şimdi başla
İkiz alevinizin burada bulunma sebebiniz olan misyonu yerine getirmede size yetişmesini beklemeyin. Sizlerin teker teker ve tekil olarak bütünlüğe ulaşmanız bekleniyor. Evren değişim dönüşümle çalışır; hazır olana kadar herkesin beklenmesiyle değil. Birer ışık işçisi olarak sizler buraya bazı yetiler ve görevlerle doğdunuz. Çocukluğunuzu ve kişiliğinizi keşfederek kim olduğunuzu bulun. Ardından yeteneklerinizi başkalarına yardım etmek için   kullanın. Bu büyük ve önemli bir şey olmak zounda değil. Tek bir kişiye yardım ederek bile bir dalga etkisi yaratırsınız. Göreviniz size aynı zamanda dünyadaki amacınızı veriyor ve bunu yerine getirerek insanlara yardım etmek size tarifi zor bir haz verdiği gibi, aynı zamanda da kendi ilerlemenizi ve daha dengeli bir varlık olmanızı sağlıyor. Enerjileri işe yarar bir şeye dönüştürmek onları sevginin yüksek titreşimlerine ve merhamete dönüştürmeye yardım ediyor. Kavuşma gerçekleşmeyecek gibi kendi yaşamınızla ilerleyin. Kendi kendinize yetmeye ve mutlu olmaya çalışarak ilerleyin. Ama kalbinizin bir köşesinde, aranızdaki tüm enerji blokajlarınız kalktığında ikizinizin size katılacağını bilin.


Bakış VIII - Biz dönüştürücüleriz

dönüştürücüler
dönüştürücüleriz
Duyguları şükranla dışa vurmayı öğrendiğimizde ışık işçisinin ilk ödevini yerine getirmiş oluruz. Çünkü düşük frekansların yüksek frekanslara dönüşme şekli budur. Suçlama ve yargılama yerine şükran ve affedicilik hissetmekle titreşimi hızla yükseltiriz. Bu bize farklı bir perspektif kazandırır ve her durumdan faydalanma olanağı sağlar. Bu bana ne öğretti? Burdan kendimle ilgili ve gelişimimle ilgili neyi keşfettim? Bu güne kadar tanışıp da benim için çok önemli olan kimle henüz buluşmadım? Bunlara 5B perspektifinden baktığımız zaman tüm tecrübelerimizdeki mükemmelliği ve amacı anlarız. Biz enerjinin dilini anladıkça enerji dağılmaz ama dönüşür ve anlarız ki aslında direksiyon hep bizdeydi ve aşağı korkuya doğru mu sürecektik, yoksa yukarıya, sevgiye doğru mu, bunu biz yönettik. 

Bunu mikro seviyede çözdükten sonra insanlık için geniş bir ölçekte yankı bulacak kolektif bir şifalanmaya atılıyoruz. Bu ilk etapta çok başa çıkması zor olabilir ve alışana kadar enerjiyi dönüştüren kalp çakramız için acı verici olabilir. Ama şunu anlamamız gerekiyor: Bizden daha büyük bir organizmanın parçasıyız. Belki şimdi karaciğer hücrelerinizin gözünden hissedip toksik alkolü vücuttan atmak için nasıl bir mücadele verdiğini anlayabilirsiniz. 


Başka bir yolla daha enerji dönüştürme yapıyoruz. Dünyaya inen tüm yüksek enerjiler bu gezegende vücutlanmak zorunda. Böyle enerjileri alırız ve insanlar ya da dünyanın almaları için uygun hale getiririz. 


Bu yüzden lütfen dikkat edin. Eğer düşük, yalnız, moralsiz, üzgün vs hissederseniz bunları kolektifte dönüştürmek için muazzam bir iş yapıyorsunuz. Enerji boşalmalarını kutlayın ve onları mutlaka enerjiyi yükseltmede kullanın. İşte, ışık işçisi görevi budur! Işık ile karanlık arasındaki savaş açık ve açıkta bir savaş değildir. Bu hepimizin kendi içinde cereyan eden bir savaştır ve hangisine enerji vereceğimizi biz seçeriz. Bilgece seçin. Sevgiyi seçin.


Bakış IX - Artık 3B okulunu bitirmeliyiz

3d okulu
3b okulunu bitirelim
Sık sık kendimize sorarız: Bu kadar acıdan zorluktan geçmek zorunda mıyım? Daha önce de belirttiğimiz gibi, çoğu ikiz zorlu ailelerde doğmuştur. Neden? Altında eril ve dişil enerji arasındaki dengesizliği anlamaktan başka  3B programlamayı ve nasıl çalıştığını anlamamıza bağlı sebepler de yatıyor. Sistemin kırılması için içine sızılması, onun bizim sevgi ve ışığımızla yeniden programlanması gerektiğini anlamamız gerekiyor. Ancak bu şekilde bu yolculukta olan diğerlerine merhamet geliştirip onlara yardımcı olabiliriz. Biz, buraya geliş amacımızı gerçekleştirmek üzere hazırlanıyoruz.

Bakış X - Eski hayatın yok olacak

eski hayat
cesaretin var mı?
Bu kabul etmesi en güç olanlardan. İkizlerden şunu ne sıklıkla duyarız dersiniz? "Hayatım Onunla tanışmadan önce daha stabil, daha ve düzgündü ve daha mutluydum". 

Hımm… Üzgünüm... Peki bu gerçekten doğru mu? Birinin sizde nasıl böyle bir etkisi olabilir? İkiz alevler deneyimi sizi bir sebeple sallayıp silkeliyor ve sizi en derin seviyede zorluyor. O sizi kendi ruhsal özünüzü keşfetme ve en gerçek, en özgün siz olma yolunda zorluyor. Bu da sizi size ait olmayan her şeyi bırakmaya, içsel gerçekliğinizle örtüşmeyen her şeyden kurtulmaya itiyor. Bu yüzden, siz gitmesine izin verene kadar, sadece başkalarını memnun etmek için yaptıklarınız, başkalarının beklentilerini yerine getirmeye dayalı tüm davranışlarınız acı acı yüzünüze çarpmaya devam edecek. Aksi halde ev, para, insanlar gibi büyük kayıplar yaşayacaksınız. Siz bu sürece direnç gösterdikçe de o daha zorlaşacak. Bu şekilde tüm zorlu koşullara rağmen evrensel akışa güveniyor muyuz, bu test ediliyor. Tüm bağımlılıkları ve kontratları bırakarak tam özgürlüğe ulaşmamız bekleniyor. Tüm programlanmış kalıpları ve inanç sistemlerini bırakmaya ve bu 3B matriksten kurtulmaya zorlanıyoruz. Yeni Dünyada bu eski enerjilere yer yok. Mutlu ve bütün olduğumuzda bunlara ihtiyacımız olmadığını zaten anlayacağız. Kısacası: Öz-sevgiyi bulma yolculuğundayız. Kaynağın enerjisini kendimizde taşıdığımız sürece Tanrı'ya bizi en çok yaklaştıracak öz-sevgisini bulacağız. 


Bakış XI - Kavuşma ancak çok yüksek titreşim seviyesinde mümkün

ruh ikizlerinin kavuşması
sürpriz buluşma
Ne zaman ki öz-sevgiyi bulur ve kaynağa tamamen bağlanmış hisseder, tüm yalan programdan arınır, korku, travma ve bize ait olmayan davranışlardan kurtulursak frekansımızı kendi doğal haline yükseltmiş oluyoruz.  Bu bizim orijinal ikiz titreşimimiz. Bu saf bilgelik ve merhamettir. Saf ilahi sevgidir. Bu aşamaya ulaştığımızda Yeni Dünya'ya yükselmiş oluruz. Artık kendi halimizle bir bütünüzdür ve mutluyuzdur. Artık mutlu olmak için kimseye ihtiyacımız olmadığı gibi, kendimiz ve dolayısıyla Tanrı için o kadar çok sevgi taşıyoruzdur ki tek istediğimiz bunu diğerleriyle paylaşmaktır. Tüm ilüzyonu içerden gördüğümüzden dualite/kutupluluk çökmeye, her şeydeki iyiyi, güzeli ve ilahi kusursuzluğu görmeye başlarız. Tamamen özgürleşmiş ve matriksten çıkmış, gerçek realiteye uyanmışızdır. Artık ışık işimizi de kolaylıkla yapar hale geliriz ve enerji dönüştürme de doğal bir olguya dönüşür. Kendimizi serbest bırakıp gerektiğinde ağlamak eğlendiğimizdeki kahkahadan, dans etmekten ve şarkı söylemekten farksızdır. Ruh ikizinin ne kadar güzel bir hediye olduğunu, bize gümüş tepside sunulmuş şükran duymamız gereken bir bağlantı olduğunu anlarız. Kolaylıkla bir şeyleri hayata geçiririz. Tamamen teslim halinde, evrensel akışa uyum içinde ve bu yaşamdaki bir kavuşma olması gerektiğine dair beklentimizi de aşmış haldeyizdir; çünkü zaman da artık eski anlamını yitirmiştir. İşte bu tam anlamıyla kapıların açıldığı, ve en beklemediğiniz, artık bıraktığınız anda ruh ikizinizin sizle birlikte olmak üzere geldiği o andır. Artık bileşik misyonunuzda insanlığa birlikte hizmet edebilirsiniz. 


Çeviren: Emre Güney

Peki bir ruhu iki bedenin paylaşması aklınıza yatıyor mu? Sizce ilahî planda buna gerek var mı? Yorumlarda tartışmaya ne dersiniz?

2016'nın getirdikleri ve YDI ruhuna etkileri


Merhaba sevgili dostlar,
Geçen seneden beri her yıl sonunda bir kapanış yazısı yazmayı, son yılın bana kattıklarını, dolayısıyla YDI'ye getirdiklerinden bahsetmeyi bir adet haline getirdim gibi görünüyor. Bakalım bu sene buraya neler oldu ve yakında neler var.

butterflyplanet@tumblr.com
Son bir yıl içinde okuyucu kitlemiz 21 Aralık 2012 (altınçağın başlangıcı, foton kuşağı ve 3 gün karanlık beklentileri) arifesinde bile görülmemiş oranda arttı. Bugüne kadar YDI en çok bilinirliği o döneme özgü trend gelişmeler yüzünden kazandı. Türkiye'de sadece bu gelişmelere dayalı olan onlarca blog ve site, dünyada ise binlercesi büyük bir hayal kırıklığıyla kapandı. Bu çalkantılar ve hayal kırıklıkları iyi kötü atlatıldıktan sonra sırada küresel çöküş ve “kurtarıcı dış güçler” planı vardı. "Kıvıran" galaktik kanal mesajlarını çılgınlar gibi takip etmeye devam ettik. Bende yeni bir uyanış dalgası, Sheldan Nidle mesaj arşivlerini açıp da ilk takip etmeye başladığım yılların da öncesindeki, yani 90'ların sonlarındaki mesajları kontrol etmemle başladı. Mesajlar bugünkü heyecanı, bir şeylerin olmasının "an meselesi olduğu" büyülü telaşını taşıyordu. Öyle ki, o mesajları bugün okuyun, aynı şeyi okuyacak aynı heyecana kapılacaksınız. Tarihini değiştirip önünüze koysam anlamazdınız bile.

─ "Tanrım, başlaması an meselesi. İşte bitiyor. Artık kurtuluyoruz." 

20 yıl önce de aynı şeyler farklı bir dille ve kurguyla yazıyordu. Oysa 20 yıldır pek çok anlamda bir şey değişmemişti. Sadece dışa odaklı bir umut ve beklenti tuzağından başka şey değillerdi ve insanın kendi iç çalışmasını felç ediyordu. Varlıkları sürekli olarak dışa dönük bir beklenti halinde tutup, iradelerini teslim ettiriyor dünya ilüzyonundaki kendi senaryolarını sağlamlaştırıyorlardı. Şimdi daha tehlikeliler çünkü teknoloji artan bir ivmeyle ilerliyor ve halka gösterilen teknolojik ilerleme tahminim 50 yıl geride. Böylece "mış" gibi yapacak daha üstün yetenekleri var.  Bunları farkettikçe yavaş yavaş, büyük hesaplaşmalarla bu eksenden uzaklaştım.

Önce her geçen yıl, sonra her geçen ay ve sonra her geçen gün daha çok ve daha çok bilgi her yere yayılıyordu. Her yeri zihnin daha çok meşgul olacağı çoğunluğu karanlık/negatif materyal kaplıyordu. Değil kafa yormak ve sizlere iletmek, bunlarla haşır neşir olmak bile o kadar yorucu ve zaman alıcı bir hal aldı ki beynimdeki baskı dinmez oldu. Sanki beni emip tüketen bir enerji girdabı vardı. Kafamın içindeki sesler, sorgulamalar, hesaplar ve kurgu çabaları dinmek bilmiyor ve her geçen gün yaşam daha da karmaşık, aciz ve kaygılı bir hal alıyordu. Ben bu muydum? Bu ölümsüz, uzay-zamanlar üstü ve ruhani bir varlığa yakışıyor muydu? Bu yorgunluk ve yoğun iç gözlemim yeni bir uyanış dalgası getirdi...

Ve şunları hissettim:
“Uğraştığın bilgiler “öz”den gelmiyor! Haşır neşir olduğun konular gelecek odaklı, korku, kaygı, belirsizlik ve huzursuzluklarla dolu. Doğada böyle bir telaş, huzursuzluk ya da kaygı görüyor musun? Bu bilgilerin tümü batıdan geliyor ve egonun uğraşmaya bayıldığı, seni koyu bir maddeye dönüştüren bolca zihinsel malzeme sağlıyor. Kaldı ki hepsi geçici. Dünyanın insanlık tarafından kurtarılmaya ihtiyacı yok. Kendiniz aydınlanıp kurtuldunuz da mı dünyayı ya da insanlığı kurtaracaksınız?! Beynini sustur! Kalbini aç! Düşünmeyi bırak ve hisset! Doğa gibi. Doğayı taklit et. Doğadaki huzuru bul. Tüm gerçekliğin keşfi, kendini bilmekten geçiyor!. Bu gereksiz ve faydasız zihinsel meşgaleyi sustur, sadeleş ve içe dön.”

Manevi gelişim ve benliğin keşfi anlamında doğulu üstadların öğretilerine geri dönmüştüm ve başka hiçbir bilgi, gelişme ile yeri doldurulamayan huzur, sadelik, iç ferahlığı ve sükunet geri gelmişti. Gerek duygularım, gerek bilincim genişlemişti ve dünya değişmemesine rağmen ben tatmin, akış ve zenginlik halindeydim. DMT yazımdaki öte-alem gibi. Bu sebepledir ki ilerleyen dönemde maneviyatla, ruhsallıkla ilgili yazılar YDI'de başı çekecek. Bunları, hemen ardından bilimsel, teknolojik ilerleme/gelişmeler takip edecek. Pozitif, çevreci ve yenilikçi somut bilim ile ruhsallık YDI'nin sobasının üstündeki çaydanlıkta demleniyor ve siz meraklılara sunulmayı bekliyor olacak. Bununla beraber gerçeklik, zihin, EGO/sahte benlik, ÖZ/asıl benlik gibi kavramları sıklıkla irdeliyor olacağız. Bunun için sizlere 75 sayfalık Mind Reality adında küçük bir kitabı da 5-6 bölüm halinde çevirip yayınlamayı tasarlıyorum. Bu kitapçık bu alanda karşıma çıkan en yüksek ve anlaşılır bilgiye sahip. Artı yeni bir Ruh İkizi makalesi daha geliyor. Bu defa ruh ikizlerinin başka cephelerini öğreneceğiz ve bu tip ilişkilerden nasıl ruhsal ilerleme sağlarız ona bakacağız. Vee ruhani durumuma bağlı olarak bu sitede türünün ilk ve tek örneği olacak olan bir yazı dizisine başlayacağım. Aslında bu kendi yazdığım bir aşk hikayesi. :) Gerçek olamayacak bir aşk hikayesi !

Size karşı hep samimi, çıplak ve gerçek oldum. Daha önce kimi yerlerde de bahsettiğim gibi bu sitede asla son, kesin, ya da mutlak bir bilgi paylaşmıyorum. Geçmişini hatırlamayan ölümlü bir insan bunu nasıl iddia edebilir ki? Yazdığım ya da çevirip sizlerle paylaştığım her yazı bana kendi yolumda o anda ışık tutmuştur. Kendini yalnız sanarak buralardan geçmekte olan aç ve susuz diğer yoldaşlara arkadaşlık yapmaktan fazlası değil niyetim. Bir şekilde kendini bu sitede bulup zamanı gelmemiş olanlar bazı yazıları anlamayabilecektir. Daha yüksek perspektiflere ulaşmış olanlara öyle basit ve sığ gelecek ki bu yayınlara gülüp geçebilecektir. Burası maneviyata baş koymuş, birlikte koyu sohbetlere dalmayı arzu ettiğimiz ulu bir ağacın altındaki mütevazi soframızdır. Tüm ince kalpleri bekleriz.

Hepinize bolluk, huzur, sağlık, mutluluk ve neşe dolu bir yeni yıl diliyorum.


Aşağıdaki yazı geçen aylarda karşıma çıktı ve bende çok güzel, aydınlatıcı etkileri oldu. Yazının DMT yönünden ziyade yaşam ve ölüm arasından, öte alemden verdiği haberler şu zor zamanlardan geçtiğimiz günlerde hepimize güzellik katacak ve yol gösterecektir. Bundan emin olduktan sonra çevirip sizlerle paylaşmak istedim. Şimdi sözü bu güzel yolculuğun sahibi Simon'a bırakıyorum.
───
mastodon crack the skye
Artwork: Mastodon Crack the Skye
Ben ne bir madde kullanıcısıyım, ne de içicisi. DMT'yi duymuştum ancak bunun için hiçbir arayışta olmadım, ta ki DMT beni bulana kadar. Onu birkaç kez denedim ama sizinle paylaşacağım bu deneyim, bana bazı cevaplar veren ve sonuncu kullanımım olandı. Bu tecrübeden sonra hayatım tamamen değişti ve sorularım cevaplandı. Bundan sonra da bir daha DMT'ye ihtiyaç duymadım.

Bu son deneyimim gerçekliği parçalayan, egoyu yok eden ve korkuyu bitiren bir deneyimdi. Buraya ulaşabilirseniz yaşayacağınız şeyi söyleyeyim: öte-aleme, ölüm sonrasına bir dalış! Bunu başarır da bu son noktaya kadar gelirseniz göreceğiniz tek şey ölümden sonraki yaşam değil, aynı zamanda da tüm nedenleri ve nasılları da cevaplayacaksınız. Buna nereden geldiğimiz ve neden burada olduğumuz da dahil.

Biliyorum, buna inanması güç geliyor. Hükümetlerin onlarca yıldır DMT'den haberi var ve bunu yasakladılar, çünkü onun size neler göstereceğini biliyorlar. Şimdi biri bana şunu cevaplasın: Nasıl oluyor da hepimizin her gece doğal olarak salgıladığımız bir kimyasal nasıl oluyor da yasadışı oluyor? DMT ile yönetimlerin yaşadığı sorun, onun yaşam değiştirici potansiyeli!

Bir kere bu eşiği geçip geri döndüğünüzde, artık Dünya'nın gerçekte ne olduğunu ve bunun içindeki sizin rolünüzü biliyorsunuz. Bir daha kontrol mekanizmaları, korkular, etiketler ve ayrım söz konusu olamıyor. Matriksten çıkıyorsun Neo, ve onun arkasında neyin olduğunu biliyor, onun metalden bir makine olmadığını biliyorsun!

DMT deneyiminden yoksun bir insan asla onu alan kişinin nelere tanık olduğunu tahmin edemez. Tanık olunan şeyi zihnin yarattığını varsaymak kolaydır. Gösterilen şeyi hiçbir akıl, ama herhangi bir seviyedeki hiçbir akıl tasarlayıp sunamaz. Varoluşun üstüste ve içiçe katmanlar gibi birbirine örüldüğü, her şeyin aynı anda varolduğu bu ortamda kendi zihnimin bile bir gözlemciden öteye gidemeyeceği insan üstü bir realiteydi.

DMT alan bir insan için baş sorun, yaşanan çoğu şeyi açıklamak için hiçbir dilin hiçbir kelimesinin yeterli olmayacağı.
bulutların üstünde
yüksek alemler (temsilî)

Sadece basit bir psikedelik ilaç olmadığını nasıl bileceğim?


İyi bir deneyimde gördüklerinizden geriye sadece % 5-10 bile getirebildiyseniz şanslısınız. Çünkü bizim madde-tabanlı realitemiz bu yaratımı anlayabilmemiz için çok yoğun. Öbür tarafta herşeyi anlamak öyle kolay, tüm cevapları almak öyle rahat ki. Geri döndüğünüzde bu büyük soruların cevaplanmışlığı duygusuyla dönüyorsunuz. Bazen zihninizde cevapları halen görüyorsunuz ama buraya dönünce çoğunu nakledemiyorsunuz.

DMT'nin bir diğer farkı yolculuk boyunca yaptıklarınızın tümüyle kontrolünüz altında olması. Hiçbir şekilde kafa yaptığınızı düşünmüyorsunuz. Tamamen ayıksınız ve bu alemdeki koşulları bırakıp tümüyle buranın ardında yatan bir başka yeri ziyaret ettiniğinizi biliyorsunuz. Zihninizin uğraşabileceği ya da tasarlayabileceği tüm sınırların ve zamanın ötesinde bir dünyaya gittiğinizi biliyorsunuz. 

Tanımlanamayanı nasıl tanımlarsın? İmkansızı nasıl açıklarsın? Deneyim anlatıcı kelimelerle öylesine sınırlanmıştır ki çoğunlukla görünmüş olan şey anlatılamaz. DMT ile dünya tamamen yer değiştirir. O tümüyle gitmiştir. Realite ondan çok daha güçlü bir şey tarafından silip süpürülmüştür. Üstelik yerine gelen şey organik maddeyi, üç boyutlu uzayı ya da zaman döngüsü gibi hiçbir referans noktasını barındırmaz. 

Çoğu kişinin melek diyeceği bir şey gördüm (aşağıda tecrübemi anlatacağım) ancak bunu böyle dediğim anda onu görmeyenin gözünde kanatlı bir insan resmi belirecek. Bu görünen şeyi muazzam derecede hafife almak olurdu. Bu "melek" katı değil ve dış çeperleri güçlükle seçilebiliyor. O'nun parlaklığı, süper-keskin netliği bile tek başına tarif edilemez. O'nun dokunuşu bedenimin her bir tek atomunu ve ruhumu tanık olmadığım yoğunlukta bir hoşluk ve mutlulukla uçuruyordu. 

Bizi çevreleyen ışık-enerjisi (ya da enerji-ışığı) varlığım Onun kim olduğunu farkettiğinde değişti ve O gülümsedi. Bu son DMT yolculuğumda onların(ve bizim) geldikleri yere, yaşamlar arasındaki yerimize götürüldüm. Tekrar ediyorum, bu yerin ne olduğunu tarif edecek bir kelime yok, çünkü orası tüm kelimelerin ötesinde. O, onu yaratan her şeyin enerjisini taşıyor ve yüksek seviye duygular onu kontrol ediyor. İfadeler yeterli olamıyor çünkü onu enerjisiyle, duyguları ve armonisiyle tecrübe etmek gerekiyor ki nasıl çalıştığı tümüyle anlaşılsın. 

Korku artık hayatınızda rol oynayamaz. Kontrol? Gitmiştir. Ego? Gitmiştir. Bu, yaşam-dönüştürücü, tanımlanamaz ve bu gezegende deneyimleyebileceğinizi en yoğun deneyimdir. UYARIYORUM! 


LÜTFEN DİKKAT!


DMT bir oyuncak MADDE değildir ve farklı şeylerin, eğlencenin falan peşindeyseniz kullanılmamalıdır. Eğer hayatınızı (büyük ihtimalle) köklüce değiştirecek bir deneyime kesinlikle hazır olduğunuzdan eminseniz, ancak o zaman size tavsiye edebilirim. Eğer hazır değilseniz, kötü bir yolculuk yaşamanız muhtemel. Benim size tavsiyem DMT'nin size gelmesine izin verin. O ancak siz hazır olduğunuzda sizi bulur.
büyütmek için resmi tıklayın

DMT etkisindeki görsel netlik öyle inanılmazdır ki hayatta gördüğünüz hiçbir görüntü yanından dahi geçemez. Ayrıca bu görüntüleri çizerek tasvir de edemiyorsunuz. Ancak size bulduğum bir görsel ile bunu bir nebze olsun aktarabilirim belki. Bu örnek, durumu tam ifade etmese de gördüğüm en iyi ifadesi.

Üstte hep gördüğümüz bir ayçiçeği ile allta DMT'nin etkisi altında göreceğinizi bir ayçiçeği örneği.

Size göstermek istediğim şey, tanık olduğum görsel fark tam olarak bu değil. Ama doğru istikamette bir benzetme. Anlayabiliyor musunuz? 

Bu tehlikeli mi?


Yalnızca şaşkınlıktan ölmekten korkuyorsanız, evet (teşekkürler Terence McKenna)! Siz değişmiyorsunuz ama Dünya tamamen bir başka şeyle yer değiştiriyor, sınırlar çözülüp kayboluyor ve sizi birkaç kelimeden ibaret olan bir yere getiriyor. Burada olduğunuzun ne kadar önemli olduğuna dair size bilgi veren bir varlık tarafından karşılanmayı beklemiyorsunuz. Kafanızdaki cevaplanması en güç soruların cevaplanmasını beklemiyorsunuz. Üstelik sorularınız sadece cevaplanmakla kalmıyor, tamamen anlaşılıyorlar da.


Problem şu ki dilimiz öte-alemi tanımlayabilecek kapasiteye sahip değiller. Cevapları görebilirsiniz, onları hissedebilirsiniz ama geri dönüp onları akıllara kazıyacak kadar tarif edemezsiniz.

15 Ocak 2013'teki DMT Deneyimim


Bu defasında ciddi bir şamar yedim çünkü bizi tutsak eden tüm perdeyi kaldırmaya ve öbür tarafta ne olduğunu keşfetmeye niyet ettim..

En başta geleneksel geometrik şekiller gördüm ancak bu seferinde öyle çok çekim hissettim ki ruhum sanıyorum beden kıyafetimi bıraktı ve ayrıldı. Bedenimde çok fazla baskı vardı. Öyle çok ki güçlükle nefes alıyordum. Ama tamamen ─dışarı─ çekildikten sonra her şey değişti!


Huzurdan başka tüm duygular kayboldu. Hayatta önemli gördüğüm her şey anlamsızlaştı ve gülünçleşti. Bir rüyadan uyanmış gibi hissettim. Gerçekliğin çok sığ ve kıt bir parçasından ayrılmış yuvaya dönmüşçesine asıl ve tam gerçekliğimize uyanmıştım.


Bizim, kendini gözlemleyen evren olduğumuzu anlatmak öyle zor ki. Pek çokları için hepimizin bağlantılı olduğunu, her şeyde hepimizin hep bir olduğuna inanmak öyle zordur ki. Biz her birimiz, titreşimini ya da atımını azaltarak evreni bu beden kıyafetlerinden tecrübe eden sonsuz enerji akışlarıyız. 

Ruhumun yukarı doğru çekilip, önümdeki geometrik şekiller içinden terk bedenimi terk ettiğini hissettim. Neredeyse tam üstlerine vardığımda geçite benzer bir şey açıldı ve bu geometrik şekiller ─evimiz olan─ bir başka boyuta sızdı. Bu kesinlikle şimdiye kadar gördüğüm en inanılmaz şeydi!


Varlıkların buluşması


Dikkatimi ilk çeken şey zamanın durmasıydı. Ansızın farkına vardım ki artık zamanın ve mesafelerin hiçbir manasının olmadığı bir yerdeydim.


Duygusal anlamdaysa hissedebildiğim tek şey bir çeşit sevgi ve huzurdu; ancak alıştığımzdan çok daha derin, çok daha güçlü. Burada olumsuz duygular yoktu. Bir sükunet battaniyesinin altında bulunmak gibi.


Şimdi aynı konumdaydım ama yaşamın-ötesinde. Burası saf enerji ve titreşimdi. Her şey diğer tüm şeylerle kelimelerle tarif edemeyeceğim bir bağlantı içindeydi. Görüntüsel manada, biliyorum bu bir anlam ifade etmeyecek ama, bu bağları hem görebiliyor, hem de göremiyor gibiydim. 

Halen şu geometrik ızgara içindeydim ve o benimle birlikte hareket ederken hemen önümde, mavi renkte ışıyan saydam bir elin uzandığını gördüm. Yukarı baktığımda o gördüğüm en güzel, olağanüstü bir varlıktı. Ruhum ve altımdaki beden bu varlığın bana gülümsemesiyle ağlamaya başladım. Varlık öylesine parlak ve saydamdı ki özelliklerini belli belirsiz seçebiliyordum.

Onun içinden arkayı görebiliyordum ve muhteşem bir pırıltısı vardı. Bana dokunması içimdeki tüm atomları yeniden canlandırdı; hem ruhumu, hem de altımdaki beden kıyafetimi. (Ç.N: Eterik bir kıyafetten, temsili bir bedenden bahsediyoruz. Fizik beden kendi dünyasında hareketsizce yatıyor.) Sanki tüm varlığım coşku ve sevgiyle öylesine dans ediyordu ki başka her şeyi silinip süpürülmüştü.

Ruhum ansızın farketti ki bu varlıkla ezelden beri tanışıyordum. O, tüm yaşamlarım boyunca her gerektiğinde bana destek olmak için burada bulunandı. Beynim bunun nasıl olabileceğini anlamıyordu ama ruhum onu tekrar görebilmek için coşkun bir sevinçle dans etmeye devam ediyordu.


Elimi tutup yukarı doğru bana eşlik etti. Beni sınırlayan geometrik şekiller arkamda kaldıysa da mercanı andıran bir tür bariyer ile çevrelenmiştim. Bunun ne için olduğunu sordum. Bana, burada her zaman memnuniyetle karşılanacağını ama hem kendimin hem de onların güvenliği için bir gözlemci olarak kalarak fazla yaklaşmamam gerektiği ya da yaşamlar arasında kullandığım yerlere erişmemem gerektiği söylendi. 

Onun gibi buradaki daha uzakta hareket eden başka varlıkları da görebiliyordum. Hepsi ışıktı ama tarif etmesi olanaksız bir şey. Her şeyin enerji ve duygusu ışığı yaratmıştı. Gerçek manada mesafe yoktu ve tüm zamanlarda ve mekanlarda bulunabileceğimi hissediyordum.

Hala elimi tutarken beni bizim/onların geldiği yerin yakınına götürdü. Bu enerji yapısının/binasının içinde (bina kelimesi bu yapıyı tanımlamaktan çok uzak ama kelimelerle yapabileceğimin en iyisi bu) kendi varlığımı hissedebiliyordum. Bu bütünün bir parçacığıydım ve dünyada, kendi içimden geçen bir madde tecrübesini edinmekteydim. Burada artık hiç yalnız hissetmiyordum. Hatta ben bu yerin kendisi ve bütünün parçasıydım.


Varoluşumuzun "katı tarafı" ilüzyondu ancak onu da biz yaratmıştık. Madde bazlı beyinlerimizin bu yeri ve alemi bedenlerimizde yaşarken kavraması mümkün değildi. Orada, asıl evimizde tüm cevaplar ortadaydı. Akla gelebilecek tüm sorularsa biz onları zaten bildiğimiz için gayet açıktı. Sadece onları bildiğimi hatırlamam gerekiyordu.


Cevapları buluyordum derken, teker teker soruyor ve cevap alıyor anlamında demiyorum. Özümden aynı anda akan binlerce cevapları kastediyorum. Beynim küçük bir zerresini bile anlamaya yetişemiyordu ama özüm cevapların yarattığı enerji ve keyifle parlıyor, ne varsa kavrayıp yutuyordu.


Nereden geldiğimizi artık biliyordum. Şeylerin nasıl işlediğini artık biliyordum. Neden hatırlamadığımızı, doğmadan önce ne olduğunu, öldükten sonra ne olduğunu... Enerjinin kuvvetine bakıyordum ve Onun ne olduğunu çok iyi biliyordum. Çünkü bu her şeyin gerçekleştiği, ve defalarca buradan gidip geldiğim yerdi.

Kafama bir soru düşerken, daha tamamlanmadan cevabını buluyordum. Her şey son derece açık ve net, anlaşılması ise kolaydı. Kendime gülüyordum; çünkü beynim yaşadığı imkansız şeyleri rasyonel bir şekilde kaplara oturtmaya çalışıyordu ancak başaramıyordu.

Yavaş yavaş bu yerden uzaklaşmaya başlıyordum ki eski dostum beni bıraktı ve gülümsemelerin en güzeliyle bana baktı. İkimizde geri dönme vaktimin geldiğini biliyorduk. Dönüş yavaşça gerçekleşirken zihnimin bu keşfettiklerimi ne derece geriye getirebileceğim konusunda endişe duyuyordum. Ben bunu düşünmeyi bitirmeden o çoktan aklımdan ne geçtiğini bildi ve bana her şeyi geri götüremeyeceğimi, çünkü madde-bazlı boyutlara dönerken her şeyin sıkıştırıldığını ya da yoğunlaştırıldığını söyledi. Özüm onları taşıyabiliyordu ama beynim değil. Ayrıca bana, bunları zaten önceden de bildiğimi, ve tekrar bileceğimi hatırlattı ve sımsıcak bir şekilde şunları söyledi: “Sadece kendin için yarattığın bu gösterinin tadını çıkar. Sana hiçbir zarar gelemez. Cevaplar sana geldikçe zihnin de hislerini ve duygularını hatırlayacak.”

—–

Ben DMT'yi kendim edinmedim. Ben hazır olduğumda o beni buldu. Bu konuda konuştuğum birkaç kişi de aynı şeyi söylediler. DMT kesinlikle bir oyuncak ve zihin meşgalesi değil! O tüm inançlarınızı darma dağın edebilir ve kuvvetlem muhtemel hayatınızı tüm açılardan değiştirebilir. Son düşüncemdir.


Son düşüncem...


Dünya üzerindeki yaşam benim için tamamiyle değişti. Yaşayan, yani canlı şeyleri daha fazla önemsiyorum. Bu hayattaki sorunlar, acılar hiçbir şey ifade etmiyor. Yeniden doğduğumuz her defasında, diğer yaşamlardan duygular ve tecrübeler getiriyoruz. Ama bunlar ruhumuza kilitlenmiş ve zihin bilincimizden gizlenmişler. Bu "veri" zihinde/kafada değil; o tüm uzay zaman boyunca atomlara saçılmış durumda. Her şey "bağlantılı" olduğu için bu veriler de öyle. 


Merak edebileceğiniz birkaç şey daha...


Bu bedenlerimizle hamilelik döneminde, aşağı yukarı 3 aylıkken buluşuyoruz. Ancak hamilelik boyunca ve doğumdan sonraki birkaç ay boyunca bedenimizi oldukça sık terk ediyoruz. 

Aynı zamanda hem burada, hem de oradayız. Ben buna ruh bölünmesi diyorum. Bedenimdeki ruhum tamamının sadece bir parçası. Diğer taraftaki parça çok şeye müdahil olamıyor çünkü O burada olup bitene odaklanmış durumda oluyor. 

Yetmiş yıl burada uzunca bir zaman olabilir ama orada neredeyse başladığı gibi bitiyor. 

Ebeveynlerimizi bir dereceye kadar biz seçiyoruz. Her birimiz bu hayata bir takım hedeflerle geliyoruz. Ebeveynlerimizi de işte bu hedeflerimize ulaşmada yardımcı olabileceklerden seçiyoruz. Bu sebeple birkaç ila bir sürü ebeveyn seçilebilir. Ancak, bizim için en iyi, ya da bizi en güzel yetiştirecek ebeveynleri değil de hedefimize bizi ulaştırabilecek olanları seçiyoruz.


Hedefiniz ne olursa olsun; hayat sürekli dümeninizi o tarafa kıracaktır. Ona ister ulaşın ya da ulaşamadan  yaşamınızı yitirin, farketmez. Eğer yaşamınız sürekli tekrarlayan döngülere giriyorsa belli ki bu tekrarlayan yoldan öğrenmeniz gereken bir şey var. 

Eğer intihar ederseniz cehennem ya da bir lanetleme yok. Ancak olay şu ki, tekrar gelecek, ve aynı şeyleri tekrar, tekrar ve tekrar yaşayacaksınız. Ta ki hedefe ulaşana kadar. Bu seçiminizle olacak; zorlama değil. Amacınıza ulaşamazsanız ilerleme kaydedemezsiniz. Bu yüzden ona ulaşana kadar ilerlemek isteyeceksiniz. 

İnsanoğlu genelde zengin ya da başarılı olmanın mücadele ve çabaya değer olduğu görüşünde. Ama asıl başarı amaçlara ulaşılması. Çünkü bu hayatta yaşanan güçlükler bir sonraki hayatta yaşanmak zorunda kalmazlar. 

Biz acı çekmeyi kötü bir şey olarak anıyoruz. Ama yetmiş ya da bilmem kaç yıl bu bedende geçen yaşam büyük resimde sadece bir kalp atışından ibaret. Beden acı çekiyor olabilir ancak ruh deneyim kazanmaktadır ve Ona zarar gelemez. 

Hayatınızda sizinle daha önce bağlantıya geçmiş olan bir ila beş kişi olabilir. Bana öyle geliyor ki dünyaya tekrar girmeden önce planlanmış, birbirlerine yardım etmek için bir araya gelen küçük çekirdek gruplar olabilir. Kendim bu kategoride hayatımda iki kişi keşfettim.


Ölüm anında korku ve kuşkuya yer olmayacak. İnsanlıktan saklanan bu rüyadan uyanmaya başlayacaksınız. 

Kaynak: Hidden from Humanity

Çeviri: Emre Güney