#YDI #YDi: Yeni Dünya için İpuçları
YouTube kanalıma abone misin?
Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Ruhsallık/Toplum

Bilim/Gizem

Güncel

İleri Seviye Chemtrail Gerçekleri


Askeri, Genetik ve Nano Boyutlu Uygulamaları 

 

 

videoyu görmüyorsanız tıklayın

Video Metni

Duyduğunuz gibi Almanya'dan geldim ve hayatımın yarısında bilim yaptım,
diğer yarısında ise gazetecelilik yaptım.

Son bir buçuk yıldır da kitaplar, makaleler yazıyor film yapıyorum.
Hayatımda çok çeşitli konularlar meşgul oldum.

Yani konuları araştırmak ve parçaları birleştirmek derin mevzuları açığa çıkarmak uzmanlık alanım oldu diyebilirim.

Norveç'teyken çevresel gözlemler yapmaya ve orada bir şirket için elektro-hassasiyet
üzerine çalışmaya başladım.

Bu şirket ölçüm malzemeleri, saha malzemeleri gibi
şeyler sağlıyor ve insanların elektro-duyarlılığı anlaması için eğitimler veriyordu

Ben oradayken ölmüş bitkilerin kimyasal analizlerini yapmam
istendi. Bunlar yağmur suyundan ölen bitkilerdi.

Yıl 2012 idi ve çiftçiler ürünlerini kaybetmeye başlamışlar,
nedenini merak ediyorlardı.

Bu yüzden labaratuvarlara gelip analiz yaptırıyorlar
ancak sonuçları okuyamıyorlardı.

Değerleri görüyorlardı ancak bu kağıtlarda neler olmalı,
nasıl çıkarım yapacaklar bunu bilmiyorlardı

Bu yüzden beni Almanya'dan gelen çılgın bilimadamı
gibi tanıttılar ve bu konuda yardım istediler.

O zamana kadar zaten chemtrail konusu üzerine
çalışıyordum.

Sanıyorum artık neler olduğunu görüyoruz. Bunun
arkasında farklı gündemler var.

Çünkü bu tek bir hedef değil. Tek bir kesimin yapmak
istediği tek bir amaç söz konusu değil.

Soğanın katmanları türü bir yapıdan söz ediyoruz.
Farklı grupların bu konuda farklı beklentileri var.

Bu konuda ne kadar araştırırsanız daha çok katman
ortaya çıkarıyorsunuz.

Bu yüzden bugün size doğrudan bu soğana
benzer yapıdan bahsedeceğim.

Ve bu konuda size farklı gündemlere dair
büyük resmi vermeye çalışacağım.

İki şeyi yapmayacağım. Ve bu konuyla ilgilenenlerden
de rica ediyorum, gökyüzüne gözlerinizi dikip

chemtrail'e mi bakıyorum contrail'e mi bakıyorum
mukayesesiyle uğraşmayın.

Bu hiçbir işe yaramaz. Bu çözümsüz bir tartışmadan
başka şey değil ve bu konuyu buradan çözemeyiz.

Olduğunuz yerden bu maddeleri toplayamazsınız,
bir kimyasal analinizi yapamazsınız.

Beni bir yılımı alan, tam bir yılımı kaybettiğim
bir konu da bu kimyasal analizler.

Kimyasal analizler yaparken yaptığımız şey maddeleri alıp
aside bırakmak ve asitle çözünen şeyin analizidir.

Bu da size sadece metal analizleri ya da
kristalizasyon hakkında bilgi verir.

Çünkü asitte çözünen her şey artık gitmiştir,
size geriye ise sadece metaller kalır.

Bir problem bu. Aslında elde ne olduğunu göremiyorsunuz.

Diğer problem ise her şeyin asitle çözülememesi.
Aslında bu ancak gelişmiş labaratuvarlarda

anlaşılabildi ki -bunu da sonradan keşfettik-
maddeler aside tamamen dirençli.

Bu yüzden kimyasal analiz yaparak gerçek tabloyu
görmek kesinlikle mümkün değil.

O yüzden bu iki unsuru kısıtlı süre gerekçesiyle
es geçeceğim.

Bu resme farklı bir perspektiften girmek istiyorum.

Eğer gizli şekilde bir haltlar karıştıran bir adamımız
olsaydı bunu gazetelerde bulamaz,

ortalıkta konuşulduğunu duymazdınız. Diğer tarafta da

neler olduğunu anlamaya çalışan bir başka
figürünüz olurdu. Bu defa da şu çirkin kelime

komplo teorisini duyardınız.

Eğer komplo teorisyeni olmakla suçlansanız
-ki bu duygusal bir konu- kimse toplumda dışlanmak istemez

Kimse o ucube çocuk olmak istemez. Genelde de bu
arkadaş ortamın çirkin ördek yavrusu olur.

Bu gibi durumlarda alışılmış değil, bazı akıllıca
yöntemlerle savaşılabilir.

Chemtrail'ler ile ilgili konuşmak istiyorsak, benim
aklıma gelen ilk soru bu kelimenin nereden geldiği.

Bu soru teorinin ötesindeki bir soru. Kelimenin
nereden geldiğini bulursunuz, bu ayrı.

Ama sözcük aslen ABD ordusundan geliyor. Daha çok
da ABD Hava Kuvvetleri'nden.

Bunu İngilizce'ye onlar soktular. Çünkü Hava Kuvvetleri
akademisinde oturuyorlardı...

Kimya fakültesinin derslerine katılıyorlardı.
Derslerin birinin adı chemtrail idi.

Düşünün ki bu üniversitede okuyorsunuz, derslerden
biri nasıl chemtrail yapılacağını işliyor.

Bu yüzden chemtrail'ler gerçekten var mı gibi
bir soru anlamsız. Havaya bakarak cevaplayabileceğimiz

tek şey, bunun askeri bir teknoloji olduğu. Ama
kullanılıp kullanılmadığını bilemeyiz ve fakat

bu teknoloji üzerinde çalışabiliriz. Çünkü
üniversitede de işlenen bir konu.

Derste okutulan bu el yazması belge yaklaşık
260 sayfalık, okuması biraz zor. Ve...

aslında bu daha çok bir sınav soruları/anketi gibi.
Yani içinde tek bir cevap yok, ama

binlerce soru var. Bu dökümanı alıp tüm soruları
cevaplarsanız bilgiyi toplamış olursunuz ve...

bu bilgiden de ters mühendislikle puzzle çözer
gibi faydalanabilir, chemtrail nedir anlarsınız.

Konular genelde plastik yüzeylerin aluminyum
kaplanması ve naylon iplikçiklerin sentezi üzerine.

Bunun neye yaradığını sorarsanız bu kandırma/aldatma
spreylerinde kullanılan aluminyum kaplı naylon iplikçikler

ve uçakları radardan gizlemek için kullanılıyor. Bu
büyük bir sır değil. Resmi belgelerde de yer alır.

Uçakları radardan gizlemek için bunu öğretirler.
Dökümanın bir kısmı bundan bahsediyor.

Diğer yarısını okuması ve çözümlemesi daha zor.
En çok spreyin saflaştırılmasından bahsediyor.

Ki bu da kristalize nano parçacıkların bir -motordaki-
yanma sürecinde üretiminden bahsediyor.

Bu da endüstride çeşitli nano parçacıklar üretmek
istediğinizde kullanılan bir yöntem.

Bu nano parçacık elde etmenin çok ucuz
ve verimli bir yöntemdir ve endüstri de bunun

iki yöntemi var, ki bunlar dökümanda anlatılıyor.

Diğer bir olasılık metal tuzlarını alıp suda çözmek
ve sonra bu suyu ultrason bir püskürteç ile...

püskürtmek suretiyle milyonlarca ince tanecik
elde etmek. Bu tanecikler de ateşe gönderiliyor

ve su buharlaşıyor ve taneciklerin tuzlu içeriği
küçük toz parçacıklarına dönüşüyor.

Alev yeterince sıcaksa da sonunda eriyor ve
tekrar kristalize oluyor. Sıcaklığa ve damlacık

ölçülerine bağlı olarak kristalize parçacıklar,
amorf parçacıklar yaratabilirsiniz.

Sprey saflaştırıcıların çalışma sahalarındaki
bir yöntem bu şekilde.

Diğer yöntem ise su kullanılmadan çalışıyor. Buna
karşılık doğrudan yanabilir sıvılar kullanılıyor.

Metan bunlardan bir tanesi. Sanırım hava
kuvvetlerinde ilk terich olarak bu kullanılıyor.

Bu şekilde ikinci bir ultrason uca/püskürtece de
ihtiyacınız kalmıyor. Artık ultrason ucu jet motorunda

yanmış olan materyali buhar haline getirmede kullanıyorsunuz.

Bunlar basitçe bu chemtrail dersinde anlatılan
konuların kimyasal ve teknik cephesidir.

Bu şekilde bu teknoloji hakkında ilk fikri ediniyoruz.

Şunu bilmiyoruz; bu düzenli olarak kullanılıyor mu
yoksa savaş zamanları ya da özel durumlara mı has?

Sadece bu teknoloji hakkında bir şeyler öğreniyoruz.

Şimdi, olaylara bu şekilde bakmanın getirdiği başarıyı
görürseniz... baksanıza bir sürü soruyu cevapladık.

Oysa ki insanlar yıllardır bu konuyu tartışıp,
araştırıp bir de hiçbir sonuca varamıyorlar.

Burada çok çok zeki bir şey var.
Eğer birilerinin bu konuda planları varsa

bilmenizi istemezler. En doğrusu, bu adamların yalnız
olduğu yerlere gidip neler yaptıkları hakkında konuşmaktır.

Bu şekilde dinleyip ne planladıklarını anlayabilirsiniz.
Aslında bunu anlamanın başka yolu da yok.

Bu yüzden bazı teşkilatların iç yazışmalarında
yazanlara ilgi duymaya başladım.

NASA'da çalışan bir ağ uzmanının aptalca bir
hatasını yakaladım. Sanırım 12-15 yıl önceydi.

Dosya gizliydi ve iki gün boyunca NASA'nın sitesinde
kamuya açık bir bölümde kaldı. Bazı insanlar tesadüfen

onu buldular ve kopyaladılar. Yani bir süreliğine
kamuya açık bir bilgi olarak durdu ve çok konuşuldu.

Yaptıkları şeyin ne olduğuyla ilgili her şeyi anlatan
bir döküman değildi. Aslında bir temel bazı

terminolojilerden bahseden bir Powerpoint sunumuydu.
İşte o belgeyi görüyorsunuz.

Başlık çok ilginç. Geleceğe Yönelik Stratejik
Konular/Geleceğin Savaş Hali

Ve eğer gelecekten bahsediyorlarsa da 2025'i işaret
ediyorlar. Sonra da büyükçe bir alt başlık geliyor...

Gelecek Şimdi! diyor.
Şimdi kafam karıştı. Şimdi mi yoksa 2025'te mi?

Eğer olayın tam içine girerseniz, çok rahatsız edici
bazı ifadelere rastlıyorsunuz.

Bu ikinci sayfa, üstteki küçük olan.
Botlar, Borglar ve İnsanlar 2025'e hoşgeldiniz.

Botlar nano-robotların kısaltılmışıdır.

Borglar ise Star Trek'ten gelen bir deyiş.
Yarı insan yarı bilgisayar olan bir türdür.

İnsanlar derken de sanırım kendilerini,
bozulmamış olanları kastediyorlar.

Aslında gelecek savaşlarda kullanılacak bazı
teknolojileri isimlendiriyorlar. Açık bir şekilde

ilerde savaşların ülkeler arasında değil de
bir dünya devleti ile normal insanlar arasında

geçeceğini öngörüyor. Bu tamamiyle farklı bir savaş,
ve bu yüzden tamamen farklı silahlara ihtiyaç var.

Onlar da bu silahları listeliyorlar.

Nano seviyede bazı şeyleri çoktan çözdüler.
Sensör kümeleri. Havada sürü halde nano parçacıklar.

Akıllı toz var. Daha sonra detaylıca göreceğiz.
Bunlardan çevremizde bulduklarımız var.

Nano teksler... Bunlar insan vücuduna yerleştirilen
ve sizi her saniye takip edilir kılan,

ne düşündüğünüzü, ne hissettiğinizi okuyabilen şeyler.
Ve bu dökümanda anlatılmayan bir şey de

ortak çalışan böcekler. Bu her neyse. Şu anda sadece
bu belgede bulunan şeyleri gösteriyorum, hepsi bu.

Çünkü birazdan bulacağımız şeyleri işlerken
bu kavramları anlamamız gerekecek.

Dökümanda geçen, bahsedilmesi gereken diğer
şeyler de "görünüşte yasal silahlar"

Bunlar sivil alanda mevcut bulunan ve herkesin
sahip olup kullandığı şeyler. Mesela mikrodalga...

Mikrodalgalar mobil cihazlar, akıllı sayaçlar,
kablosuz bağlantılar gibi yerlerde kullanılıyor.

Bunlarla çevriliyiz, bedenimize giriyorlar ve bunu
teknolojinin bir yan unsuru olarak kabul etmişiz.

Ancak NASA bunu ölümcül olmayan ve yasal bir silah
sınıfına sokuyor. Ve bunların etkilerini de ayırıyorlar.

Davranışsal performans düşürülmesi, beyin
faaliyetlerinin yavaşlatılması, beyinde kan akışına

müdahale, ve daha uzun vadede ortaya çıkan ölümcül
etkileri de var.

İşte bunlar insanlığa getirilmiş silahlar ve NASA'nın
umuma açık bir şekilde konuşabildiği şeyler.

Ama bunları kağıt üstünde geleceğe işaret ediyor.
Bu şekilde aldatılıyoruz. Sanıyoruz ki akıllı bir

mobil cihazın günün yarısında kafamıza
yapıştırılmasını akıllıca buluyoruz.

Sahip olduğumuz bir şey de ─ki bu da Cara'nın
konusu─ patlayıcı mikro tozlar. Bu tozlar

akıllı biçimde havada istenen yerlere taşınabiliyorlar.
Bir yerde toplayıp çoğaltabiliyor, patlatabiliyorsunuz.

Aynı zamanda insanlara da sokulabiliyor ve
onları içerden öldürmekte kullanılabiliyor.

Bunlar bir yeraltı tesisine girip, aşağıda saklanan
insanlara da ulaşma becerisine sahipler.

Basitçe, incelediğimiz NASA belgesinde olanlar
işte bunlar. Gelecekte bizi neler beklediğine dair

soyut bir resim veriyor. Belki de "gelecek şimdi"
dendiği için mevcut olan bir teknolojidir.

Sonraki olasılık ise neler olduğunu keşfetmek.
Bunun için de yapabileceğiniz şey ihbarcı ve

köstebeklerle konuşmaktır. Onlardan da gerçeği
anlatan pek fazla yok.

Wikilieaks var mesela... Neydi adı... Julian Essange.
Avukatı kim diye bakıyorsunuz ve Rothschild Ailes'nin

avukatı olduğu ortaya çıkıyor. Ana akım medya
tarafından olağanüstü ilgi duyuldu.

Bir kahraman yaratmak gibiydi, anlarsınız ya.
Bir İskandinav kızı gibi sarışın, "ne tatlı çocuk ama" dendi.

Birden herkesi kahramanı oldu ve belli şeyler
hakkında konuşmasına izin verildi. Eğer ortaya

koyduğu şeylere dikkatle bakarsanız,
gücü elinde bulunduran insanların ilgilendiği

konulardı. Şimdi bir adamımız daha var ABD'den.
Şu NASA'lı çocuk Snowden. Ne yapıyor derseniz

istihbarat topluluklarının görüşmelerimizi dinlediğini
anlatıyor.

Bu benim zaten 1920'lerden beri bildiğim bir şey.

Orada burada bazı şeyler anlatıyor ama asıl konular
hiçbir yerde yazılmıyor.

Ama ana akım medya onunla ilgileniyor, koruyor ve
ona sığınma tanıyor. Peki... Ama bana kimse sahip

çıkmadığı gibi benim bilgileri hiçbir gazete
basmıyor. Yani bu insanlarda yanlış bir şey var.

Ama bazen de hiç kamuoyunun dikkatini çekmeyen
ihbarcılar vardır. Böyle bir ihbarcıdan edindiğim

belgeler var. Bunlar Almanya'da elime geçti ve
Almanca yazılmışlardı. Adamımız Akıllı Toz üzerinde

çalışan bir enstitüde Teknik Direktördü. Kendisi
kanserden üç dört ay içinde öldü. Yaptıklarından

pişman olup, kazandığı paranın da buna değmediğini
ve dostane bir yaşam sürmediğini farketti.

Anlattığı şey bu konunun teknik konseptiydi ve
bunun gerçek olduğunu ispatlamaya yetecek

bilgileri sağlamaktı. Açıkladığı şey...
Gerçi bu bu dinleyici kitlesinin konusu değil

de istihbarat kurumlarının konusu ─ki eminim
bu söyleşiyi de şu an dinliyorlardır.

Projenin adı "Yeni Kuzgun"
Yani "ne yaptığını bildiğimizi bil" diyor.

Adamımız bu proje hakkında öyle bir kaç şeyi
ortaya çıkardı ki projede çalışanlar bile bundan

bihaberdi. Bu mesaj istihbarat kurumlarına da

gidiyor olmalı. Ve bunun ne olduğunu bilmelisiniz.

Adamımız genetik mühendislik hakkında konuşuyordu.

Bahsettiği bazı şeyleri önceden belirtmek istiyorum.
Bu arada size kamuoyuna yansımış olan genetik

mühendisliğin olasılıkları hakkında konuşacağım.
Herkes bilmez ama yine de kamuya açık bilgilerdir.

Genetik mühendislikte aynı hücredeki tam bir spiral
DNA'yı yaratabiliyorsunuz. Bunu ikiye ayırabiliyorsunuz.

Bu RNA oluyor. Genetikte RNA'yı kullanmak akılcıdır.
Çünkü tam işleve sahip olup, gelecek nesilleri bozmuyor.

O yüzden bu üzerinde çalışmayı en sevdikleri kısım.
Geleceği riske etmeden ve yok etmeden değiştirmek.

DNA ve RNA'ya bakarsanız birkaç farklı işlevleri var.

RNA ve DNA parçaları belirli bir seviyede ışık
üretiyorlar. Bu optogenetik denen bir dala giriyor.

Bu dal genetiğin biyofotonları ve ışık
bedeni nasıl ürettiği üzerine çalışan bir alan.

Bu bir nevi bize şeklimizi veren, biçimimizi
tanımlayan morfogenetik taslağımızı ifade ediyor.

İşte bunların hepsi DNA tarafından yapılıyor.
Ve eğer DNA'yı sentezlerseniz ─ki bu artık

yazdırılarak yapılıyor. Üretmek istediğini kodları
yazıyorsunuz ve DNA/RNA yazıcısından alıyorsunuz.

Bir alan optogenetik ile ilgileniyor ve amacı ışık
yapan DNA/RNA parçaları üzerinde çalışmak.

DNA'nın bir başka doğal işlevi ise yapılar oluşturmak.

DNA'nın bazı parçaları RNA oluşturuyor ve RNA'lar
protein oluşturuyor ve proteinler de bedenin yapıldığı

maddeyi oluşturmaya başlıyor. Ve ayrıca şifalandırıcı
ya da zehirleyici maddeler de hücrelerce üretilebilir.

Bu da yine DNA'nın yaşam sürecinde yer alan
işlevlerinden biri.

Yani ışık üreten şeylerimiz, yapı oluşturan
şeylerimiz ve bir yeni araştırma sahamız daha var.

Farkettiler ki DNA'daki temel çiftler eklendikleri
zincirlerde bir tür bilgisayar gibi işleyebiliyorlar.

Mantıksal bir bileşen gibi. Bunu şu eski
sesle numra çevirdiğimiz telefonlara

benzetebiliriz. Her baz çiftin kendine ait bir
titreşim frekansı vardır. Eğer doğru frekansı

verirseniz açılır ─bir ışık iletken bileşeni gibi.
Farklı frekanslara tepki veren bir dizi baz çifte

sahipseniz doğru bir ses dizilimiyle tüm diziyi
etkileyebilirsiniz. Yani dü-dü-dü-düt yaptığınızda

bir sonraki genetik parça ya ışık üretmek ya da
zehir üretmek için tetikleniyor. Aslında bu muhteşem

bir şey ─tabii onların dünya görüşünden değil.
Çünkü eğer bu RNA ve DNA'yı insan vücuduna

sokarsanız sözün gelişi, bir radyo sinyali
olduğunu düşünün, istediğinizi herhangi bir maddeyi,

ya da ışığı üretebilecek şekilde dışarıdan aktive

edebiliyorsunuz. Işık duygudur, ışık düşüncedir,
ışık her şeydir. Deneyimlediğimiz, hissettiğimiz

her şey ışıktır. Ve madde bizle istediği her şeyi
yapar. Bizi yavaşça zehirleyebilir, aniden öldürebilir.

x

x

Adamımızın bir başka sözü de bunun ne kadar
tehlikeli olduğunu biliyorduk, bu yüzden bir de

devre dışı bırakma kodu özelliği getirdik
─ki bu bbelgelerde de var.

Dediğine göre bu Avrupa'da 2003'ten beri faal ve
Irak'taki ikinci, şu son savaş sadece bu sistemi

test etmek için yapıldı.

x

Küme topolojisini optimize etmek için yarım yıl
ve 10 milyar dolar harcamışlar. Küme topolojisi

ne demek bunu anlamanız gerekiyor. Bu materyal
RNA, DNA, zeka, ya da bir nevi yapay yaşam formu

taşıyabiliyor. Ancak bu şekilde anlaşılabiliyor.
Şöyle düşünün; Bu RNA bize bulaşmış diyelim,

bu RNA bir küme oluşturuyor, bizim çevremizde
1mm'lik kümeler. Böyle bir tür küme bir bilgisayar

programını, fiziki olmayan bir yapay zekalı
varlığı barındırabilir. Bu küme yapı üzerimizde

yer alabiliyor ya da içimizde bulunabiliyor. Ve
bu yapı ışık üretimine nasıl erişebileceğini

de biliyor, nasıl zehir üretebileceğini de. Ve
aynı zamanda kendi içinde karar verebileceği

zekayı da barındırıyor. Bunlar henüz uygulanmış
olanlar. Ancak küme topolojisinin optimize edilmesi

gerekiyormuş. Şimdi biraz spekülatif bir kısma
geliyoruz. Ama bunu duyduğumda bir şeyler bende

tetiklendi. Bakın ben koyu bir bilimciyim. Ama
ruhsal dünyada yatan olasılıklara da müteşekkirim.

Bu ─ölmüş─ ihbarcımızdan cevabını alamadığım
pek çok soru var.

Bu yüzden ölmüşlerle konuşabilen bir kadın tuttum.
Bu kadına konudan hiç bahsetmedim, kafamdaki...

sorulardan hiç bahsetmedim. Sadece bu seansta bana
görünmek isteyen bir ruh var mı onu sordum.

Bizim adamımız anında oradaydı ve hemen konuşmaya
başladı. Kadın ne konudan ne de çağırmak istediğim

kişiden haberdardı. Sadece ihbarcıyla görüşmek
aklımdaydı. Anında kadınla konuşmaya başladığında

şöyle söyledi: Bu ya bir uzaylı teknolojisi, bir...
insan teknolojisi değil ve aldatıldık. Bir iptal kodu yok.

Ve biz güvende hissedelim diye böyle bilinmesi
istendi. Bu bir uzaylı teknolojisi ve kontrolümüz

dahilinde değil. Bunlar istihbarat topluluklarının
da bilmesini istediğim bir konu.

Büyük bir aldatmaca içindeler ve durum kontrolleri
altında değil. Öyle sanıyorlar ama değil.

Pekala buraya kadar ihbarcının konulardı. Şimdi
labaratuvarda görebileceğimiz gerçek mevzulara

geliyoruz. Eğer bir adım geriye, kimyasal analizlere
gelirseniz, bulduklarımız chemtrail'lerin parmak izi olan

baryum, strontiyum, titanyum, aluminyum buluyorsunuz.
Ne zaman bitkiler ölse bu metaller bulunuyor.

Bunlara bir nevi hafif aşırı doz diyebiliriz.
Doğanın barındırması gerekenden fazlasıdırlar.

Toksikolojiyi (zehirbilimi) incelerseniz doğanın
acı çekmeden kaldırabileceği miktarların yanından

dahi geçemezler. Asit yağmuru zamanlarına bakarsanız
binlerce kat daha fazla ağır metal toprağa karışmış

ve bitkilere girmiştir. Ya da endüstriyel devrime,
Londra'nın o eksi ağır dumanla örtüldüğü zamanlara

gelirseniz bugüne kıyasla bin kat daha çok ağır
metal sistemimizdeydi ama buna rağmen ciddi

bir şey olmadı. O yüzden bu noktada yağmur sularının
optik ve mikroskobik analizlerine başvurmamız

gerekiyor. Ki bu da çok zor çünkü binlerce sayıda
fotoğraf ve örnek toplamanız gerekiyor. Ayrıca çok

da şanslı olmanız gerekiyor ki aldığınız örnek bir
bileşenin hiç olmazsa bozulmamış bir parçasını

içerebiliyor olsun. Bütün karışıma sahip olduğunuzda
bir şey göremiyorsunuz. Şimdi göstereceğim çalışmalar

Almanya'da 3-5 yılını günde 6 saat mikroskop
başında bu konuyla geçiren bir arkadaşa ait.

Hepsi yağmurda neler olduğunu bulmak için.
Bulduklarından birisi piezo-elektrik nano kristaldi.

Bu bileşenin saf örneğini göreceksiniz. Bunda bir
tür manyetizma var ve küçük parçacıkların mıknatıslar

gibi bir araya gelmelerini sağlıyor. Bu piezo-
elektrik bileşenlerden beklenen bir şey. En ilginç

olan şey de bu kristallerin baryum, strantiyumla,
titanyumlar birlikte olmasını beklersiniz.

Aluminyum yok bunların içinde ama söylediğim üç
element var. Bu çok ilginç bir kristal ve yağmurun

mikroskop camında kuruması sonrası mikroskoba
yerleştirildikten ve üst katmanı alındıktan sonra

karşımıza çıkan bazı etkileri var. Üzerine nefes
verdiğinizde ya da parmağınızı yaklaştırdığınızda

havada yaşanan ufak ısı değişimi ya da insan
bedeninden çıkan kızılötesi radyasyona tepki veriyor.

Yani elimizde çok saydam nano parçacıklar var.
Normalden dört kat fazla ışık kırıcılıkları var.

Eğer Wikipedia'ya bakarsanız göreceksiniz ki
bunların sadece skaler fizikte yeri var.

Bunlar skaler dalgaları kullanabilen parçacıklar.
Kamuoyuna sunulmamış bir bilimdir ancak yine de

Wikipedia'da bashi geçmiştir.

İşte bitki ölümlerinin nedeni bu. Çünkü kristal
çok saydam, ama UV ışınlarını absorbe ediyor.

260nm dalgaboyunda ve %100 opaklar. Bu tam da
bitkilerin hücre bölünmesini tetikleyen dalgaboyu.

Hücre büyümesi ancak UV biyo fotonları hücrelere
ulaşırsa oluyor ve bitkilerin büyümesine yol açacak

tetiklemeyi yapıyor. Eğer bitki dokusunda bu parça-
cıklardan varsa bitkideki tüm büyüme sinyallerini

sömürdüğünüzü ve bitkinin büyümesinin durduğunuzu
anlayın. Bu aynı zamanda da 80'lerdeki deli dana

hastalığına sebep olan etken. Eğer deli dana
hastalığının tıbbi araştırmalarına inerseniz

3 sebep bulacaksınız. Bedende bakır eksikliği,
bedende fazla civa ve bu nano kristaller.

Ardından olan şey civanın sinir sistemini sarması,
sinirlerin koruyucu katmanını yok etmesi,

bedendeki bakırın azalması da sinirler arasındaki
zincirin kopup iletişimin parçalanmasına sebep oluyor.

Ancak sonra ilginç bir şey olur. Bu protein prion
şeyleri sinir sistemini yeniden onarmaya çalışır.

Bu bir kendi kendine iyileştirme işlemidir. Ama
bünyede yeterince bakırınız yoksa sinir sistemini

onaramaz. Bu defa da vücut erişebildiği sıradaki
ağır metali alır ve bu da baryum ve strontiyum olur.

Yani vücut protein-prion-baryumdan oluşan yeni
sinir sistemini oluşturur. Bu da sisteminizi

elektriksel alanlara duyarlı bir anten haline
getirir. Sadece sinirin kendisi buna hassas

olmuyor, aynı zamanda baryum-strontiyum-titanat
nano kristaller de duyarlı hale geliyor.

Kristalize yüzey üzerinde baryum-strontiyumu
görüyorsunuz ama sinirlerin bu yapı üzerinde

oluşmasıyla sinir sistemiyle köprü kurmuş piezo
elektrik bir sistem oluşuyor. Bu yapı ne zaman

sinyal alsa elektron ateşliyor. Böylece insanın
sinir sistemine doğrudan erişim kazanıyorsunuz.

Buna literatürde nano bot diyoruz. Kimse bunu deli
dana hastalığının en belirgin işareti olduğunu bilmiyor.

Askeri alanda bunu radar menzili genişletmede,
gökyüzünü optik mercek ya da ayna

kurulumlarına çevirmede kullanıyorlar. Buna yatay
kaymalı plazma anten deniyor.
(ÇN: Bkz Plasma Drift, Plasma Antennas)

Odaklamalı lens sütunları oluşturabiliyorlar.
Böylece elektromanyetik ve radar sinyalleriyle

oynayabiliyorlar ve plazma parçacıklı hale gelmiş
bildiğiniz havayı her türlü sinyali iletebildikleri

kontrol edilebilir teknik bir araca çeviriyorlar.
Bu askeri alanda, roket konusuna da girer.

Eğer Londra'ya yaklaşmakta olan bir Rus roketini
yok etmek isterseniz rotasını hesaplıyorsunuz ve

yolundaki plazmayı aktive edip 10 bin derece
sıcaklığa kadar ısıtıyorsunuz. Roket de havada eriyip

patlıyor. Bu sahip olduğumuz bir roket kalkanıdır.
Bu sebeple de tüm Avrupa sürekli spreylenmeli.

Pekala, bu askeri bir saha ancak gördüğünüz gibi
bu plazma parçacıkları hastalıklarla, insan sinir

sistemine erişme çabalarıyla da bağlantılı. Yani
konu sadece askeri sahada değil sivil nüfusu kontrol

etmekle de ilgili. Bu da sinir sistemlerine erişimdir.
Sinyaller bu şekilde çalışabilir. Bir sonraki maddemiz

alüminyum-manganez-oksit. Bu arada baryum-strontiyum
tetanat endüstriyel sprey saflaştırcılarda 750 ila 600

derece arası ateşleme sıcaklığında kullanılır. Bu da
normal jet motorlarıyla eş bir ortamdır.

Alümniyum oksit de sprey saflaştırıcılarda 1700
derecelerde kullanılır ve bu da afterburner

teknolojisidir. Afterburner teknolojisi alüminyumu
yakıt içinde kendiliğinden bulundurmaktadır.

Bu parçacıklara bakarsanız işte mikroskop altında
böyle görünüyorlar. Bu yıldız gibi kılçıksal yapı onların

elektronları etkilemesi ve tutmasını sağlıyor. İşte
askeri alanda parçacıksal plazmanın işlevini bu

yerine getiriyor. Baryum-strontiyum-titanat elektron
kusmak üzere aktive edilebiliyor ve alüminyum-oksit de

bunları uzun süre taşıyabiliyor. Bunlar size çevremizde
gündelik mevcut olan ortam izleme imkanlarını göstermek içindi.

Bu aynı zamanda tıbbi problemlerle de bağlantılı.
Özellikle de düşük sıcaklık formunda alüminyum

yerine manganez-oksit kullanılıyor. Bu da %100
grip virüsüyle eşdeğer semptomlara yol açıyor.

Özellikle kış aylarında bunlardan havada çok fazla var.
Herkes nezle ve grip şikayetleriyle doktorlara koşuyor,

ve aşılanmak istiyorlar. Sadece Almanya'da geçen
sene 20 milyon ünite aşı satıldı. Komik olan şey,

grip olduğunuzu nereden biliyorsunuz diye
sorduğunuzda sadece bulgulardan yola çıkıyorlar.

Ne tür bir nezle virüsüne yakalandıklarına dair
6 kişiyi moleküler seviyede inceledik.

Spreylenmiş maddeyle gelen histeriydi. Virüsle
hiçbir ilgisi yoktu ve doktorlara koşup aşılanmak

intihardır. ─Chemtrail ile yapılan─ Çevresel izlemede
(takip/denetleme) bulabileceğiniz bir sonraki nesne

Morgellonlar(nano etiket). Aşı içeriklerine bakarsanız
civa bile başlı başına saf zehirdir. Şelaklardan (kalıcı oje) beri

-ki vücudunuzdan bakırı alırlar- bunun arkasında
bir plan olduğunu anlamaya başladık.

Bunları bir skandalda ortaya çıkalı beri biliyoruz.
(ÇN: Bkz. Wikipedia Mark Purdey) Purdey adlı İngiliz

çiftçi hayvanlarının rutin aşılarını yaptırmayı
reddeder ve sürüsünden hiçbir hayvan TSE

kapmaz. Bir tanesi bile. Sadece aşıları
yaptırmadığı için. İşte bu uyandığı nokta olmuş.

10 ay sonra beyin kanserinden öldü.
Mikrodalga silah uygulamalarına bakın.

NASA sunumunda nano-tagler var. Görünen o ki bunlar
insanların yerini ve düşüncelerini takip etmek içinler.

Bu konuda ilk kamuoyuna açık detaylı açıklama
Cara St. Louis'in kitabında var. Diyor ki

kendi kendini kopyalayabilen görünmez
iplikçikler spreyleniyor. Bunlar DNA'mızın

ışıksal parmak izini okuyor ve bunu elektro
manyetik sinyale dönüştürüyor, ki bu da

gerek kara istasyonları, gerek uydularca okunabiliyor.
Bu ABD'deki chemtrail topluluklarından bilgileri analiz

ederek ulaştığımız bilgiler. Kitapta Morgellon
ismi anılmıyor. Ama eğer bunlara bakarsanız

Bu arada Morgellon hastalığını duyan var mı aramızda?
Yarımız biliyor, tamam.

Şimdi bir bakalım. Hoş canlılar. Bu bir Alman
domatesi. Üzerine biraz Alman yağmuru yağmış.

─ Bu eş zamanlı mı?
─ Evet eşzamanlı.

Bakın Morgellon ne yapıyor. Bizi seviyor.
Etkileniyor ve yaklaşmaya çalışıyor. Tam olarak

neye tepki verdiğini bilmiyorum ama sanırım
yaydığımız kızılötesi radyasyonumuza cevap veriyor.

Bunlar aslında mesillon denen mantardan geliyor.
Bu mantarı incelerseniz, havayla taşınan bir tür.

Orada şurada tek bir iplikçik gibi değil. Aynı
zamanda UV ışığı altında parladığını görürsünüz.

Geceleri bu iplikçikleri havada görebilirsiniz.
Ve bunlardan milyarlarca var.

Bu iplikçik mantar türü insan vücuduna bulaşıyor.
%95-99 insanda hiçbir duruma yol açmıyor.

Sadece bir yere giriyorlar ve vücudunuz bu
mantar nüfusunu düşük seviyede tutuyor.

Sadece sinyal göndermek için plasma
seviyesi anten olarak işlev görüyorlar ve sizi

hasta etmiyorlar. Görünür hiçbir semptomları yok.
Tahminimizce Avrupa nüfusunun %100'üne bulaşmış

durumda. Önemli bir şey yok. Tehlikeli değil.
Tabii bedenimiz bunlarla başa çıkabildiği sürece.

Bazı insanlar başa çıkamıyor. Böylece mesillon
çoğalmaya başlıyor. Belli bir noktadan sonra da deri

tarafından kusulmaya başlanıyor. Dikkat ederseniz
renk toplama özellikleri var. Mavi ve kırmızı

morgellonlarınız vardır. Bu renklerin nereden
geldiğini kimse bilmiyor. Çünkü teknik bir kökene

sahipler. Doğal madde değiller. Ciltten açığa
çıkarken onları mikroskop altında kan tahlilinizde

görürsünüz. Kanda çıkarlar. Bir petri kabında yapay
olarak üremeye bırakabilirsiniz. Eğer bakarsanız

basit bir mantara göre daha kompleks yapıda
olduklarını görürsünüz. Sanki organ gibi şeylere,

kendi kendine çoğalan, bilinmeyen bir türe
ait küçük kırmızı kan hücrelerine sahip olduklarını

görüyoruz. Görünüşe göre başka bir yapı da
oluşturuyorlar. Bu sporlama yapan bir yapıya

benziyor. Sanki mesillon bir çiçeklenme meyvesi
üretiyor gibi. Sonra o meyveden de sonraki nesil

için bir eş yaratıyor. Bu aslında eş için bir korunak.
Çünkü bunu petri kabına koyarsanız sonraki neslin

oluşmaya başladığını görüyorsunuz. Bulunan diğer
şeylere gelirsek olay sınır bilime (Fringe)

dayanmaya başlıyor. Gerçekten çok acaipleşiyor.
Burada bir böcekçilin deri parçalarına rastlıyoruz.

Bu bir morgellon kurbanından çıkartılan parça.
Yani sanki bu hastalık insan vücudunda böcek

parçaları üretimine sebep oluyor. Hiç ortak
çalışan böcekler diye bir şey demiş miydim?

Şu NASA belgelerinden bahsederken...
İşte oraya geliyoruz.

Tüm bunların ne demek olduğunu anlamak için...
İlk bakışta bunun hastalık olduğunu görüyoruz.

İyileştirilmesi gerektiğini anlıyoruz ve bir tedavi
buluyoruz. Bu basit. Morgellonlar ile savaşmanıza

bile gerek yok. Sadece insan vücudunda sağlıklı
koşulları sağlamak yeterli. Asitler ve ağır metallerden

kurtul, civa ile bozulan karaciğer işlevlerini düzelt,
candida'nın yarattığı -ki bu antibiyotiklerle oluyor-

hasarı gider. Medikal alanda sorun, aşılanmalara,
antibiyotiklere dayanıyor. Bunlar sistemimizi çok

rahatsız ediyor. En sonunda Morgellon, içimizdeki
zehiri atıp bizi kurtarmak üzere devreye giriyor.

Onları kendine çekmek suretiyle bizi asitlerden,
ağır metallerden koruyor. Bu yüzden vücut

büyümelerine izin veriyor. Bu yüzden bunlar aslında
bizi etkileyen kötü huylu bir hastalık değil. Herkese

bulaşmış durumda ama sisteminde çok metal
bulunduran kişi semptomları gösteriyor çünkü

bu mantarın ağır metali çekerek çoğalmasına
sebep oluyor. Şimdi, bunun ardındaki amacı

anlamak istiyorsanız, bir nano labaratuvarında
bunların kimyasal analizini Harvard Üniversitesi'nden

cesur bir hanım yaptı. Sadece birkaç maddenin
kimyasal formulunu sundu. Onları adlandırmayacağım.

Aynı zamanda havada bulduğu tekil renk parçacıklarını
da analiz etti. Renkli ve yine havadan taşınan, insandaki

mesillon çoğaldıktan sonra kendini ona ekleyen
parçacıklar bunlar. Buradan sonra kendi kendini

oluşturan nano bot konseptine giriyoruz. Kendini
oluşturan demek; iplikçikleri spreyliyorsunuz,

sonra renkli maddeyi spreyliyorsunuz, sonra insan
bedeninde ikisi bir araya gelip çalışan bir birime

dönüşüyor. Buna kendi kendini oluşturan nano
botlar deniyor. Bu renkli maddenin sadece kimyasal

formüllerini alıp Google'da ararsanız cidden çok
komik bir şey oluyor. Ben Berlin'de bir ABD şirketinin

bu renklerin patentine sahip olduğunu buldum.
İnternet sitelerine bakarsanız tıp sektörüne

katkılarından dolayı çok gururlu olduklarını
görüyorsunuz. Bu renkli kuantum noktacıklarını

ve diğer labaratuvar malzemelerini üretiyorlar.
Hem de hibrit insansı(transhumanistic) araştırmalar için.

Çok uzun yayınları ve kendilerini tercih edenlerin
listeleri var. Başka labaratuvarlardan gelen bulgular

oldukça da hemen bu yayınlara bunları giriyorlar.
Bu şekilde ürünlerinin reklamını da yapıyorlar.

Buna bakarsanız hepsi morgellon hastalığıyla
bağlantılı şeyler buluyorsunuz. Mesela geniş

alana kurulu plazmonik-fotonik kristaller. Bu yayına
girerseniz bu altıgen formları buluyorsunuz. Ve

işlevlerine bakarsanız bunlar radyo sinyallerini
toplayıp radyo frekanslarını DNA'nın okuyabileceği

ışık darbelerine çevirmek. Yani bu bir okuma birimi.
Eğer aşağı bakarsanız orada da fotonik kristal iplikçikleri

var. Onların ne yaptıklarına bakarsanız bunlar da
şu renkli iplikçikleri içeren karbon nano borular.

İşlevleri, DNA tarafından işlenen ışığı toplayıp onu
okunabilir bir sinyaler çevirmek. Tam Cara St.Louis'in

kitabında bahsettiği gibi. Bu ikisini birleştirirseniz
bunlar kitaptakinin de ötesine geçiyor. Bir okuma

yazma ünitesine sahipsiniz. Bir kişiyi alıp öfkelendirebilir,
öfkesini okuyabilir, bunu dijitalleştirip bir vericiyle

sinirli olmayan başka 100 kişiye yöneltebilirsiniz.
Ve eğer sistemlerinde bu biyoloji varsa hepsi de

ilk adamın öfkesi ve deneyiminin aynını deneyimlerler.
Böylece... Neye ihtiyacım var? Bir Arap Baharı'na.

Çok kolay. Sadece sisteme biraz öfke tanıtılacak.
Yani bunlar bu okuma-yazma birimi ile yapılabilecek

şeylerin olasılıkları. Bir ses kaydedici gibi. İnsan
deneyimini kaydet, ve renkler yoluyla da neler

içerdiğini anlayabilirsin. Mavi, düşünmede yaydığımız
ışık; kırmızı ise cinsellik için yaydığımız ışık.

Egolarımızı kontrol ediyorlar, zihinlerimizi ve
cinselliğimizi kontrol ediyorlar. Eğer bunun

devrede olan bir gerçeklik olduğundan şüphe eden
varsa ABD'de bir Morgellon kurbanı var. Çenesinden

fotonik-plazmonik kristaller çıkıyor. Mikroskop altına
konup bakıldığında bu şeyin mikrodalga

ile nasıl kontrol edildiğini görüyorsunuz. Bu
Morgellon hastalığının birkaç başka tuhaf

olayı daha var. Morgellon kurbanları
vücutlarında böcekler geziniyormuş hissi duyuyorlar.

Bazen bu hastalığın adı parazit kuruntusu olarak da
geçer. Doktorlar buna açık delilik diyor ve psikolojik

ilaçlara başvuruyorlar. Sanırım insanları susturmak için.
Ama bu tüm kurbanların paylaştığı deneyimdir. Beni

tedirgin eden bir şey de bu kırmızı kök hücreler.
Eğer Morgellon mantarının ailesine bakarsanız

o bir mikro böcekçilin yakın akrabasıdır. Bunlar
aynı zamanda böcekleri öldürmeye de programlı.

Bu da endüstriyel tarım için. Yaptıkları şey, misal
sineğe saldırmak, onu içten yemek ve sonra

sineğin DNA'sını simule edip, çiçeklenme yapısını
sinek formunda oluşturmak. Ve sineğin...

gözlerinden kendi -parlayan- yapay gözlerini yapmak.
Bu mantarın ürettiği ışık buradan geliyor.

Bu da diğer sinekleri çekiyor ve onlara da bu
mantar bulaşıyor. Bu, bu familyanın sevdiği davranış.

Ben beklerim ki bu tür insan DNA'sını çıkarmak
için insanlara saldırır da bedenimizde insan cenini

şeklinde çiçeklenme yaparsa... (Çünkü bunlar
bu türün çalışma şekli) Ancak bir şey var; bedene

kırmızı kök hücreleri getiriyor. Ve çiçeklenme
yapılarının dönüşümü insan embriyosuna

çok benziyor. Ama insani olmayan bazı
farklılıklar var. Özellikle bu cenin şekilli şeylerin

bacakları yok ama bu şekilde bitiyorlar. Böcek
gibiler ve kafalarını ortasında tek bir gözleri var.

Ve bu göz böcekçil bir göz, ışık saçıyor, ve
altıgensel yapıya sahipler. Şimdi soru şu:

Bu mantarların morfojenetiğiyle taşınan
tür nasıl bir tür? Çünkü bu insan değil.

Soru şu: Bu türler arasında bir bağlantı var mı?
Ve Morgellon kurbanlarının yaşadığı, içlerinde

gezinen böcekler var hissinin bunla ilgisi var mı?
Çok şanslıydık ve uzaktan görü yeteneği olan bir

Morgellon kurbanı ile çalışma fırsatımız oldu.
Vücudundaki bu varlıkları görselleme becerisi vardı.

Yine şansımıza resimde de çok iyiydi. Bu yüzden
ona çizerek tarif etmesini istedim. Ondan aldığım

son resim şuna benziyordu. İşte bakın, bir
örümcek formumuz var. Ama epey gelişmiş bir

yüz var. Ortaya da bir göz çizmiş. Mantarın
morfojenezi ile ortaya çıkmış olan göz.

Eğer mantarlara bakarsanız, bunlar 28 günlük
periyotlarla alt bağırsaklardan çıkarılır.

Erkek ve dişi formlarda olurlar ve cinsel organları
bulunur. Cinsel organları da örümcektekilere uyar.


Kaynak: https://youtu.be/j88BcgzzcTc | Bases at Woodborough - Harald Kautz Vella


Meraklı ruhlar merhaba!

Ruh ikizi konusunda uzun zamandır yazı çıkarmıyordum. Aslında şu ana kadar tüm yazılar İngilizce internet içeriklerinden çevirilerdi. Bu konuda özelden gelen sorular ve yazılara yapılan yorumlar bitmek bilmiyor. Bunun adını koyan ve bu maceraya değinen ilk sitelerden biri olmam oldukça muhtemel. Gerek bu konuda başıma gelenler, gerek bu sitede diğer kelebeklere yardımcı olma istek ve girişimim bir anda beni çığ gibi bir sorular ve sorunlar silsilesiyle tek başıma bıraktı. Ben de acı çeken, ümit eden, çeşiti beklentiler içinde olan ya da kavuşsa da kimi sorunlar yüzünden bunun tadını çıkaramayan pek çok kişiye elimden geldiği ve dilimin döndüğü ölçüde zevkle yardımcı olmaya çalışıyorum.

Ben insanım. Burada yazıp çizdiklerim kesin doğrular olarak kabul edilmemeli. İnsan denen varlık son derece değişken ve ruh hali pek çok parametreye; örneğin kimyaya, hormonlara, milyonlarca görünür ve görünmez dış etkene bağlı olarak bırakın günü gününü, dakikası dakikasını tutmayan bir varlık. Bu konulardan bahsetmem bundan beş sene önce söz konusu dahi olamazdı. Çünkü henüz yaşanmamıştı. Birisi tarafından anlatılsa, dikkatle dinleneceği dahi meçhuldü. Sanırım en doğrusu şimdi yazmak idi. Ancak mevsimler defalarca değiştikten, haller halleri silip süpürdükten ve zaman her şeyi yumuşatıp onu en estetik bir şekilde yoğurup son ürünü ortaya çıkardıktan sonra yazılmalıydı...

Bu konuda kendimi çok zorlamak istemiyorum. Yazmış olmak için yazmayı sevmem çünkü ortaya koyduğum şey bir bilgi de olsa, tasarım da olsa önce beni tatmin etmeli. Bu sebeple ─eğer kozmik bir şamar daha yemedikçe─ bunun kendi elimden çıkmış, bu konudaki son yazım olması kuvvetle muhtemel. Olabildiğince çok şeyden bu yazıda bahsedip bu konuyu artık kapatmak istiyorum ancak şunu tekrar hatırlatmak isterim ki bahsedeceklerim son derece kişisel yorumlar ve taraflı bilgiler olacaktır. Ancak bu tespitler yine de kendi yaşadıklarım ve bana deneyimlerini aktaran 20'den fazla okurum ile 2 arkadaşımın tecrübelerinin toplamından çıkmıştır.

Bu konuda yıllardır sorular soran, ilave bilgiler isteyen ya da danışan okurlara ilgileri için teşekkür etmekle birlikte bir danışman olmadığımı, uzmanlığımın kadın erkek ilişkileri ya da psikiyatri olmadığını hatırlatmak istiyorum. Kimi abonelerle yazışmalarımız oldu. Yaşamlarında başlarına gelebilecek en özel durumlarını bana güvenip yazdılar. Onları bazen gülümseyerek, bazen gözlerim dolarak okudum. Umuyorum bu yazı bu gibi vakaların hiç olmazsa bir kısmını biraz olsun netleştirir. Hayat kısa ve yaşayacak çok fazla şey için çok az zaman var. Yazımda madde madde tespitler, yaklaşımlar ve sonuçlar sıralayacağım ancak belli bir sıra ya da öncelik gütmedim. Sadece kullanışlılık ve kolaylık olması adına numaralandırma yaptım.

  1. Ruh İkizi vakalarının çoğunda taraflardan en az biri uyanmıştır ve doğal olarak bu senaryoya çekilmiştir. Bir sebeple birisi bu iletişim ya da bağ (özellikle ilişki sözcüğünü kullanmadım) hakkında önceden haberdardır.
  2. Çok nadir durumda partnerlerin ikisi de bu bağ hakkında bilgi sahibidir. Çok büyük oranda bu bağın tanısını kadın koyar ve erkeğe durumun derinliğini ve anlamını aktarır.
  3. Partnerlerin her ikisi birden bu bağı kabul etmek zorunda değildir. Yine de bundan kaçamayacaktır. Süptil anlamda genelde bir taraf daha ağır basar ancak pasif taraf da bu durum ve iletişime akıl almaz rastlantılar ve doğaüstü bir takım olayların eşlik etmesi sonucu bu gerçekliğe fazla direnemeyecektir.
  4. Ruh İkizi vakaları gerçek aşkın, koşulsuz sevgi ve ebedi mutluluğun, içtenliğin, saflığın, akıl almaz bir saydamlık ve dürüstlüğün hüküm süreceği dünyadaki cennetin keşfi anlamına ASLA gelmemelidir. 😅 Evet biliyorum, cümlemin sonunu getirene kadar tam aksini söyleyeceğimi düşünenler çoğunlukta olmuştur. Onlar genellikle içlerindeki durumun tanısını yeni koymuş olan ya da henüz çözülme aşamasına geçmemiş olanlar olacaktır. Onlar için konuşuyorum; doyasıya tadını çıkarın. Hesap yapmayın ve limit koymayın! Çünkü bitecek!
  5. Taraflardan biri bu garip bağa ya da senaryoya direnecektir. Kolay teslim olmayacaktır. Çünkü adeta korkacaktır. Fena halde korkacak ve bunda haklı da. Dokunmasına ya da gözgöze gelmesine bile gerek olmadan, işte tam da karşısında (bazen ekranın ya da klavyenin karşı tarafında) Onunla iletişim halinde olan şahıs her kimse adeta hem hayalinin kadını/erkeğidir hem de kendisini hiçbir aile bireyinin tanımadığı kadar iyi tanımaktadır. Hem de daha birkaç saat, ya da gün geçmeden ve birbirleri hakkında pek bir şey bilmeden. Gerek de yok! Garip bir enerji bağı üzerinden bilgi çift yönlü olarak akar. Her ilişkide olabilen telepatiden bahsetmiyorum. İletişim halindeyken korkunç enerji patlamaları, titremeler ve ısınmalar eşlik edebilir. Kendisinin karşı cinsiyle konuşuyor gibidir. Sınırsız bir güven ve hayatlarının geri kalanına ilgisiz bir anlayışla kendini ikizine ölesiye açmak, açmak ve açmak ister. Yıllardır aradıkları güvenli limanı, gerçek yuvalarını bulmuş gibi hissederler.
  6. Ruh İkizleri kuvvetle muhtemel birbirlerinden oldukça uzakta olurlar. Aralarına şehirler, ülkeler ya da kıtalar girer. Nadir durumda aynı şehirlerde çıksalar da bu sıksık görüşüp bir araya gelebilecekleri anlamına gelmez. Görüşmeler nadiren fiziksellik bulur. Fiziksel olarak bir araya gelebilen ikizler de çok kesintili, kısa süreliğine ve uzun aralıklarla buluşabiliyorlar. Evlenmiş ya da aynı evde yaşamaya başlamış ruh ikizleri yok mu? Var diyemiyorum. Ciddi bir şey oluyor ve hallaç pamuğu gibi dağılıyorlar.
  7. Bir Ruh İkizi bağı, asla hayatın merkezine konulacak ve uğrunda ölünecek takıntılı bir tutkuya dönüşmemeli. Bu iletişimin (yine ilişki demiyorum) güzellikleri ve hissettirdikleri bir yana, buna eşlik eden mucizeler sebebiyle ikizler buna fena halde bağımlı olma eğilimindedirler. Buna çok dikkat edin ve kendinizi iyi izleyin. Çok çok enerji ve zaman kaybedersiniz. Zaten diğer ilişkiler gibi bitecek.
  8. Yaşamın boyunca çok kişiye aşık
    olacaksın ancak sadece bir aşk
    ruhunu ebediyen yakan olacak.

  9. Bitecek dedim evet. Ancak bu, bağın ve iletişimin biteceği şeklinde algılanmasın. Bitmeyen bir iletişim var. Bu iletişim için hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Ne telefon, bilgisayar vb. bir aygıt, ne buluşmaya, dokunmaya, görüşmeye ne de bakışmaya. Hiçbir şeye ihtiyacınız yok! Bu iletişimi asla bitiremezsiniz. Ve ben ya da herhangi biri bunun nasıl olduğunu size asla açıklayamaz. Hiçbir zaman da açıklayamayacak. Ama kime ne olursa olsun, kimin hayatı nereden nereye varırsa varsın O asla unutulmayacak. İkiziniz bu hayat içinde paralel bir gerçeklikte sizin kendinize doğru açılmış bir aynadır ve hep hatırlanacak. Çünkü O'nun hissettirdiklerini bugüne kadar kimse size hissettirmedi.
  10. Konuşmak kifayetsiz kalır! Konuşmakla zaman öldürmek ve gürültü etmek istemezsiniz. Keşke bir araya gelseniz de sadece bakışsanız ya da başınızı birbirinize yaslasanız yeter. Tüm Dünya artık yıkılsa da olur. Başka hiçbir şeye ihtiyaç yok. Aranızdaki doğaüstü/enerjisel iletişimin yanında alışageldiğimiz dünyevi ve fiziksel yöntemler son derece sığ iletişimler. Duygusuz, derinliksiz ve darlar! Ruh İkizlerinin iletişimleri siyah beyazdan 4K renkli ekrana geçiş gibi. Kim dünyayı siyah beyaz izlemek ister ki?
  11. Az önce bakışmak bile fevkalade doyurucu ve ilahi dedim. (Yani aslında öyle demek istedim) Ancak ağlamaya ya da zangırdamaya mani olabilirseniz. Ruh İkizi'ni bulmak haddimi aşmak istemem ama, bunu ifade etmek açısından çok doğru buluyorum: Mevlana'nın Şems'i bulması gibidir. Farklı olarak, Mevlana hakikati arıyordu.
    Ruh İkizleri hakikati aramaz, yanıp tutuşacakları, birbirlerine sonsuz güven ve sadakatle açılabilecekleri bir aşkı ararlar ve buldukları şeyin o olduğunu sanırlar. Oysa bu aşk size aşığın değil aşık olmanını güzelliğini göstermek için bahşedilmiştir. Bu akıl almaz dünyada, şimdi ve burada bile ne kadar sevilebileceğinizi ve ne kadar sevebileceğinizi göstermek için bahşedilmiştir.
  12. Sıradanlaşma... Dediğim gibi, bitecek. O doğaüstü, erişilmez, dokunulmaz ilahi bağ gel git döngülerine girecek ve klasik dünyevi bir ilişkide görmeye alışkın olduğunuz çirkinlikleri, kavgaları, anlayışsızlık, dengesizlik ve kafa karışıklıklarını da getirecek bir gün. Sizi sinirden deliye çevirebilir. Milyonlarca soru aklınıza getirebilir. Ne kadar kötü olursanız olun bağ anlamında bitmeyecek dedim. Bu her neyse bizim anlayabileceğimiz, bilimsel dinamiklerini açıklayabileceğimiz bir şey değil. Bazı iddialar, açıklamalar var ancak bilimsel olarak kanıtlanabilir ve gözlemlenebilir nitelikler taşımıyorlar. Çok büyük hayal kırıklıklarına ve kızgınlıklara rağmen zaman zaman, ansızın şefkat, sevgi ve merhamet yağmurları düşecek usul usul. Gelip gidecek. Negatif durumunuzu uzun süre koruyamazsınız. 
  13. Ondan kurtulamazsınız. Neler yaşarsanız, ne kadar anlamsız, dengesiz ya da kötü olursanız olun O asla unutulmayacak. Ona karşı kesinlikle sürekli olarak kızgınlık ve nefret besleyemezsiniz. Ancak bu ilişki sürekli devam eden saçma ve negatif döngülerden ibaret bir hal aldıysa durum başka.  Birbirinizi ya da kendi enerji ve ruh sağlığınızı korumak adına, korkunç bir zaman, enerji kaybı ve kafa karışıklığı haline gelen bu iletişime son verip fişini çekmelisiniz. Aksi halde hayatınızın en büyük dramına tanık olabilirsiniz. Konuyu hayatınızın merkezine alıp bunu takıntı haline getirmeyin. Zaten bir arada olamayacaktınız. Bunu siz yapmadınız. O da yapmadı. Suçlu aramayın.
  14. Ruh ikizi durumu avuçlarınızın arasından kaymış rüya gibi bir ilişki değildir. Ruh ikiziniz rüyalarınızdaki o mükemmel ve tam uyumlu partner değildir. Ruh ikizi vakası, ilginç bir gelişme fırsatı sunmak üzere hayatınızın bir bölümüne eşlik etmiş olan incelikli bir senaryodur. Bunları hissetme fırsatı bularak ilginç bir gelişim imkanı bulduğunuz için şükretmelisiniz. Bunu eğlence ve öğreti dolu bir deneyim olarak kabul edin. Ondan alacağınızı alın, öğreneceğinizi öğrenin; kendinizi izleyip bunu öz keşfinizi gerçekleştirmek için bir fırsat olarak değerlendirin ve onu orada güzel anılarıyla bırakın. Bu halet-i ruhiyeye ve partnerinize yapışmayın. Büyük enerji kayıpları ya da dram yaşamasanız da, en iyi ihtimalle amaçsız ve anlamsız bir kısır döngüye girersiniz. 
Benim yazılarım dizlerin birbirine değdiği kadar küçük loş bir oturma odasında sımsıcak sohbetler gibidir. Şimdi yaslanın arkanıza, aşağıdaki müziği dinlerken gözlerinizi kapatın... İyi haldeyseniz tadını çıkarıp ikizinizle en derin, en güzel bir biçimde bu hali, bu müziği paylaşın. Değilseniz, koptuysanız da sorun değil. Yine doğru yerde doğru zamandasınız. En güzel anlarınızı zihninize çağırıp bu son halinizi en güzel şekilde kutlayıp vedalaşın. Zihninizde...

Hayat bu aşağıdaki parça kadar kısa! Ya bu duyguları yaşamamış olsaydınız? Ya böyle bir sevgiyi ve uyumu tatmamış olsaydınız? Tattınız işte. Kutlayın ve vedalaşın. Çok şanslısınız. Zaten bir arada olan iki şeyin birbirine kavuşması imkansızdır. Sadece bir an (ömür) için ayrı ve bireysel olma yanılgısına düştünüz.

Dünya'da iyi eğlenceler ve bol şanslar!

Kanalıma abone değilseniz tıklayın
Bu video RT (Russia Today) haber kanalının 18.04.18 tarihinde Facebook sayfasından yayınladığı, Rus kozmonotların Uluslararası Uzay İstasyonu'nda yaptığı uzay yürüyüşünün 360 derecelik canlı videosunun incelemesini içermektedir. 

Bu videoda bu çekimin sahteliğine odaklanıp bu gibi videoların gerçekliğini nasıl sorgulamamız gerektiği hakkında bilgiler edineceğiz. Uzay çekimlerini nasıl izlemeli, nereye nasıl bakmalıyız? Hangi özellikleri aramalıyız ve neleri sorgulamalıyız?

Umuyorum bu inceleme videosu daha önce hiç bakmaya alışkın olmadığınız yerlere bakmanızı ve daha bilinçli birer izleyici/araştırmacı olmanızı sağlayacak.




Memiş Amca


 Fotoğraf: Emre Güney
Fotoğraf: Emre Güney
Nusret Yakışıklı önderliğindeki Patika Doğa'nın 20 kişilik grubu olarak 15 km.lik yürüyüşün son durağı olan Döşemealtı'na bağlı Akkoç Köyü'ne varmıştık. Yürüyüşteki son durağımız olan bu köy civarın en yüksek bölgesi olduğundan serin bir rüzgar bizi karşılamış, son bir saattir yürüdüğümüz tahıl ekili çanak gibi bir ovayı gözlerimizin önüne sermişti. Şoförümüz Nurullah Bey'in bir yakınının bu köyde bize çay ikram edeceğini biliyorduk. Arkada kalanlara evin yolunu bu köyün çocukları Dilara ve Sefa gösterdi.

Fotoğraf: Nusret Yakışıklı
Odun ateşi semaver coşkuyla fokurduyor, iki koca demliğin hakkından geliyordu. Muntazamca yığılmış odunlardan muhteşem manzaraya karşı alçak bir duvar örülmüş, ardından dört bir yanı dağlarla çevrili dümdüz bir ova kırmızı toprak boş arazilerle, tahıl ekili yeşil tarlaların çekişmesini gözler önüne seriyordu. Biz konukların yorgunluğunu almak için evden çıkan sandalyeler bu manzaraya karşı dizilmiş, en uca da semaver konmuştu. Memiş Amca'nın evinin önüydü burası.

Çaylarımızı alıp etrafa yenice yerleşmiştik ki üzeri bazlama ekmekler, zeytinler, petek bal ve keçi sütünden peynirlerle dolu bir sini önümüze geldi. Bu hiç beklemediğimiz sürpriz sadece yorgunluğumuzu almakla kalmadı, bize tam da bu yörede en doğal haliyle yetişen en temel birkaç sofralığı da tatme şansı verdi. Peynir ve ekmekler Memiş Amca'ların kendi üretimi, zeytin ve zeytinyağı kendi ürünü, bal bu köyün balıydı. Hepimizin yüzündeki mutluluğu görerek gözlerinin içi daha da gülerken gururla söylüyordu Memiş Amca.

Fotoğraf: Nusret Yakışıklı
Fotoğraf: Nusret Yakışıklı
Hiçbirimizi daha önce tanımıyordu. Kimiz, ne yaparız bilmiyordu. Bizler beton bloklar arasında yaşayan, hijeynik makinalarda elde değmeden üretilip paketlenen yüzde yüz doğal ürünlerle (!) beslenen şehirlilerdik. Yabancılara selam vermekten bile korkar olmuş biz şehirliler, şimdi geçmişimize gitmiş, kökümüze ve özümüze dönmüş, en yüksek insanî doyumu, paylaşmayı ve gönülden vermeyi bu semaverin başında yeniden hatırlamıştık. Memiş Amca hiç oturmadı. Ayakta bir yandan bizi izliyor, bir yandan ikram ettikleri ürünlerin kaynağını ve doğallığını anlatıyordu; ama satmak için değil. Memiş Amca çevresinde toplanıp soru soran bizlere bu köyün ve eskilerin hikayelerini anlatırken, gençlerin artık bunları merak etmediğinden, köy, çiftçilik ve hayvancılık kültürünü aktaracak bir yeni neslin kalmadığından yakınıyordu. İtalyanların bu bölgeye hakim olduğu zamanlardan kalma değirmen hikayelerini biliyordu. Şahinlerin tavuklarını nasıl aldığını, milli parktan salınan kurtların hayvanlarının başına nasıl dert açtığını anlattı. Yazın bile buraları terk etmezlermiş. Yine gelin dedi amca. Yeter ki gelince haber verin dedi. Yoksa beni evde bulamazsınız. Şu dağın yanındaki bahçeye, ya da öbür dağın berisindeki zeytinliğe gider gelirlermiş ama yaz kış buradaymışlar.

Fotoğraf: Nusret Yakışıklı

Memiş Amca fotoğraf çektirmek istemedi. Canlı ve sağlıklıydı. Cildi gergin ve parlaktı. Sadece gözlerinde belli belirsiz bir hüzün, bir acı vardı sanki. Sebebini ancak köyden ayrılınca öğrendim. Amca bundan 15 yıl önce, 35 yaşındaki tek evladı oğlunu vatana şehit vermişti. Şimdi bu kırsalda bunca işle evlatsız, sağ elinden yoksun ama asırlık bir ağaç gibi dikiliyor.

Emre Güney

Akkoç Köyü
Bayatbademler Yürüyüşü