Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Bilim/Gizem

Ruhsallık/Toplum

Güncel

Bu yazıda öğreneceğiniz diğer konular: 

Natural News haberine göre ham küresel ısınma verileri incelendiğinde dünyadaki sıcaklıkların değiştirilerek sistematik bilimsel dolandırıcılık yapıldığı ortaya çıktı. Bu tüm bilim tarihinde bu güne kadar ortaya çıkmış olan en büyük sahtecilik ve bize "küresel ısınmanın" ve "iklim değişikliğinin" gerçeklikten uzak özenle hazırlanmış birer yalandan ibaret olduklarını gösterdi. 
(Emre'nin notu: Bu konuda David Icke uzun yıllardır aynı şeyi söylemekte ve somut ispatını da İnsanoğlu Ayağa Kalk adlı kitabında yapmaktadır.)
Yeni bir araştırma gösterdi ki bilim insanları tarafından son yıllarda yapılan küresel yüzey sıcaklığı okumalarındaki veriler yayınlanmış güvenilir ABD verileri ve diğer sağlayıcılarla tamamen tutarsız. (Daily Caller)

küresel ısınma sözcüsü
Küresel Isınma sözcüsü ve
ABD eski Başkan Yardımcısı Al Gore
Küresel olarak yayılmış bu sahteciliğin amacı bilim insanlarına sahte bilgi empoze edip ortalama küresel sıcaklıklarla ilgili kıyamet-vari bir trendin sergilendiği bir tür fikir birliği yaratmak. Bunların hepsi müthiş para kaynağı olan karbon vergilerini desteklemek için yapılıyor. Bir yandan karbon salınımlarıyla ilgili baskıcı hükümet politikalarıyla devlet kazanıyor, bir yandan da satılmış piyon bilim insanları hileli bilimleriyle para kazanıyor. Bunların başı çekeni de eski ABD Başkan Yardımcısı ve küresel ısınma sözcüsü Al Gore. Kendisi Dünya gündemine küresel ısınma ve iklim değişikliği fikrini atan en etkin ve öncü kimsedir. İklim değişikliği konusunda tüm Dünyayı galeyana getiren bu ağabeyimiz savunduğu ve toplumu uyardığı bu tehlikeye karşılık Nashville'in en lüks bölgesinde, 20 odalı ve 8 banyolu bir malikhanede yaşıyor ve ortalama bir ABD vatandaşının yıllık tüketiminden çok daha fazla elektriği bir ayda tüketiyor. (Kaynak)

Sahte kıyamet günü ve kaotik iklim senaryoları sadece maddi kazanç yaratmakla kalmıyor. Sözümona küresel ısınmayı yavaşlatmak ve ozon tabakasındaki deliği küçültmek, dünyayı "düzeltmek" adına üzerimize chemtrail sıkmak için de onay almış oluyorlar. Çünkü chemtrail gibi uygulamaların da altında iklim değişikliklerini önlemek, ısınmayla savaşmak ve bilimsel araştırma yapmak gibi üstü örtülü, CIA, NASA ve askerî kaynak destekli pek çok iklim mühendisliği etkinlik bulunuyor.

Yanıltıcı, sahte ısınma verileri iklim değişikliği modelleme yazılımlarına veriliyor ve onlar da verilen programlamaya göre gezegenimiz için bir "kıyamet günü" senaryosu çizip bir takım tarihler veriyor. Bu noktada da Stephen Hawking gibi bilimadamları spekülasyona geliyor ve Dünya'nın 800 dereceyi aşan sıcaklığa ve sülfürik asit yağmurlarına maruz kalarak Venüs gibi bir gezegene dönüşeceği şeklinde açıklamalarda bulunuyor. (Yakında Stephen Hawking'i bireysel olarak ele alacağım bir yazı yazacağım.) 

Chemtrail ile iklim manipulasyonu 
Mevcut iklim değişikliği ve küresel ısınma söylemi dünyadan toplanan sıcaklık verilerinin sistematik bir şekilde saptırılarak istenen gündeme oturtulduğu bir yalan. Bir çok bilim insanı da farkında olarak ya da olmayarak bu sahteciliğe ortak oluyor. 

Jeoloji mühendisi Dane Wigington’ın iddalarına göre iklimlere birileri müdahale ediyor. NASA’nın uyduları tarafından çekilen görselleri bunun en büyük kanıtı olarak gören Wigington, görsellerde hiçbir şeyin doğal olmadığını her fotoğrafın bin kelimeye bedel olduğunu ifade ediyor. (Kaynak)

meteorolog john coleman
John Coleman
John Coleman, 1934 doğumlu Good Morning America programı ile de bilinen 60 yıllık Amerikan Hava Durumu sunucusu ve The Weather Channel'ın kurucusu bir meteorologtur. 1978'den ─bu sözü söylediği─ 1998'e kadar bir derecelik bile değişim olmadığını, devletlerin bu verileri nereden aldığını soran şüpheci meteorolog, küresel ısınmanın tarihin en büyük yalancılığı olduğunu belirtmiştir.

Coleman'a göre devlet, bilgisayarlı iklim modelleme yazılımlarıyla gerçeği manipule ediyor. Böylece Amerikan vatandaşları yılda 4,7 milyar dolar vergiyi bu anlamsız, yanıltıcı çalışmalar için ödüyor, kendilerine yalan söylenmesi için bu satılmış bilim insanlarını geçindiriyor.

Karbon kirliliği ile ilgili devletin aldığı önlemler yüzünden petrol, elektrik ve gıdada yaşanan artışın 4 kişilik ortalama bir Amerikan ailesinin yıllık giderlerini 1000$ arttırdığı tespit edilmiş.

Dışarıya, şu Dünya'ya bir bakın. Telaş yok. Her şey yolunda. Dışarda kaldırımların arasından, refüjlerin çatlaklarından ağaçlar fışkırıyor. Üstelik hiç çabasız, gübresiz, ilaçsız ve bizim korumamız olmadan. Dünya'nın bize ihtiyacı yok, sevgimiz ve saygımızdan başka. Onu sözümona düzeltiyorlar, birkaç bin yıllık insan aklıyla evrene, doğaya, yaratıcıya ahkam kesiyorlar ve onu değiştirmeye, kendi çıkarlarına uygun manipule etmeye çalışıyorlar. Neden? Daha çok para için. Korku, kaos ve kontrol için. Kendileri dünyaya en büyük zararı verirken sizden tasarruf ve önlemler istiyorlar ve bunun adına sizden kesintiler yapıyorlar. Bugün Dünya'dan kaçma planları yapıyorlar. Dünya bir kıyamete doğru gidiyormuş, kirlenmiş, neredeyse yaşanmaz olacakmış. Bu Dünya için hiçbir şey yapmadılar, ama yaşanmaz gezegen Mars'a oluk oluk para akıtarak yalıtılmış, yapay bir ortam yaratmaya, orada koloni kurmaya hazırlanıyorlar. Buradaki planı görün!

David Icke blogundaki ilgili konuyu mutlaka okuyun. Bakın dünyayı yöneten güçlerin bu konuda planı ne ve bunu neden yapıyorlar? Agenda 21: Plan 21 yazısını buradan okuyun.

Chemtrail nedir?

Chemical Trail kelimelerinden harflerin bir araya gelmesiyle oluşan kelime "kimyasal iz" anlamına gelir. Bu izler çok yüksekten uçan uçaklar tarafından kanatları altındaki çeşitli püskürteçler yoluyla havaya salınır. Bu izler diğer uçak izlerine kıyasla çok uzun süre havada kalır, dakikalar, bazen saatler sonra dağılır, en sonunda gökyüzünde (varsa diğer izlerle birleşerek) homojen, puslu bir katman yaratır ve devasa bir filtreye dönüşür. Püskürtülen maddeler arasında insan sinir sistemine çok zararlı olduğu kesin olarak bilinen ağır metaller olmakla birlikte UV ışınları gibi faydalı güneş ışınlarının yüzeye ulaşmamasına sebep olan aluminyum tanecikleri de bulunuyor. Başlı başına aluminyum bile insan sağlığına zararlıdır ve yenmesi ya da solunması tehlikelidir. Chemtrail'lerin HAARP teknolojisiyle birlikte kullanılarak ani lokal iklim değişikliklerine ve afetlere yol açılabildiğinden de şüphe edilmektedir. NASA bu iddiaları yalanlamıyor.

chemtrail gökyüzü
Chemtrail bezenmiş bir gökyüzü. Image credit: globalresearch.ca
chemtrail ile motor buzlanma izi contrail farkı
Olağan motor izi ve chemtrail
Chemtrail püskürten uçaklar radar kimlik bilgilerini yayınlamıyorlar. Bu uçaklardan gökyüzünüzde gördüğünüzde hemen flightradar24.com'u açıp bakabilirsiniz. Diğer uçakların aksine hayalet gibi, tüm bilgileri gizli uçarlar. Yolcu, kargo ya da askeri uçaklarda göremeyeceğinizi davranışlara denk gelebilirsiniz. U dönüşü, daire, chemtrail izinin kesilip tekrar başlaması gibi. (Yoksa havada motoru mu açıp kapatıyorlar?😃) Chemtrail'ler yeni öğrenenler ya da cahil muhaliflerce sıklıkla contrail'ler (normal motor izleri) ile karıştırılır. Oysa ikisini birbirinden ayırmak için yandaki görseli anlamanız yeter.

Chemtrail konusu ana akım bilim ve medyada tartışmalı bir komplo teorisi gibi görülse de püskürtülen maddelerin listesi, bu uçakların görev tanımları ve izinlerine kadar pek çok bilgi ve belgenin yer aldığı CIA ve NASA belgeleri her araştıran tarafından kolaylıkla bulunabilir. ABD hükümeti ya da işin içindeki kurumlar uygulamayı inkâr etmemekte ancak bilimsel araştırmalar ve iklim yararına çalışmalar yaptıklarını söyleyerek tüm insanlığı oyalamakta, aldatmaktadırlar. Konu zaman zaman Avrupa Birliği ve ABD meclislerinde görüşülmekte, aktivist bilinçli kitlelerce hararetle tartışılmakta ve uygulamanın durdurulması için kampanyalar düzenlenmektedir. 

Güneşten gelen UV ışınlarını neden engelliyorlar?

UV ışınları bedenlerimizin savunma sisteminin bel kemiği olan D vitamini üretiminde rol oynar. "Güneş giren eve doktor girmez" atasözünü hatırlayın. Güneşlenme kemiklerimizce D vitamini üretimini başlatır ve bağışıklık sistemimiz kendiliğinden güçlenir, bedenin savunması artar. Böylece kanser dahil, hastalıklardan doğal olarak korunur sağlık sektörüne daha az başvurur, daha az ilaç tüketir, daha az iğne oluruz. Bu da dünyanın enerji, silah ve uyuşturucu gibi en büyük pazarlarından biri olan sağlık sektörü için hiç hoş bir durum olmaz.

Herhangi bir saat, kuvvet ya da açıdaki güneş ışığı bedenimizin D vitamini tetiklemiyor. Bunun saatleri ve koşulları var. Güneş koruyucu krem sürmemelisiniz. Bu bir başka aldatmaca! Bir camın arkasında olmamalı, güneşi doğrudan almalısınız. 15-20 dakika öğlen güneşine maruz kalmalısınız. Çıplak olmanız gerekmiyor. El, kol, yüz açıklığı yetiyor.


Kaynaklar:
  • http://www.naturalnews.com/2017-07-25-global-warming-bombshell-systematic-science-fraud-revealed-in-alteration-of-temperature-data.html
  • http://fakescience.news/2017-07-26-nasa-confirms-sea-levels-have-been-falling-across-the-planet-for-two-years-media-silent.html
  • http://www.hurriyet.com.tr/kuresel-isinma-savascisi-al-gore-enerji-musrifi-6030653
  • http://humansarefree.com/2017/06/founder-of-weather-channel-there-is-no.html
  • http://www.globalresearch.ca/chemtrails-the-consequences-of-toxic-metals-and-chemical-aerosols-on-human-health/19047
  • http://www.sozcu.com.tr/2017/teknoloji/nasa-gorselleri-kanit-gosterildi-hava-durumuna-mudahale-ediliyor-1952793/
  • http://www.sozcu.com.tr/2017/saglik/yeterli-d-vitamini-almak-icin-nasil-guneslenmeliyiz-simdiye-kadar-bildiklerinizi-unutun-1664418/

Kucaklaşıp birlikte çalışalım


Hepimizde ayrı ayrı etiketler, maskeler, ünvanlar, ait olunan grup ve topluluklar... Şekil şekil amaçlar ve yaşam stilleri. Ama bakıyorum hiçbir şey değişik değil. Herkes aynı şoktan hayatı yaşıyor. Hepsi farklı olduğunu iddia ediyor ama hiçbir yaşamın yok birbirinden farkı. 

ver elini barışalım
Seni tanıyorum. Ben de onlardan biriyim. Barışalım
Hepimiz geçinmenin, daha iyi durumda olanlarsa daha konforlu yaşamın derdindeyiz. Herkes aldığı maaşı bankaya, giderlerine gömüyor. Parasını yine bankalardan çekiyor. Biraz daha iyiler yatırım yapmak ya da mal edinmek derdindeyse, bu defa yine bankalardan kredi talep ediyor ve gelecek yıllarını sağ salim bunu tamamlamaya adıyor. Neyin karşılığında? Ömründen ömür yiyen günler, aylar ve yıllar birbirini kovalıyor. Bu defa stres, zorlaşan yaşam şartları ve azalan sosyal ve kültürel aktiviteler. Monotonluk, bezginlik ve rutin bizi için için kemirip mutsuzlaştırıyor. Coşku ve neşemizi söndürüp hayatı çekilmez bir çileye dönüştürüyor. Yalan mı? Spiritüeli de aynı, imamı da, ateisti de, budisti de, agnostiği de. Eğer şehirli bir yaşam kahramanıysanız değişen bir şey yok! Kendinizi hangi grup ya da fikre yakın bulursanız bulun bu şokun içindesiniz ve bunu iliklerinize kadar tadıyorsunuz.

İnsanla hayvan arasında seçim

Sonra yaşam stili olarak ayrı yollar seçen ve bu yollardan gidenler var. Yeşilaycı, et yiyen, vejetaryen, daha da iyisi vegan, hayvan seven, hayvan sevmeyen, hatta kürk giyen... Ben vejetaryen olduğu için daha çok seven, daha sağlıklı olan, daha güzel tuvalete çıkan ya da bu yüzden cildi daha gergin olan birini görmedim. Hayvan ürünlerinden kaçınanların daha meleksi olduklarını görmediğim gibi et yiyenlerin de bir vegandan daha şeytani olmadıklarını onlarca kez gözlemledim. Daha doğrusu bunların genellenip bir zümreleşme ya da etiket malzemesi yapılmasını anlamıyorum. Bununla birlikte et yenen bir masada sessiz sedasız vejeteryan geleneğine göre beslenen ve sofrayı paylaştığı et yiyici dostlarını en az hayvanlar kadar çok seven dostlarım da var. 

Hayvanlara karşı aşırı duyarlı kitlenin çok büyük bir kısmı psikoloji bilmiyor ve enerjilerin nasıl işlediği konusunda endişe verici derecede bilgisizler. Önemli kısmının sosyal medya profilleri sakıncalı ve mezbahada çalışan bir kasaptan daha çok miktarda vahşet içeriyor. Amerika'nın dünyaya dayattığı politika gibi, barışı savaşla getiremezsiniz. Önce kendinizi, sonra insanı, sonra hayvanları seveceksiniz. Bu kadar ileri gidip insanlara küsen, öfke ve nefretle böğüren ve kendini hayvanlara adayanlar var. Hayvanların da en az insanlar kadar sevgi, değer ve saygı görebilecekleri bir dünya için yine kendi ırkınız olan insanlara ihtiyacınız var. Sonuçta bu işi onlarla çözeceksiniz. Hayvanları sevebilir, hayvanlar tarafından koşulsuzca ve beklentisizce sevilebilirsiniz. Ancak sevgiyi ve sorumluluğu öğrenmek dışında salt hayvanlarla gelişemezsiniz. Salt hayvanlarla insan ilişkileri üzerinde çalışamaz, karmalarınızı çözemez, tekamül edemezsiniz. Bu takıntılı, obsesif bir fanatizmdir.

Spiritüeller, şifacılar ve yaşam koçları

Nice yaşam koçları, NLP'ciler, EFT'ciler, Reiki'ciler, Access Bars'cılar ve diğer şifacılar... Ben hiçbir tanesinin bu yöntemlerle yeryüzündeki meleklere dönüştüğünü, aile, akraba ve iş çevrelerinde herkesçe sevilen filinta gibi birer kahraman olduklarını görmedim. Hepsi seninle, benimle aynı mevzuları kafalarına takmaya devam ediyor. Emin ol onlar da evlenip boşanıyor, onlar da dedikodu yapıyor, acı tatlı yalanlar söylüyor ve bir şeylere delice sinirlenebiliyorlar. 

Şu insan denen bilinçli varlık... Bir bakıyorsun yeryüzündeki melek oluveriyor, bir bakıyorsun şeytana taş çıkartan kıvrak bir kötülükle seni ortada bırakıveriyor. Ya da iyi görünüp yıllarca sana usul usul pusu kuran, hazırlık yapıp o ideal anı bekleyenler var. Bir et yığını gibi içi boş olanlar da var. Hesapta çeşit çeşit güzelliklerle dolu yollardan yürüyor, arkamızda bıraktığımız insanlara da güller döküp, güzel kokular saçıyoruz. Yani dışarı gösterdiğimiz -gerçekten ırak- resim bu.

Sevgilisiyle kavga edip meditasyona oturuyor

Oldu mu bu şimdi? Evinde huzur yok; Sabah kahvesinde dedikodunun beline vurmuşsun, iş yerinde iftiranı atmışsın, akşam korkuyla yönetmek için çocuğuna yalan söylemiş onu incitmişsin, babana gıcık oluyor, dayını bir kaşık suda boğmak istiyorsun... Üstüne karı-kocana kapıyı çarpıp dünyayı güzelleştireceğin meditasyona öyle oturuyorsun. Oldu mu?

Tamam... Seni tanıyorum. Ben de bunlardan biriyim. Ver elini birlikte çalışalım.

Bu yazıda hepimiz varız. Kendim burada eleştirdiğim en az üç gruba birden dahilim ve amacım herhangi bir tanesini dışlamadan hepimizin düştüğü önemli bir yanılsamaya dikkati çekmek ve gördüğüm arızalara dair bir özeleştiri yapmak. 

Farklı olmak ya da olduğumuzu sanmak hoşumuza mı gidiyor? Bir etiket ya da gruba aidiyet hissi mi arıyoruz? Bu bir güven duygusu ve güç gösterisi mi? Bir ambalaj giymek zorunda mıyız? Ne farkı yahu?! Bu topraklarda bir ateist bile camide yıkanıp dualarla gömülmüyor mu?




Geçmişi bırak ki güzellik seni bulsun

Eğer yürürken yorulursanız durursunuz, oturursunuz, dinlenirsiniz. O yüzden, sorunlarınıza çözüm ararken de yorulursanız, çözüm bulamazsanız; oturun. Oturun derken problemi çözmek için parçalanmayın demek istiyorum. Sorun geçmişteydi. Şimdide değil. Geçmiş problemler üstünde düşünmeyin. Onları yalnız bırakın ve oturun. Bu dinlenme anıdır. Sadece buna izin vermelisiniz. Onu dinlemeli ve hiçbir şey yapmamalısınız. Sadece dinleyin: Geçmişe gitmeyin. Geçmiş problemdir, geçmiş zihindir. Eğer geçmişe giderseniz her şey sorunlardır; o yüzden geçmişe gitmeyin. Zihin geçmiştir ve geçmiş de mezarlıktır. Mezarlığa gitmeyin. Tüm sorunlar ölmüştür. Bu yüzden sorunu çözmeye çalışmadan şu ana dönün. Sorunlar üzerinde çalışmak başınızı belaya sokar. Bu yüzden bu çalışmaya artık dokunmayın.

Basitçe oturun ve sessiz olun. Bir süreliğine sessiz kalın. Bu ihtiyacınız olan süredir. Bu dinlenme zamanıdır. Bir süreliğine geçmişe gitmeden sessiz kalırsanız dinlenmeyi bulacaksınız. Başka yolu yoktur. Geçmişi düşünmeyin o kadar. Önce kendinize yardım edin – ki bu da düşünmemektir─ sonra hala yardıma ihtiyaç duyuyorsanız bana danışın. 

Sadece bu sürede düşünmeyin ve zihninizi Onun kaynağına yöneltin. Düşünen zihni -ki o geçmişe gider- bu mevcut anla yüzleşmeye itin. Bu size süresiz dinlence getirecektir. Kendinizi geçmişe gitmeme konusunda eğitirseniz hala problem bulabilir misiniz? Geçmişe gidilmediği bu anda sorun nerededir? Gitmiş midir? O zaman kendinize yardım ettiniz. Bu tümüyle kendine-yardımdır.

Bunu marketten alamazsınız. Onu edinemez, satın alamazsınız. Bu edinilecek bir şey değildir. O zaten orada bulunan bir şeydir. Burada olmayan bir şeylere ulaşmak için bir şeyler edinmeye çalışmayı bırakın. Çünkü, şu anda burada olmayan şey, -her ne kadar siz onu elde etseniz de- yine kaybolacak. Her seferinde olmayan bir şeye uzanmayı denemek yerine hep burada olanı ve tekrar denemek zorunda olmadığını keşfet. Bu taze bir şey olacak. Burada mevcut olan bir şey olacak. Bu şimdi olacak. Yarın yeni bir şey kazanmayı isteyen arzunu yen. Bu arzunun karışıp, yükselip zihnini bulandırmasına izin verme. Halihazırda sahip olmadığın şeylere dair arzularını terk et. Burada şimdi ve zaten sahip olduğun bir şey için arzu gerekmiyor. 

Yeni bir şeyler denemeyi bırakıp kendinizi keşfedin. Öyle güzel olun ki, bu sizin güzelliğinizden etkilensin. Sizin Onu kazanmaya çalışmanızdansa O gelip sizi alsın. Onu kazanacak olan kim bu arada? Kendinize O'nun tarafından alınmaya izin verin. Bu tek yolu. Tertemiz olun. Bu arzusuz olmak demektir. Kendi doğanız tertemizdir. Bu yüzden er ya da geç bunu anlayacaksınız. Arzu olmadığında orada güzellik vardır, sevgi vardır. Bu güzelliği ona ulaşmak için yarattığınız düşünceyle bile bozamazsınız. Bu düşünce sadece bir saf olmayıştır (karışık oluş) o kadar. Sadece, hiçbir düşüncenin yükselmemesine dikkat edin ki lekesizce güzel olasınız. Mükemmel derecede saf ve pürüzsüz... Böylece her şey önünüzde aniden açılıverecek. Sonra bu güzellik güzelliğin kendine (sana) sarılacak. 

Basitçe, sessiz ol. Hiçbir şey yapma, ve O sende gerçekleşsin. Bir sonraki adımda ne yapacağına dair niyetini bile terket. Hatta “şu an” ile “bir sonraki an” ayrımını bile yapma. Ondan sonra her şey birden oluverecek. 

10 Aralık 1991
Papaji


Çeviri: Emre Güney

Jacque Fresco                                      1916 - 2017
Fotoğraftaki adama iyi bakın !

Yüzyılın en değerli ve üretici beyinlerinden olan, ilk olarak Zeitgeist Belgesellerinden tanıdığım, bu belgesellerin somut hareket tarafında en büyük emeği geçmiş ve Venüs Projesi'nin kurucusu, fütüristik mucit Mimar Jacque Fresco 18 Mayıs 2017'de 101 yaşında vefat etti. Bu yazıyı size biraz olsun Onu ve insanlığa yönelik çabalarını tanıtmak için yazdım. 


Jacque Fresco parkinson hastalığından kötüleştiği son birkaç yıla kadar hala geziyor, projesini öğrenmek isteyen insanları kendi kampüslerinde ağırlıyor ve hayali olan, insanlığın kurtuluşu toplum modelini, maketlerini, projelerini tanıtıyordu. Bence böyle güçlü bir hayal ve amaç uğruna yaşadığı için bu kadar çok ve son ana kadar aktif, üretken bir hayat yaşadı.


Bu adama iyi bakın! O görüp görebileceğiniz en insancıl, en çevreci ve en duyarlı tasarımcıdır. Projeleri diğer hiçbir mucite benzemez. İnsanlığı suistimal, gizli gündem ve hilekâr umut projeleri görmezsiniz. 10 yıla yakın süredir tanıdığım Jacque Fresco'nun gerek kendisi, gerek Onunla anılan hiçbir öğreti yer değiştirmedi, utandırmadı ya da sarsılmadı. Projeleri bir hayal değil, fantazi hiç değildi. Umut tacirliği yapmadı, hiçbir düşüncesinden ve tasarladığı şehir/yaşam modeli üzerinden kazanç önceliği gütmedi. 

Arkadaşlar, bu koca yürekli adam Venüs Projesi'ni yaratan Mimar Jacque Fresco'dur. Bir toplum mühendisi ve endüstriyel tasarımcıdır. Sizlere Onu sıkıcı ve hepsi birbirini tekrar eden siteler gibi anlatmayacağım. Venüs Projesi gelecekçi, modern bir toplum ve şehir modelidir. Bu şehirleri gerek maneviyat gerek madde anlamında en çok yakıştırdığım model MS 2150 kitabındaki şehirler ve yaşam biçimidir.

Venüs Şehri maketiyle
JF, Venüs Şehri maketiyle

Sosyo-ekonomik yaklaşımı ve mevcut sistemimizin insan doğasına etkileri


JF'nin yaşam modelinin bel kemiğini "Kaynak Bazlı Ekonomi" oluşturur. Para insan hayatından çıkar. Dünya gerçekte, üzerindeki tüm canlı yaşama yetecek kadar kaynağa sahiptir ama sorunların nedeni bu kaynağın adil olmayan şekilde dağılımı ve kaynaklara ulaşmak için araya para sisteminin girmesidir. Jacque Fresco'ya göre eğer tüm insanlığa anti-hiyerarşik şekilde eşit güç, eşit yaşam şartları ve kaynak verilirse böylelikle savaş ve rekabet, hırs ve para kendiliğinden ortadan kalkar ve ne şiddet, ne suç, ne herhangi bir tür suistimal artık varolamaz. Kaynak Bazlı Ekonomi, para değişim dönüşümü olmadan, doğrudan kaynak değişimi yapılarak, ya da kaynakların doğrudan hizmete, gıdaya, yaşam alanlarına dönüşmesi suretiyle insanlığın hizmetine sunulmasıdır. Günümüz modern dünyasında devletler şirketleşmiştir. Vatandaşlarına karşı asli görevlerini yerine getirmek bir yana, toplumlarının yaşam şartlarını, başta eğitim ve sağlık sistemlerini kasıtlı olarak zalimleştirmiştir. Bununla da kalmayıp devletler gelirlerinin en büyük kısmını savunmaya, silahlanmaya, asker ve polis gücüne yatırmaktadır. Buralara ayrılan kaynak, maddi ve zihinsel güç eğitim, kalkınma, sağlık ve teknolojiye ayrılsa zaten Dünya üzerinde çözülmeyecek, ─ve hatta çözülmemiş─ hiçbir sorun yoktur. İnsan özünde iyi bir varlıktır, ancak içinde bulunduğu sistemin gerektirdiği yaşam mücadelesi, rekabet ve yetersiz ya da ulaşılması güç enerji/besin ve kaynaklar Onun hayatta kalma refleksleriyle zalimleşmesine sebep olmaktadır. Her tür suç bu sebeple vardır ve şartlar iyileştiğinde ve eşitlendiğinde hepsi otomatikman ortadan kalkar. Yaşamlarımız mücadeleci bir koşuşturma olmaktan çıkıp insanlığa hizmet ve sevdikleriyle haşır neşir olma amacına dönüşür. 


dairesel venüs şehri
Dairesel Venüs Projesi şehirleri
venüs şehri merkezi
Şehirlerin çekirdeği


Venüs Projesi

venüs projesi
Venüs Projesine göre yapılmış
ABD Florida'daki merkezleri
Venüs Şehirleri yüksek teknolojinin, en yüksek çevrecilikle ve sürdürülebilir enerji ile entegre edildiği insan ve doğa dostu yaşam alanlarıdır. İnsanların hayatlarını idame ettirmek için yapmak zorunda oldukları çoğu bedensel ve zihinsel görev şehirlerin merkezi otomasyon sistemine bağlanır. İklim düzenleme, tarım, dağıtım, ulaşım gibi çoğu altyapısal ihtiyaç her şehrin otomasyon sistemlerince merkezi bir bilgisayar tarafından yönetilir. Tüm ihtiyaç ve tüketim zinciri sistem tarafından her aşamada takip edilerek üretim ve dağıtım ağlarına gerçek zamanlı olarak yansır. Şehirler çok gelişmiş çöp ve atık toplama ve geri dönüştürme sistemine sahiptir. Bunun gibi tüm pis işler şehrin altındaki hatlarda cereyan eder. Venüs Şehirleri dairesel planlanmıştır. Bir daire merkezinden ışınsal olarak çeperlere doğru uzayan hatlar şehri yatay olarak bölümlere ayırırken, bu ışınları dik kesen hatlar da boylamasına yer alarak şehri işlevsel olarak ayıran diskleri oluşturur. Her şehir tam merkezinde, yani çekirdeğinde bir üniversite, kültür ve sanat birimine sahiptir. Yani Venüs Şehirleri için eğitim, kültür, sanat, eğlence yaşamın tam merkezindedir. Bu bölgeler sınıfları, kütüphaneleri, labaratuvarları, tiyatro-sinema salonları ve rekreasyon merkezlerini barındırır. İnsanın hayatta kalmak için para kazanmak üzere istemeden yaptığı tüm işi şehirlerin sistemi yürüttüğünden bize hobilerimizle uğraşmak, doğa ve dünyayı tanımak, insan ve hayvanlarla vakit geçirmek, eğlenmek ve gönüllü hizmetleri yapmak kalır. 

Venüs Projesi ile ilgili internette sayfalar dolusu çok detaylı belge bulabilirsiniz. Ben şimdilik Jacque Fresco'yu anarak bir nevi giriş yapmak istedim. Türkiye'de hakettiği kadar bilinen bir konu olmasa da çok ateşli, küçük ve titiz bir Facebook grubu var. Bu konuda muhtemelen yazmaya devam edeceğim. Şimdi size Jacque Fresco'nun vizyonunu daha iyi anlamanız için bazı konuşmalarından kesitler sunmak istiyorum.

Fresco'nun görüşleri


  • Demokrasi bir kandırmaca oyunudur. O insanlara daha iyi oynamak, sunulan bir fikre onları ikna etmek için icat edilmiş bir kelimedir. Tüm kurumlar "biz özgürüz" şarkısı söyler. Eğer demokrasi ya da özgürlük kelimelerini duyarsanız çok dikkat edin. Çünkü gerçekten özgür olan bir ulusta kimse size özgür olduğunuzu söylemek zorunda değildir. 
  • Günümüz bilim insanları ticari olarak ödüllendirilirler. Kimyagerler ilaç firmaları için çalışır. Henüz bilimci denebilecek türde bir kimsemiz yok. Eğer bilimciler olsaydı onları burada ─Occupy Wall Street protesto eylemlerinde─ görürdük.
  • İnsanlar para sisteminin teşvik yarattığı için iyi olduğunu savunuyor. Bu çok sınırlı alanda geçerli olabilir. Ancak o aynı zamanda hırs, kıskançlık, öfke, suç, savaş, yoksulluk, kıtlık ve gereksiz ızdırap yaratmaktadır. Bütün resme bakmanız gerekiyor.
  • Kıskançlık doğamızdan gelen bir davranış değildir. Kedime uzandığımda köpeğim homurdanıyor. Kedime ne zaman sarılsam köpeğimi besliyorum.  Bir süre sonra kedimi her kucakladığımda köpeğim ─mutluluktan─ kuyruk sallıyor. Eğer kıskançlık doğal, içten gelen bir davranış olsaydı bu olamazdı.
  • Biz medeniyetten durağan bir halmiş gibi bahsederiz. Oysa henüz ortada medeni bir insan yok. Medenileşme devam etmekte olan bir süreçtir. Savaşlar, polisler, hapishaneler ve suç olduğu müddetçe medeniyetin çok erken aşamalarındasınız.
  • İkinci Dünya Savaşı başlarında ABD yaklaşık olarak 600 tane birinci sınıf savaş uçağına sahipti. Kısa sürede bu açığı [dalga geçiyor] yılda 90.000 uçak üreterek kapadık.
    İkinci Dünya Savaşı ile ilgili olarak sorcağım şu ki: Savaşın doğurduğu ihtiyaçları karşılamak, savaş gücünü üretmek için yeterli mali güce sahip miyiz? Cevabı hayır! Yeterli para olmadığı gibi yeterli altınımız da yoktu. Ama gereğinden çok daha fazla kaynağa sahiptik! 
    ABD'nin savaşı kazanmak için eriştiği yüksek üretim gücünün ve verimliliğin altında yatan, Onun sahip olduğu kaynaklardı. Ne yazık ki bu yaklaşım ancak savaş zamanlarında sergileniyor.
  • Mükemmel toplum nedir; buna dair bir fikrim yok. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum. Tek bildiğim, şu an sahip olduğumuzdan çok daha iyisini yapabiliriz. Ben ütopyacı değilim. Herkesin uyum ve sevgi içinde yaşadığını görmek isteyen bir humanist de değilim. Şunu biliyorum: Eğer medeni şekilde yaşamazsak birbirimizi öldüreceğiz ve Dünya'yı yok edeceğiz.
  • Ben 13 yaşımdayken bir akrabam elini metal pervaneye sıkıştırdı. Mesela bu beni lastik ya da kumaş kanatları olan bir pervane tasarlamaya götürdü. Tasarımımı bazı şirketlere gönderdim ama bununla ilgilenmediler. Kısa bir süre sonra ürün piyasaya çıktı. Bu benim pazara ilk girişim oldu.
  • Çalışmalarımda geleceği öngörmeye çalışmıyorum. Tek yaptığım bilim ve teknolojiyi insan yararına en zeki şekilde nasıl kullanıma sokarım, buna bakmak. 
  • Bizim toplumumuzda insanları devletlerden "çıkartıyoruz". Her şey makinelerce yürütülüyor; insanlar değil, ürünler. Yani tarım ve çiftçilik gibi her türlü üretim bandı programlanmış makine-tabanlı tasarımdır.
    Ama insanları programlamıyor ya da tasarlamıyoruz. İnsanlar böylece istedikleri yaşam tarzında yaşamakta özgürler. Eğer insanlar birbirlerini incitirse onlara yardım edilir ─ hapishaneye konulmazlar. 
jf sözleri
Bir keresinde bana sordular:
"Sen zeki bir adamsın. Neden zengin değilsin?"
Ben de şöyle cevapladım:
"Sen de zengin bir adamsın. Neden zeki değilsin?"

    ruh ikizi bağlantısı çetrefilli bir maceradır
    Bir ruh ikizi ilişkisi adı altında bazı kişiler sahte ruh ikizi vakasıyla karşılaşabilirler. Sahte ruh ikizleri gerçek ruh ikizleriyle benzer özelliklere sahip olmakla birlikte bu defa ilişki enerjinizi sömürmektedir. Sahte bir ruh ikizi de gerçeğiyle aynı şekilde hayatınıza girebilir, ancak bağlantı sağlandıktan ya da bir araya gelindikten sonra sahte ikiz sizin ışığınızdan beslenir. Bu enerji vampirleri bir ruh ikizi partnerliğini götürebilecek ruhsal evrime henüz sahip olmamışlardır. Bu yüzden sahte ikiz, ruhsal olarak daha gelişmiş olana yapışıp sizin pırıltınızın tadını çıkarırlar. Bir ruh eşinde olduğu gibi, sahte ruh ikizleri de gerçek ruh ikiziniz ortaya çıkmadan önce kendi üzerinizde çalışıp düzeltmeniz gereken noktaları açığa çıkaracak karmik bağlantılarınızdandır. Diğer ruh ikizi yazılarımızda belirttiğimiz üzere ruh eşi ilişkileri dersleri öğrendiğimiz, ruh ikizi ilişkileri ise bu öğrenilmiş dersleri tatbik ettiğimiz ilişkilerdir. Aynı şey sahte ruh ikizleri için de geçerlidir. Bazı durumlarda ruh eşiyle sahte ruh ikizi aynı şeydir ama biz şimdi konumuz gereği sahte ruh ikizine odaklanacağız.
  1. Yoğun cinsel enerji ya da beden kimyası. Önceki yazılarda bahsettiğimiz gibi bir ruh ikizi ilişkisinin doğasında fiziksellikten ziyade ruhsallık yatar. Eğer bu ilişkinin doğasında HEP Onunla birleşme arzusu yatıyorsa bu büyük ihtimalle bir sahte ruh ikizidir.
  2. Onunla her buluştuğunuzda, ya da konuştuğunuzda, hatta aklınıza getirdiğinizde duygusal olarak tükenmiş hissedersiniz. Sizin enerjinizden beslenir, sizde kafa karışıklığı, yorgunluk ve tükenmişlik yaratırlar. Siz vericisiniz, O da alıcıdır. Gerçek bir ruh ikizi ilişkisinde enerji ikiniz tarafından eşit olarak paylaşılır.
  3. Sahte ruh ikizinin davranışlarında sapmalar olur ve yeterince beslendikten sonra sizden ayrılırlar. Bağlantıyı korumaları için fiziksel ya da duygusal, bu ayrılığa ihtiyaçları vardır. Çünkü gerçek bir ruh ikizi partnerliğinin ışığı altında fazla kalamazlar. Acıkıp tekrar enerjiye ihtiyaçları olduğunda geri dönerler.
  4. Sahte ruh ikizi manipulasyon oyununu nasıl kazanacağını bilir. Onlar ne zaman dikkatinizi kendi üstlerine çekeceklerini iyi bilirler. Ve ne zaman siz bu ilişkide güvende ve "yolunda" hissederseniz bir bakmışsınız ki PUUUFF; o ortadan kaybolmuştur. Çağrılarınıza cevap vermez, epostalarına bakmaz, planları değiştirir, buluşmaları iptal eder ve bazen de bir süreliğine tamamen kaybolurlar. Bu sizi bir kez daha gergin ve sinirli hissettirir ve yine onları besler.
  5. Sahte bir ruh ikizi hayallerinizi, rüyalarınızı fetheder. Bu rüyalar öyle canlı ve gerçekçi olurlar ki sanki tüm uykunuz boyunca O sizinle olmak istemektedir. Hatta her zaman bu yanlış ruh ikizi rüyasına iliştirilmiş bir de mesaj vardır. Uyandıktan sonra rüyayı anlamaya çalışır, bu sefer ona bir anlam yüklemeye uğraşırken yine enerjinizi tüketirsiniz.
  6. Gerçek bir ruh ikizi ilişkisinde iki partner de ikiz bağlantısını belli bir seviyeden görebildiği için ilişkiye takıntısal yaklaşım söz konusu değildir. Sahte ruh ikizi bağlantılarınız 7/24 takıntılı bir haldedir. Fantaziler kurarsınız, hayallerine dalarsınız, Onu sosyal medya hesaplarında durmadan izler durursunuz... Eğer bu takıntılı bir partnerlik ise, O gerçek ruh ikizi değildir.
  7. Yanlış/sahte bir ruh ikizi duygusal olarak asla tam açılamaz. Çünkü içlerinde duvarlar örer, blokajlar kurarlar ki siz onun aslında nasıl olduğunu hiç göremeyesiniz. Gerçek bir ruh ikizi sizinle her şeyini tam ve dosdoğru paylaşır.
  8. Sahte ruh ikizi sizden alabileceği her şeyi aldığını farkettiğinde, ve sizin artık ona verebilecek hiçbir şeyiniz kalmadığında hayatınızdan yok olup giderler ve bir sonraki kurbanlarını aramaya başlarlar.
Eğer bir sahte ruh ikizi bağı içinde olabileceğinizi düşünüyorsanız size tavsiyemiz, bu kişiye dair kendi koşullarınızı ve üzerinizdeki etkilerini güzelce muhakeme edin. Unutmayın: Gerçek bir ruh ikizi olabileceğiniz her şey için size ilham verir ve motive eder. Ancak yanlış ruh ikizi sizden bu enerjiyi alıp kendi için kullanır.
Kaynak: twinflameconnection.com Çeviri: Emre Güney
Kaleme alan DailyHealthPost 

Hiçbir şey sizi negatif insanların çevresinde olmak kadar aşağı çekemez.

Canayakın insanlar başkalarına yönelik merhamet hissederlerken, empatlar onların yüklerini bile kendilerininmiş gibi omuzlarında hissedebilirler.

Bazı durumlarda bu sizi çevrenizdeki insanların enerjisini yutmaya itebilir. Bu da sizi hem zihnen, hem fiziken ve hem de ruhsal olarak etkiler. 

Sevdiğiniz insanlara duygusal destek önermek ve sunmak önemli olmasına rağmen öncelikle siz de içtenliğinizi suistimal edebilecek insanlara karşı kendinizi korumalısınız.

Negatif enerjiyi bünyenizden koruyacak 5 yönteme bakalım:

  1. İnsanları hoşnut etme kaygısından kurtulun
    İnsanlar size şikayet ettiklerinde veya sizi aşağı çekmek istediklerinde bunu kişisel almayın. Bu tür davranışlar sizin ne olduğunuza dair değil onların ne olduğuna dair size fikir verir. Dedikodununu tesiri altına ne kadar girerseniz başkalarının övgü ve takdirine o kadar bağımlı kalırsınız. Önce kendinizi sevip kabul edin ve daha sonra da sizi aşağı çeken insanları.

  2. Vampirleri uzak tutun
    Hiç tüm yaşam enerjinizi sizden çeken bir arkadaşınız oldu mu? Birlikte gücünüzü toplayıp ayağa kalkmanız gerekirken sizi duygusal ve fiziksel olarak bitirdikten sonra giden türden bir arkadaş? Bu tür insanlara duygusal vampirler deniyor. (Ya da enerji vampirleri)

    Bu tür insanlar desteğe ihtiyaç duydukları her seferinde sizinle görüşmek için zaman bulurlar, ancak siz yardıma ihtiyaç duyduğunuzda asla ortalarda yokturlar. Ve bunlar şikayet ettikçe de şikayet edecek nice şeyler daha bulurlar.

    Kendinize şunu hatırlatın: Bir aile bireyi de olsa başkalarının sorunlarını çözmede siz asla tam sorumlu olan değilsiniz. Eğer Onlar kendilerine yardım edemiyorlarsa Onların yüklerini siz kendiniz taşımayın. Başkalarının dramına dalmak ne size yardım eder, ne de onlara.

  3. Hayır demesini öğrenin
    Sınırlarınızı bilip bu sınırları korumanız, bu sınırlar geçildiğinde de konuşmanız önemlidir.

    Birinin öylece evinize girip ortalığı kırıp dökmesine izin vermezsiniz. Öyleyse neden öz-saygınızın darmadağın edilmesine izin veresiniz? Şöyle bir söz vardır: "Kirli ayaklarla kimsenin kafana girmesine izin verme."
    Alışıldık inanışın aksine, bir kimseye gerektiğinde hayır demek kabalık değildir ve bunu haklı ya da yumuşak göstermek zorunda bile değilsiniz. Eğer şahsınıza saygı duyulmadığını hissediyorsanız ayağa kalkıp bu saygıyı kendiniz sağlayın.

    Zamanınız ve kalbiniz değerlidir. Bu yüzden çevrenizde güzel insanlar barındırın ve kirli düşüncelileri uzaklaştırın. Eğer bir arkadaşınıza evetten çok hayır dediğinizi farkına varırsanız Onun sizi daha çok geliştirdiğini mi yoksa geri mi çektiğini tartmaya çalışın.

  4. "Benim" zamanlarını arttırın ve bunun keyfine varmaya bakın
    Kendinize başkalarından uzak zamanlar tanımaya çalışın ve böylece kendi düşünce ve arzularınıza odaklanmaya bakın. Bu bir banyo yapmak olabilir, yatakta tembellik yapmak olabilir. Mutlaka kendi iç sesinizle başbaşa kalabileceğiniz boşluklar planlayın.
    Eğer yoğun bir bölgede, ya da topluluklar içinde göz önünde bir noktadaysanız dışarı çıkın. Taze hava ve doğanın masumiyeti işe yarayacak, evrenin ölçeğine kıyasla problemlerinizin faniliğini ve önemsizliğini hatırlatmada faydalı olacak, ne olursa olsun bu hayatın baki kalacağını size gösterecektir.

    Çevrenizdeki dünyanın saf enerjisini içinize çekin ve özbenliğinizle bu enginliğe bağlanın.

  5. Sorumluluk alın
    Sonuç olarak nasıl hissettiğinize karar verecek olan tek kişi kendinizsiniz. Hangi ortamda olursanız olun güçlü durma ya da başkalarına size hükmedecek gücü verme tercihine sahipsiniz. Kendi duygularınızın sorumluluğunu üstlendiğinizde kendinizi başkalarının tesirinden özgür kılarsınız. Kendinize güvenir, kendinizi severseniz duygusal gücü ve istikrarı sağlarsınız.

    Günlük yaşantınızda güçlü durmayı unutmayın. Arada bir olumsuz düşüncelerin gidip gelmesi mümkündür ve normaldir. Böyle olduğunda korkmadan kabul edin. Hepsi öylece geçip gidecek. Bazen güzel bir ağlama en iyi ilaçtır.

Çeviri: Emre Güney

Bir dostumun feryadı (soru-cevap)

Duygularım çok değişken Emre. Ruh halim bozuldu. Yaşadığım şeyler aklıma geldikçe sinirleniyor, hırslanıyorum. Hiçbir şekilde mutlu, sakin ya da huzurlu olamıyorum. Asabiyim, uyumsuzum, çok yoruldum. Ne yapacağım bilmiyorum artık.

twenty1copilots@tumblr.com
Egonun ölmeden önceki huzursuzluğu
─Tasavvufa, felsefeye yönelmeden; kendini keşif yolculuğuna çıkmadan önce hepimizin başına gelir bunlar. Kendini teslim et ve maneviyata yönel. Sahte benliğini soy, çıkar ve at! Geyik yapmıyorum. Metafor yapmıyorum. İçten ve ciddiyim. Yeniden doğmak için fırsat bunlar. Özünün çağrısı bu! Kulak ver! Yaşayış ve algılayış biçimini bir üst derinliğe geçirmeden sinirini yatıştıracak ya da seni mutlu edecek gelişmeler bile bir anlık olacak. Hiçbiri asla yetmeyecek ve belayı gittiğin her yere götüreceksin. Şu anda değişimin tam kapı eşiğindesin. Tekmele ve gir içeri. Yeniden doğacaksın. Tüm koşullardan bağımsız huzur ve sükunet şimdi ve burada mümkün. Asabi tarafını sahiplenme. Onu üzerine giyme. Asıl ve ölümsüz olan tarafın ile roller oynayan soytarıyı (ego) birbirinden ayır. Şimdi kimin penceresinden izlemek istiyorsun? Soytarı asla mutlu olmayacak, hep daha fazlasını isteyecek ve hep sinirlenmek ya da aciz olmak için sebepler sunacak. Onu asla doyuramazsın. Aslolan ise mutluluğun ve mutsuzluğun ötesinde oturuyor. O hiç kirletilemeyecek olanı ve hiçbir şeye muhtaç olmayanı gör.

Görsel: twenty1copilots@tumblr.com

Sony'den gördüklerinizi kaydeden kontakt lens


Sony gördüğünüz her şeyi kaydedebilen, fotoğraf ve video çekebilen bir kontakt lens üzerinde çalışıyor. Sony'nin çoktan patentini aldığı bu cihazın patent sayfasını buradan inceleyebilirsiniz.

Diğer akıllı kontakt lensler görüntü iyileştirmeye veya arttırlmış gerçeklik (augmented reality) HUD'larına (HUD nedir) odaklanırken Sony daha ötesine odaklanmış durumda. Şirkete Nisan ayında kazandırılan patentle Sony, kullanıcının kontakt lens kullanarak bir göz kırpmasıyla fotoğraf ya da video çekebildiği, bunları oynatıp durdurabildiği giyilebilir bir cihaz üzerinde çalışıyor.

Lensin üzerinde bulunacak sensörler sayesinde olağan ya da kayıt hedefli göz kırpmalar birbirinden ayırt edilebiliyor ve istemsiz kayıtların önüne geçilebiliyor. Görüntü yakalama (kamera), depolama ve hatta kablosuz ağ modülü lensin içinde ve iris çevresinde yerleşik olacağından hiçbir harici birime gerek kalmıyor. Yine iris çevresindeki dış halkalarda bulunan piezoelektrik sensörler sayesinde gözün hareketleri lensin kendi üreteceği enerjiyi de sağlıyor.

Henüz bu teknoloji bir lensin içine sığdırmak için çok büyük ve sadece teorik olsa da Google Glass'ın korkunç başarısızlığı üzerine Google'ın da akıllı kontakt lensler üzerinde çalıştığını biliyoruz. Diğer teknoloji devlerinin de geleceği göreceği ve bu gemiyi kaçırmak istemeyecekleri şüphe götürmez bir gerçek.

kayıt yapabilen sony kontakt lens
Lensi kullanmak buna benzeyecek
Kaynak: cnet.com
Çeviri: Emre Güney


Saykopat dizi Black Mirror'ın bu teknolojiyi eleştiren bölümünü izlemenizi şiddetle öneririm. Black Mirror her bölümü birbirinden tam bağımsız bir dizi olduğu için herhangi bir bölümünü izlemenizde sakınca yok. Böyle bir lens çıkar ve hayatımıza girerse hayatlarımızın neye dönüşebileceğini şimdiden görün. Black Mirror - Sezon 1 - Bölüm 3


HUD nedir?

İngilizcesi Head Up Display olan kelimelerin baş harflerinden oluşur. İlk olarak savaş uçağı sanayisi için geliştirilmiştir. Amaç, pilotların göstergelere bakarken kaybedeceği zamanı önlemek ve gözlerini önlerinden ayırmadan sürekli bilgi almaya devam edebilmelerini sağlamaktır. Bilgi ve uyarıların her an asıl görüşte olmasını sağlar.

Uçaklarda HUD
Bir FPS oyununda HUD
Yeni spiritüeller uyanmak için başkalarına ödeme yapıyor.
Kimse senin yerine seni uyandıramayacak.

Okul olsun, üniversite olsun, spiritüellik ve yeniçağ öğretileri olsun, bütün kurslara gittin, bütün sertifikaları aldın, madalyonlarının ağırlığından boynun bile tutulmuştur. Hiçbir bolluk, şifa ve hiçbir uyanış öğretisini boş geçmedin. Hepsinden aldığın sertifikaları da şöyle güzelce kristalli klasörlerde dosyaladın. Yurtiçinde binlerce Lira, Ameristan'da binlerce Dolar harcadın. Artık sırtın yere gelmez. Bir şeyler bekliyoruz artık senden. 

Kimseye ve hiçbir olaya sinirlendiğini görmeyeceğim. Tüm koşullardan bağımsız olarak seni her an neşeli, huzurlu ve denge içinde göreceğim. Yokluk, mokluk, işler kötü falan... Sakın ha, duymayacağım! Yok o ağlamış, yok bu gülmüş, yok şu zulmetmiş, devletmiş, ekonomiymiş. Sen tamamsın artık oğlum. Harikasın. Hadi göreyim aslan! 

TLGLCGOPAÜYHLĞ
temsilî fotoğraf
Aşağıdaki hikaye 1997-2000 yılları arasında Antartika'da (Güney Kutbu) orduda görev yapmış olan helikopter teknisyeni Jeff Posey tarafından bir Facebook Grubunda anlatılmıştır. Hikayenin gerçekliğini henüz doğrulayamıyoruz. Gizemler ve Doğaüstü olaylarla çok ilgilendiğim için beni çok etkileyen bu hikayeyi sizlerle paylaşmadan edemedim. Haberi bana ulaştıran Betül Pekin'e şükranlarımla.


Ben İsa'ya hiçbir zaman inanmadım ve kilise olaylarına hiç girmedim. Ama birazdan anlatacağım şeyler sanırım bahsettiğiniz konularla ilgili. Bunları yaşadığım zamanlar buna bir anlam veremiyordum. Bu konuda bir şeyler araştırmaya başlayınca bu grubu buldum ve sanırım bahsedeceğim şeyler sizin konunuzla alakalı.

1997 ile 2000 yılları arasında ordudaydım. Antartika'daki McMurdo İstasyonu'na gönderilmiştim. Ben helikopter teknisyeni ve ekip şefiydim. Bazen gönüllü katılınan turlar olur ve oradaki helikopterler üzerinde çalışmak için kontenjan açılır.

Bize böyle bir şeyden bahsedildiğinde bir kısmımız başvurduk ama ancak ben ve bir çocuk daha seçildi. Başvuru süreci pek çok yazılı ve sözlü test içeriyordu. Birkaç birebir görüşmeye de katıldık. Görüşmelerin çoğu ilgi alanlarımız ve inançlarımızı tanımak üzerineydi.

McMurdo İstasyonu'na Ağustos 1998'de gönderildim. Uçuş araçlarının bakım ve buz çözme işleri olmadığında araştırma istasyonundaki bilimcilerle takılma fırsatımız oluyordu. 

McMurdo'ya bağlı askeri birlik çok küçüktü. Bu yüzden kendi ayrı tesisimiz yoktu. Bir kantin ya da sinema/TV salonumuz yoktu. Bir kilise ya da ibadethanemiz de yoktu. Kendi ayrı mesajlaşma/eposta odamız da olmadığından bilimciler ve araştırmacılarla aynı tesisleri paylaşıyorduk. Bu yüzden zaman içinde diğerleriyle arkadaş oldum.

ilk kez ve sadece ydi'de

İki farklı tür buz üzerinde çalıştıklarını öğrendim. Biri hepimizin bildiği normal buzdu. Delikler açarak numunelik buzlar topluyorlardı. Bildiğimiz buz gibi, bunlar ya saydam ya da beyaz oluyorlardı ve eğer ısınırsa sıvı halde suya dönüşüyordu. Tüm Antartika bölgesi bu buzla kaplıydı. Ama bu onların asıl ilgilendiği buz değildi. Aslında Onları normal buzla ilgilenirken gördüğüm tek zaman National Geographic'ten film ekibi geldiği zamandı. Bilimciler geri kalan tüm zamanı gök buzu dedikleri bir şeyi araştırmaya harcıyorlardı. Bu madde tümüyle farklı bir şeydi.

İstasyonun laboratuvarlı kısımlarına girmemize asla izin yoktu. Laboratuvarların süper-temiz tutulması gerekiyordu ve içeri fazla insan girmesinin Onların işlerini riske edebileceği söyleniyordu. Ama bir defasında arkadaş olduğum araştırmacılardan bir tanesi bana bir parça gök buzu gösterdi. Öyle soğuktu ki ona çıplak ellerinizle dokunamıyordunuz. 

Normal buz gibi şeffaf ya da beyaz da değildi. Som maviydi. Bu yüzden ona gök buzu dediklerini, çünkü gökyüzüyle aynı mavi tonda olduğunu söyledi.

Onu tutmak için kalın ve ağır özel eldivenlerden kullanmanız gerekiyordu. Eğer dokunsanız, anında cildinizi donduracak kadar soğuktu. Arkadaşın tam kaç derece dediğini hatırlamıyorum ancak sıfırın altında birkaç yüz dereceydi. Dışardaki bildiğimiz buzdan bir hayli soğuktu.

Onu termosu andıran metal bir şişede taşıması gerekiyordu. Bir müddet küçük bir parçasıyla oynamama izin verdi. Aynı boyuttaki bir buzdan daha hafifti. Hatta öyle hafifti ki, sanki onu havaya fırlatsanız hafifçe süzülerek geri düşecekti. Ama bunu denemedim. Bükmeye çalıştığımda hafif esnek olduğunu farkettim. Buz gibi kırılmıyordu ve küçücük bir parçasından dahi arkasını göremiyordunuz.

Şimdi ise gerçekten çok tuhaf olan kısmı başlıyor. Bu buz eriyip suya dönüşmüyordu. O ısındıkça ─ki bunu içerde denedik─ büzüşüyordu. Ellerim arasında gittikçe küçülüyor ama eldivenimi ıslatmıyordu. Yere damlayan bir su da yoktu. Madde doğrudan havaya karışıyor ve buharlaşıyordu.

İşte bu yüzden bu buzu Antartika'da incelediklerini söyledi. Onu, üzerinde çalışmak üzere alıp Amerika'ya götüremiyordunuz çünkü yol boyunca onu bu kadar soğuk tutmak mümkün değildi. Doğrudan havaya karışıyordu ve Amerika'ya kadar elde hiçbir şey kalmıyordu. Rusların da aynı sorunla karşılaştığını ve buzu başka bir yere götüremediklerini söyledi. Neden araştırmaları burada yaptıklarının açıklaması buymuş.

Buzu yaklaşık 15 dakika tuttuktan sonra elde avuçta hiçbir şey kalmamıştı ve eldivenim tamamen kuruydu. Daha önce hiç böyle bir şey görmedim. Bu gerçekten alışılmışın dışındaydı çünkü bilimsel konulara her zaman ilgili duymuştum. Hatta bu benim buraya seçilmemdeki sebep olabilir diye de düşündüm çünkü mülakatların çoğu bilime olan ilgimiz ya da inançlarımız üzerineydi. Bu yüzden daha önce hiç duymadığım bir şey görmek büyüleyiciydi.

Antartika'nın buzdan kaleleri
McMurdo istasyonunda bulunduğum süre boyunca insanların "duvar" dedikleri özel bir yerden bahsettiklerini duydum. Antartika boyunca buzdan duvarlar ve dağlar görmek son derece alışıldık ve olağan bir şeydi. Tüm bölge buzdan ibaretti. Ama bu normal, bildiğimiz, şeffaf ya da beyaz buzdu. Bu yüzden arkadaşa gök buzunu nereden bulduklarını sordum. O da bana "duvardan" dedi.

Nasıl tarif ettiğini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ama Antartika'da gök buzundan devasa bir duvar varmış. Bu duvar kıyıdan yüzlerce kilometre içerdeymiş. Ben burayı hiç göremedim çünkü McMurdo'da yerleşik olarak görevliydim. Bu yüzden içerilere gidilen seferlere katılmam da mümkün olmadı. Arkadaşın söylediğine göre bu duvar dünyanın en büyük doğal yapısıydı. 

Demesine göre 1960'larda Amerikan Ordusu bu duvarın içine bir tünel açma planı yaptı ancak böylesi süper-soğuk materyalle başa çıkacak bir makinaları yoktu. Sonrasında Grönland'da buzdan tüneller inşa ederek süper-soğuk ortamda çalışabilecek yeni tünel kazıcı makinaları geliştirdiler. Grönland'da yaptıkları bu çalışma sadece bir alıştırmaydı. Tünel kazıcıyı belli bir derece geliştirdikten sonra da onu Antartika'daki duvara getirmişler.

Arkadaşımın dediğine göre makine bir tünel açmış. Tam hatırlamıyorum ama 10-15 km kadar duvarın içine girmişler ancak hiç duvarın öbür tarafına ulaşamamışlar. Halen de duvarın kalınlığı hakkında hiçbir fikirleri yokmuş.

Bu kısmı iyi hatırlamıyorum ama daha önce söylediği bir başka detay daha vardı. Açılan tünelin zemini 2-3 km'ye kadar yekpare kayaymış ancak 2-3 km sonra her şey tümüyle gök buzundan ibaretmiş.

Duvar kendini bir şekilde yeniden oluşturuyormuş ve bir sene gibi bir süre sonra tünel kendiliğinden daralmış ve yok olmaya başlamış. Tünel kazıcıyı bile çıkaramamış ve içerde bırakmak zorunda kalmışlar. Birkaç 10 yıl geçtikten sonra ise tünel tamamiyle yokolmuş ve yekpare duvara dönüşmüş.

Söylemine göre şu an bilimciler duvarın kalınlığını tahmin edebilecekleri bir teknoloji geliştirmeye çalışıyorlar. Duvarın boylu boyunca çeşitli yerlere deprem sensörleri koymayı denediklerini, böylece depremle gelecek sinyal sürelerini değerlendirerek duvarın kalınlığını okumaya çalışacaklarını anlatıyordu ama bu noktadan sonrasını hiç hatırlamıyorum.

düz dünya haritası
Düz Dünya haritası ve kutupsal
değil çepeçevre Dünya'yı sararak
sınırlayan güney kutbu buzulları.
Döndüğüm zamanlarda bunların hiçbiri üzerinde düşünmedim. Bunlar gerçekten çok tuhaftı ama o zamanlar bu bilgilerin önemini ya da bunları kafamda nereye koyacağımı anlayamıyordum. Ama birkaç hafta önce Antartika'yı bir duvar gibi ifade eden, ve tüm dünyayı çepeçevre saran çılgınca bir dünya haritası buldum. Bu bir Düz Dünya haritasıydı.

O zamandan beri gök buzu ve bu duvar hakkında bir şeyler öğrenmeye, araştırmaya çok çalıştım, ancak hiçbir şey bulamadım. Şimdi bunlar arasında (düz dünya teorisini kastediyor) bir bağlantı olabilir mi onu merak ediyorum. İşte bu grubu da (bu hikayeyi anlattığı düz dünya Facebook grubunu kastediyor) böyle buldum. Umarım hikayem bir şeyleri açıklığa kavuşturmada birilerine yardımcı olur.


Çeviri: Emre Güney


Işık nedir biliyor musunuz? Zar gibi ince bir yırtıktan da girse koca bir karanlık odayı aydınlatandır. Işık agresiftir. Ulaşabildiği her yere sızmak için çırpınır, yollar arar. Gözler acımadan olmaz. Yürekler yanmadan olmaz. İnsan yanmadan öğrenmiyor. Öğrenmek istiyorsa yaşayacak. Olduğu yerde durmak istiyorsa odasında oturacak. Bu ışığın davranışı değil. Bu aydınlanmak ya da aydınlatmak isteyenin davranışı olamaz. Tüm ruhlar ışığa çekiliyor, çekilecek. Yanmak pahasına. Bu yazdıklarımın elbette daha üst bir perspektifi var. Ama ben şu an hedef kitleye o perspektifle laf anlatamam. Diyeceğim şu ki, yine de ve ısrarla karanlıkta kalmak isteyenlere gelirsek...

Dua etsinler ki gelişmelerini kendi gibiler ya da daha vicdansız olanlarla değil daha "insan" olanlarla gerçekleştirsinler. Bu onlar için büyük fırsat. Yoksa kendi gibilerle aynı gelişmeyi çok daha acılı ve yıpratıcı şekilde kaydetmeleri gerekecek.

Karanlık pasiftir, durağandır. Yüzleşmemeye çalışır. Bakmamaya çalışır. Kendini ışıktan varlık mı görüyorsun? Öldürmeden yak, kör etmeden parla. Yoksa burası aydınlanmayacak ve Onlar ─karanlık olanlar─ olduğu yerde kalacak.

Soru:
─ Bu da Onların çizgisi ama? Bu da Onların yolu? Neden müdahale ediyorsun? Seçimlerine saygı duy!

Cevap:
─ Kötü(!) bir adamın bile rüyasında huzur, mutluluk var değil mi? Peki adam kötü ama huzuru ve mutluluğu nereden biliyor? Özden/ruhtan esinle geliyor. Yuvayı biliyor. İçinde susturamadığı yanan bir ateş var. Herkesin huzurlu ve mutlu olacağı bir dünya nasıl mümkün? Herkesin vicdani, ruhani, adil ve dürüst olduğu canlı ve cansız tüm varoluşa saygı, sevgi, sorumluluk ve minnet duyduğu, "ince" davrandığı bir dünya ile mümkün, doğru mu? Ve bu insanlarla neden aynı dünyadayız hiç düşündün mü? Çünkü birbirimizden öğreneceğiz. Aydınlanma zorlukla, dirençle başlar. O zaman kendini daha aydınlık sayanlar, ışık işçisi varsayanlar daha çok çalışmalı ve daha çok konuşmalı. Negatif eğilimde olanlar için kendileri ya da daha karanlık olanlarla gelişmenin çok ağır bedelleri var. Bu yüzden yeri gelecek bu işi biz yapacağız. Emin olun bu Onun ─karanlık olan─ için büyük şans olacak.



Görsel: 30000fps.tumblr.com
PFÖPBÜFÜ
Kaleme alan Vera | 5 Mayıs 2016


Giriş: Bu makale her biri aynı türde Ruh İkizi (ikiz alevler de denir) bağlantısına sahip olmayan ışık işçileri için pek çok bilgi içermektedir. Bu makale Ruh İkizleri için diğer kişiler üzerinde bir ruhsal misyonları olduğu önermesinde bulunmamaktadır. Sadece, Ruh İkizleri perspektifinden insanların bu çok zorlu süreci daha kolay atlatabilmeleri için onlara yardım etmek ve neler olduğuna dair daha yüksek bir anlayışı gösterebilmek için yazılmıştır. Bir Ruh İkizi dinamiği içindeyseniz eğer, okuyacağınız bu bilgiler ilk etapta biraz yıpratıcı olabilir. Bırakın bilgiler çökelip dinlensin biraz. Hazmedin. Ve daha sonra tekrar okuyun. Görevimizi sürdürmemiz için kısa sürede çok fazla şeyi almamız ve öğrenmemiz gerekiyor. Ama bu süreçte kendimize karşı sabırlı olmalıyız. 

Bu insanla tanıştınız. Onla göz göze geldiniz ve sanki sizi gemiye çeken bir ışına yakalanmış gibi hissettiniz. Manyetik çekim öylesine güçlü ki, daha önce tecrübe ettiğiniz hiçbir şeye benzemiyor. Ve şunu biliyorsunuz: "Bu tam da aradığım şey, bu tüm hayatım boyunca beklediğim şey. Bundan sonra sonsuza dek mutlu yaşayacağım. Beni bütün yapan ve tamamlayan kişiyi buldum." Doğru mu?

Yanlış! Ruh İkizi macerası birinci sırada romantizm olan bir yolculuk değil ve bunu zor da olsa öğrenmemiz gerekiyor. Özellikle başlarda kocaman balonlarla yazılan o büyük aşk kavramı ansızın patlamadan önce. Çok geçmeden 3B realiteye döneceğiz ve egolarımız bizi tekmelemeye başladığında acı içinde bir ileri bir geri çekilmeye başlayacağımız yeni normalimize ulaşacağız. Bu da bizi çoğu durumda acılı bir ayrılığa götürecek. Ruhumuzun bir yarısını 7/24 kafamızda tutmak o kadar da yardım edici değil. Delirecek gibi hissediyoruz ve tüm korkularımız, negatif semptomlarımız ortaya çıkıyor ve kendimize soruyoruz: “Beni buraya getiren şey neydi, ve neden bir türlü bunun içinden çıkamıyorum?” 

Ruh İkizi fenomeniyle, bunun süreci ve içinden geçeceğimiz aşamalarıyla ilgili çok fazla yazılar yazıldığından artık bunları tekrar etmemize gerek yok. Pek bahsedilmeyen ve asıl anlamamız gereken bunun amacı ve Ruh İkizleri arasındaki enerji dinamikleri ve bunun nasıl çalıştığı. Bu ikisini ve enerji dilini anlamak, bu yolculukta gerçekten ve tümüyle ileri gitmemize yardımcı olacak. 

Ruh İkizleri neden burada?

Genelde yaptığımız yanlış, bu ikiz-alev bağlantısını romantik bir deneyim gibi anlamak. Çünkü duygular çok derindir ancak, onlar birinci sırada değiller. Romantizm ancak daha ileri aşamalarda kekimizin kreması olabilir. Ama buna ulaşana kadar daha yapacak çok işimiz var. Şimdilik, bu fikirden ne kadar çabuk kurtulursak o kadar hızlı ilerleriz. Bu aşk kelimesi balonu bizim için kişisel bir yemden başka şey değil. Burnunun ucunda havuç tutulan bir tavşan gibiyiz ve bu bizi ilerlemeye teşvik ediyor. Bu sanki, evrenin bizim için şöyle söylemesidir: “İşte bu sahip olabileceğin bir şey. Şimdi Dünya üzerindeki cennetten bir yudum al bakalım. İşte bu sana 5B'de olmanın hissettireceği şey. Ama şimdilik 3B'deki işimize dönüp çalışmaya devam edelim.” Bizler için en sevdiğimiz, en çok istediğimiz şeyi bırakmak en acı şey gelir. Terk edilmiş, gözden çıkarılmış, istenmeyen, tamamen kafası karışmış ve tükenmiş hissederiz. Karşımızdaki kişiyi kovalamaya ya da kaçmaya kalkarız. Cevaplar aramaya başlar, ikiz alevlere dair yazılmış makalelere dalarız ve bunun daha önce yaşadığımız herhangi bir şeyden farklı olduğunu öğreniriz. Ruhsal dünyaya atılmışızdır ve hızla yeni bir gerçekliğe uyanmaktayızdır. Bu daha önce hiç denemediğimiz bir roller coaster yolcuğudur ve sadece bitmesini isteriz. Tek istediğimiz, artık bu insanla beraber olmaktır.

Sadece bunun nasıl olacağını bilememekteyizdir, çünkü kafamız öğrenilmiş davranış kalıplarıyla buna 3B/EGO/zihin seviyesinde çözümler aramaktadır. Kesin olan şu ki, cevaplarımızı asla 3B perspektifinden alamayacağız. Toplumsal geleneklerden eğitime, okul ve kiliselerden haberlere, devletlere ve pazarlamaya kadar bu 3B matriks programlamasından öğrendiğimiz ve aldığımız hiçbir şey bu deneyime uymamakta ve bunu açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Dahası, ruh ikizi macerası bizi tüm bu şeyleri bırakmaya zorlar. Ancak ve ancak bundan sonra bir yeniden birleşme mümkün olabilir. Neden böyle olduğunu şimdi inceleyeceğiz.

Ruh ikizleri öncülerdir ─ statü/EGO anlamında değil, ruhsal anlamda. Bu insanoğlu ve dünya gezegeninin hizmetinde olmakla ilgili, insanları kendi özlerine dönüşlerinde yardım etmekle ilgili bir liderliktir.

Bunun gerçekte ne olduğunu ve neden bu kadar değişim dönüşüm gerektirdiğini anlamak için ruh ikizlerinin gerçek amaçlarını incelememiz gerekiyor:

1. Yeni Dünya Enerji Izgarasının Yaratılması ve Güçlendirilmesi

enerji ızgarası
enerji ızgarası
Ruh ikizleri itilme çekilme ve kopmayı içeren acılı süreci deneyimlerken bir arayışa girerler. Bu süreç tarafları onarmakla kalmaz, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki diğer ikizlerin de birbirlerine bağlanmasına, deneyimlerini paylaşmasına ve birbirlerini görevlerinde desteklemelerine yardımcı olur. Bizler kabilemizi buluyor ve işbirliği yapıyoruz. İkizler ve ışık işçileri ışığı iletmek, tutmak ya da gerektiğinde yaratmak üzere tüm dünya çevresine, portallara ve diğer önemli noktalara stratejik olarak yerleştirilmiştir. Bazıları kalıcı olarak tek bir noktaya yerleştirildi ki o bölgeye yeni topluluk modelleri, kendi kendine yetebilen yaşam biçimleri, yeni eğitim öğretim ve iş modelleri vs. getirebilsinler.  Onlar böyleyken bir de gezgin olanlar var. Onlar da her zaman sevgi ve ışığın gerektiği bir sonraki bölgeye bir sonraki çağrıyı iletmeye hazırdırlar. 

2. Gezegen ve İnsanlığın Uyanışını Desteklemek

gezegenin uyanışı
gezegenin uyanışı
Ruh ikizleri bu kritik zamanda gezegenin uyanışına yardım etmek için enkarne oldular. Diğer ışık işçileriyle (yıldız tohumları ve meleksi varlıklar) birlikte yanyana yürür ve gerek gezegenin, gerekse de insanlığın titreşiminin yükselmesine yardımcı olurlar. İkizler, ayrı geçen uzun zamandan sonraki yeniden bağlantının verdiği güçle ilk fiziksel karşılaşmalarından itibaren artan, yüksek seviyede titreşim taşırlar. Bu bir nevi saf, koşulsuz sevgi patlamasıdır. Bu yüzdendir ki o inanılmaz derecede fantastik gelir. Gezegende ışığın artması için bu yüksek enerjiye ihtiyaç vardır. Şu anda karanlık ve aydınlığın dengesine ulaşmış bulunuyoruz. Titreşim daha çok arttıkça ışığın zirveye ulaşıp dünyayı ele geçireceği ve karanlığı dönüştüreceği zirveye de daha çabuk ulaşacağız. İkizler dahil ışık işçileri işte bu düşük enerjilerin dönüştürülüp gezegenin 3D ilüzyonundan ve acıdan kurtulması, yüksek enerjilerin demirlenmesi için buradalar. 

2. Soyların ve Kolektif Bilincin Şifalandırılması

kolektif şifalanma
kolektif şifalanma
İkiz alevler sıklıkla sorunlu, eril-dişil enerji dengesi bakımından bozuk ailelerde enkarne olurlar. Bu aileler hor kullanan ya da aşırı korumacı olabilirler. İkiz alevler, daha sonra yükselecek olan diğerlerine bu konuda yardımcı olacakları için bu dengesizliği deneyimlemeyi seçerler. İkizler uyanıp da gerçek amaçlarını anladıklarında ve kendilerini onarmaya başladıklarında bu tüm aile soyunu etkiler ve değiştirir. İkizler tüm genetik geçmişleri için enerji alanını ve zaman çizgisini değiştirir temizlerler. Böylece gelecekte bu soydan doğacak çocuklar doğrudan yeni bir Dünyaya doğarlar. Karmadan arınmışlardır. Aynı şekilde kolektif acı da şifalanır. İkizler kendilerini yeterince iyileştirdikten ve enerji değişimine alıştıktan sonra, ─ki bu kalp çarkalarımızdan gerçekleşir─ kolektifi desteklemek/iyileştirmek için daha ve daha çok çağrılacaklar. Bu ilk etapta rahatsız edici ve sürekli geçmişi tekrar etmek gibi gelecektir. Çünkü sistemimizden akmasına izin vereceğimiz düşük enerji miktarı daha önce bunu tek başımıza ya da sadece ikizimizle yaptığımıza göre çok daha fazladır.

4. Yeni İlişkileri ve Aile Şablonlarını Öğretmek

aile şablonları
aile şablonları
İkizler, uzun süredir alıştığımız, ilüzyonların dışındaki yeni dünyanın nasıl olacağını insanlığa göstermek için buradalar. Dünya yaşamı bundan böyle güvenilirlik, özgürlük, bireylerin ve insanlığın öz-sevgisi ve birlik bilinci ile devam edecek. Tüm bunlar da ancak insan egosu özgür bir ruha dönüştüğünde ve kalpler koşulsuz sevgiye açıldığında mümkün olacak. Bu korkunun da tümüyle ortadan kalkması demek. Yeni Dünyada eril ve dişil enerjiler tam bir denge içinde olacak. Dişil yaratıcı taraf, en doğru esin kaynağı olan kalpten fikirleri çekerken, eril yaratıcı tarafımız ise bu fikirlerin gerçekleştirilmesinde rol oynayarak kusursuz bir işbirliği yapıyor olacaklar. İkiz alevler işte bu dengeye ilk gelecek ve bu bütünlüğü genişleyen bir dalga gibi dünyanın dört bir yanındaki diğer ikizlere yayacak olanlar. İkizler yeni ilişkiler ve aile şablonları için bağımlılıklardan kurtulmuş, anlamsız yüklerden ve tavizlerden kurtulmuş rol modellerdir. Güvensizlik ve korkunun olmadığı bir dünyada, herkesin olduğu gibi değer gördüğü bir dünyada bu, gezegenin yeni normali olacak.

5. Yeni Sosyal Şablonları Öğretmek

sosyal şablonlar
sosyal şablonlar
İlişki ve aile şablonlarına benzer şekilde, 5. Boyut toplumunu mümkün kılmak için değişmesi gereken bir de sosyal şablonlar vardır. Bunlar da merhamet, özgürlük ve doğruluğa bağlıdır. Dürüstlük ise kendiliğindendir. Bugün insanlardan bir günlüğüne yalan söylememelerini isteseniz birçoğu bunu yapamaz. Çünkü egolarımız yalanı bir kendini savunma aracı gibi kullanır. Bu bizim ışık gücümüzle değişecek. Gelecekte nasıl bir uyum içinde yaşayacağımızı onlara öğreteceğiz. Kitleler birbirlerine yardım ederken her bir bireyin özelliklerine de saygı gösterecek. Aynı şey iş dünyasında da geçerli olacak. EGOnun olmadığı ve varlığımızın doğal olarak onurlandırıldığı bir dünya düşünün. Modaya ihtiyacınız olmayacak, gösterişli arabalara, makyaja, kozmetiklere, şampuan ve deodoranta ihtiyacınız olmayacak. Bunu kendiniz test edin ve alışveriş mağazalarıyla dolu bir caddeyi baştan aşağı yürürken yeni dünyada hangisine neden ihtiyacınız olacağını bir düşünün. İlginç değil mi?! 

Şimdi... Ruh ikizlerinin amaçlarını öğrendiğimize göre artık biraz daha derine dalıp bu ikiz alevlerin dinamiklerini inceleyelim ve bize ne olduğunu, bu sürecin başta neden bu kadar zor ve acılı olduğunu anlamaya çalışalım. Bu ilişkinin enerjisel dinamikler anlamında nasıl çalıştığını anlamak da çok önemli. Ancak böylece bunu bir ilerlemede kullanabilir ve içsel huzur ve dengeyi sağlayabiliriz.

Bakış I - Ruh ikizin sensin

ikizin sensin
ikizin sensin
Bu pek çoğunun hala 3 Boyut düşünce ve inanç sistemlerindeyken anlamakta güçlük çektiği konudur. Kurban bilincine kayarız, suçlarız, yargılarız, "şöyle dedi, böyle dedi" deriz ve hep diğer yarıya, hep onların çözmesi gereken korkulara ve sorunlara odaklanırız. Pekala... Bunun üstünü çizelim artık! Ne kadar çabuk yaparsak o kadar iyi. Tabii bu sizin seçiminiz. Eğer 3 boyut şablonlarından ve bu itme çekme, kaçma kovalama oyunlarından hoşnutsanız buyurun, istediğiniz kadar takılın. Ama şunu garanti ederim ki; bu koşullar altında ikizinizle kalıcı bir tekrar birleşme asla mümkün olmayacak.


Şunu anlamak zorundayız: İkizimiz biziz. Bizler iki bedende bir ruhuz. Bu yüzden, Onu her ne için suçluyor ya da neyle yargılıyorsak aslında kendimizi aynı şeyle suçluyor ve yargılıyoruz. Onlar bizim nihai aynalarımız ve Onlar bize kendi iyileşme ve gelişimimiz için neye ihtiyaç varsa onu veriyorlar. Bu her zaman egomuzun istediği şey olmaz. Bu yüzden Onu sizi görmezden geldiği için suçladığınızda siz neden kendinizi görmezden geliyorsunuz? Onları hisleri hakkında dürüst olmamakla suçladığınızda siz nerelerde kendinize karşı dürüst olmadınız? 

Bakış II - Hepsi senle ilgili

seninle ilgili
konu sensin
Her şeyin kendimizde bittiğini artık anlamamız lazım. Eğer kendimizi iyileştirirsek diğer yarımızı da iyileştiririz. 


Burada ben ya da O yok. Burada sadece "biz" var. Ve ne kadar hızlı kendimize, kendi sorunlarımıza, kendi iyileşmemize odaklanırsak ikimiz için ve insanlık için de frekansımızı o kadar hızlı arttırırız ve bütün için dengeyi yakalarız. İçimizdeki çocukla ve egoyla çalışmak, korku frekanslarını sevgiye çevirecek enerji dilini öğrenmek  ve affetme ile şükran duyma üzerine çalışmak bu konuda kilit rolü oynarlar. Bu süreç bizi ilahi asıl benliğimiz olmaya ve üzerimizde bize uymayan ne varsa düşürmemize götürür. Üzerimizdeki her sahte katmanı soyup attıkça da süreç bizi daha çok tahrik eder ve sonunda kendi öz-sevgimizi geri kazanırız. Bu hâl kendinden şüphe duymayan, incinmeyen, güvensizlik ve korkunun uğramadığı bir haldir.

Tam bu noktada egomuz söze karışacaktır: "Ben burada tüm bu çalışmayı üstlenirken O neden hiç emek harcamıyor?" Pekala... Daha net bir anlayış için bir sonraki maddeyi okuyun. 


Bakış III - Kadın lider konumdadır

lider kadındır
lider kadındır
Bunu anladığımızda farkındalığımıza karışacak ikinci parçamız dişil özellikleri ve erkek enerjilerini taşıyor olacak. Dişil enerji yaratıcı enerjidir. O sezgiyle ve yüreğiyle yaratarak niyeti belirler. Ardından, eril enerji ve yaratıcı enerji bunu takip eder ve hayata geçirir. Bu başka türlü olamaz. Bu yüzden, eğer bağlantıda siz daha dişil tarafsanız (dişil enerjinin daha fazlasını siz taşıyorsanız─ki bu cinsiyetinizden bağımsızdır) bunu kabul edecek olan sizsiniz. Eğer alıp iyileştirmesi için ikizinizi bekliyorsanız daha çok beklersiniz. Bu asla olmayacak çünkü O (erkek olan) ancak sizin enerjinizi takip edecek. Eğer enerjetik alanda sizin duruşunuz bekleme ya da korku tabanlı ise O (erkek taraf) da aynısını yapacak. Eğer siz ilerlemeyi seçer, bir şeyleri değiştirir, görevinize atılır, korkularınızı bırakır ve size ait olmayan şeylerden kurtularak kendi kalbî gerçeklerinizi takip etmeye başlarsanız O da arkanızdan gelecek ve aynısını yapacaktır. Üstelik bunlar hakkında kendisiyle 3B fizik realitede konuşmanıza da gerek yok. Kalp çakralarınız vasıtasiyle birbirinize bağlı olduğunuz için Ona enerjik düzlemde ilham vereceksiniz. Dişil taraf olarak öncülük edip korku ve travma motifini ne kadar dönüştürürseniz  eril taraf da şifalanmış halde sizi izleyecek ve yeniden birleşmeyi hayata geçirecektir. Daha çok dişil taraf niyetini belli edecek ve geleceği gerçekleştirme için yolu temizleyeceği enerjetik fırsatları yaratacaktır. Şunu anlamalısınız ki erkeğin işini yapması için size ihtiyacı var. 

Bakış IV - Sessizlik altın değerindedir

sessizlik altındır
sükut altındır
Ruh ikizlerinin ayrılmaya zorlanmasında pek çok kafa karışıklığı akla gelmektedir. Şunu anlamamız gerekiyor ki, bu ayrılmaya ruhumuz rehberlik ediyor ve bunun bir anlamı var. Ruhumuz kendi kendimize eğilmemizi, kendi sorunlarımız ve şifalanmamız üzerine çalışmamızı istiyor. Diğer yarımız tarafından tahrik ve rahatsız edildikçe gelişimimiz çok daha hızlı oluyor. Bedenimiz böylesi yüksek titreşimli bu aşırı şişirilmiş "aşk oyununa" uzun süre dayanmaya hazır değil. Çünkü hala yanımızda çok fazla yük ve düşük enerji taşıyoruz. Bu iki frekans arasındaki sürtünme öyle yüksek ki ikizimizle birlikte olmamız demek bildiğiniz yanmak ya da tüm sistemimizin çökmesi demek. Bu sebepledir ki: Kendi en yüksek iyiliğiniz için sessizliğin getirdiği ödülü hatırlayın ve bu zamanı kendi derslerinizden kaçıp kaçan kovalanır oyununu oynamak yerine kendi üzerinizde çalışmaya adayın. 


Bakış V - Anahtarı içimizdeki çocuk tutuyor

anahtar içindeki çocukta
Dünyadaki yolculuğumuza başladığımızda bu 3B oyununa ve programlanmış şablonlara ve yanlış inanç sistemlerine alışmak uzun sürmez. Her şey yokluk ve rekabet üzerine kuruludur. Bir konuda kötü olup daha iyisi olmak için savaş vermek, yükseğe sıçramak, daha iyi performans göstermek... Bizim realitemiz buydu. Bizlere okulların, cami/kiliselerin, devletlerin ve sektörün neler öğrettiğini ve dayattığını hiç sorgulamadık.

O yüzden, çocukluğumuzda büyürken, yaralanmış ve incinmiştik çünkü tüm bu programlamalarla özümüzde getirdiğimiz esin ve duygu uyuşmuyordu. Bugün yaşadığımız tüm korkularımız ve travmalarımız işte o dönemden gelmektedir. Her bir zorlukla karşılaştığımızda zihnimiz geçmişten kalma o sıkıntılı anıları çağırmakta ve bizi aynı korumacı, aciz çocuk bilinciyle etkilemektedir. Bu da öfke atakları, ağlama ve mutsuzluk olarak bize döner. İçimizdeki çocuğu iyileştirmeyi ve bu kalıplardan kurtulmayı akıl edene kadar da kendimizi hep aynı çıkmazın içinde buluruz. İçimizdeki çocuğu farkettirip tetiklemede ruh ikizimizden iyisi yoktur. Biz halen kendimizi sabote modundayken, içimizdeki çocuk egonun besinidir. Ona korku kalıplarını hatırlatarak bizi bloke eder. Eğer içimizdeki çocuğu en iyi dostumuz yaparsak ego yeterli enerjiyi bulup araya giremeyecek ve titreşim yükselmeye zorlanacaktır. Neticede de korku kalıpları sevgi kalıplarına doğru yol alır.


Bakış VI - Duygularla hareket etmek iyidir!

duygularla hareket
duyguları salıver
3B matriksin bir başka yanlış programlaması da duygularımızla hareket etmenin yanlış olduğu bilgisidir. Ağlamak, bağırmak, katılarak sesli gülmek ya da toplum içinde şarkı söylemek ego tabanlı bir toplum için ayıp ve kaçınılması gereken bir durumdur. Anlamamız gereken şey, aslında duygularla hareket etmek iyidir! Bu bir sebeple hissettiğimiz duyguya verdiğimiz doğal, refleks bir tepkidir. Bu, enerji boyutunda bir kusma gibidir. Çocuklar bu refleksi kullanırlar. Sistemlerine bir enerji girsin; çığlık atarlar, ağlarlar, silkelenir/hareket ederler. Ve birkaç dakika sonra her şey yatışmış düzelmiştir. Bu davranışları, biz Onları böyle yapmalarının yanlış olduğunu öğretene kadar devam eder. İşte biz bu toksik enerjiyi sistemimizde tutarız ve duygusal bedenimizi sürekli artan negatif yükle doldururuz. Duygusal beden bunları taşıyamaz hale gelince artık fiziksel beden bunları depolamaya başlar. Sonuç, kas ağrıları, önce iltahaplanmalar ve ardından daha ciddi hastalıklar, hatta kanser, kalp krizi ya da felçlere kadar gider. 

Bağırma ve ağlama yüzünden kendimizi suçlamadan önce arka taraftan bakıp bu tepkilerin üzerimizdeki zararlı enerjilerin boşalması için bir fırsat olduğunu anlamamız  ve buna minnet duymamız gerekiyor. Bunu balık zehirlenmesiyle kıyaslayabilirsiniz. Mideniz sizi kusturacak doğal bir refleks sergiler. Eğer bu refleksle savaşır ve besini midede tutarsanız çok hastalanır, hatta ölebilirsiniz. Kendinize büyük bir iyilik yapın ve bundan sonra böyle enerji boşalmalarıyla karşılaştığınızda bu fırsat için şükran duyun ve bunu onunla vedalaşmak için kullanın. Bu tecrübenizi 

anında daha yüksek bir titreşime taşıyacaktır. 

Bakış VII - Görevinize şimdi başlayın

göreve başla
şimdi başla
İkiz alevinizin burada bulunma sebebiniz olan misyonu yerine getirmede size yetişmesini beklemeyin. Sizlerin teker teker ve tekil olarak bütünlüğe ulaşmanız bekleniyor. Evren değişim dönüşümle çalışır; hazır olana kadar herkesin beklenmesiyle değil. Birer ışık işçisi olarak sizler buraya bazı yetiler ve görevlerle doğdunuz. Çocukluğunuzu ve kişiliğinizi keşfederek kim olduğunuzu bulun. Ardından yeteneklerinizi başkalarına yardım etmek için   kullanın. Bu büyük ve önemli bir şey olmak zounda değil. Tek bir kişiye yardım ederek bile bir dalga etkisi yaratırsınız. Göreviniz size aynı zamanda dünyadaki amacınızı veriyor ve bunu yerine getirerek insanlara yardım etmek size tarifi zor bir haz verdiği gibi, aynı zamanda da kendi ilerlemenizi ve daha dengeli bir varlık olmanızı sağlıyor. Enerjileri işe yarar bir şeye dönüştürmek onları sevginin yüksek titreşimlerine ve merhamete dönüştürmeye yardım ediyor. Kavuşma gerçekleşmeyecek gibi kendi yaşamınızla ilerleyin. Kendi kendinize yetmeye ve mutlu olmaya çalışarak ilerleyin. Ama kalbinizin bir köşesinde, aranızdaki tüm enerji blokajlarınız kalktığında ikizinizin size katılacağını bilin.


Bakış VIII - Biz dönüştürücüleriz

dönüştürücüler
dönüştürücüleriz
Duyguları şükranla dışa vurmayı öğrendiğimizde ışık işçisinin ilk ödevini yerine getirmiş oluruz. Çünkü düşük frekansların yüksek frekanslara dönüşme şekli budur. Suçlama ve yargılama yerine şükran ve affedicilik hissetmekle titreşimi hızla yükseltiriz. Bu bize farklı bir perspektif kazandırır ve her durumdan faydalanma olanağı sağlar. Bu bana ne öğretti? Burdan kendimle ilgili ve gelişimimle ilgili neyi keşfettim? Bu güne kadar tanışıp da benim için çok önemli olan kimle henüz buluşmadım? Bunlara 5B perspektifinden baktığımız zaman tüm tecrübelerimizdeki mükemmelliği ve amacı anlarız. Biz enerjinin dilini anladıkça enerji dağılmaz ama dönüşür ve anlarız ki aslında direksiyon hep bizdeydi ve aşağı korkuya doğru mu sürecektik, yoksa yukarıya, sevgiye doğru mu, bunu biz yönettik. 

Bunu mikro seviyede çözdükten sonra insanlık için geniş bir ölçekte yankı bulacak kolektif bir şifalanmaya atılıyoruz. Bu ilk etapta çok başa çıkması zor olabilir ve alışana kadar enerjiyi dönüştüren kalp çakramız için acı verici olabilir. Ama şunu anlamamız gerekiyor: Bizden daha büyük bir organizmanın parçasıyız. Belki şimdi karaciğer hücrelerinizin gözünden hissedip toksik alkolü vücuttan atmak için nasıl bir mücadele verdiğini anlayabilirsiniz. 


Başka bir yolla daha enerji dönüştürme yapıyoruz. Dünyaya inen tüm yüksek enerjiler bu gezegende vücutlanmak zorunda. Böyle enerjileri alırız ve insanlar ya da dünyanın almaları için uygun hale getiririz. 


Bu yüzden lütfen dikkat edin. Eğer düşük, yalnız, moralsiz, üzgün vs hissederseniz bunları kolektifte dönüştürmek için muazzam bir iş yapıyorsunuz. Enerji boşalmalarını kutlayın ve onları mutlaka enerjiyi yükseltmede kullanın. İşte, ışık işçisi görevi budur! Işık ile karanlık arasındaki savaş açık ve açıkta bir savaş değildir. Bu hepimizin kendi içinde cereyan eden bir savaştır ve hangisine enerji vereceğimizi biz seçeriz. Bilgece seçin. Sevgiyi seçin.


Bakış IX - Artık 3B okulunu bitirmeliyiz

3d okulu
3b okulunu bitirelim
Sık sık kendimize sorarız: Bu kadar acıdan zorluktan geçmek zorunda mıyım? Daha önce de belirttiğimiz gibi, çoğu ikiz zorlu ailelerde doğmuştur. Neden? Altında eril ve dişil enerji arasındaki dengesizliği anlamaktan başka  3B programlamayı ve nasıl çalıştığını anlamamıza bağlı sebepler de yatıyor. Sistemin kırılması için içine sızılması, onun bizim sevgi ve ışığımızla yeniden programlanması gerektiğini anlamamız gerekiyor. Ancak bu şekilde bu yolculukta olan diğerlerine merhamet geliştirip onlara yardımcı olabiliriz. Biz, buraya geliş amacımızı gerçekleştirmek üzere hazırlanıyoruz.

Bakış X - Eski hayatın yok olacak

eski hayat
cesaretin var mı?
Bu kabul etmesi en güç olanlardan. İkizlerden şunu ne sıklıkla duyarız dersiniz? "Hayatım Onunla tanışmadan önce daha stabil, daha ve düzgündü ve daha mutluydum". 

Hımm… Üzgünüm... Peki bu gerçekten doğru mu? Birinin sizde nasıl böyle bir etkisi olabilir? İkiz alevler deneyimi sizi bir sebeple sallayıp silkeliyor ve sizi en derin seviyede zorluyor. O sizi kendi ruhsal özünüzü keşfetme ve en gerçek, en özgün siz olma yolunda zorluyor. Bu da sizi size ait olmayan her şeyi bırakmaya, içsel gerçekliğinizle örtüşmeyen her şeyden kurtulmaya itiyor. Bu yüzden, siz gitmesine izin verene kadar, sadece başkalarını memnun etmek için yaptıklarınız, başkalarının beklentilerini yerine getirmeye dayalı tüm davranışlarınız acı acı yüzünüze çarpmaya devam edecek. Aksi halde ev, para, insanlar gibi büyük kayıplar yaşayacaksınız. Siz bu sürece direnç gösterdikçe de o daha zorlaşacak. Bu şekilde tüm zorlu koşullara rağmen evrensel akışa güveniyor muyuz, bu test ediliyor. Tüm bağımlılıkları ve kontratları bırakarak tam özgürlüğe ulaşmamız bekleniyor. Tüm programlanmış kalıpları ve inanç sistemlerini bırakmaya ve bu 3B matriksten kurtulmaya zorlanıyoruz. Yeni Dünyada bu eski enerjilere yer yok. Mutlu ve bütün olduğumuzda bunlara ihtiyacımız olmadığını zaten anlayacağız. Kısacası: Öz-sevgiyi bulma yolculuğundayız. Kaynağın enerjisini kendimizde taşıdığımız sürece Tanrı'ya bizi en çok yaklaştıracak öz-sevgisini bulacağız. 


Bakış XI - Kavuşma ancak çok yüksek titreşim seviyesinde mümkün

ruh ikizlerinin kavuşması
sürpriz buluşma
Ne zaman ki öz-sevgiyi bulur ve kaynağa tamamen bağlanmış hisseder, tüm yalan programdan arınır, korku, travma ve bize ait olmayan davranışlardan kurtulursak frekansımızı kendi doğal haline yükseltmiş oluyoruz.  Bu bizim orijinal ikiz titreşimimiz. Bu saf bilgelik ve merhamettir. Saf ilahi sevgidir. Bu aşamaya ulaştığımızda Yeni Dünya'ya yükselmiş oluruz. Artık kendi halimizle bir bütünüzdür ve mutluyuzdur. Artık mutlu olmak için kimseye ihtiyacımız olmadığı gibi, kendimiz ve dolayısıyla Tanrı için o kadar çok sevgi taşıyoruzdur ki tek istediğimiz bunu diğerleriyle paylaşmaktır. Tüm ilüzyonu içerden gördüğümüzden dualite/kutupluluk çökmeye, her şeydeki iyiyi, güzeli ve ilahi kusursuzluğu görmeye başlarız. Tamamen özgürleşmiş ve matriksten çıkmış, gerçek realiteye uyanmışızdır. Artık ışık işimizi de kolaylıkla yapar hale geliriz ve enerji dönüştürme de doğal bir olguya dönüşür. Kendimizi serbest bırakıp gerektiğinde ağlamak eğlendiğimizdeki kahkahadan, dans etmekten ve şarkı söylemekten farksızdır. Ruh ikizinin ne kadar güzel bir hediye olduğunu, bize gümüş tepside sunulmuş şükran duymamız gereken bir bağlantı olduğunu anlarız. Kolaylıkla bir şeyleri hayata geçiririz. Tamamen teslim halinde, evrensel akışa uyum içinde ve bu yaşamdaki bir kavuşma olması gerektiğine dair beklentimizi de aşmış haldeyizdir; çünkü zaman da artık eski anlamını yitirmiştir. İşte bu tam anlamıyla kapıların açıldığı, ve en beklemediğiniz, artık bıraktığınız anda ruh ikizinizin sizle birlikte olmak üzere geldiği o andır. Artık bileşik misyonunuzda insanlığa birlikte hizmet edebilirsiniz. 


Çeviren: Emre Güney

Peki bir ruhu iki bedenin paylaşması aklınıza yatıyor mu? Sizce ilahî planda buna gerek var mı? Yorumlarda tartışmaya ne dersiniz?