Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Ruhsallık/Toplum

Bilim/Gizem

Güncel

EGO'nuz kaldırılırken lütfen bekleyiniz... 😝

Ego Çözülüyor

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 3






Arkadaşımla ilk iki gecemi paylaştım ve dedim ki herkes yaşadığımı yaşayabilir, görebilir mi? Eğer öyleyse herkesin bunu bilmesi lazım. Cevabı; "Herkese ihtiyacı olan ve anlayabileceği şeyler gösteriliyor" Tamam dedim, anlaşılmıştır.

Bu yüzden hakikati bilmek için ayahuasca kullanın diye hiç kimseye öneremem. Bu paylaşımlar sadece ayahuascayı kapsamıyor. Kendi bilinç idrakimi de kapsıyor. 5 buçuk yıldır benim kendimi adadığım tek şey bizzat gerçeği bilmektir. Kafamı koltuğumun altına aldım, çıktım yola, ya hakikat ya ölüm diye! Başlarda ağzımdan çıkan bu sözlere ben de şaşırıyordum, ne saçmalıyorum diye. Ama böyle oldu, sadece böyle oldu!

Gurdjieff'in 4. Yol öğretisi ile kendimi gözlemlemeyi çok iyi öğrenmiştim. Rüyamda Kitapların sayfalarını tekrar okuyordum. İnsanın kendini sandığı gibi değil de olduğu gibi görmesi başlangıçta dehşet acı vericidir. Ego nedir'i bilen insanın tek isteği ondan kurtulmaktır. Çoğu insan kendini olduğu gibi göremez, çünkü henüz o acıyı kaldıramaz. Tamponlar diye bir terimi var Gurdjieff'in. Tamponlar, insanın kendini olduğu gibi görmesini engeller. Çekmecelerin fren sistemi gibi. Çekmeceyi sert kapatsanız da fren sistemi (tamponlar) devreye girer ve çarpmadan kapanır çekmece. Çünkü insan kendini hazır olmadan (kişilik ve ego bakımından) olduğu gibi görürse acıdan ölür. Ayahuasca da öyle. Her insanın hazır olduğu ve anlayabileceği ölçüde yüzleştiriyor.

Ayahuasca Ana'nın Ruhu

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 2

Yaşananlara bakılırsa Ayahuasca'nın gerçekten bir ruhu var
Açılış yapmadan önce şunu kesin ve net belirtmek isterim; kesinlikle hiç kimseye tavsiye ya da teşvik amaçlı yazılmış deneyimler değildir. Bana kalsaydı asla yazmazdım.

Emre'ye söz verdiğim için yazıyorum. Onun niyetine ve kalbine güveniyorum. Ona böyle söylememiştim. İhtiyacı olanlar bilgiye ulaşsın falan gibi laflar etmiştim. Yazıyorum; çünkü gerçekte onun kalbinin niyeti için.

Her zihin için kolay değil anlatacaklarımı duymak, biliyorum. Ama açık gerçekleri paylaşmak da artık elzem diye hissediyorum. Karekterim lafı dolandırmayı, uzatmayı, yumuşatmayı, süslemeyi, uygun hale getirmeyi sevmez. Neyse o, olduğu gibi, yaşadığım gibi.

Bunları asla hiç kimsenin onayına, beğenisine ya da inancına sunmuyorum. Gerçekler sadece bizzat deneyimlenmek zorundadır, asla inanca yer yoktur. Arkadaşlarıma hakikat için, hakikatle ilgili konuşmalarımda söylediğimi şimdi burada da söylemem zarûridir. Bana inanırsanız aptalsınız. Kendiniz bilin, bunun için ol'mayı idrak edin, başka hiçbir şeye ihtiyaç yok. Ol'mayı kavramak için beni tepe tepe kullanın.

Ve yine bu deneyimler kesinlikle entellektüel tartışmaya açık değildir. Sadece kitap okuyup hiç deneyimlemediği şeyleri biliyormuş gibi gevezelik yapanlara malzeme vermek, zihinlerini tatmin etmek, gönüllerini hoş etmek benim işim olmadığı gibi umrumda da değil.

Ama ateşin içine girenlere, samimi bir bilme ve anlama arzusunda olanlara başka.

Bana Neler Oluyor?

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 1


Daha önceki yazımda paylaştığım ben O'yum idrakinden sonra başıma daha önce hiç yaşamadığım şeyler gelmeye başladı. Dışarda yürürken tüm sokağı içimde görüyor hissediyor ve kendi bedenimin de içimde yürüdüğünü fark ediyordum. Bu durum hala da böyle. Beden benim içimde hareket ediyor. Hareket eden, gidip gelen kesinlikle ben değilim. Ben daima buradayım, hiçbir yere gitmem gelmem. Tüm oluşları içimde fark ederim.

Geceleri bedenim yukarı yükselirken uyanıyor şoka giriyordum. Sessiz oturuşlarımda eterik bedenim 7 - 8 metre sağa-sola yukarı-aşağı hareket ediyordu. Elbette eterik bedenimin olduğunu, bunu deneyimledikten sonra öğrendim.


Başımın tepesinden şelale gibi çok güçlü bir ışık iniyor, beynimin ortasından geçiyor, omurgamdan aşağı iniyor, kuyruk sokumumdan tekrar dönüp çıkıyordu. İlk aylarda matkapla resmen beynimin delinir gibi oluşunu, omurgamdan spiral şeklinde dönüşünü dehşetle deneyimliyordum. Kemiklerimden gıcırtı sesleri duyuyordum. Başım o kadar ağırlaşıyordu ki sağa sola düşüyordu. İç organlarımda ağrılar, acılar yaşıyordum. Çene kemiklerim bile dehşet ağrıyordu. Boğazımın içi cayır cayır yanıyordu. Oturduğum yer ısınıyor, sallanıyordu. Uzandığımda kollarım ve bacaklarım kendiliğinden sıçrıyordu, omurgamın sallandığını hayretle demeyimliyordum.

Beyin epifiz, hipofiz bezi, timus, böbrek üstü bezlerimin titreşimini yoğun hissediyordum, hala da hissediyorum. Başımın etrafında esen rüzgar, bol üşüme, bazen aşırı sıcak basması gibi yüzlerce şey oluyordu bedenimde. Tüm bu olanlar sadece farkındalıkla kaldığımda oluyordu. Zihnimle özdeşleştiğimde asla olmuyordu. Lakin artık, farkındalık da gitmiyordu. Bedenim kesinlikle hasta değildi. Fiziksel bir rahatsızlık kesinlikle yoktu.

Düzenli sessiz oturmalara hiç ara vermedim. Bedenime ne olursa olsun devam ediyordum. Kızıyor, küfür ediyor, isyan ediyordum ama yine de kendimi paşa paşa, sessizce oturuyor halde buluyordum.

"Tamam" dedim, kesinlikle delirdim. Ne yaptım ettim, kendimi delirttim.

Ne oluyor, başıma ne geliyor, hiç bir fikrim yoktu.

Kendimden ciddi şüphe etmeye başladığım için güvendiğim psikolog olan arkadaşla da durumumu paylaştım. Kesinlikle delirmediğimi keskin bir zekaya sahip olduğumu ve elinde olsa beynimi açıp işleyişini incelemek istediğini söyledi.

Delirmediysem neler oluyor? Başıma ne geliyor diye dünyayı resmen talan ettim. Bir arkadaşa yine bu halden şikayet ederken Kundaliniden bahsetti. Araştırdım, evet gerçekten yaşadığım buydu ama bende daha ötesi oluyordu. Kundalini pekâla ama başımın üstünden inen devasal ışık ne? Nereden geliyor? Ne yapıyor? Bunu bileni bulamadım. Kadim öğretilerde, evet bilgiler buldum, ama entellektüel bilgi beni asla tatmin edemiyordu. Bizzat bilmeden asla tatmin olamam. Bu durum tam 4 yıldır artarak devam ediyor. Her gün egzersiz yaparak vücudumu dinlendirebiliyorum. Gece uykuya geçmem saatler sürüyor. Çünkü vücuduma o kadar yoğun enerji iniyor ki, ancak yorgunluktan sızabiliyorum. Üstüne, dünyasal arzularım da eridi.

Artık vücudum uzun süre sessiz oturmaya da dayanamadığından başıma ne geldiğini bilmek için DMT'yi (Ayahuasca) kullanmaya karar verdim.

Ve başladım deli gibi DMT aramaya... 😊

Uzunca bir süre aradım. Seramoni yapanlarla tanıştım. Birlikte kullanma şartıyla bitkiyi verebileceklerini söyleyenler oldu falan... Ama ben tek başıma kullanmak istiyordum. Hiç kimsenin eşlik etmesini istemiyordum, çünkü ennn derine, en öteye gitmekti niyetim. Ve bir şekilde bunun olacağını da biliyordum. Böylece vakit geldi, hala kendisine minnettar olduğum arkadaşım formülü ve nasıl temin edeceğimi paylaştı. Ona dedim ki; bak ben ölümün ötesine geçmek istiyorum, bunu yapabilecek mi?

Cevabı; biletin hazır!

E ben de hazırım, başlasın öyleyse yolculuk.

Çiğdem Gürler
23/04/2019

Gerçek tanışma

Ben de hepiniz gibi kendimi; anılar, alışkanlıklar ve edindiğim bilgiler toplamı (yani kişilik) zanneden, üstüne kendi uyduruk versiyonumu sürekli geliştirmek için mücadele eden aptalın tekiydim. İnançlarım, savunduklarım, ideallerim, hedeflerim, doğrularım, yanlışlarım, sevdiklerim, sevmediklerim vardı. Yaşam sandığım Dünya sahnesinde savaşmaktan ve mücadele etmekten yorulup diz çöktüğüm anda çığlık çığlığa isyan ettim, "neden?" diye.

Neden yaşıyorum? Ne işim var burada?
Nereden geldim, nereye gidiyorum?
Mücadeleler, çekilen acılar ne için?
Zaten öleceksem ne Anlamı var bunca saçmalığın? Tanrı hangi cehennemde? Dünya'yı gerçekten Tanrı mı yarattı? Eğer öyleyse bana hesap verecek, bizzat bana! Artık bizzat bilmek istiyorum, neden diye.


Tüm inançlarımı ve dünyayı, sorgulayarak yerle bir ettim. İnandığım, dayandığım, güvendiğim, medet beklediğim hiçbir şey kalmadı.

Sığınacak, gidecek, yapacak bir şeyim yok!

Tüm hakikat öğretilerini yaladım yuttum. Burnumu hepsine soktum ama doğru diye kabul de etmedim.

Maharaj'la tanıştım. Her sözü içime işledi. Sadece ol, hepsi bu diyordu.

Her gün saatlerce, aynen dediği gibi düşünceler, duygular, beden olmadığım; tüm bunları fark eden mevcudiyet olduğum farkındalığı ile oturdum. Sadece ol'dum. Hiçbir şey yapmadım.

Ve sessizce farkındalıkla otururken beynimde ışık patlamaları olmaya başladı. Ne oluyor diye afallıyordum. Karanlık odamda, şimşekten daha parlak bir ışık beynimin içinde patlıyordu resmen. Gözlerimi kapattığımda da ışık görüyordum. Geometrik mor şekiller, vizyonlar, çok parlak bir ışık. Ustamın sözlerini hatırladığım için gördüklerime takılmadan farkındalıkla kalmaya devam ediyordum.

Sen bilinen, görülen hiçbir şey değilsin.

Böyle çok yoğun 3-4 ay geçtikten sonra yine sessizce farkındalıkla otururken; tüm dünya, bedenim yok oldu. Dünyanın huzur dediği basit zihin sakinliği olmayan ebedi huzur, kaya gibi sarsılmazlık, kesinlik, başı sonu - aşağısı yukarısı olmayan, ismi şekli olmayan, bir yere gidip gelmeyen, değişmeyen, ışığın da ötesinde, şekilsiz ama boşluk da olmayan, sonsuz güçlü ebedi ve tek olan, mutlak gerçek, Ben o'yum. 

Lütfen kapat gözlerini ve sakince otur. Sadece rahatla. Bedenini fark et. Gelen giden düşünceleri fark et, değişen duyguları da. Açıkça anlayacaksın ki sen, farkında olduğun düşünceler beden ve duygular değilsin, onların farkında olansın. Bedenin, duyguların, düşüncelerin sürekli değişiyor. Tüm bu değişimi kim biliyor? Eğer sen değişmiş olsaydın, tüm değişimi kim bilecekti? Değişmeyen, tüm değişimin farkında olan, gelip gitmeyen daima burada olan saf farkındalık sen değil misin? Bak ve kendin gör! İşte o sen olan saf farkındalık Tanrı'nın ta kendisi. Oradan bak ve söyle; orada sen─ben var mı? İyi kötü var mı? İçerisi dışarısı var mı? Senin bir şeklin var mı? 

Bak ve söyle, başkası var mı?
Bak ve söyle...

Tüm üstadların "ol" dediği işte bu saf farkındalıktır. O da gerçek senin farkında olmandır. Tüm öğretiler tüm tekniklerin amacı zihni bu basit gerçeği kavrayacak noktaya getirmektir.

Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu! W. Shakespeare

Sevgiler ☺

Çiğdem Gürler
22/03/2019

MÜJDELER OLSUN!

Yeni Dünya için İpuçları 10 yıllık yayın hayatında ilk defa bünyesine ikinci bir yazar katıyor. 5 yıllık yoldaşlığın sonunda tecrübelerine çok güvendiğim dostum Çiğdem Gürler de sitemde yazacak ve bize çoğu kişi gibi kitaplardan okuyup öğrendiklerini değil bizzat yaşayıp, iliklerine kadar hissettiği tecrübeleri aktarıyor olacak. Çiğdem'i ve sitemde neler yazacağını en iyi nasıl ifade ederim diye çok düşündüm. Ağırlıkla benlik bilinci, sahte benlik ve öz, varoluş, fantazilere alet olmamış katıksız hakikat ile ilgili yazılar yazacak.

Çiğdem'in sivri dilli sert bir üslubu var. Janjanlı cennet tasvirlerine, fantastik kurtuluş projelerine bel bağlamış arkadaşlar Çiğdem'i sevmeyecek. Buranın ötesi, kendinin ötesi, benliklerimizin arka tarafı ve katıksız hakikati arayanlar için Çiğdem düzgün bir kaynak. Çiğdem ayrıca varoluşsal sorularına cevap almak için uyguladığı DMT yolculuklarını da bize aktarıyor olacak.

Kendine karşı dürüst müsün? Oyalamaca ve eğlence mi istiyorsun yoksa doyumsuzluklarına, acılarına ve sahteliğe bir son vermek mi? Çiğdem kafanı koparacak!

Çiğdem kendini kendinden kurtarmaya hayatını adamış bir arkadaş. Çünkü tüm sorunlarımızın nedeninin ego yani sahte benliklerimiz, bir diğer bakış açısından zihin/duygu/düşüncelerimiz olduğunu anlatıyor. Hepimizin hayatta kalma bahanesiyle sarıldığımız bağımlılıkları Çiğdem bir bir koparmış ve ben Onu tanıyalı beri de koparmaya devam ediyor.

Aslında Maharaj'ın, Papaji ve Mooji'nin, Buddha'nın, Mevlana Celaleddin'in ve bu gibi ruhsal önderlerin bize ettikleri nasihatlerden farklı bir şeyi savunmuyor. Ama biz Onları senelerdir okuyarak ne kadar anladık? Peki ya ne anladık? Ezberden bu yazıları entelektüel olarak paylaşıp hoşlanmaktan bir şey yapmadık. Gerçekten Onları anlamış ve sindirmiş olsak şimdi her şey çok farklı olurdu; bu kesin. Çünkü hala acılar var, duygularımız ve zihinlerimiz ve kimliklerimizin kontrolü altındayız. Çiğdem'in farkı bu üstatların yaşadıkları ve savundukları şeye tanık olmuş olması. 

Çiğdem'e bu teklifi birkaç sene önce de götürdüm ama doğru zaman şimdi gelmiş. O'nun kendi üslubuyla bu öğretileri paylaşmasını istedim ve bu sefer kabul etti. O doğrudan en kısa yolu anlatır. Sizi en sonunda bir seansa davet etmeyecek. Size sertifika vermeye kalkışmayacak. Sizden karmaşık ritüeller uygulamanızı istemeyecek. Size dolambaçlı ve farklı niyetlerin aleti olmuş kural/kaide/prosedürler empoze etmeyecek. Ama kendimiz olarak benimsediğimiz şey kaçacak delik arayacak. Bu yüzden öyle söyledim: Çiğdem kafanızı koparacak.😎


Kalplere işlemesi ve tüm kaosu süpürmesi dileğimle...



İleri Seviye Chemtrail Gerçekleri


Askeri, Genetik ve Nano Boyutlu Uygulamaları 

 

 

videoyu görmüyorsanız tıklayın

Video Metni

Duyduğunuz gibi Almanya'dan geldim ve hayatımın yarısında bilim yaptım, diğer yarısında ise gazetecelilik yaptım. Son bir buçuk yıldır da kitaplar, makaleler yazıyor film yapıyorum. Hayatımda çok çeşitli konularlar meşgul oldum. Yani konuları araştırmak ve parçaları birleştirmek derin mevzuları açığa çıkarmak uzmanlık alanım oldu diyebilirim. Norveç'teyken çevresel gözlemler yapmaya ve orada bir şirket için elektro-hassasiyet üzerine çalışmaya başladım. Bu şirket ölçüm malzemeleri, saha malzemeleri gibi şeyler sağlıyor ve insanların elektro-duyarlılığı anlaması için eğitimler veriyordu. Ben oradayken ölmüş bitkilerin kimyasal analizlerini yapmam istendi. Bunlar yağmur suyundan ölen bitkilerdi. Yıl 2012 idi ve çiftçiler ürünlerini kaybetmeye başlamışlar, nedenini merak ediyorlardı. Bu yüzden labaratuvarlara gelip analiz yaptırıyorlar ancak sonuçları okuyamıyorlardı. Değerleri görüyorlardı ancak bu kağıtlarda neler olmalı, nasıl çıkarım yapacaklar bunu bilmiyorlardı Bu yüzden beni Almanya'dan gelen çılgın bilimadamı gibi tanıttılar ve bu konuda yardım istediler. O zamana kadar zaten chemtrail konusu üzerine çalışıyordum. Sanıyorum artık neler olduğunu görüyoruz.
Bunun arkasında farklı gündemler var. Çünkü bu tek bir hedef değil. Tek bir kesimin yapmak istediği tek bir amaç söz konusu değil. Soğanın katmanları türü bir yapıdan söz ediyoruz. Farklı grupların bu konuda farklı beklentileri var. Bu konuda ne kadar araştırırsanız daha çok katman ortaya çıkarıyorsunuz. Bu yüzden bugün size doğrudan bu soğana benzer yapıdan bahsedeceğim. Ve bu konuda size farklı gündemlere dair büyük resmi vermeye çalışacağım. İki şeyi yapmayacağım. Ve bu konuyla ilgilenenlerden de rica ediyorum, gökyüzüne gözlerinizi dikip chemtrail'e mi bakıyorum contrail'e mi bakıyorum mukayesesiyle uğraşmayın. Bu hiçbir işe yaramaz. Bu çözümsüz bir tartışmadan başka şey değil ve bu konuyu buradan çözemeyiz.
Olduğunuz yerden bu maddeleri toplayamazsınız, bir kimyasal analinizi yapamazsınız. 
Meraklı ruhlar merhaba!

Ruh ikizi konusunda uzun zamandır yazı çıkarmıyordum. Aslında şu ana kadar tüm yazılar İngilizce internet içeriklerinden çevirilerdi. Bu konuda özelden gelen sorular ve yazılara yapılan yorumlar bitmek bilmiyor. Bunun adını koyan ve bu maceraya değinen ilk sitelerden biri olmam oldukça muhtemel. Gerek bu konuda başıma gelenler, gerek bu sitede diğer kelebeklere yardımcı olma istek ve girişimim bir anda beni çığ gibi bir sorular ve sorunlar silsilesiyle tek başıma bıraktı. Ben de acı çeken, ümit eden, çeşiti beklentiler içinde olan ya da kavuşsa da kimi sorunlar yüzünden bunun tadını çıkaramayan pek çok kişiye elimden geldiği ve dilimin döndüğü ölçüde zevkle yardımcı olmaya çalışıyorum.

Ben insanım. Burada yazıp çizdiklerim kesin doğrular olarak kabul edilmemeli. İnsan denen varlık son derece değişken ve ruh hali pek çok parametreye; örneğin kimyaya, hormonlara, milyonlarca görünür ve görünmez dış etkene bağlı olarak bırakın günü gününü, dakikası dakikasını tutmayan bir varlık. Bu konulardan bahsetmem bundan beş sene önce söz konusu dahi olamazdı. Çünkü henüz yaşanmamıştı. Birisi tarafından anlatılsa, dikkatle dinleneceği dahi meçhuldü. Sanırım en doğrusu şimdi yazmak idi. Ancak mevsimler defalarca değiştikten, haller halleri silip süpürdükten ve zaman her şeyi yumuşatıp onu en estetik bir şekilde yoğurup son ürünü ortaya çıkardıktan sonra yazılmalıydı...

Bu konuda kendimi çok zorlamak istemiyorum. Yazmış olmak için yazmayı sevmem çünkü ortaya koyduğum şey bir bilgi de olsa, tasarım da olsa önce beni tatmin etmeli. Bu sebeple ─eğer kozmik bir şamar daha yemedikçe─ bunun kendi elimden çıkmış, bu konudaki son yazım olması kuvvetle muhtemel. Olabildiğince çok şeyden bu yazıda bahsedip bu konuyu artık kapatmak istiyorum ancak şunu tekrar hatırlatmak isterim ki bahsedeceklerim son derece kişisel yorumlar ve taraflı bilgiler olacaktır. Ancak bu tespitler yine de kendi yaşadıklarım ve bana deneyimlerini aktaran 20'den fazla okurum ile 2 arkadaşımın tecrübelerinin toplamından çıkmıştır.

Kanalıma abone değilseniz tıklayın
Bu video RT (Russia Today) haber kanalının 18.04.18 tarihinde Facebook sayfasından yayınladığı, Rus kozmonotların Uluslararası Uzay İstasyonu'nda yaptığı uzay yürüyüşünün 360 derecelik canlı videosunun incelemesini içermektedir. 

Bu videoda bu çekimin sahteliğine odaklanıp bu gibi videoların gerçekliğini nasıl sorgulamamız gerektiği hakkında bilgiler edineceğiz. Uzay çekimlerini nasıl izlemeli, nereye nasıl bakmalıyız? Hangi özellikleri aramalıyız ve neleri sorgulamalıyız?

Umuyorum bu inceleme videosu daha önce hiç bakmaya alışkın olmadığınız yerlere bakmanızı ve daha bilinçli birer izleyici/araştırmacı olmanızı sağlayacak.




Memiş Amca


 Fotoğraf: Emre Güney
Fotoğraf: Emre Güney
Nusret Yakışıklı önderliğindeki Patika Doğa'nın 20 kişilik grubu olarak 15 km.lik yürüyüşün son durağı olan Döşemealtı'na bağlı Akkoç Köyü'ne varmıştık. Yürüyüşteki son durağımız olan bu köy civarın en yüksek bölgesi olduğundan serin bir rüzgar bizi karşılamış, son bir saattir yürüdüğümüz tahıl ekili çanak gibi bir ovayı gözlerimizin önüne sermişti. Şoförümüz Nurullah Bey'in bir yakınının bu köyde bize çay ikram edeceğini biliyorduk. Arkada kalanlara evin yolunu bu köyün çocukları Dilara ve Sefa gösterdi.

Fotoğraf: Nusret Yakışıklı
Odun ateşi semaver coşkuyla fokurduyor, iki koca demliğin hakkından geliyordu. Muntazamca yığılmış odunlardan muhteşem manzaraya karşı alçak bir duvar örülmüş, ardından dört bir yanı dağlarla çevrili dümdüz bir ova kırmızı toprak boş arazilerle, tahıl ekili yeşil tarlaların çekişmesini gözler önüne seriyordu. Biz konukların yorgunluğunu almak için evden çıkan sandalyeler bu manzaraya karşı dizilmiş, en uca da semaver konmuştu. Memiş Amca'nın evinin önüydü burası.

Çaylarımızı alıp etrafa yenice yerleşmiştik ki üzeri bazlama ekmekler, zeytinler, petek bal ve keçi sütünden peynirlerle dolu bir sini önümüze geldi. Bu hiç beklemediğimiz sürpriz sadece yorgunluğumuzu almakla kalmadı, bize tam da bu yörede en doğal haliyle yetişen en temel birkaç sofralığı da tatme şansı verdi. Peynir ve ekmekler Memiş Amca'ların kendi üretimi, zeytin ve zeytinyağı kendi ürünü, bal bu köyün balıydı. Hepimizin yüzündeki mutluluğu görerek gözlerinin içi daha da gülerken gururla söylüyordu Memiş Amca.

David Icke'ın gerçeklik algımıza dair akılcı yaklaşımı


ya da aşağıdan düz yazı olarak okuyabilirsiniz.

Merhaba. Davidicke.com üyeleri için sunulan video cast'ımıza hoşgeldiniz. Bu hafta yine pek çok mesaj aldık.

Kevin Black'in sorusuyla devam edeceğiz. Kevin soruyor ki "Dünya Düz mü?" Düz Dünya sorusunu neden sorduğunu bilemiyorum ama... cevabım şu olurdu: Nereden bilebiliriz ki? Gerçekten dünya var mı bilebilir miyiz? Evet dünyada yaşıyoruz, öyle değil mi? Çevremizdeki bunca şey, uzaydan görülenler. Evet... Ama ne görüyoruz? Yani gördüğümüz şey... araştırılmakta olan bir saha. İnsanoğlunun burada bulunduğu durumu araştırıyoruz. Ki bu da çoğu insan tarafından gözardı ediliyor. Siz araştırmayı incelersiniz, ben ise kendim bakarım. Ne olduğunu görmem lazım. Finansal ya da politik bir manipulasyon var mı bakmam lazım. Savaş la ilgili bir manipulasyon var mı, tezgahlanmış bir terör saldırısı mı var... Bunun yapılması lazım. Ama olayın zemininde aslında realitenin anlaşılması yatıyor. 

Bizler yaşam dediğimiz şeyi deneyimliyoruz, Dünya dediğimiz şeyi deneyimliyoruz. Nedir peki o? İlk bakışta çok basit görünüyor. O bir gezegen, bir evren... ...ve katı maddeden bir nesne. Madde yani. Ama ne zaman ki... Ne zaman ki derinlere inseniz, -aslına bakarsanız o kadar derin de değil- Bunların hiçbiri doğru değil. Katı bir dünyada yaşamıyoruz. Kuantum Fiziği bunu bize uzun zamandır anlatıyor. Bizler fiziksel görünen... illüzyonik bir dünyada yaşıyoruz. Ama değil. Ve bizler bir bilgisayar oyununun... çok çok gelişmiş bir sürümünü deneyimliyor gibiyiz. Bir simulasyon. Ve insanların bilgisayar oyunlarını nasıl oynadığına bakarsanız. Yani şu sanal gerçeklikleri falan diyorum... Orada ne oluyor? İnsanlar gözlüklerini takıyor, kulaklıklarını falan takıyor, hatta... bazen özel eldivenlerini giyiyorlar. Bunun yaptığı şey aslında basitçe bizim gerçekliğimizi kırmak ve onu algılayış biçimimize müdahale etmek. Çünkü orada aslında dalgaboyu mertebesindeki iletişim, beş duyumuzca elektriksel bir bilgiye dönüşüyor ve sonra beyinle iletişime geçiyor.
Beyinde ardından bunu deşifre ediyor ve bunu bizim deneyimlediğimizi düşündüğümüz gerçekliğe dönüştürüyor.

İşte olan şey bu. Size uzun zamandır kitaplarımda bahsettiğim simulasyon. Bu simulasyon kablosuz internet gibi. Aynı o durum. Eğer kablosuz... internet olan bir yerdeyseniz onu göremeseniz de o her yerdedir. Görünmez bir biçimde varolur. Ve bilgisayar bu... bilgi alanını deşifre ederek ekranda gördüğümüz şeye çevirir. Biliyorsunuz, internetten bahsedince tüm o resimler, grafikler, filmler, yazılar... evet ama sadece ekranda. Başka yerde değil. Sadece deşifre edilip işlenmiş bir bilgi kümesi. Bu yüzden bir biyolojik bilgisayar olarak bizim yaptığımız şey de bilgiyi almak, işlemek, iletmek suretiyle kozmik internet dediğim bu alanla etkileşimde bulunmak. Kozmik bir wifi ağı gibi düşünebilirsiniz. Ve böyle yaparken bir dünyada varmışız gibi görünüyor. Ama aslında sadece onu deşifre ediyoruz. Aynı bilgisayarın vericiden gelen bilgiyi işleyip ekrana getirmesi gibi. O yüzden sanal gerçeklik bilgisayar oyunlarının yaptığı şey, eldiven, gözlük gibi gereçlerle bu sürece müdahale etmek. Bunu görüşünüzü, ve duyduğunuz sesi değiştirmekle yapıyor tabii. Bedenin beş duyusuna hitap edebilecek şeylerle. Yaptıkları şey, bu duyuları başka bilgilerle beslemek. Bunu da normalde deneyimleyeceğiniz ve "gerçek" kabul ettiğimiz Dünya'yı baskılayarak yapıyor. Acaip değil mi gerçekten? Ve birden insanlar kendilerini öyle sofistike bir sanal gerçeklik içinde buldular ki şu anda algıladıkları Dünya acaba gerçek mi? İnsanların özel gereçlerle o gerçeklikle etkileşime girdiklerini görüyorsunuz. Aslında duyularının algılayacağı formda onlara sunulmuş veriden başka şey değiller.

Şimdi soru şu. Ya halihazırda yaptığımız da buysa? Yani sahte bir gerçekliği algılamak. Bu da bizi "Dünya Düz mü?" sorusuna getiriyor. Bir Dünya var mı acaba? Nereden bilebiliriz ki? Bilgisayar nereden bilsin; ekranındaki şey gerçek mi? Nereden bilebiliriz? Biz katı gibi görülen bir gerçeklik algılıyoruz ama değil. Ve biz sadece bilgi alanında mevcut bulunan veriyi işliyoruz. Aynı bilgisayarın yaptığı gibi. Bilgiyi/veriyi değiştirin, ekrandaki görüntü değişsin. Bu yüzden, eğer bilgisayar simulasyonu tarzı bir şeyin içinde yaşıyorsak; ki ben kuvvetle muhtemel böyle görüyorum. Tamam bilim projeleri var; ama bunlar ana-akım. Dünya'nın dört bir yanından açık fikirli çalışmalar var ve bizi şu soruya getiriyor. Bu bir simulasyon mu? Bir bilgisayar oyunu gibi mi? Biliyorsunuz, bazı fizikçiler de buna değindi ve realitemizin fiziğinin bir bilgisayar oyunu fiziğiyle aynı işlediğini söylediler. O zaman kanıtlar bizi hep bu sonuca yaklaştırıyor.

Bir başka soru şu; Simulasyonu yöneten her kimse işlediğimizi veriyi de kontrol ediyor, gerçeklik algımızı, kim ve nerede olduğumuz algısını da kontrol ediyor. Yani... (tuş sesleri) sonra Enter'a basar. Ahaa, Dünya yuvarlak adamım. Baksana uzaydan görüyorum. (tuş sesleri) Enter'a basar. Allah aşkına, herkes Dünya'nın düz olduğunu bilir. Baksana uzaydan görünüyor. Bu kadar basit. Ancak ve ancak gerçeklik ve benlik gibi böyle derin konulara ya da yaşadığımız bu dünyaya veya burada yaşadığımız dair algıya işte burası cevapların olduğu yer çünkü burası tavşan deliğinin bizi götürdüğü yer.

Bu sorular, insanların sahip olduğu bu kesinlikler... mesela insanlar gelip şöyle diyorlar "ooo adamım sen delisin, bunu herkes bilir" Peki ya sen nereden biliyorsun?
─ "Eee okulda anlatıldı." 
evet, peki sonra?
─ "Medya böyle diyor, bilim öyle anlatıyor."

Pekala... Aldığın bu bilgilerin hep aynı kaynaktan geldiğini hiç düşündün mü ki? Hatta hep aynı oyundan geldiğini. Çeşitli uzmanlıklardan insanlar der ki işte bu böyle olur. Ben de bu oyuna geldim, ben de herkes gibi sahte gerçeklik tuzağına düştüm. Çoğu zaten söylediklerine inanıyor çünkü onlara göre doğru bu. Ama ne zaman ki realiteye derince ve  açık fikirlilikle bakarsanız, gerçekliği algılayış ve deneyimleme sürecimizi görmeye başlarsanız, o zaman bu büyük sorular cevap istemeye başlıyor. Burası nedir? Algıladığımız bu Dünya gerçek mi? Yoksa bu tıkır tıkır tuşlara basılıp programlanan bir şey mi? Eğer öyleyse komutları kim gönderiyor?

Yıllar önce, çok yıllar önce, 1950'lerde, Londra Planetaryumu açıldı. (Ç.N.: Uzay ve gökyüzü müzesi)
ve... Ben orta İngiltere'de, Leicester'de doğmuştum. Hiç paramız olmamıştı. Haftadan haftaya zor geçiniyorduk. Bir gün bir şey oldu. Babam şu banka tatillerinden birinde çıkıp geldi. Merdivenlerden indi ve Londra'ya gideceğimizi söyledi. Ne?! Bu aşağı yukarı 50'lerin sonunda oluyor. Yani ben de 6-7 yaşlarındayım. Harikaydı. İlk kez buharlı trene de binmiştim. Londra'ya vardık ve... Babam dedi ki "Londra Planetaryuma gidiyoruz!" Ne olduğunu bile bilmiyordum. Üstelik babamın astronomiye kesinlikle hiçbir ilgisi yok, hayatında bundan bahsetmedi, hiç bunu anmadı ama şimdi Londra Planetaryumuna gidiyoruz.

Buradan şuraya geleceğim... İçeri girdim, gündüzün ortasındayız, oraya oturdum, küçük bir çocuğum, ışıklar söndü... Ve birden gece gökyüzü üzerimdeydi ve bana bakıyordu. O gün bir şey beni dürttü ve düşünün; küçücük bir çocuğum. Bunu o zamandan beri aklımda tutarım. Gerçek miydi, yoksa bir film miydi sadece?
Gece baktığımız gökyüzünden bahsedersek, öylece bakıyoruz... Onca yıldızlar, Binlerce nesne, milyonlarca yıldız, milyarlarca ışık yılı uzaklıklar... bahsettikleri o korkunç mesafeler. Sadece bizim onları görebildiğimiz formda mevcutlar. Bunu da beynin sadece 2 cm küplük kısmı yapıyor. Gördüğü bilgiyi işleyip bizim için algılanabilir olan gerçekliğe çeviriyor. Çünkü zaman diye bir şey yok. Aslında uzay da yok. Hepsi illüzyon.