Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Ruhsallık/Toplum

Bilim/Gizem

Güncel

Gurdjieff'ten insan iç dünyası ve özgürlük üzerine...

Gerçekten özgür müyüz?
Kendimizi bilmek için çaba harcıyorsak özgürlük için de çaba harcamalıyız. Kendini bilme ve daha ileri doğru kendini geliştirme görevi o kadar önemli ve ciddidir ve o kadar yoğun bir çaba ister ki, bunu eski tarzda ve diğer işlerimizin arasında yapmak olanaksızdır. Bu vazifeyi üstlenen biri bunu yaşamında ilk sıraya koymak zorundadır çünkü yaşam önemsiz şeylere harcanamayacak kadar kısadır.

İnsanın bu araştırmasında zamanını yararlı bir şekilde harcamasını her türlü bağlılıktan özgürleşmek dışında ne sağlayabilir?

G.I.Gurdjieff
Özgürlük ve ciddiyet. Tabi burada çatık kaşlar, büzülmüş dudaklar, dikkatle yapılan hareketler ve dikkatle seçilen sözcükler yoluyla gösterilen bir ciddiyetten değil, bu araştırmada kararlılık ve devamlılık, yoğunluk ve tutarlılık getiren bir ciddiyetten söz ediyoruz, yani kişi dinlenirken bile asıl vazifesine devam etmektedir.

Sorun kendinize, özgür müsünüz? Maddi anlamda güvencedeyse, yarını için endişelenmesine gerek yoksa, geçimi için bir başkasına ihtiyacı yoksa veya yaşam koşullarını kendisi belirleyebilecek durumdaysa pek çok kişi bu soruya "evet" diye yanıt verme eğilimindedir. Fakat bu özgürlük müdür? Özgürlük sadece dışsal koşullar meselesi midir?

Diyelim ki çok paranız var. Lüks içinde yaşıyor, saygı ve itibar görüyorsunuz. İyi organize ettiğiniz işinizi yürüten insanlar son derece dürüstler ve size bağlılar. Tek kelimeyle çok iyi bir hayatınız var. Belki kendinizi tamamen özgür biri olarak görüyorsunuz, ne de olsa zamanınız tamamen size ait. Sanattan çok iyi anlıyor, bir fincan kahve içimi süresinde dünya sorunlarını hallediyor, hatta gizli ruhsal güçlerin geliştirilmesiyle bile ilgileniyorsunuz. Ruhun sorunları size yabancı değil ve felsefi fikirler konusunda son derece bilgilisiniz. Eğitimli ve çok okuyan birisiniz. Bazı konularda derin bilgiye sahip olduğunuzdan, zeki biri olarak tanınan bir insansınız çünkü her türlü uğraş içinde yolunuzu kolayca buluyorsunuz; siz kültürlü insanın bir örneğisiniz. Kısacası gıpta edilecek birisiniz. 

Sabahleyin kötü bir rüyanın etkisi altında uyanıyorsunuz. Bu hafifçe sıkıntılı ruh hali biraz sonra kayboluyor fakat halsizlik ve hareketlerinizde belirsizlik tarzında üzerinizde izini bırakıyor. Saçınızı taramak için aynaya gidiyor ve kazayla tarağınızı yere düşürüyorsunuz. Onu yerden alıyor ve tozunu alırken tekrar düşürüyorsunuz. Bu kez sabırsız bir şekilde tekrar yerden alıyorsunuz ve bu yüzden de üçüncü kez düşürüyorsunuz. Havada yakalamaya çalışıyorsunuz fakat bu kez de aynaya çarpıyor. Tutmak için hamla yapıyorsunuz. Şangır!.. O çok gurur duyduğunuz antika aynanızda yıldız biçimli çatlaklar oluşuveriyor. Lanet olsun!.. Hoşnutsuzluk kayıtları çalışmaya başlıyor. Sinirinizi başka birinden çıkartmalısınız. Hizmetçinizin, gazeteyi sabah kahvenizin yanına koymayı unuttuğunu fark ediyorsunuz, sabrınız taşıyor ve evde bu lanet adama artık daha fazla dayanamayacağınıza karar veriyorsunuz. 

Sonra dışarı çıkma vaktiniz geliyor. Havanın güzel olması, gideceğiniz yolun da uzak olmamasından yararlanarak arabanız sizi arkadan takip ederken yürümeye karar veriyorsunuz. Parlak güneş sizi biraz yumuşatıyor. Kaldırımda bilinçsiz bir şekilde yatan bir adamın çevresinde toplanmış olan kalabalık dikkatinizi çekiyor. Seyredenlerin de yardımıyla adam bir taksiye konulup hastaneye götürülüyor. Sürücünün yüzünün o andaki halinin size ne kadar aşina geldiğini, sizde bazı çağrışımlar uyandırdığını ve size geçen yıl yaptığınız kazayı hatırlattığını fark ediyorsunuz. Neşeli bir doğum günü partisinden eve dönüyordunuz.
Pasta ne kadar da lezzetliydi!.. Şu sizin sabah gazetenizi unutan hizmetçi de kahvaltınızı mahvetti doğrusu. Niçin bunu şimdi telafi etmeyesiniz? Ne de olsa kahve ve kek son derece önemlidir. İşte bazen arkadaşlarınızla gittiğiniz ünlü kafe. Peki ama niye şu kaza aklınıza geliverdi? Sabahki tatsızlığı neredeyse tamamen unutmuştunuz. Şimdi kekiniz ve kahveniz gerçekten size lezzetli geliyor mu?

Yan masadaki iki bayanı görüyorsunuz. Ne kadar çekici bir sarışın! Size bir göz atıp arkadaşına fısıldıyor, "İşte hoşlandığım türde bir erkek..."

Tabi ki bu dertlerinizin hiçbiri de zaman harcamaya veya kendinizi üzmeye değmez. Sarışın bayanla karşılaştığınızda ruh halinizin nasıl değiştiğini ve orada olduğunuz sürece nasıl aynı şekilde kaldığını fark ettiniz mi? Neşeli bir melodi mırıldanarak eve dönüyorsunuz ve kırık ayna sizde sadece bir gülümseme uyandırıyor. Ama sabahleyin yapmak üzere çıktığınız iş ne oldu? Bunu daha yeni hatırlıyorsunuz. Ne aptallık! Yine de hiç sorun değil. Telefon edebilirsiniz. Ahizeyi kaldırıyorsunuz ve operatör size yanlış numara veriyor. Tekrar arıyorsunuz, yine aynı numara. Adamın biri sert bir şekilde sizi uyarıyor, bunun sizin hatanız olmadığını söylüyorsunuz, kısa bir tartışma oluyor ve siz bir aptal ve ahmak olduğunuzu öğrenerek şaşırıyorsunuz ve eğer bir daha arayacak olursanız!.. Ayağınızın altındaki buruşmuş halı sizi rahatsız ediyor ve size gelen bir mektubu getiren hizmetçinize azarlayan sesinizi duyuruyorsunuz. Mektup saygı duyduğunuz ve fikirlerine değer verdiğiniz bir adamdan. Mektubun içeriği o kadar övücü ki siniriniz yavaş yavaş geçiyor ve yerini, bu övgülerin yol açtığı hoş bir mahcubiyetin duygusu alıyor. Okumayı bitirdiğinizde artık son derece sevecen bir ruh hali içinde bulunuyorsunuz.

Özgür adamın bir gününü tasvir eden bu tabloya devam edebilirim isterseniz. Belki de abarttığımı düşünüyorsunuz. Hayır, bu, hayattan alınmış gerçek bir senaryo.

Bu, hem evindeki hem de dışarıdaki yaşamında iyi biri olarak bilinen bir adamın yaşamından bir gündü, aynı akşam kendisi tarafından da çağrışımsal düşünme ve hissetmenin canlı bir örneği olarak tanımlanmış olan bir gündü. Eğer diğer insanlar ve  şeyler, bir adamı kendi ruh halini, işini ve kendisini unutacak denli ele geçiriyorsa, özgürlük bunun neresinde bana söyler misiniz?

Kaynak: Gerçek Dünyadan Manzaralar  - G.I.Gurdjieff - Bilyay Yayıncılık
GIF Görseli: butteryplanet@tumblr

Aşağıdaki fonlama projesi çoğumuzun en büyük hayali. Desteklerseniz çok sevinirler. Bugün Onlara destek olursak, aynı hayali biz gerçekleştirirken yarın Onlardan çok şey öğreneceğiz. Projeyi incelemek ve destek olmak için resmi tıklayın.
 Bi Yuva Kuruyoruz Projesi

Pozitif/olumlu düşünmek erdem mi?


Size de hiç "olumlu düşün" ve tüm problemlerin uçsun gitsin dendi mi?
Ya da hayatınızdaki hedeflere ulaşmak için olumlu niyetlerle onu görselleştirin dendi mi?
Biliyorsunuz, özellikle Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı (1936) ya da Düşün ve Zengin Ol (1937) gibi kitaplardan bu güne bu felsefe pek popüler. Peki ama bu felsefe gerçekten hayatlarımızı daha anlamlı ve tatmin edici kılıyor mu? Pek değil.

Aksine, Osho gibi bir guruya göre pozitif düşünme felsefesi bu konuda ortaya atılmış en büyük saçmalık.

osho pozitif düşünce
Osho


Pozitif düşünmenin neden faydası yok?


Osho'ya pozitif düşünce hakkında fikri sorulduğunda Osho bunun faydadan çok zarar getirdiğine inandığını söylemiş. Peki neden? Çünkü bunun realiteyi reddetmek olduğunu ve kendimize karşı dürüst olmayan bir davranış olduğunu savunuyor:


"Olumlu düşünme felsefesi" gerçek dışıdır ve hiç dürüst bir davranş değildir. Bu, kesin olan bir şeyi görüp yine de bunu reddetmektir; ki bu da hem kendini, hem de diğerlerini kandırmaktır.

Pozitif düşünme akımı Amerika'nın insan düşüncesine aşıladığı en büyük felsefik saçmalık. Dale Carnegie, Napoleon Hill ve Hıristiyan rahip Vincent Peale gibi ünlülerin başı çektiği birçok insan bu absürd fikirle zihinlerini doldurdu ve bu fikri yaydı.

Bu fikir özellikle vasat zihinleri uyuşturuyor...

Dale Carnegie'nin kitabı Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı, neredeyse İncil kadar çok satmış bir kitap. Hiçbir kitap bunu kadar popülerliğe yaklaşamadı.

Hatta İncil daha çok ücretsiz dağıtıldığı ve dayatıldığı için bu kitapla kıyaslanmamalı bile. Oysa Dale'ın kitabını insanlar satın aldılar ve bu kitap bu ve benzeri ideolojide bir çok başka kitabın doğmasına sebep oldu. Bu bana göre mide bulandırıcı.

... bütün bu olumlu düşünme, pozitif tarafı görme ve karanlık yüzü reddetme akımını Dale Carnegie başlattı. Ama siz karanlık tarafı görmeyerek onu yok ettiğinizi mi sanıyorsunuz? Sadece kendinizi kandırıyorsunuz. Gece orada olacak. Sen 24 saat boyunca gündüzü yaşadığını düşünebilirsin. Ama senin öyle düşünmenle günde 24 saat gündüzü yaşıyor olmayacaksın.

Negatif olan da en az pozitif olan kadar yaşamın parçasıdır. Onlar birbirlerini dengelerler."

Osho Düşün ve Zengin ol kitabı için de şu fikirleri öne sürmüştür:

"Napoleon Hill'ı fakir bir adam olarak hatırlıyorum. Bu bile Onun felsefesinin işe yaramadığını görmek için yeterli bir kanıt. Sonradan, kitabını satarak zengin oldu.
Onu zengin eden olumlu düşünme değildi. Onu zengin eden şey dünyanın dört bir yanında kitabını satın alan ahmaklardı. Onu zengin eden şey, kitabı için verdiği emek, çaba ve çalışmasıydı. Ancak kitabın çıktığı ilk günlerde O kitapçı dükkanlarında bekliyor, insanları kitabını satın almaları için ikna ediyordu. 

Bir gün Henry Ford'un son model arabasıyla hafif bir şeyler okumak için bu kitapçılardan birine geldiği ve Napoleon Hill ile arasında geçen bir konuşma anlatılır. Napoleon Hill bu fırsatı kaçırmak istemez ve Henry Ford'a giderek "Yeni, müthiş bir kitap çıktı; bunu okursanız çok mutlu olacaksınız; üstelik bu yalnızca bir kitap değil, aynı zamanda kesin bir başarı yöntemini anlatıyor" demiş. Henry Ford adama bakmış ve "Kitabın yazarı sen misin?" diye sormuş. Napoleon Hill da gururla "Evet kitabı ben yazdım" demiş. 

Napoleon şu konuda gurur duyabilir. Bu yazılan kitap bir eserdir. Çünkü ıvır zıvırdan tutulan bir eser yaratmak ustalıktır. 

Henry Ford kitaba hiç dokunmadan Napoleon'a tek bir soru sormuş: "Buraya kendi arabanla mı yoksa otobüsle mi geldin?" Napoleon Onun ne demek istediğini anlamamış ve "tabii ki otobüsle geldim" demiş. 

Henry Ford, "Dışarıya bak. Bu benim özel aracım ve ben Henry Ford'um. Başkalarını kandırıyorsun. Kendi araban bile yok ama Düşün ve Zengin Ol diye kitap yazıyorsun. Ama ben düşünmeden zengin oldum. Bu yüzden buna takacak değilim. Sen düşün ve zengin ol! Zengin olunca yanıma gel. İşte o zaman kanıtlarsın. Kitap buna kanıt değil." 

Napoleon Hill'ın zengin olduktan sonra bile Henry Ford ile görüşmeye cesaret edemediği söylenir. Ama Henry Ford ile kıyaslandığında, O her zaman fakir bir adam olmuştur ve fakirliğe bağlıdır. Henry Ford'un mantığı ise son derece açıktı. 

Diyor ki "hayır, salt pozitif düşünceyle ilgili hiçbir felsefeye, düşünerek bir yere gelinebileceği fikrine inanmıyorum"

Kısmi gerçekliğe bel bağlamak tehlikelidir

olumlu düşünmek negatifi bastırmak hatadırOsho aynı zamanda sürekli pozitif düşünmeye zorlanmanın hayatlarımızın asıl gerçekliğini reddetmek olduğunu, bunun da dönüp dolaşıp bizi "ısıracağını" söylüyor ve şunları ekliyor:

Bana "Pozitiflik felsefesine karşı olup olmadığımı" soruyorsunuz. Evet, karşıyım; çünkü aynı zamanda negatiflik felsefesine karşıyım.


Tek tek ikisine de karşı olmalıyım çünkü her biri gerçekliğin bir yarısı ve diğerinin görmezden gelinmesi.

Ve hatırlayın: Yarım bir gerçeklik bütün bir yalandan daha tehlikelidir. Çünkü bütün bir yalanı er ya da geç farkedersiniz. Tam bir yalan ne kadar süre siz onu keşfetmeden kalabilir ki? Yalan, neticede yalandır. O sadece kağıttan saraylardır. Ufacık bir esinti... Ve tüm saray yıkılıp dağılır.

Ama kısmi doğru tehlikelidir. Onu hiç farkedemeyebilir ve gerçekliğin tamamı sanabilirsiniz. Bu yüzden asıl problem tamamı yalan olan bir gerçeklik değil, kendini doğru ve tamam ilan eden kısmi bir gerçekliktir. İşte bu tam da bu insanların yaptığı şeydir.



osho pozitif düşünme saçmalıktır
Sonuç: Mutlu görünen depresif ve sahte insanlar

Zihninizdeki negatif fikirler bastırılmamalı, ama serbest bırakılmalıdır

Osho negatif/olumsuz duyguların baskılanmasının zararlı olduğunu söylüyor:
"Zihninizdeki negatif duygular pozitif fikirlerle bastırılmaktansa serbest bırakılmalıdır. Ne pozitif, ne de negatif olan bir bilinç oluşturmalısıınız. İşte bu saf bilinçtir. Bu saf bilinç hali içinde olunca bugüne kadarki en doğal ve en keyifli yaşamı süreceksiniz.  
Bir kişiyi sevmezsiniz, sevmediğiniz birçok şey olur... Bazen kendinizi, ya da içinde kaldığınız bir durumu sevmezsiniz. Tüm bu çöp bilinçaltında toplanıyor ve üst yüzeyde bir hipokrat (riyakâr/ikiyüzlü) doğuyor, ve şöyle diyor: "Herkesi seviyorum; sevgi, keyif ve mutluluğun anahtarı." Ama bu insanların hayatında bir mutluluk görmezsiniz. Tüm bu cehennemi içinde tutuyorlardır. 
Başkalarını kandırabilir bu adam. Ve kandırmaya yeterince uzun bir süre devam ederse kendini bile kandırabilir. Bu bir şeyi değiştirmeyecek. Bu sadece hayatı boşa harcamak. Hayat ise çok, çok değerli ve asla geri getirelemeyecek. 
Pozitif düşünme metodu ─doğru isim vermek gerekirse─ aslında hipokrat felsefesidir. Ağlamak istediğinizde size şarkı söylemeyi öğretir. Eğer denerseniz kontrol edebilirsiniz, ama bu bastırılmış yaşlar bir şekilde, bir yerde çıkacak. Baskılamanın bir sınırı vardır. Üstelik söylediğiniz şarkı da anlamsız; çünkü onu hissetmiyordunuz ve o kalbinizden gelmiyordu."

Kaynak: ideapod.com
Çeviri: Emre Güney


Bu yazıda öğreneceğiniz diğer konular: 

Natural News haberine göre ham küresel ısınma verileri incelendiğinde dünyadaki sıcaklıkların değiştirilerek sistematik bilimsel dolandırıcılık yapıldığı ortaya çıktı. Bu tüm bilim tarihinde bu güne kadar ortaya çıkmış olan en büyük sahtecilik ve bize "küresel ısınmanın" ve "iklim değişikliğinin" gerçeklikten uzak özenle hazırlanmış birer yalandan ibaret olduklarını gösterdi. 
(Emre'nin notu: Bu konuda David Icke uzun yıllardır aynı şeyi söylemekte ve somut ispatını da İnsanoğlu Ayağa Kalk adlı kitabında yapmaktadır.)
Yeni bir araştırma gösterdi ki bilim insanları tarafından son yıllarda yapılan küresel yüzey sıcaklığı okumalarındaki veriler yayınlanmış güvenilir ABD verileri ve diğer sağlayıcılarla tamamen tutarsız. (Daily Caller)

küresel ısınma sözcüsü
Küresel Isınma sözcüsü ve
ABD eski Başkan Yardımcısı Al Gore
Küresel olarak yayılmış bu sahteciliğin amacı bilim insanlarına sahte bilgi empoze edip ortalama küresel sıcaklıklarla ilgili kıyamet-vari bir trendin sergilendiği bir tür fikir birliği yaratmak. Bunların hepsi müthiş para kaynağı olan karbon vergilerini desteklemek için yapılıyor. Bir yandan karbon salınımlarıyla ilgili baskıcı hükümet politikalarıyla devlet kazanıyor, bir yandan da satılmış piyon bilim insanları hileli bilimleriyle para kazanıyor. Bunların başı çekeni de eski ABD Başkan Yardımcısı ve küresel ısınma sözcüsü Al Gore. Kendisi Dünya gündemine küresel ısınma ve iklim değişikliği fikrini atan en etkin ve öncü kimsedir. İklim değişikliği konusunda tüm Dünyayı galeyana getiren bu ağabeyimiz savunduğu ve toplumu uyardığı bu tehlikeye karşılık Nashville'in en lüks bölgesinde, 20 odalı ve 8 banyolu bir malikhanede yaşıyor ve ortalama bir ABD vatandaşının yıllık tüketiminden çok daha fazla elektriği bir ayda tüketiyor. (Kaynak)

Sahte kıyamet günü ve kaotik iklim senaryoları sadece maddi kazanç yaratmakla kalmıyor. Sözümona küresel ısınmayı yavaşlatmak ve ozon tabakasındaki deliği küçültmek, dünyayı "düzeltmek" adına üzerimize chemtrail sıkmak için de onay almış oluyorlar. Çünkü chemtrail gibi uygulamaların da altında iklim değişikliklerini önlemek, ısınmayla savaşmak ve bilimsel araştırma yapmak gibi üstü örtülü, CIA, NASA ve askerî kaynak destekli pek çok iklim mühendisliği etkinlik bulunuyor.

Yanıltıcı, sahte ısınma verileri iklim değişikliği modelleme yazılımlarına veriliyor ve onlar da verilen programlamaya göre gezegenimiz için bir "kıyamet günü" senaryosu çizip bir takım tarihler veriyor. Bu noktada da Stephen Hawking gibi bilimadamları spekülasyona geliyor ve Dünya'nın 800 dereceyi aşan sıcaklığa ve sülfürik asit yağmurlarına maruz kalarak Venüs gibi bir gezegene dönüşeceği şeklinde açıklamalarda bulunuyor. (Yakında Stephen Hawking'i bireysel olarak ele alacağım bir yazı yazacağım.) 

Chemtrail ile iklim manipulasyonu 
Mevcut iklim değişikliği ve küresel ısınma söylemi dünyadan toplanan sıcaklık verilerinin sistematik bir şekilde saptırılarak istenen gündeme oturtulduğu bir yalan. Bir çok bilim insanı da farkında olarak ya da olmayarak bu sahteciliğe ortak oluyor. 

Jeoloji mühendisi Dane Wigington’ın iddalarına göre iklimlere birileri müdahale ediyor. NASA’nın uyduları tarafından çekilen görselleri bunun en büyük kanıtı olarak gören Wigington, görsellerde hiçbir şeyin doğal olmadığını her fotoğrafın bin kelimeye bedel olduğunu ifade ediyor. (Kaynak)

meteorolog john coleman
John Coleman
John Coleman, 1934 doğumlu Good Morning America programı ile de bilinen 60 yıllık Amerikan Hava Durumu sunucusu ve The Weather Channel'ın kurucusu bir meteorologtur. 1978'den ─bu sözü söylediği─ 1998'e kadar bir derecelik bile değişim olmadığını, devletlerin bu verileri nereden aldığını soran şüpheci meteorolog, küresel ısınmanın tarihin en büyük yalancılığı olduğunu belirtmiştir.

Coleman'a göre devlet, bilgisayarlı iklim modelleme yazılımlarıyla gerçeği manipule ediyor. Böylece Amerikan vatandaşları yılda 4,7 milyar dolar vergiyi bu anlamsız, yanıltıcı çalışmalar için ödüyor, kendilerine yalan söylenmesi için bu satılmış bilim insanlarını geçindiriyor.

Karbon kirliliği ile ilgili devletin aldığı önlemler yüzünden petrol, elektrik ve gıdada yaşanan artışın 4 kişilik ortalama bir Amerikan ailesinin yıllık giderlerini 1000$ arttırdığı tespit edilmiş.

Dışarıya, şu Dünya'ya bir bakın. Telaş yok. Her şey yolunda. Dışarda kaldırımların arasından, refüjlerin çatlaklarından ağaçlar fışkırıyor. Üstelik hiç çabasız, gübresiz, ilaçsız ve bizim korumamız olmadan. Dünya'nın bize ihtiyacı yok, sevgimiz ve saygımızdan başka. Onu sözümona düzeltiyorlar, birkaç bin yıllık insan aklıyla evrene, doğaya, yaratıcıya ahkam kesiyorlar ve onu değiştirmeye, kendi çıkarlarına uygun manipule etmeye çalışıyorlar. Neden? Daha çok para için. Korku, kaos ve kontrol için. Kendileri dünyaya en büyük zararı verirken sizden tasarruf ve önlemler istiyorlar ve bunun adına sizden kesintiler yapıyorlar. Bugün Dünya'dan kaçma planları yapıyorlar. Dünya bir kıyamete doğru gidiyormuş, kirlenmiş, neredeyse yaşanmaz olacakmış. Bu Dünya için hiçbir şey yapmadılar, ama yaşanmaz gezegen Mars'a oluk oluk para akıtarak yalıtılmış, yapay bir ortam yaratmaya, orada koloni kurmaya hazırlanıyorlar. Buradaki planı görün!

David Icke blogundaki ilgili konuyu mutlaka okuyun. Bakın dünyayı yöneten güçlerin bu konuda planı ne ve bunu neden yapıyorlar? Agenda 21: Plan 21 yazısını buradan okuyun.

Chemtrail nedir?

Chemical Trail kelimelerinden harflerin bir araya gelmesiyle oluşan kelime "kimyasal iz" anlamına gelir. Bu izler çok yüksekten uçan uçaklar tarafından kanatları altındaki çeşitli püskürteçler yoluyla havaya salınır. Bu izler diğer uçak izlerine kıyasla çok uzun süre havada kalır, dakikalar, bazen saatler sonra dağılır, en sonunda gökyüzünde (varsa diğer izlerle birleşerek) homojen, puslu bir katman yaratır ve devasa bir filtreye dönüşür. Püskürtülen maddeler arasında insan sinir sistemine çok zararlı olduğu kesin olarak bilinen ağır metaller olmakla birlikte UV ışınları gibi faydalı güneş ışınlarının yüzeye ulaşmamasına sebep olan aluminyum tanecikleri de bulunuyor. Başlı başına aluminyum bile insan sağlığına zararlıdır ve yenmesi ya da solunması tehlikelidir. Chemtrail'lerin HAARP teknolojisiyle birlikte kullanılarak ani lokal iklim değişikliklerine ve afetlere yol açılabildiğinden de şüphe edilmektedir. NASA bu iddiaları yalanlamıyor.

chemtrail gökyüzü
Chemtrail bezenmiş bir gökyüzü. Image credit: globalresearch.ca
chemtrail ile motor buzlanma izi contrail farkı
Olağan motor izi ve chemtrail
Chemtrail püskürten uçaklar radar kimlik bilgilerini yayınlamıyorlar. Bu uçaklardan gökyüzünüzde gördüğünüzde hemen flightradar24.com'u açıp bakabilirsiniz. Diğer uçakların aksine hayalet gibi, tüm bilgileri gizli uçarlar. Yolcu, kargo ya da askeri uçaklarda göremeyeceğinizi davranışlara denk gelebilirsiniz. U dönüşü, daire, chemtrail izinin kesilip tekrar başlaması gibi. (Yoksa havada motoru mu açıp kapatıyorlar?😃) Chemtrail'ler yeni öğrenenler ya da cahil muhaliflerce sıklıkla contrail'ler (normal motor izleri) ile karıştırılır. Oysa ikisini birbirinden ayırmak için yandaki görseli anlamanız yeter.

Chemtrail konusu ana akım bilim ve medyada tartışmalı bir komplo teorisi gibi görülse de püskürtülen maddelerin listesi, bu uçakların görev tanımları ve izinlerine kadar pek çok bilgi ve belgenin yer aldığı CIA ve NASA belgeleri her araştıran tarafından kolaylıkla bulunabilir. ABD hükümeti ya da işin içindeki kurumlar uygulamayı inkâr etmemekte ancak bilimsel araştırmalar ve iklim yararına çalışmalar yaptıklarını söyleyerek tüm insanlığı oyalamakta, aldatmaktadırlar. Konu zaman zaman Avrupa Birliği ve ABD meclislerinde görüşülmekte, aktivist bilinçli kitlelerce hararetle tartışılmakta ve uygulamanın durdurulması için kampanyalar düzenlenmektedir. 

Güneşten gelen UV ışınlarını neden engelliyorlar?

UV ışınları bedenlerimizin savunma sisteminin bel kemiği olan D vitamini üretiminde rol oynar. "Güneş giren eve doktor girmez" atasözünü hatırlayın. Güneşlenme kemiklerimizce D vitamini üretimini başlatır ve bağışıklık sistemimiz kendiliğinden güçlenir, bedenin savunması artar. Böylece kanser dahil, hastalıklardan doğal olarak korunur sağlık sektörüne daha az başvurur, daha az ilaç tüketir, daha az iğne oluruz. Bu da dünyanın enerji, silah ve uyuşturucu gibi en büyük pazarlarından biri olan sağlık sektörü için hiç hoş bir durum olmaz.

Herhangi bir saat, kuvvet ya da açıdaki güneş ışığı bedenimizin D vitamini tetiklemiyor. Bunun saatleri ve koşulları var. Güneş koruyucu krem sürmemelisiniz. Bu bir başka aldatmaca! Bir camın arkasında olmamalı, güneşi doğrudan almalısınız. 15-20 dakika öğlen güneşine maruz kalmalısınız. Çıplak olmanız gerekmiyor. El, kol, yüz açıklığı yetiyor.


Kaynaklar:
  • http://www.naturalnews.com/2017-07-25-global-warming-bombshell-systematic-science-fraud-revealed-in-alteration-of-temperature-data.html
  • http://fakescience.news/2017-07-26-nasa-confirms-sea-levels-have-been-falling-across-the-planet-for-two-years-media-silent.html
  • http://www.hurriyet.com.tr/kuresel-isinma-savascisi-al-gore-enerji-musrifi-6030653
  • http://humansarefree.com/2017/06/founder-of-weather-channel-there-is-no.html
  • http://www.globalresearch.ca/chemtrails-the-consequences-of-toxic-metals-and-chemical-aerosols-on-human-health/19047
  • http://www.sozcu.com.tr/2017/teknoloji/nasa-gorselleri-kanit-gosterildi-hava-durumuna-mudahale-ediliyor-1952793/
  • http://www.sozcu.com.tr/2017/saglik/yeterli-d-vitamini-almak-icin-nasil-guneslenmeliyiz-simdiye-kadar-bildiklerinizi-unutun-1664418/

Kucaklaşıp birlikte çalışalım


Hepimizde ayrı ayrı etiketler, maskeler, ünvanlar, ait olunan grup ve topluluklar... Şekil şekil amaçlar ve yaşam stilleri. Ama bakıyorum hiçbir şey değişik değil. Herkes aynı şoktan hayatı yaşıyor. Hepsi farklı olduğunu iddia ediyor ama hiçbir yaşamın yok birbirinden farkı. 

ver elini barışalım
Seni tanıyorum. Ben de onlardan biriyim. Barışalım
Hepimiz geçinmenin, daha iyi durumda olanlarsa daha konforlu yaşamın derdindeyiz. Herkes aldığı maaşı bankaya, giderlerine gömüyor. Parasını yine bankalardan çekiyor. Biraz daha iyiler yatırım yapmak ya da mal edinmek derdindeyse, bu defa yine bankalardan kredi talep ediyor ve gelecek yıllarını sağ salim bunu tamamlamaya adıyor. Neyin karşılığında? Ömründen ömür yiyen günler, aylar ve yıllar birbirini kovalıyor. Bu defa stres, zorlaşan yaşam şartları ve azalan sosyal ve kültürel aktiviteler. Monotonluk, bezginlik ve rutin bizi için için kemirip mutsuzlaştırıyor. Coşku ve neşemizi söndürüp hayatı çekilmez bir çileye dönüştürüyor. Yalan mı? Spiritüeli de aynı, imamı da, ateisti de, budisti de, agnostiği de. Eğer şehirli bir yaşam kahramanıysanız değişen bir şey yok! Kendinizi hangi grup ya da fikre yakın bulursanız bulun bu şokun içindesiniz ve bunu iliklerinize kadar tadıyorsunuz.

İnsanla hayvan arasında seçim

Sonra yaşam stili olarak ayrı yollar seçen ve bu yollardan gidenler var. Yeşilaycı, et yiyen, vejetaryen, daha da iyisi vegan, hayvan seven, hayvan sevmeyen, hatta kürk giyen... Ben vejetaryen olduğu için daha çok seven, daha sağlıklı olan, daha güzel tuvalete çıkan ya da bu yüzden cildi daha gergin olan birini görmedim. Hayvan ürünlerinden kaçınanların daha meleksi olduklarını görmediğim gibi et yiyenlerin de bir vegandan daha şeytani olmadıklarını onlarca kez gözlemledim. Daha doğrusu bunların genellenip bir zümreleşme ya da etiket malzemesi yapılmasını anlamıyorum. Bununla birlikte et yenen bir masada sessiz sedasız vejeteryan geleneğine göre beslenen ve sofrayı paylaştığı et yiyici dostlarını en az hayvanlar kadar çok seven dostlarım da var. 

Hayvanlara karşı aşırı duyarlı kitlenin çok büyük bir kısmı psikoloji bilmiyor ve enerjilerin nasıl işlediği konusunda endişe verici derecede bilgisizler. Önemli kısmının sosyal medya profilleri sakıncalı ve mezbahada çalışan bir kasaptan daha çok miktarda vahşet içeriyor. Amerika'nın dünyaya dayattığı politika gibi, barışı savaşla getiremezsiniz. Önce kendinizi, sonra insanı, sonra hayvanları seveceksiniz. Bu kadar ileri gidip insanlara küsen, öfke ve nefretle böğüren ve kendini hayvanlara adayanlar var. Hayvanların da en az insanlar kadar sevgi, değer ve saygı görebilecekleri bir dünya için yine kendi ırkınız olan insanlara ihtiyacınız var. Sonuçta bu işi onlarla çözeceksiniz. Hayvanları sevebilir, hayvanlar tarafından koşulsuzca ve beklentisizce sevilebilirsiniz. Ancak sevgiyi ve sorumluluğu öğrenmek dışında salt hayvanlarla gelişemezsiniz. Salt hayvanlarla insan ilişkileri üzerinde çalışamaz, karmalarınızı çözemez, tekamül edemezsiniz. Bu takıntılı, obsesif bir fanatizmdir.

Spiritüeller, şifacılar ve yaşam koçları

Nice yaşam koçları, NLP'ciler, EFT'ciler, Reiki'ciler, Access Bars'cılar ve diğer şifacılar... Ben hiçbir tanesinin bu yöntemlerle yeryüzündeki meleklere dönüştüğünü, aile, akraba ve iş çevrelerinde herkesçe sevilen filinta gibi birer kahraman olduklarını görmedim. Hepsi seninle, benimle aynı mevzuları kafalarına takmaya devam ediyor. Emin ol onlar da evlenip boşanıyor, onlar da dedikodu yapıyor, acı tatlı yalanlar söylüyor ve bir şeylere delice sinirlenebiliyorlar. 

Şu insan denen bilinçli varlık... Bir bakıyorsun yeryüzündeki melek oluveriyor, bir bakıyorsun şeytana taş çıkartan kıvrak bir kötülükle seni ortada bırakıveriyor. Ya da iyi görünüp yıllarca sana usul usul pusu kuran, hazırlık yapıp o ideal anı bekleyenler var. Bir et yığını gibi içi boş olanlar da var. Hesapta çeşit çeşit güzelliklerle dolu yollardan yürüyor, arkamızda bıraktığımız insanlara da güller döküp, güzel kokular saçıyoruz. Yani dışarı gösterdiğimiz -gerçekten ırak- resim bu.

Sevgilisiyle kavga edip meditasyona oturuyor

Oldu mu bu şimdi? Evinde huzur yok; Sabah kahvesinde dedikodunun beline vurmuşsun, iş yerinde iftiranı atmışsın, akşam korkuyla yönetmek için çocuğuna yalan söylemiş onu incitmişsin, babana gıcık oluyor, dayını bir kaşık suda boğmak istiyorsun... Üstüne karı-kocana kapıyı çarpıp dünyayı güzelleştireceğin meditasyona öyle oturuyorsun. Oldu mu?

Tamam... Seni tanıyorum. Ben de bunlardan biriyim. Ver elini birlikte çalışalım.

Bu yazıda hepimiz varız. Kendim burada eleştirdiğim en az üç gruba birden dahilim ve amacım herhangi bir tanesini dışlamadan hepimizin düştüğü önemli bir yanılsamaya dikkati çekmek ve gördüğüm arızalara dair bir özeleştiri yapmak. 

Farklı olmak ya da olduğumuzu sanmak hoşumuza mı gidiyor? Bir etiket ya da gruba aidiyet hissi mi arıyoruz? Bu bir güven duygusu ve güç gösterisi mi? Bir ambalaj giymek zorunda mıyız? Ne farkı yahu?! Bu topraklarda bir ateist bile camide yıkanıp dualarla gömülmüyor mu?




Geçmişi bırak ki güzellik seni bulsun

Eğer yürürken yorulursanız durursunuz, oturursunuz, dinlenirsiniz. O yüzden, sorunlarınıza çözüm ararken de yorulursanız, çözüm bulamazsanız; oturun. Oturun derken problemi çözmek için parçalanmayın demek istiyorum. Sorun geçmişteydi. Şimdide değil. Geçmiş problemler üstünde düşünmeyin. Onları yalnız bırakın ve oturun. Bu dinlenme anıdır. Sadece buna izin vermelisiniz. Onu dinlemeli ve hiçbir şey yapmamalısınız. Sadece dinleyin: Geçmişe gitmeyin. Geçmiş problemdir, geçmiş zihindir. Eğer geçmişe giderseniz her şey sorunlardır; o yüzden geçmişe gitmeyin. Zihin geçmiştir ve geçmiş de mezarlıktır. Mezarlığa gitmeyin. Tüm sorunlar ölmüştür. Bu yüzden sorunu çözmeye çalışmadan şu ana dönün. Sorunlar üzerinde çalışmak başınızı belaya sokar. Bu yüzden bu çalışmaya artık dokunmayın.

Basitçe oturun ve sessiz olun. Bir süreliğine sessiz kalın. Bu ihtiyacınız olan süredir. Bu dinlenme zamanıdır. Bir süreliğine geçmişe gitmeden sessiz kalırsanız dinlenmeyi bulacaksınız. Başka yolu yoktur. Geçmişi düşünmeyin o kadar. Önce kendinize yardım edin – ki bu da düşünmemektir─ sonra hala yardıma ihtiyaç duyuyorsanız bana danışın. 

Sadece bu sürede düşünmeyin ve zihninizi Onun kaynağına yöneltin. Düşünen zihni -ki o geçmişe gider- bu mevcut anla yüzleşmeye itin. Bu size süresiz dinlence getirecektir. Kendinizi geçmişe gitmeme konusunda eğitirseniz hala problem bulabilir misiniz? Geçmişe gidilmediği bu anda sorun nerededir? Gitmiş midir? O zaman kendinize yardım ettiniz. Bu tümüyle kendine-yardımdır.

Bunu marketten alamazsınız. Onu edinemez, satın alamazsınız. Bu edinilecek bir şey değildir. O zaten orada bulunan bir şeydir. Burada olmayan bir şeylere ulaşmak için bir şeyler edinmeye çalışmayı bırakın. Çünkü, şu anda burada olmayan şey, -her ne kadar siz onu elde etseniz de- yine kaybolacak. Her seferinde olmayan bir şeye uzanmayı denemek yerine hep burada olanı ve tekrar denemek zorunda olmadığını keşfet. Bu taze bir şey olacak. Burada mevcut olan bir şey olacak. Bu şimdi olacak. Yarın yeni bir şey kazanmayı isteyen arzunu yen. Bu arzunun karışıp, yükselip zihnini bulandırmasına izin verme. Halihazırda sahip olmadığın şeylere dair arzularını terk et. Burada şimdi ve zaten sahip olduğun bir şey için arzu gerekmiyor. 

Yeni bir şeyler denemeyi bırakıp kendinizi keşfedin. Öyle güzel olun ki, bu sizin güzelliğinizden etkilensin. Sizin Onu kazanmaya çalışmanızdansa O gelip sizi alsın. Onu kazanacak olan kim bu arada? Kendinize O'nun tarafından alınmaya izin verin. Bu tek yolu. Tertemiz olun. Bu arzusuz olmak demektir. Kendi doğanız tertemizdir. Bu yüzden er ya da geç bunu anlayacaksınız. Arzu olmadığında orada güzellik vardır, sevgi vardır. Bu güzelliği ona ulaşmak için yarattığınız düşünceyle bile bozamazsınız. Bu düşünce sadece bir saf olmayıştır (karışık oluş) o kadar. Sadece, hiçbir düşüncenin yükselmemesine dikkat edin ki lekesizce güzel olasınız. Mükemmel derecede saf ve pürüzsüz... Böylece her şey önünüzde aniden açılıverecek. Sonra bu güzellik güzelliğin kendine (sana) sarılacak. 

Basitçe, sessiz ol. Hiçbir şey yapma, ve O sende gerçekleşsin. Bir sonraki adımda ne yapacağına dair niyetini bile terket. Hatta “şu an” ile “bir sonraki an” ayrımını bile yapma. Ondan sonra her şey birden oluverecek. 

10 Aralık 1991
Papaji


Çeviri: Emre Güney

Jacque Fresco                                      1916 - 2017
Fotoğraftaki adama iyi bakın !

Yüzyılın en değerli ve üretici beyinlerinden olan, ilk olarak Zeitgeist Belgesellerinden tanıdığım, bu belgesellerin somut hareket tarafında en büyük emeği geçmiş ve Venüs Projesi'nin kurucusu, fütüristik mucit Mimar Jacque Fresco 18 Mayıs 2017'de 101 yaşında vefat etti. Bu yazıyı size biraz olsun Onu ve insanlığa yönelik çabalarını tanıtmak için yazdım. 


Jacque Fresco parkinson hastalığından kötüleştiği son birkaç yıla kadar hala geziyor, projesini öğrenmek isteyen insanları kendi kampüslerinde ağırlıyor ve hayali olan, insanlığın kurtuluşu toplum modelini, maketlerini, projelerini tanıtıyordu. Bence böyle güçlü bir hayal ve amaç uğruna yaşadığı için bu kadar çok ve son ana kadar aktif, üretken bir hayat yaşadı.


Bu adama iyi bakın! O görüp görebileceğiniz en insancıl, en çevreci ve en duyarlı tasarımcıdır. Projeleri diğer hiçbir mucite benzemez. İnsanlığı suistimal, gizli gündem ve hilekâr umut projeleri görmezsiniz. 10 yıla yakın süredir tanıdığım Jacque Fresco'nun gerek kendisi, gerek Onunla anılan hiçbir öğreti yer değiştirmedi, utandırmadı ya da sarsılmadı. Projeleri bir hayal değil, fantazi hiç değildi. Umut tacirliği yapmadı, hiçbir düşüncesinden ve tasarladığı şehir/yaşam modeli üzerinden kazanç önceliği gütmedi. 

Arkadaşlar, bu koca yürekli adam Venüs Projesi'ni yaratan Mimar Jacque Fresco'dur. Bir toplum mühendisi ve endüstriyel tasarımcıdır. Sizlere Onu sıkıcı ve hepsi birbirini tekrar eden siteler gibi anlatmayacağım. Venüs Projesi gelecekçi, modern bir toplum ve şehir modelidir. Bu şehirleri gerek maneviyat gerek madde anlamında en çok yakıştırdığım model MS 2150 kitabındaki şehirler ve yaşam biçimidir.

Venüs Şehri maketiyle
JF, Venüs Şehri maketiyle

Sosyo-ekonomik yaklaşımı ve mevcut sistemimizin insan doğasına etkileri


JF'nin yaşam modelinin bel kemiğini "Kaynak Bazlı Ekonomi" oluşturur. Para insan hayatından çıkar. Dünya gerçekte, üzerindeki tüm canlı yaşama yetecek kadar kaynağa sahiptir ama sorunların nedeni bu kaynağın adil olmayan şekilde dağılımı ve kaynaklara ulaşmak için araya para sisteminin girmesidir. Jacque Fresco'ya göre eğer tüm insanlığa anti-hiyerarşik şekilde eşit güç, eşit yaşam şartları ve kaynak verilirse böylelikle savaş ve rekabet, hırs ve para kendiliğinden ortadan kalkar ve ne şiddet, ne suç, ne herhangi bir tür suistimal artık varolamaz. Kaynak Bazlı Ekonomi, para değişim dönüşümü olmadan, doğrudan kaynak değişimi yapılarak, ya da kaynakların doğrudan hizmete, gıdaya, yaşam alanlarına dönüşmesi suretiyle insanlığın hizmetine sunulmasıdır. Günümüz modern dünyasında devletler şirketleşmiştir. Vatandaşlarına karşı asli görevlerini yerine getirmek bir yana, toplumlarının yaşam şartlarını, başta eğitim ve sağlık sistemlerini kasıtlı olarak zalimleştirmiştir. Bununla da kalmayıp devletler gelirlerinin en büyük kısmını savunmaya, silahlanmaya, asker ve polis gücüne yatırmaktadır. Buralara ayrılan kaynak, maddi ve zihinsel güç eğitim, kalkınma, sağlık ve teknolojiye ayrılsa zaten Dünya üzerinde çözülmeyecek, ─ve hatta çözülmemiş─ hiçbir sorun yoktur. İnsan özünde iyi bir varlıktır, ancak içinde bulunduğu sistemin gerektirdiği yaşam mücadelesi, rekabet ve yetersiz ya da ulaşılması güç enerji/besin ve kaynaklar Onun hayatta kalma refleksleriyle zalimleşmesine sebep olmaktadır. Her tür suç bu sebeple vardır ve şartlar iyileştiğinde ve eşitlendiğinde hepsi otomatikman ortadan kalkar. Yaşamlarımız mücadeleci bir koşuşturma olmaktan çıkıp insanlığa hizmet ve sevdikleriyle haşır neşir olma amacına dönüşür. 


dairesel venüs şehri
Dairesel Venüs Projesi şehirleri
venüs şehri merkezi
Şehirlerin çekirdeği


Venüs Projesi

venüs projesi
Venüs Projesine göre yapılmış
ABD Florida'daki merkezleri
Venüs Şehirleri yüksek teknolojinin, en yüksek çevrecilikle ve sürdürülebilir enerji ile entegre edildiği insan ve doğa dostu yaşam alanlarıdır. İnsanların hayatlarını idame ettirmek için yapmak zorunda oldukları çoğu bedensel ve zihinsel görev şehirlerin merkezi otomasyon sistemine bağlanır. İklim düzenleme, tarım, dağıtım, ulaşım gibi çoğu altyapısal ihtiyaç her şehrin otomasyon sistemlerince merkezi bir bilgisayar tarafından yönetilir. Tüm ihtiyaç ve tüketim zinciri sistem tarafından her aşamada takip edilerek üretim ve dağıtım ağlarına gerçek zamanlı olarak yansır. Şehirler çok gelişmiş çöp ve atık toplama ve geri dönüştürme sistemine sahiptir. Bunun gibi tüm pis işler şehrin altındaki hatlarda cereyan eder. Venüs Şehirleri dairesel planlanmıştır. Bir daire merkezinden ışınsal olarak çeperlere doğru uzayan hatlar şehri yatay olarak bölümlere ayırırken, bu ışınları dik kesen hatlar da boylamasına yer alarak şehri işlevsel olarak ayıran diskleri oluşturur. Her şehir tam merkezinde, yani çekirdeğinde bir üniversite, kültür ve sanat birimine sahiptir. Yani Venüs Şehirleri için eğitim, kültür, sanat, eğlence yaşamın tam merkezindedir. Bu bölgeler sınıfları, kütüphaneleri, labaratuvarları, tiyatro-sinema salonları ve rekreasyon merkezlerini barındırır. İnsanın hayatta kalmak için para kazanmak üzere istemeden yaptığı tüm işi şehirlerin sistemi yürüttüğünden bize hobilerimizle uğraşmak, doğa ve dünyayı tanımak, insan ve hayvanlarla vakit geçirmek, eğlenmek ve gönüllü hizmetleri yapmak kalır. 

Venüs Projesi ile ilgili internette sayfalar dolusu çok detaylı belge bulabilirsiniz. Ben şimdilik Jacque Fresco'yu anarak bir nevi giriş yapmak istedim. Türkiye'de hakettiği kadar bilinen bir konu olmasa da çok ateşli, küçük ve titiz bir Facebook grubu var. Bu konuda muhtemelen yazmaya devam edeceğim. Şimdi size Jacque Fresco'nun vizyonunu daha iyi anlamanız için bazı konuşmalarından kesitler sunmak istiyorum.

Fresco'nun görüşleri


  • Demokrasi bir kandırmaca oyunudur. O insanlara daha iyi oynamak, sunulan bir fikre onları ikna etmek için icat edilmiş bir kelimedir. Tüm kurumlar "biz özgürüz" şarkısı söyler. Eğer demokrasi ya da özgürlük kelimelerini duyarsanız çok dikkat edin. Çünkü gerçekten özgür olan bir ulusta kimse size özgür olduğunuzu söylemek zorunda değildir. 
  • Günümüz bilim insanları ticari olarak ödüllendirilirler. Kimyagerler ilaç firmaları için çalışır. Henüz bilimci denebilecek türde bir kimsemiz yok. Eğer bilimciler olsaydı onları burada ─Occupy Wall Street protesto eylemlerinde─ görürdük.
  • İnsanlar para sisteminin teşvik yarattığı için iyi olduğunu savunuyor. Bu çok sınırlı alanda geçerli olabilir. Ancak o aynı zamanda hırs, kıskançlık, öfke, suç, savaş, yoksulluk, kıtlık ve gereksiz ızdırap yaratmaktadır. Bütün resme bakmanız gerekiyor.
  • Kıskançlık doğamızdan gelen bir davranış değildir. Kedime uzandığımda köpeğim homurdanıyor. Kedime ne zaman sarılsam köpeğimi besliyorum.  Bir süre sonra kedimi her kucakladığımda köpeğim ─mutluluktan─ kuyruk sallıyor. Eğer kıskançlık doğal, içten gelen bir davranış olsaydı bu olamazdı.
  • Biz medeniyetten durağan bir halmiş gibi bahsederiz. Oysa henüz ortada medeni bir insan yok. Medenileşme devam etmekte olan bir süreçtir. Savaşlar, polisler, hapishaneler ve suç olduğu müddetçe medeniyetin çok erken aşamalarındasınız.
  • İkinci Dünya Savaşı başlarında ABD yaklaşık olarak 600 tane birinci sınıf savaş uçağına sahipti. Kısa sürede bu açığı [dalga geçiyor] yılda 90.000 uçak üreterek kapadık.
    İkinci Dünya Savaşı ile ilgili olarak sorcağım şu ki: Savaşın doğurduğu ihtiyaçları karşılamak, savaş gücünü üretmek için yeterli mali güce sahip miyiz? Cevabı hayır! Yeterli para olmadığı gibi yeterli altınımız da yoktu. Ama gereğinden çok daha fazla kaynağa sahiptik! 
    ABD'nin savaşı kazanmak için eriştiği yüksek üretim gücünün ve verimliliğin altında yatan, Onun sahip olduğu kaynaklardı. Ne yazık ki bu yaklaşım ancak savaş zamanlarında sergileniyor.
  • Mükemmel toplum nedir; buna dair bir fikrim yok. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum. Tek bildiğim, şu an sahip olduğumuzdan çok daha iyisini yapabiliriz. Ben ütopyacı değilim. Herkesin uyum ve sevgi içinde yaşadığını görmek isteyen bir humanist de değilim. Şunu biliyorum: Eğer medeni şekilde yaşamazsak birbirimizi öldüreceğiz ve Dünya'yı yok edeceğiz.
  • Ben 13 yaşımdayken bir akrabam elini metal pervaneye sıkıştırdı. Mesela bu beni lastik ya da kumaş kanatları olan bir pervane tasarlamaya götürdü. Tasarımımı bazı şirketlere gönderdim ama bununla ilgilenmediler. Kısa bir süre sonra ürün piyasaya çıktı. Bu benim pazara ilk girişim oldu.
  • Çalışmalarımda geleceği öngörmeye çalışmıyorum. Tek yaptığım bilim ve teknolojiyi insan yararına en zeki şekilde nasıl kullanıma sokarım, buna bakmak. 
  • Bizim toplumumuzda insanları devletlerden "çıkartıyoruz". Her şey makinelerce yürütülüyor; insanlar değil, ürünler. Yani tarım ve çiftçilik gibi her türlü üretim bandı programlanmış makine-tabanlı tasarımdır.
    Ama insanları programlamıyor ya da tasarlamıyoruz. İnsanlar böylece istedikleri yaşam tarzında yaşamakta özgürler. Eğer insanlar birbirlerini incitirse onlara yardım edilir ─ hapishaneye konulmazlar. 
jf sözleri
Bir keresinde bana sordular:
"Sen zeki bir adamsın. Neden zengin değilsin?"
Ben de şöyle cevapladım:
"Sen de zengin bir adamsın. Neden zeki değilsin?"

    ruh ikizi bağlantısı çetrefilli bir maceradır
    Bir ruh ikizi ilişkisi adı altında bazı kişiler sahte ruh ikizi vakasıyla karşılaşabilirler. Sahte ruh ikizleri gerçek ruh ikizleriyle benzer özelliklere sahip olmakla birlikte bu defa ilişki enerjinizi sömürmektedir. Sahte bir ruh ikizi de gerçeğiyle aynı şekilde hayatınıza girebilir, ancak bağlantı sağlandıktan ya da bir araya gelindikten sonra sahte ikiz sizin ışığınızdan beslenir. Bu enerji vampirleri bir ruh ikizi partnerliğini götürebilecek ruhsal evrime henüz sahip olmamışlardır. Bu yüzden sahte ikiz, ruhsal olarak daha gelişmiş olana yapışıp sizin pırıltınızın tadını çıkarırlar. Bir ruh eşinde olduğu gibi, sahte ruh ikizleri de gerçek ruh ikiziniz ortaya çıkmadan önce kendi üzerinizde çalışıp düzeltmeniz gereken noktaları açığa çıkaracak karmik bağlantılarınızdandır. Diğer ruh ikizi yazılarımızda belirttiğimiz üzere ruh eşi ilişkileri dersleri öğrendiğimiz, ruh ikizi ilişkileri ise bu öğrenilmiş dersleri tatbik ettiğimiz ilişkilerdir. Aynı şey sahte ruh ikizleri için de geçerlidir. Bazı durumlarda ruh eşiyle sahte ruh ikizi aynı şeydir ama biz şimdi konumuz gereği sahte ruh ikizine odaklanacağız.
  1. Yoğun cinsel enerji ya da beden kimyası. Önceki yazılarda bahsettiğimiz gibi bir ruh ikizi ilişkisinin doğasında fiziksellikten ziyade ruhsallık yatar. Eğer bu ilişkinin doğasında HEP Onunla birleşme arzusu yatıyorsa bu büyük ihtimalle bir sahte ruh ikizidir.
  2. Onunla her buluştuğunuzda, ya da konuştuğunuzda, hatta aklınıza getirdiğinizde duygusal olarak tükenmiş hissedersiniz. Sizin enerjinizden beslenir, sizde kafa karışıklığı, yorgunluk ve tükenmişlik yaratırlar. Siz vericisiniz, O da alıcıdır. Gerçek bir ruh ikizi ilişkisinde enerji ikiniz tarafından eşit olarak paylaşılır.
  3. Sahte ruh ikizinin davranışlarında sapmalar olur ve yeterince beslendikten sonra sizden ayrılırlar. Bağlantıyı korumaları için fiziksel ya da duygusal, bu ayrılığa ihtiyaçları vardır. Çünkü gerçek bir ruh ikizi partnerliğinin ışığı altında fazla kalamazlar. Acıkıp tekrar enerjiye ihtiyaçları olduğunda geri dönerler.
  4. Sahte ruh ikizi manipulasyon oyununu nasıl kazanacağını bilir. Onlar ne zaman dikkatinizi kendi üstlerine çekeceklerini iyi bilirler. Ve ne zaman siz bu ilişkide güvende ve "yolunda" hissederseniz bir bakmışsınız ki PUUUFF; o ortadan kaybolmuştur. Çağrılarınıza cevap vermez, epostalarına bakmaz, planları değiştirir, buluşmaları iptal eder ve bazen de bir süreliğine tamamen kaybolurlar. Bu sizi bir kez daha gergin ve sinirli hissettirir ve yine onları besler.
  5. Sahte bir ruh ikizi hayallerinizi, rüyalarınızı fetheder. Bu rüyalar öyle canlı ve gerçekçi olurlar ki sanki tüm uykunuz boyunca O sizinle olmak istemektedir. Hatta her zaman bu yanlış ruh ikizi rüyasına iliştirilmiş bir de mesaj vardır. Uyandıktan sonra rüyayı anlamaya çalışır, bu sefer ona bir anlam yüklemeye uğraşırken yine enerjinizi tüketirsiniz.
  6. Gerçek bir ruh ikizi ilişkisinde iki partner de ikiz bağlantısını belli bir seviyeden görebildiği için ilişkiye takıntısal yaklaşım söz konusu değildir. Sahte ruh ikizi bağlantılarınız 7/24 takıntılı bir haldedir. Fantaziler kurarsınız, hayallerine dalarsınız, Onu sosyal medya hesaplarında durmadan izler durursunuz... Eğer bu takıntılı bir partnerlik ise, O gerçek ruh ikizi değildir.
  7. Yanlış/sahte bir ruh ikizi duygusal olarak asla tam açılamaz. Çünkü içlerinde duvarlar örer, blokajlar kurarlar ki siz onun aslında nasıl olduğunu hiç göremeyesiniz. Gerçek bir ruh ikizi sizinle her şeyini tam ve dosdoğru paylaşır.
  8. Sahte ruh ikizi sizden alabileceği her şeyi aldığını farkettiğinde, ve sizin artık ona verebilecek hiçbir şeyiniz kalmadığında hayatınızdan yok olup giderler ve bir sonraki kurbanlarını aramaya başlarlar.
Eğer bir sahte ruh ikizi bağı içinde olabileceğinizi düşünüyorsanız size tavsiyemiz, bu kişiye dair kendi koşullarınızı ve üzerinizdeki etkilerini güzelce muhakeme edin. Unutmayın: Gerçek bir ruh ikizi olabileceğiniz her şey için size ilham verir ve motive eder. Ancak yanlış ruh ikizi sizden bu enerjiyi alıp kendi için kullanır.
Kaynak: twinflameconnection.com Çeviri: Emre Güney
Kaleme alan DailyHealthPost 

Hiçbir şey sizi negatif insanların çevresinde olmak kadar aşağı çekemez.

Canayakın insanlar başkalarına yönelik merhamet hissederlerken, empatlar onların yüklerini bile kendilerininmiş gibi omuzlarında hissedebilirler.

Bazı durumlarda bu sizi çevrenizdeki insanların enerjisini yutmaya itebilir. Bu da sizi hem zihnen, hem fiziken ve hem de ruhsal olarak etkiler. 

Sevdiğiniz insanlara duygusal destek önermek ve sunmak önemli olmasına rağmen öncelikle siz de içtenliğinizi suistimal edebilecek insanlara karşı kendinizi korumalısınız.

Negatif enerjiyi bünyenizden koruyacak 5 yönteme bakalım:

  1. İnsanları hoşnut etme kaygısından kurtulun
    İnsanlar size şikayet ettiklerinde veya sizi aşağı çekmek istediklerinde bunu kişisel almayın. Bu tür davranışlar sizin ne olduğunuza dair değil onların ne olduğuna dair size fikir verir. Dedikodununu tesiri altına ne kadar girerseniz başkalarının övgü ve takdirine o kadar bağımlı kalırsınız. Önce kendinizi sevip kabul edin ve daha sonra da sizi aşağı çeken insanları.

  2. Vampirleri uzak tutun
    Hiç tüm yaşam enerjinizi sizden çeken bir arkadaşınız oldu mu? Birlikte gücünüzü toplayıp ayağa kalkmanız gerekirken sizi duygusal ve fiziksel olarak bitirdikten sonra giden türden bir arkadaş? Bu tür insanlara duygusal vampirler deniyor. (Ya da enerji vampirleri)

    Bu tür insanlar desteğe ihtiyaç duydukları her seferinde sizinle görüşmek için zaman bulurlar, ancak siz yardıma ihtiyaç duyduğunuzda asla ortalarda yokturlar. Ve bunlar şikayet ettikçe de şikayet edecek nice şeyler daha bulurlar.

    Kendinize şunu hatırlatın: Bir aile bireyi de olsa başkalarının sorunlarını çözmede siz asla tam sorumlu olan değilsiniz. Eğer Onlar kendilerine yardım edemiyorlarsa Onların yüklerini siz kendiniz taşımayın. Başkalarının dramına dalmak ne size yardım eder, ne de onlara.

  3. Hayır demesini öğrenin
    Sınırlarınızı bilip bu sınırları korumanız, bu sınırlar geçildiğinde de konuşmanız önemlidir.

    Birinin öylece evinize girip ortalığı kırıp dökmesine izin vermezsiniz. Öyleyse neden öz-saygınızın darmadağın edilmesine izin veresiniz? Şöyle bir söz vardır: "Kirli ayaklarla kimsenin kafana girmesine izin verme."
    Alışıldık inanışın aksine, bir kimseye gerektiğinde hayır demek kabalık değildir ve bunu haklı ya da yumuşak göstermek zorunda bile değilsiniz. Eğer şahsınıza saygı duyulmadığını hissediyorsanız ayağa kalkıp bu saygıyı kendiniz sağlayın.

    Zamanınız ve kalbiniz değerlidir. Bu yüzden çevrenizde güzel insanlar barındırın ve kirli düşüncelileri uzaklaştırın. Eğer bir arkadaşınıza evetten çok hayır dediğinizi farkına varırsanız Onun sizi daha çok geliştirdiğini mi yoksa geri mi çektiğini tartmaya çalışın.

  4. "Benim" zamanlarını arttırın ve bunun keyfine varmaya bakın
    Kendinize başkalarından uzak zamanlar tanımaya çalışın ve böylece kendi düşünce ve arzularınıza odaklanmaya bakın. Bu bir banyo yapmak olabilir, yatakta tembellik yapmak olabilir. Mutlaka kendi iç sesinizle başbaşa kalabileceğiniz boşluklar planlayın.
    Eğer yoğun bir bölgede, ya da topluluklar içinde göz önünde bir noktadaysanız dışarı çıkın. Taze hava ve doğanın masumiyeti işe yarayacak, evrenin ölçeğine kıyasla problemlerinizin faniliğini ve önemsizliğini hatırlatmada faydalı olacak, ne olursa olsun bu hayatın baki kalacağını size gösterecektir.

    Çevrenizdeki dünyanın saf enerjisini içinize çekin ve özbenliğinizle bu enginliğe bağlanın.

  5. Sorumluluk alın
    Sonuç olarak nasıl hissettiğinize karar verecek olan tek kişi kendinizsiniz. Hangi ortamda olursanız olun güçlü durma ya da başkalarına size hükmedecek gücü verme tercihine sahipsiniz. Kendi duygularınızın sorumluluğunu üstlendiğinizde kendinizi başkalarının tesirinden özgür kılarsınız. Kendinize güvenir, kendinizi severseniz duygusal gücü ve istikrarı sağlarsınız.

    Günlük yaşantınızda güçlü durmayı unutmayın. Arada bir olumsuz düşüncelerin gidip gelmesi mümkündür ve normaldir. Böyle olduğunda korkmadan kabul edin. Hepsi öylece geçip gidecek. Bazen güzel bir ağlama en iyi ilaçtır.

Çeviri: Emre Güney

Bir dostumun feryadı (soru-cevap)

Duygularım çok değişken Emre. Ruh halim bozuldu. Yaşadığım şeyler aklıma geldikçe sinirleniyor, hırslanıyorum. Hiçbir şekilde mutlu, sakin ya da huzurlu olamıyorum. Asabiyim, uyumsuzum, çok yoruldum. Ne yapacağım bilmiyorum artık.

twenty1copilots@tumblr.com
Egonun ölmeden önceki huzursuzluğu
─Tasavvufa, felsefeye yönelmeden; kendini keşif yolculuğuna çıkmadan önce hepimizin başına gelir bunlar. Kendini teslim et ve maneviyata yönel. Sahte benliğini soy, çıkar ve at! Geyik yapmıyorum. Metafor yapmıyorum. İçten ve ciddiyim. Yeniden doğmak için fırsat bunlar. Özünün çağrısı bu! Kulak ver! Yaşayış ve algılayış biçimini bir üst derinliğe geçirmeden sinirini yatıştıracak ya da seni mutlu edecek gelişmeler bile bir anlık olacak. Hiçbiri asla yetmeyecek ve belayı gittiğin her yere götüreceksin. Şu anda değişimin tam kapı eşiğindesin. Tekmele ve gir içeri. Yeniden doğacaksın. Tüm koşullardan bağımsız huzur ve sükunet şimdi ve burada mümkün. Asabi tarafını sahiplenme. Onu üzerine giyme. Asıl ve ölümsüz olan tarafın ile roller oynayan soytarıyı (ego) birbirinden ayır. Şimdi kimin penceresinden izlemek istiyorsun? Soytarı asla mutlu olmayacak, hep daha fazlasını isteyecek ve hep sinirlenmek ya da aciz olmak için sebepler sunacak. Onu asla doyuramazsın. Aslolan ise mutluluğun ve mutsuzluğun ötesinde oturuyor. O hiç kirletilemeyecek olanı ve hiçbir şeye muhtaç olmayanı gör.

Görsel: twenty1copilots@tumblr.com

Sony'den gördüklerinizi kaydeden kontakt lens


Sony gördüğünüz her şeyi kaydedebilen, fotoğraf ve video çekebilen bir kontakt lens üzerinde çalışıyor. Sony'nin çoktan patentini aldığı bu cihazın patent sayfasını buradan inceleyebilirsiniz.

Diğer akıllı kontakt lensler görüntü iyileştirmeye veya arttırlmış gerçeklik (augmented reality) HUD'larına (HUD nedir) odaklanırken Sony daha ötesine odaklanmış durumda. Şirkete Nisan ayında kazandırılan patentle Sony, kullanıcının kontakt lens kullanarak bir göz kırpmasıyla fotoğraf ya da video çekebildiği, bunları oynatıp durdurabildiği giyilebilir bir cihaz üzerinde çalışıyor.

Lensin üzerinde bulunacak sensörler sayesinde olağan ya da kayıt hedefli göz kırpmalar birbirinden ayırt edilebiliyor ve istemsiz kayıtların önüne geçilebiliyor. Görüntü yakalama (kamera), depolama ve hatta kablosuz ağ modülü lensin içinde ve iris çevresinde yerleşik olacağından hiçbir harici birime gerek kalmıyor. Yine iris çevresindeki dış halkalarda bulunan piezoelektrik sensörler sayesinde gözün hareketleri lensin kendi üreteceği enerjiyi de sağlıyor.

Henüz bu teknoloji bir lensin içine sığdırmak için çok büyük ve sadece teorik olsa da Google Glass'ın korkunç başarısızlığı üzerine Google'ın da akıllı kontakt lensler üzerinde çalıştığını biliyoruz. Diğer teknoloji devlerinin de geleceği göreceği ve bu gemiyi kaçırmak istemeyecekleri şüphe götürmez bir gerçek.

kayıt yapabilen sony kontakt lens
Lensi kullanmak buna benzeyecek
Kaynak: cnet.com
Çeviri: Emre Güney


Saykopat dizi Black Mirror'ın bu teknolojiyi eleştiren bölümünü izlemenizi şiddetle öneririm. Black Mirror her bölümü birbirinden tam bağımsız bir dizi olduğu için herhangi bir bölümünü izlemenizde sakınca yok. Böyle bir lens çıkar ve hayatımıza girerse hayatlarımızın neye dönüşebileceğini şimdiden görün. Black Mirror - Sezon 1 - Bölüm 3


HUD nedir?

İngilizcesi Head Up Display olan kelimelerin baş harflerinden oluşur. İlk olarak savaş uçağı sanayisi için geliştirilmiştir. Amaç, pilotların göstergelere bakarken kaybedeceği zamanı önlemek ve gözlerini önlerinden ayırmadan sürekli bilgi almaya devam edebilmelerini sağlamaktır. Bilgi ve uyarıların her an asıl görüşte olmasını sağlar.

Uçaklarda HUD
Bir FPS oyununda HUD
Yeni spiritüeller uyanmak için başkalarına ödeme yapıyor.
Kimse senin yerine seni uyandıramayacak.

Okul olsun, üniversite olsun, spiritüellik ve yeniçağ öğretileri olsun, bütün kurslara gittin, bütün sertifikaları aldın, madalyonlarının ağırlığından boynun bile tutulmuştur. Hiçbir bolluk, şifa ve hiçbir uyanış öğretisini boş geçmedin. Hepsinden aldığın sertifikaları da şöyle güzelce kristalli klasörlerde dosyaladın. Yurtiçinde binlerce Lira, Ameristan'da binlerce Dolar harcadın. Artık sırtın yere gelmez. Bir şeyler bekliyoruz artık senden. 

Kimseye ve hiçbir olaya sinirlendiğini görmeyeceğim. Tüm koşullardan bağımsız olarak seni her an neşeli, huzurlu ve denge içinde göreceğim. Yokluk, mokluk, işler kötü falan... Sakın ha, duymayacağım! Yok o ağlamış, yok bu gülmüş, yok şu zulmetmiş, devletmiş, ekonomiymiş. Sen tamamsın artık oğlum. Harikasın. Hadi göreyim aslan! 

TLGLCGOPAÜYHLĞ
temsilî fotoğraf
Aşağıdaki hikaye 1997-2000 yılları arasında Antartika'da (Güney Kutbu) orduda görev yapmış olan helikopter teknisyeni Jeff Posey tarafından bir Facebook Grubunda anlatılmıştır. Hikayenin gerçekliğini henüz doğrulayamıyoruz. Gizemler ve Doğaüstü olaylarla çok ilgilendiğim için beni çok etkileyen bu hikayeyi sizlerle paylaşmadan edemedim. Haberi bana ulaştıran Betül Pekin'e şükranlarımla.


Ben İsa'ya hiçbir zaman inanmadım ve kilise olaylarına hiç girmedim. Ama birazdan anlatacağım şeyler sanırım bahsettiğiniz konularla ilgili. Bunları yaşadığım zamanlar buna bir anlam veremiyordum. Bu konuda bir şeyler araştırmaya başlayınca bu grubu buldum ve sanırım bahsedeceğim şeyler sizin konunuzla alakalı.

1997 ile 2000 yılları arasında ordudaydım. Antartika'daki McMurdo İstasyonu'na gönderilmiştim. Ben helikopter teknisyeni ve ekip şefiydim. Bazen gönüllü katılınan turlar olur ve oradaki helikopterler üzerinde çalışmak için kontenjan açılır.

Bize böyle bir şeyden bahsedildiğinde bir kısmımız başvurduk ama ancak ben ve bir çocuk daha seçildi. Başvuru süreci pek çok yazılı ve sözlü test içeriyordu. Birkaç birebir görüşmeye de katıldık. Görüşmelerin çoğu ilgi alanlarımız ve inançlarımızı tanımak üzerineydi.

McMurdo İstasyonu'na Ağustos 1998'de gönderildim. Uçuş araçlarının bakım ve buz çözme işleri olmadığında araştırma istasyonundaki bilimcilerle takılma fırsatımız oluyordu. 

McMurdo'ya bağlı askeri birlik çok küçüktü. Bu yüzden kendi ayrı tesisimiz yoktu. Bir kantin ya da sinema/TV salonumuz yoktu. Bir kilise ya da ibadethanemiz de yoktu. Kendi ayrı mesajlaşma/eposta odamız da olmadığından bilimciler ve araştırmacılarla aynı tesisleri paylaşıyorduk. Bu yüzden zaman içinde diğerleriyle arkadaş oldum.

ilk kez ve sadece ydi'de

İki farklı tür buz üzerinde çalıştıklarını öğrendim. Biri hepimizin bildiği normal buzdu. Delikler açarak numunelik buzlar topluyorlardı. Bildiğimiz buz gibi, bunlar ya saydam ya da beyaz oluyorlardı ve eğer ısınırsa sıvı halde suya dönüşüyordu. Tüm Antartika bölgesi bu buzla kaplıydı. Ama bu onların asıl ilgilendiği buz değildi. Aslında Onları normal buzla ilgilenirken gördüğüm tek zaman National Geographic'ten film ekibi geldiği zamandı. Bilimciler geri kalan tüm zamanı gök buzu dedikleri bir şeyi araştırmaya harcıyorlardı. Bu madde tümüyle farklı bir şeydi.

İstasyonun laboratuvarlı kısımlarına girmemize asla izin yoktu. Laboratuvarların süper-temiz tutulması gerekiyordu ve içeri fazla insan girmesinin Onların işlerini riske edebileceği söyleniyordu. Ama bir defasında arkadaş olduğum araştırmacılardan bir tanesi bana bir parça gök buzu gösterdi. Öyle soğuktu ki ona çıplak ellerinizle dokunamıyordunuz. 

Normal buz gibi şeffaf ya da beyaz da değildi. Som maviydi. Bu yüzden ona gök buzu dediklerini, çünkü gökyüzüyle aynı mavi tonda olduğunu söyledi.

Onu tutmak için kalın ve ağır özel eldivenlerden kullanmanız gerekiyordu. Eğer dokunsanız, anında cildinizi donduracak kadar soğuktu. Arkadaşın tam kaç derece dediğini hatırlamıyorum ancak sıfırın altında birkaç yüz dereceydi. Dışardaki bildiğimiz buzdan bir hayli soğuktu.

Onu termosu andıran metal bir şişede taşıması gerekiyordu. Bir müddet küçük bir parçasıyla oynamama izin verdi. Aynı boyuttaki bir buzdan daha hafifti. Hatta öyle hafifti ki, sanki onu havaya fırlatsanız hafifçe süzülerek geri düşecekti. Ama bunu denemedim. Bükmeye çalıştığımda hafif esnek olduğunu farkettim. Buz gibi kırılmıyordu ve küçücük bir parçasından dahi arkasını göremiyordunuz.

Şimdi ise gerçekten çok tuhaf olan kısmı başlıyor. Bu buz eriyip suya dönüşmüyordu. O ısındıkça ─ki bunu içerde denedik─ büzüşüyordu. Ellerim arasında gittikçe küçülüyor ama eldivenimi ıslatmıyordu. Yere damlayan bir su da yoktu. Madde doğrudan havaya karışıyor ve buharlaşıyordu.

İşte bu yüzden bu buzu Antartika'da incelediklerini söyledi. Onu, üzerinde çalışmak üzere alıp Amerika'ya götüremiyordunuz çünkü yol boyunca onu bu kadar soğuk tutmak mümkün değildi. Doğrudan havaya karışıyordu ve Amerika'ya kadar elde hiçbir şey kalmıyordu. Rusların da aynı sorunla karşılaştığını ve buzu başka bir yere götüremediklerini söyledi. Neden araştırmaları burada yaptıklarının açıklaması buymuş.

Buzu yaklaşık 15 dakika tuttuktan sonra elde avuçta hiçbir şey kalmamıştı ve eldivenim tamamen kuruydu. Daha önce hiç böyle bir şey görmedim. Bu gerçekten alışılmışın dışındaydı çünkü bilimsel konulara her zaman ilgili duymuştum. Hatta bu benim buraya seçilmemdeki sebep olabilir diye de düşündüm çünkü mülakatların çoğu bilime olan ilgimiz ya da inançlarımız üzerineydi. Bu yüzden daha önce hiç duymadığım bir şey görmek büyüleyiciydi.

Antartika'nın buzdan kaleleri
McMurdo istasyonunda bulunduğum süre boyunca insanların "duvar" dedikleri özel bir yerden bahsettiklerini duydum. Antartika boyunca buzdan duvarlar ve dağlar görmek son derece alışıldık ve olağan bir şeydi. Tüm bölge buzdan ibaretti. Ama bu normal, bildiğimiz, şeffaf ya da beyaz buzdu. Bu yüzden arkadaşa gök buzunu nereden bulduklarını sordum. O da bana "duvardan" dedi.

Nasıl tarif ettiğini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ama Antartika'da gök buzundan devasa bir duvar varmış. Bu duvar kıyıdan yüzlerce kilometre içerdeymiş. Ben burayı hiç göremedim çünkü McMurdo'da yerleşik olarak görevliydim. Bu yüzden içerilere gidilen seferlere katılmam da mümkün olmadı. Arkadaşın söylediğine göre bu duvar dünyanın en büyük doğal yapısıydı. 

Demesine göre 1960'larda Amerikan Ordusu bu duvarın içine bir tünel açma planı yaptı ancak böylesi süper-soğuk materyalle başa çıkacak bir makinaları yoktu. Sonrasında Grönland'da buzdan tüneller inşa ederek süper-soğuk ortamda çalışabilecek yeni tünel kazıcı makinaları geliştirdiler. Grönland'da yaptıkları bu çalışma sadece bir alıştırmaydı. Tünel kazıcıyı belli bir derece geliştirdikten sonra da onu Antartika'daki duvara getirmişler.

Arkadaşımın dediğine göre makine bir tünel açmış. Tam hatırlamıyorum ama 10-15 km kadar duvarın içine girmişler ancak hiç duvarın öbür tarafına ulaşamamışlar. Halen de duvarın kalınlığı hakkında hiçbir fikirleri yokmuş.

Bu kısmı iyi hatırlamıyorum ama daha önce söylediği bir başka detay daha vardı. Açılan tünelin zemini 2-3 km'ye kadar yekpare kayaymış ancak 2-3 km sonra her şey tümüyle gök buzundan ibaretmiş.

Duvar kendini bir şekilde yeniden oluşturuyormuş ve bir sene gibi bir süre sonra tünel kendiliğinden daralmış ve yok olmaya başlamış. Tünel kazıcıyı bile çıkaramamış ve içerde bırakmak zorunda kalmışlar. Birkaç 10 yıl geçtikten sonra ise tünel tamamiyle yokolmuş ve yekpare duvara dönüşmüş.

Söylemine göre şu an bilimciler duvarın kalınlığını tahmin edebilecekleri bir teknoloji geliştirmeye çalışıyorlar. Duvarın boylu boyunca çeşitli yerlere deprem sensörleri koymayı denediklerini, böylece depremle gelecek sinyal sürelerini değerlendirerek duvarın kalınlığını okumaya çalışacaklarını anlatıyordu ama bu noktadan sonrasını hiç hatırlamıyorum.

düz dünya haritası
Düz Dünya haritası ve kutupsal
değil çepeçevre Dünya'yı sararak
sınırlayan güney kutbu buzulları.
Döndüğüm zamanlarda bunların hiçbiri üzerinde düşünmedim. Bunlar gerçekten çok tuhaftı ama o zamanlar bu bilgilerin önemini ya da bunları kafamda nereye koyacağımı anlayamıyordum. Ama birkaç hafta önce Antartika'yı bir duvar gibi ifade eden, ve tüm dünyayı çepeçevre saran çılgınca bir dünya haritası buldum. Bu bir Düz Dünya haritasıydı.

O zamandan beri gök buzu ve bu duvar hakkında bir şeyler öğrenmeye, araştırmaya çok çalıştım, ancak hiçbir şey bulamadım. Şimdi bunlar arasında (düz dünya teorisini kastediyor) bir bağlantı olabilir mi onu merak ediyorum. İşte bu grubu da (bu hikayeyi anlattığı düz dünya Facebook grubunu kastediyor) böyle buldum. Umarım hikayem bir şeyleri açıklığa kavuşturmada birilerine yardımcı olur.


Çeviri: Emre Güney