Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Tarihin en derin Türkçe #Chemtrail ifşası

By | 2 comments

İleri Seviye Chemtrail Gerçekleri


Askeri, Genetik ve Nano Boyutlu Uygulamaları 

 

 

videoyu görmüyorsanız tıklayın

Video Metni

Duyduğunuz gibi Almanya'dan geldim ve hayatımın yarısında bilim yaptım, diğer yarısında ise gazetecelilik yaptım. Son bir buçuk yıldır da kitaplar, makaleler yazıyor film yapıyorum. Hayatımda çok çeşitli konularlar meşgul oldum. Yani konuları araştırmak ve parçaları birleştirmek derin mevzuları açığa çıkarmak uzmanlık alanım oldu diyebilirim. Norveç'teyken çevresel gözlemler yapmaya ve orada bir şirket için elektro-hassasiyet üzerine çalışmaya başladım. Bu şirket ölçüm malzemeleri, saha malzemeleri gibi şeyler sağlıyor ve insanların elektro-duyarlılığı anlaması için eğitimler veriyordu. Ben oradayken ölmüş bitkilerin kimyasal analizlerini yapmam istendi. Bunlar yağmur suyundan ölen bitkilerdi. Yıl 2012 idi ve çiftçiler ürünlerini kaybetmeye başlamışlar, nedenini merak ediyorlardı. Bu yüzden labaratuvarlara gelip analiz yaptırıyorlar ancak sonuçları okuyamıyorlardı. Değerleri görüyorlardı ancak bu kağıtlarda neler olmalı, nasıl çıkarım yapacaklar bunu bilmiyorlardı Bu yüzden beni Almanya'dan gelen çılgın bilimadamı gibi tanıttılar ve bu konuda yardım istediler. O zamana kadar zaten chemtrail konusu üzerine çalışıyordum. Sanıyorum artık neler olduğunu görüyoruz.
Bunun arkasında farklı gündemler var. Çünkü bu tek bir hedef değil. Tek bir kesimin yapmak istediği tek bir amaç söz konusu değil. Soğanın katmanları türü bir yapıdan söz ediyoruz. Farklı grupların bu konuda farklı beklentileri var. Bu konuda ne kadar araştırırsanız daha çok katman ortaya çıkarıyorsunuz. Bu yüzden bugün size doğrudan bu soğana benzer yapıdan bahsedeceğim. Ve bu konuda size farklı gündemlere dair büyük resmi vermeye çalışacağım. İki şeyi yapmayacağım. Ve bu konuyla ilgilenenlerden de rica ediyorum, gökyüzüne gözlerinizi dikip chemtrail'e mi bakıyorum contrail'e mi bakıyorum mukayesesiyle uğraşmayın. Bu hiçbir işe yaramaz. Bu çözümsüz bir tartışmadan başka şey değil ve bu konuyu buradan çözemeyiz.
Olduğunuz yerden bu maddeleri toplayamazsınız, bir kimyasal analinizi yapamazsınız. 
Beni bir yılımı alan, tam bir yılımı kaybettiğim bir konu da bu kimyasal analizler. Kimyasal analizler yaparken yaptığımız şey maddeleri alıp aside bırakmak ve asitle çözünen şeyin analizidir. Bu da size sadece metal analizleri ya da kristalizasyon hakkında bilgi verir. Çünkü asitte çözünen her şey artık gitmiştir, size geriye ise sadece metaller kalır. Bir problem bu. Aslında elde ne olduğunu göremiyorsunuz. Diğer problem ise her şeyin asitle çözülememesi. Aslında bu ancak gelişmiş labaratuvarlarda anlaşılabildi ki ─bunu da sonradan keşfettik─ maddeler aside tamamen dirençli. Bu yüzden kimyasal analiz yaparak gerçek tabloyu görmek kesinlikle mümkün değil. O yüzden bu iki unsuru kısıtlı süre gerekçesiyle es geçeceğim. Bu resme farklı bir perspektiften girmek istiyorum.

İos, Android ve PC'nizi senkronize edebileceğiniz
ücretsiz 100 GB+ bulut depolama ister misiniz?


Eğer gizli şekilde bir haltlar karıştıran bir adamımız olsaydı bunu gazetelerde bulamaz, ortalıkta konuşulduğunu duymazdınız. Diğer tarafta da neler olduğunu anlamaya çalışan bir başka figürünüz olurdu. Bu defa da şu çirkin kelime komplo teorisini duyardınız. Eğer komplo teorisyeni olmakla suçlansanız ─ki bu duygusal bir konu─ kimse toplumda dışlanmak istemez
Kimse o ucube çocuk olmak istemez. Genelde de bu arkadaş ortamın çirkin ördek yavrusu olur. Bu gibi durumlarda alışılmış değil, bazı akıllıca yöntemlerle savaşılabilir.

Chemtrail'ler ile ilgili konuşmak istiyorsak, benim aklıma gelen ilk soru bu kelimenin nereden geldiği. Bu soru teorinin ötesindeki bir soru. Kelimenin nereden geldiğini bulursunuz, bu ayrı. Ama sözcük aslen ABD ordusundan geliyor. Daha çok da ABD Hava Kuvvetleri'nden. Bunu İngilizce'ye onlar soktular. Çünkü Hava Kuvvetleri akademisinde oturuyorlardı... Kimya fakültesinin derslerine katılıyorlardı. Derslerin birinin adı chemtrail idi. Düşünün ki bu üniversitede okuyorsunuz, derslerden biri nasıl chemtrail yapılacağını işliyor. Bu yüzden chemtrail'ler gerçekten var mı gibi bir soru anlamsız. Havaya bakarak cevaplayabileceğimiz tek şey, bunun askeri bir teknoloji olduğu. Ama kullanılıp kullanılmadığını bilemeyiz ve fakat bu teknoloji üzerinde çalışabiliriz. Çünkü üniversitede de işlenen bir konu. Derste okutulan bu el yazması belge yaklaşık 260 sayfalık, okuması biraz zor. Ve... aslında bu daha çok bir sınav soruları/anketi gibi. Yani içinde tek bir cevap yok, ama binlerce soru var. Bu dökümanı alıp tüm soruları cevaplarsanız bilgiyi toplamış olursunuz ve... bu bilgiden de ters mühendislikle puzzle çözer gibi faydalanabilir, chemtrail nedir anlarsınız. 

Konular genelde plastik yüzeylerin aluminyum kaplanması ve naylon iplikçiklerin sentezi üzerine. Bunun neye yaradığını sorarsanız bu kandırma/aldatma spreylerinde kullanılan aluminyum kaplı naylon iplikçikler ve uçakları radardan gizlemek için kullanılıyor. Bu büyük bir sır değil. Resmi belgelerde de yer alır. Uçakları radardan gizlemek için bunu öğretirler. Dökümanın bir kısmı bundan bahsediyor. Diğer yarısını okuması ve çözümlemesi daha zor.

En çok spreyin saflaştırılmasından bahsediyor. Ki bu da kristalize nano parçacıkların bir ─motordaki─yanma sürecinde üretiminden bahsediyor. Bu da endüstride çeşitli nano parçacıklar üretmek istediğinizde kullanılan bir yöntem. Bu nano parçacık elde etmenin çok ucuz ve verimli bir yöntemdir ve endüstri de bunun iki yöntemi var, ki bunlar dökümanda anlatılıyor. Diğer bir olasılık metal tuzlarını alıp suda çözmek ve sonra bu suyu ultrason bir püskürteç ile püskürtmek suretiyle milyonlarca ince tanecik elde etmek. Bu tanecikler de ateşe gönderiliyor ve su buharlaşıyor ve taneciklerin tuzlu içeriği küçük toz parçacıklarına dönüşüyor.
Alev yeterince sıcaksa da sonunda eriyor ve tekrar kristalize oluyor. Sıcaklığa ve damlacık ölçülerine bağlı olarak kristalize parçacıklar, amorf parçacıklar yaratabilirsiniz.

Sprey saflaştırıcıların çalışma sahalarındaki bir yöntem bu şekilde. Diğer yöntem ise su kullanılmadan çalışıyor. Buna karşılık doğrudan yanabilir sıvılar kullanılıyor. Metan bunlardan bir tanesi. Sanırım hava kuvvetlerinde ilk terich olarak bu kullanılıyor. Bu şekilde ikinci bir ultrason uca/püskürtece deihtiyacınız kalmıyor. Artık ultrason ucu jet motorunda yanmış olan materyali buhar haline getirmede kullanıyorsunuz. Bunlar basitçe bu chemtrail dersinde anlatılan konuların kimyasal ve teknik cephesidir. Bu şekilde bu teknoloji hakkında ilk fikri ediniyoruz.Şunu bilmiyoruz; bu düzenli olarak kullanılıyor mu yoksa savaş zamanları ya da özel durumlara mı has?

Sadece bu teknoloji hakkında bir şeyler öğreniyoruz. Şimdi, olaylara bu şekilde bakmanın getirdiği başarıyı görürseniz... baksanıza bir sürü soruyu cevapladık. Oysa ki insanlar yıllardır bu konuyu tartışıp, araştırıp bir de hiçbir sonuca varamıyorlar. Burada çok çok zeki bir şey var. Eğer birilerinin bu konuda planları varsa bilmenizi istemezler. En doğrusu, bu adamların yalnız olduğu yerlere gidip neler yaptıkları hakkında konuşmaktır.Bu şekilde dinleyip ne planladıklarını anlayabilirsiniz. Aslında bunu anlamanın başka yolu da yok. Bu yüzden bazı teşkilatların iç yazışmalarında yazanlara ilgi duymaya başladım. NASA'da çalışan bir ağ uzmanının aptalca bir
hatasını yakaladım. Sanırım 12-15 yıl önceydi. Dosya gizliydi ve iki gün boyunca NASA'nın sitesinde kamuya açık bir bölümde kaldı. Bazı insanlar tesadüfen onu buldular ve kopyaladılar. Yani bir süreliğine kamuya açık bir bilgi olarak durdu ve çok konuşuldu. Yaptıkları şeyin ne olduğuyla ilgili her şeyi anlatan bir döküman değildi. Aslında bir temel bazı terminolojilerden bahseden bir Powerpoint sunumuydu.

İşte o belgeyi görüyorsunuz. Başlık çok ilginç. Geleceğe Yönelik Stratejik Konular/Geleceğin Savaş Hali Ve eğer gelecekten bahsediyorlarsa da 2025'i işaret ediyorlar. Sonra da büyükçe bir alt başlık geliyor... Gelecek Şimdi! diyor. Şimdi kafam karıştı. Şimdi mi yoksa 2025'te mi?

Eğer olayın tam içine girerseniz, çok rahatsız edici bazı ifadelere rastlıyorsunuz. Bu ikinci sayfa, üstteki küçük olan. Botlar, Borglar ve İnsanlar 2025'e hoşgeldiniz. Botlar nano-robotların kısaltılmışıdır. Borglar ise Star Trek'ten gelen bir deyiş. Yarı insan yarı bilgisayar olan bir türdür.
İnsanlar derken de sanırım kendilerini, bozulmamış olanları kastediyorlar. Aslında gelecek savaşlarda kullanılacak bazı teknolojileri isimlendiriyorlar. Açık bir şekilde ilerde savaşların ülkeler arasında değil de bir dünya devleti ile normal insanlar arasında geçeceğini öngörüyor. Bu tamamiyle farklı bir savaş, ve bu yüzden tamamen farklı silahlara ihtiyaç var. Onlar da bu silahları listeliyorlar. Nano seviyede bazı şeyleri çoktan çözdüler. Sensör kümeleri. Havada sürü halde nano parçacıklar. Akıllı toz var. Daha sonra detaylıca göreceğiz.

Bunlardan çevremizde bulduklarımız var. Nano teksler... Bunlar insan vücuduna yerleştirilen ve sizi her saniye takip edilir kılan, ne düşündüğünüzü, ne hissettiğinizi okuyabilen şeyler. Ve bu dökümanda anlatılmayan bir şey de ortak çalışan böcekler. Bu her neyse. Şu anda sadece bu belgede bulunan şeyleri gösteriyorum, hepsi bu. Çünkü birazdan bulacağımız şeyleri işlerken bu kavramları anlamamız gerekecek. Dökümanda geçen, bahsedilmesi gereken diğer şeyler de "görünüşte yasal silahlar" Bunlar sivil alanda mevcut bulunan ve herkesin sahip olup kullandığı şeyler. Mesela mikrodalga... Mikrodalgalar mobil cihazlar, akıllı sayaçlar, kablosuz bağlantılar gibi yerlerde kullanılıyor. Bunlarla çevriliyiz, bedenimize giriyorlar ve bunu teknolojinin bir yan unsuru olarak kabul etmişiz. Ancak NASA bunu ölümcül olmayan ve yasal bir silah sınıfına sokuyor. Ve bunların etkilerini de ayırıyorlar. Davranışsal performans düşürülmesi, beyin faaliyetlerinin yavaşlatılması, beyinde kan akışına müdahale, ve daha uzun vadede ortaya çıkan ölümcül etkileri de var.


İşte bunlar insanlığa getirilmiş silahlar ve NASA'nın umuma açık bir şekilde konuşabildiği şeyler.
Ama bunları kağıt üstünde geleceğe işaret ediyor. Bu şekilde aldatılıyoruz. Sanıyoruz ki akıllı bir
mobil cihazın günün yarısında kafamıza yapıştırılmasını akıllıca buluyoruz. Sahip olduğumuz bir şey de ─ki bu da Cara'nın konusu─ patlayıcı mikro tozlar. Bu tozlar akıllı biçimde havada istenen yerlere taşınabiliyorlar. Bir yerde toplayıp çoğaltabiliyor, patlatabiliyorsunuz. Aynı zamanda insanlara da sokulabiliyor ve onları içerden öldürmekte kullanılabiliyor. Bunlar bir yeraltı tesisine girip, aşağıda saklanan insanlara da ulaşma becerisine sahipler. Basitçe, incelediğimiz NASA belgesinde olanlar işte bunlar. Gelecekte bizi neler beklediğine dair soyut bir resim veriyor. Belki de "gelecek şimdi" dendiği için mevcut olan bir teknolojidir.

Sonraki olasılık ise neler olduğunu keşfetmek. Bunun için de yapabileceğiniz şey ihbarcı ve köstebeklerle konuşmaktır. Onlardan da gerçeği anlatan pek fazla yok. Wikilieaks var mesela... Neydi adı... Julian Assange. Avukatı kim diye bakıyorsunuz ve Rothschild Ailes'nin avukatı olduğu ortaya çıkıyor. Ana akım medya tarafından olağanüstü ilgi duyuldu. Bir kahraman yaratmak gibiydi, anlarsınız ya. Bir İskandinav kızı gibi sarışın, "ne tatlı çocuk ama" dendi. Birden herkesi kahramanı oldu ve belli şeyler hakkında konuşmasına izin verildi. Eğer ortaya koyduğu şeylere dikkatle bakarsanız, gücü elinde bulunduran insanların ilgilendiği konulardı.

Şimdi bir adamımız daha var ABD'den. Şu NASA'lı çocuk Snowden. Ne yapıyor derseniz istihbarat topluluklarının görüşmelerimizi dinlediğini anlatıyor. Bu benim zaten 1920'lerden beri bildiğim bir şey. Orada burada bazı şeyler anlatıyor ama asıl konular hiçbir yerde yazılmıyor. Ama ana akım medya onunla ilgileniyor, koruyor ve ona sığınma tanıyor. Peki... Ama bana kimse sahip çıkmadığı gibi benim bilgileri hiçbir gazete basmıyor. Yani bu insanlarda yanlış bir şey var. Ama bazen de hiç kamuoyunun dikkatini çekmeyen ihbarcılar vardır. Böyle bir ihbarcıdan edindiğim belgeler var. Bunlar Almanya'da elime geçti ve Almanca yazılmışlardı. Adamımız Akıllı Toz üzerinde çalışan bir enstitüde Teknik Direktördü. Kendisi kanserden üç dört ay içinde öldü. Yaptıklarından pişman olup, kazandığı paranın da buna değmediğini ve dostane bir yaşam sürmediğini farketti. Anlattığı şey bu konunun teknik konseptiydi ve bunun gerçek olduğunu ispatlamaya yetecek bilgileri sağlamaktı. Açıkladığı şey...

Gerçi bu, bu dinleyici kitlesinin konusu değil de istihbarat kurumlarının konusu ─ki eminim bu söyleşiyi de şu an dinliyorlardır. Projenin adı "Yeni Kuzgun" Yani "ne yaptığını bildiğimizi bil" diyor. Adamımız bu proje hakkında öyle bir kaç şeyi ortaya çıkardı ki projede çalışanlar bile bundan bihaberdi. Bu mesaj istihbarat kurumlarına da gidiyor olmalı. Ve bunun ne olduğunu bilmelisiniz. Adamımız genetik mühendislik hakkında konuşuyordu. Bahsettiği bazı şeyleri önceden belirtmek istiyorum. Bu arada size kamuoyuna yansımış olan genetik mühendisliğin olasılıkları hakkında konuşacağım.

Herkes bilmez ama yine de kamuya açık bilgilerdir. Genetik mühendislikte aynı hücredeki tam bir spiral DNA'yı yaratabiliyorsunuz. Bunu ikiye ayırabiliyorsunuz. Bu RNA oluyor. Genetikte RNA'yı kullanmak akılcıdır. Çünkü tam işleve sahip olup, gelecek nesilleri bozmuyor. O yüzden bu üzerinde çalışmayı en sevdikleri kısım. Geleceği riske etmeden ve yok etmeden değiştirmek. DNA ve RNA'ya bakarsanız birkaç farklı işlevleri var. RNA ve DNA parçaları belirli bir seviyede ışık üretiyorlar. Bu optogenetik denen bir dala giriyor. Bu dal genetiğin biyofotonları ve ışık bedeni nasıl ürettiği üzerine çalışan bir alan. Bu bir nevi bize şeklimizi veren, biçimimizi tanımlayan morfogenetik taslağımızı ifade ediyor. İşte bunların hepsi DNA tarafından yapılıyor.
Ve eğer DNA'yı sentezlerseniz ─ki bu artık yazdırılarak yapılıyor. Üretmek istediğini kodları yazıyorsunuz ve DNA/RNA yazıcısından alıyorsunuz. Bir alan optogenetik ile ilgileniyor ve amacı ışık yapan DNA/RNA parçaları üzerinde çalışmak. DNA'nın bir başka doğal işlevi ise yapılar oluşturmak. DNA'nın bazı parçaları RNA oluşturuyor ve RNA'lar protein oluşturuyor ve proteinler de bedenin yapıldığı maddeyi oluşturmaya başlıyor. Ve ayrıca şifalandırıcı ya da zehirleyici maddeler de hücrelerce üretilebilir. Bu da yine DNA'nın yaşam sürecinde yer alan işlevlerinden biri.

Yani ışık üreten şeylerimiz, yapı oluşturan şeylerimiz ve bir yeni araştırma sahamız daha var. Farkettiler ki DNA'daki temel çiftler eklendikleri zincirlerde bir tür bilgisayar gibi işleyebiliyorlar. Mantıksal bir bileşen gibi. Bunu şu eski sesle numra çevirdiğimiz telefonlara benzetebiliriz. Her baz çiftin kendine ait bir titreşim frekansı vardır. Eğer doğru frekansı verirseniz açılır ─bir ışık iletken bileşeni gibi. Farklı frekanslara tepki veren bir dizi baz çifte sahipseniz doğru bir ses dizilimiyle tüm diziyi etkileyebilirsiniz. Yani dü-dü-dü-düt yaptığınızda bir sonraki genetik parça ya ışık üretmek ya da zehir üretmek için tetikleniyor. Aslında bu muhteşem bir şey ─tabii onların dünya görüşünden değil. Çünkü eğer bu RNA ve DNA'yı insan vücuduna sokarsanız sözün gelişi, bir radyo sinyali olduğunu düşünün, istediğinizi herhangi bir maddeyi, ya da ışığı üretebilecek şekilde dışarıdan aktive edebiliyorsunuz. Işık duygudur, ışık düşüncedir, ışık her şeydir. Deneyimlediğimiz, hissettiğimiz her şey ışıktır. Ve madde bizle istediği her şeyi yapar. Bizi yavaşça zehirleyebilir ya da aniden öldürebilir.

Adamımızın bir başka sözü de bunun ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorduk, bu yüzden bir de
devre dışı bırakma kodu özelliği getirdik ─ki bu bbelgelerde de var. Dediğine göre bu Avrupa'da 2003'ten beri faal ve Irak'taki ikinci, şu son savaş sadece bu sistemi test etmek için yapıldı. Küme topolojisini optimize etmek için yarım yıl ve 10 milyar dolar harcamışlar. Küme topolojisi ne demek bunu anlamanız gerekiyor. Bu materyal RNA, DNA, zeka, ya da bir nevi yapay yaşam formu taşıyabiliyor. Ancak bu şekilde anlaşılabiliyor. Şöyle düşünün; Bu RNA bize bulaşmış diyelim, bu RNA bir küme oluşturuyor, bizim çevremizde 1mm'lik kümeler. Böyle bir tür küme bir bilgisayar programını, fiziki olmayan bir yapay zekalı varlığı barındırabilir. Bu küme yapı üzerimizde yer alabiliyor ya da içimizde bulunabiliyor. Ve bu yapı ışık üretimine nasıl erişebileceğini de biliyor, nasıl zehir üretebileceğini de. Ve aynı zamanda kendi içinde karar verebileceği zekayı da barındırıyor. Bunlar henüz uygulanmış olanlar. Ancak küme topolojisinin optimize edilmesi gerekiyormuş. Şimdi biraz spekülatif bir kısma geliyoruz. Ama bunu duyduğumda bir şeyler bende tetiklendi. Bakın ben koyu bir bilimciyim. Ama ruhsal dünyada yatan olasılıklara da müteşekkirim.

Bu ─ölmüş─ ihbarcımızdan cevabını alamadığım pek çok soru var. Bu yüzden ölmüşlerle konuşabilen bir kadın tuttum. Bu kadına konudan hiç bahsetmedim, kafamdaki sorulardan hiç bahsetmedim. Sadece bu seansta bana görünmek isteyen bir ruh var mı onu sordum. Bizim adamımız anında oradaydı ve hemen konuşmaya başladı. Kadın ne konudan ne de çağırmak istediğim kişiden haberdardı. Sadece ihbarcıyla görüşmek aklımdaydı. Anında kadınla konuşmaya başladığında şöyle söyledi: Bu ya bir uzaylı teknolojisi, bir insan teknolojisi değil ve aldatıldık. Bir iptal kodu yok. Ve biz güvende hissedelim diye böyle bilinmesi istendi. Bu bir uzaylı teknolojisi ve kontrolümüz dahilinde değil. Bunlar istihbarat topluluklarının da bilmesini istediğim bir konu. Büyük bir aldatmaca içindeler ve durum kontrolleri altında değil. Öyle sanıyorlar ama değil. Pekala buraya kadar ihbarcının konulardı. Şimdi labaratuvarda görebileceğimiz gerçek mevzulara geliyoruz.

Eğer bir adım geriye, kimyasal analizlere gelirseniz, bulduklarımız chemtrail'lerin parmak izi olan
baryum, strontiyum, titanyum, aluminyum buluyorsunuz. Ne zaman bitkiler ölse bu metaller bulunuyor. Bunlara bir nevi hafif aşırı doz diyebiliriz. Doğanın barındırması gerekenden fazlasıdırlar. Toksikolojiyi (zehirbilimi) incelerseniz doğanın acı çekmeden kaldırabileceği miktarların yanından dahi geçemezler. Asit yağmuru zamanlarına bakarsanız binlerce kat daha fazla ağır metal toprağa karışmış ve bitkilere girmiştir. Ya da endüstriyel devrime, Londra'nın o eksi ağır dumanla örtüldüğü zamanlara gelirseniz bugüne kıyasla bin kat daha çok ağır metal sistemimizdeydi ama buna rağmen ciddi bir şey olmadı. O yüzden bu noktada yağmur sularının optik ve mikroskobik analizlerine başvurmamız gerekiyor. Ki bu da çok zor çünkü binlerce sayıda fotoğraf ve örnek toplamanız gerekiyor. Ayrıca çok da şanslı olmanız gerekiyor ki aldığınız örnek bir bileşenin hiç olmazsa bozulmamış bir parçasını içerebiliyor olsun. Bütün karışıma sahip olduğunuzda bir şey göremiyorsunuz. Şimdi göstereceğim çalışmalar Almanya'da 3-5 yılını günde 6 saat mikroskop başında bu konuyla geçiren bir arkadaşa ait.

Hepsi yağmurda neler olduğunu bulmak için. Bulduklarından birisi piezo-elektrik nano kristaldi. Bu bileşenin saf örneğini göreceksiniz. Bunda bir tür manyetizma var ve küçük parçacıkların mıknatıslar gibi bir araya gelmelerini sağlıyor. Bu piezo-elektrik bileşenlerden beklenen bir şey. En ilginç olan şey de bu kristallerin baryum, strantiyumla, titanyumlar birlikte olmasını beklersiniz. Aluminyum yok bunların içinde ama söylediğim üç element var. Bu çok ilginç bir kristal ve yağmurun mikroskop camında kuruması sonrası mikroskoba yerleştirildikten ve üst katmanı alındıktan sonra karşımıza çıkan bazı etkileri var. Üzerine nefes verdiğinizde ya da parmağınızı yaklaştırdığınızda havada yaşanan ufak ısı değişimi ya da insan bedeninden çıkan kızılötesi radyasyona tepki veriyor. Yani elimizde çok saydam nano parçacıklar var. Normalden dört kat fazla ışık kırıcılıkları var. Eğer Wikipedia'ya bakarsanız göreceksiniz ki bunların sadece skaler fizikte yeri var. Bunlar skaler dalgaları kullanabilen parçacıklar.

Skaler fizik dediğimiz şey kamuoyuna sunulmamış bir bilimdir ancak yine de Wikipedia'da bashi geçmiştir. İşte bitki ölümlerinin nedeni bu. Çünkü kristal çok saydam, ama UV ışınlarını absorbe ediyor. 260nm dalgaboyunda ve %100 opaklar. Bu tam da bitkilerin hücre bölünmesini tetikleyen dalgaboyu. Hücre büyümesi ancak UV biyo fotonları hücrelere ulaşırsa oluyor ve bitkilerin büyümesine yol açacak tetiklemeyi yapıyor. Eğer bitki dokusunda bu parçacıklardan varsa bitkideki tüm büyüme sinyallerini sömürdüğünüzü ve bitkinin büyümesinin durduğunuzu anlayın. Bu aynı zamanda da 80'lerdeki deli dana hastalığına sebep olan etken. Eğer deli dana
hastalığının tıbbi araştırmalarına inerseniz 3 sebep bulacaksınız. Bedende bakır eksikliği, bedende fazla civa ve bu nano kristaller. Ardından olan şey civanın sinir sistemini sarması, sinirlerin koruyucu katmanını yok etmesi, bedendeki bakırın azalması da sinirler arasındaki zincirin kopup iletişimin parçalanmasına sebep oluyor. Ancak sonra ilginç bir şey olur. Bu protein prion şeyleri sinir sistemini yeniden onarmaya çalışır. Bu bir kendi kendine iyileştirme işlemidir. Ama bünyede yeterince bakırınız yoksa sinir sistemini onaramaz. Bu defa da vücut erişebildiği sıradaki ilk ağır metali alır ve bu da baryum ve strontiyum olur. Yani vücut protein-prion-baryumdan oluşan yeni sinir sistemini oluşturur. Bu da sisteminizi elektriksel alanlara duyarlı bir anten haline getirir. Sadece sinirin kendisi buna hassas olmuyor, aynı zamanda baryum-strontiyum-titanat nano kristaller de duyarlı hale geliyor. Kristalize yüzey üzerinde baryum-strontiyumu görüyorsunuz ama sinirlerin bu yapı üzerinde oluşmasıyla sinir sistemiyle köprü kurmuş piezo elektrik bir sistem oluşuyor. Bu yapı ne zaman sinyal alsa elektron ateşliyor. Böylece insanın sinir sistemine doğrudan erişim kazanıyorsunuz.

Buna literatürde nano bot diyoruz. Kimse bunu deli dana hastalığının en belirgin işareti olduğunu bilmiyor. Askeri alanda bunu radar menzili genişletmede, gökyüzünü optik mercek ya da ayna kurulumlarına çevirmede kullanıyorlar. Buna yatay kaymalı plazma anten deniyor. (ÇN: Bkz Plasma Drift, Plasma Antennas) Odaklamalı lens sütunları oluşturabiliyorlar. Böylece elektromanyetik ve radar sinyalleriyle oynayabiliyorlar ve plazma parçacıklı hale gelmiş bildiğiniz havayı her türlü sinyali iletebildikleri kontrol edilebilir teknik bir araca çeviriyorlar. Bu askeri alanda, roket konusuna da girer. Eğer Londra'ya yaklaşmakta olan bir Rus roketini yok etmek isterseniz rotasını hesaplıyorsunuz ve yolundaki plazmayı aktive edip 10 bin derece sıcaklığa kadar ısıtıyorsunuz. Roket de havada eriyip patlıyor. Bu sahip olduğumuz bir roket kalkanıdır. Bu sebeple de tüm Avrupa sürekli spreylenmeli. Pekala, bu askeri bir saha ancak gördüğünüz gibi bu plazma parçacıkları hastalıklarla, insan sinir sistemine erişme çabalarıyla da bağlantılı. Yani konu sadece askeri sahada değil sivil nüfusu kontrol etmekle de ilgili. Bu da sinir sistemlerine erişimdir. Sinyaller bu şekilde çalışabilir.

Bir sonraki maddemiz alüminyum-manganez-oksit. Bu arada baryum-strontiyum tetanat endüstriyel sprey saflaştırcılarda 750 ila 600 derece arası ateşleme sıcaklığında kullanılır. Bu da
normal jet motorlarıyla eş bir ortamdır. Alümniyum oksit de sprey saflaştırıcılarda 1700 derecelerde kullanılır ve bu da afterburner teknolojisidir. Afterburner teknolojisi alüminyumu yakıt içinde kendiliğinden bulundurmaktadır. Bu parçacıklara bakarsanız işte mikroskop altında
böyle görünüyorlar. Bu yıldız gibi kılçıksal yapı onların elektronları etkilemesi ve tutmasını sağlıyor. İşte askeri alanda parçacıksal plazmanın işlevini bu yerine getiriyor. Baryum-strontiyum-titanat elektron kusmak üzere aktive edilebiliyor ve alüminyum-oksit de bunları uzun süre taşıyabiliyor. Bunlar size çevremizde gündelik mevcut olan ortam izleme imkanlarını göstermek içindi. Bu aynı zamanda tıbbi problemlerle de bağlantılı. Özellikle de düşük sıcaklık formunda alüminyum yerine manganez-oksit kullanılıyor. Bu da %100 grip virüsüyle eş değer semptomlara yol açıyor. Özellikle kış aylarında bunlardan havada çok fazla var. Herkes nezle ve grip şikayetleriyle doktorlara koşuyor, ve aşılanmak istiyorlar. Sadece Almanya'da geçen sene 20 milyon ünite aşı satıldı. Komik olan şey, grip olduğunuzu nereden biliyorsunuz diye sorduğunuzda sadece bulgulardan yola çıkıyorlar.

Ne tür bir nezle virüsüne yakalandıklarına dair 6 kişiyi moleküler seviyede inceledik. Spreylenmiş maddeyle gelen histeriydi. Virüsle hiçbir ilgisi yoktu ve doktorlara koşup aşılanmak
intihardır. ─Chemtrail ile yapılan─ Çevresel izlemede (takip/denetleme) bulabileceğiniz bir sonraki nesne Morgellonlar(nano etiket). Aşı içeriklerine bakarsanız civa bile başlı başına saf zehirdir. Şelaklardan (kalıcı oje) beri ─ki vücudunuzdan bakırı alırlar─ bunun arkasında bir plan olduğunu anlamaya başladık. Bunları bir skandalda ortaya çıkalı beri biliyoruz. (ÇN: Bkz. Wikipedia Mark Purdey)

Purdey adlı İngiliz çiftçi hayvanlarının rutin aşılarını yaptırmayı reddeder ve sürüsünden hiçbir hayvan TSE kapmaz. Bir tanesi bile. Sadece aşıları yaptırmadığı için. İşte bu uyandığı nokta olmuş. 10 ay sonra beyin kanserinden öldü. Mikrodalga silah uygulamalarına bakın. NASA sunumunda nano-tagler var. Görünen o ki bunlar insanların yerini ve düşüncelerini takip etmek içinler. Bu konuda ilk kamuoyuna açık detaylı açıklama Cara St. Louis'in kitabında var. Diyor ki
kendi kendini kopyalayabilen görünmez iplikçikler spreyleniyor. Bunlar DNA'mızın ışıksal parmak izini okuyor ve bunu elektro manyetik sinyale dönüştürüyor, ki bu da gerek kara istasyonları, gerek uydularca okunabiliyor. Bu ABD'deki chemtrail topluluklarından bilgileri analiz ederek ulaştığımız bilgiler. Kitapta Morgellon ismi anılmıyor. Ama eğer bunlara bakarsanız Bu arada Morgellon hastalığını duyan var mı aramızda? Yarımız biliyor, tamam.

Şimdi bir bakalım (videoda gösteriyor). Hoş canlılar. Bu bir Alman domatesi. Üzerine biraz Alman yağmuru yağmış.
─ Bu eş zamanlı mı?
─ Evet eşzamanlı.
Bakın Morgellon ne yapıyor. Bizi seviyor. Etkileniyor ve yaklaşmaya çalışıyor. Tam olarak neye tepki verdiğini bilmiyorum ama sanırım yaydığımız kızılötesi radyasyonumuza cevap veriyor. Bunlar aslında mesillon denen mantardan geliyor. Bu mantarı incelerseniz, havayla taşınan bir tür. Orada şurada tek bir iplikçik gibi değil. Aynı zamanda UV ışığı altında parladığını görürsünüz. Geceleri bu iplikçikleri havada görebilirsiniz. Ve bunlardan milyarlarca var. Bu iplikçik mantar türü insan vücuduna bulaşıyor. %95-99 insanda hiçbir duruma yol açmıyor. Sadece bir yere giriyorlar ve vücudunuz bu mantar nüfusunu düşük seviyede tutuyor. Sadece sinyal göndermek için plasma seviyesi anten olarak işlev görüyorlar ve sizi hasta etmiyorlar. Görünür hiçbir semptomları yok. Tahminimizce Avrupa nüfusunun %100'üne bulaşmış durumda. Önemli bir şey yok. Tehlikeli değil. Tabii bedenimiz bunlarla başa çıkabildiği sürece. Bazı insanlar başa çıkamıyor. Böylece mesillon çoğalmaya başlıyor. Belli bir noktadan sonra da deri tarafından kusulmaya başlanıyor. Dikkat ederseniz renk toplama özellikleri var. Mavi ve kırmızı morgellonlarınız vardır. Bu renklerin nereden geldiğini kimse bilmiyor. Çünkü teknik bir kökene sahipler. Doğal madde değiller. Ciltten açığa çıkarken onları mikroskop altında kan tahlilinizde görürsünüz. Kanda çıkarlar. Bir petri kabında yapay olarak üremeye bırakabilirsiniz. Eğer bakarsanız basit bir mantara göre daha kompleks yapıda olduklarını görürsünüz. Sanki organ gibi şeylere, kendi kendine çoğalan, bilinmeyen bir türe ait küçük kırmızı kan hücrelerine sahip olduklarını görüyoruz. Görünüşe göre başka bir yapı da oluşturuyorlar. Bu sporlama yapan bir yapıya benziyor. Sanki mesillon bir çiçeklenme meyvesi üretiyor gibi. Sonra o meyveden de sonraki nesil için bir eş yaratıyor. Bu aslında eş için bir korunak. Çünkü bunu petri kabına koyarsanız sonraki neslin oluşmaya başladığını görüyorsunuz.

Bulunan diğer şeylere gelirsek olay sınır bilime (Fringe) dayanmaya başlıyor. Gerçekten çok acaipleşiyor. Burada bir böcekçilin deri parçalarına rastlıyoruz. Bu bir morgellon kurbanından çıkartılan parça. Yani sanki bu hastalık insan vücudunda böcek parçaları üretimine sebep oluyor. Hiç ortak çalışan böcekler diye bir şey demiş miydim? Şu NASA belgelerinden bahsederken...İşte oraya geliyoruz.Tüm bunların ne demek olduğunu anlamak için...

İlk bakışta bunun hastalık olduğunu görüyoruz. İyileştirilmesi gerektiğini anlıyoruz ve bir tedavi buluyoruz. Bu basit. Morgellonlar ile savaşmanıza bile gerek yok. Sadece insan vücudunda sağlıklı koşulları sağlamak yeterli. Asitler ve ağır metallerden kurtul, civa ile bozulan karaciğer işlevlerini düzelt, candida'nın yarattığı ─ki bu antibiyotiklerle oluyor─ hasarı gider. Medikal alanda sorun, aşılanmalara, antibiyotiklere dayanıyor. Bunlar sistemimizi çok rahatsız ediyor. En sonunda Morgellon, içimizdeki zehiri atıp bizi kurtarmak üzere devreye giriyor. Onları kendine çekmek suretiyle bizi asitlerden, ağır metallerden koruyor. Bu yüzden vücut büyümelerine izin veriyor. Bu yüzden bunlar aslında bizi etkileyen kötü huylu bir hastalık değil. Herkese bulaşmış durumda ama sisteminde çok metal bulunduran kişi semptomları gösteriyor çünkü bu mantarın ağır metali çekerek çoğalmasına sebep oluyor.

Şimdi, bunun ardındaki amacı anlamak istiyorsanız, bir nano labaratuvarında bunların kimyasal analizini Harvard Üniversitesi'nden cesur bir hanım yaptı. Sadece birkaç maddenin kimyasal formulunu sundu. Onları adlandırmayacağım. Aynı zamanda havada bulduğu tekil renk parçacıklarını da analiz etti. Renkli ve yine havadan taşınan, insandaki mesillon çoğaldıktan sonra kendini ona ekleyen parçacıklar bunlar. Buradan sonra kendi kendini oluşturan nano bot konseptine giriyoruz. Kendini oluşturan demek; iplikçikleri spreyliyorsunuz, sonra renkli maddeyi spreyliyorsunuz, sonra insan bedeninde ikisi bir araya gelip çalışan bir birime dönüşüyor. Buna kendi kendini oluşturan nano botlar deniyor.

Bu renkli maddenin sadece kimyasal formüllerini alıp Google'da ararsanız cidden çok komik bir şey oluyor. Ben Berlin'de bir ABD şirketinin bu renklerin patentine sahip olduğunu buldum. İnternet sitelerine bakarsanız tıp sektörüne katkılarından dolayı çok gururlu olduklarını görüyorsunuz. Bu renkli kuantum noktacıklarını ve diğer labaratuvar malzemelerini üretiyorlar. Hem de hibrit insansı(transhumanistic) araştırmalar için. Çok uzun yayınları ve kendilerini tercih edenlerin listeleri var. Başka labaratuvarlardan gelen bulgular oldukça da hemen bu yayınlara bunları giriyorlar. Bu şekilde ürünlerinin reklamını da yapıyorlar. Buna bakarsanız hepsi morgellon hastalığıyla bağlantılı şeyler buluyorsunuz. Mesela geniş alana kurulu plazmonik-fotonik kristaller. Bu yayına girerseniz bu altıgen formları buluyorsunuz. Ve işlevlerine bakarsanız bunlar radyo sinyallerini toplayıp radyo frekanslarını DNA'nın okuyabileceği ışık darbelerine çevirmek. Yani bu bir okuma birimi. Eğer aşağı bakarsanız orada da fotonik kristal iplikçikleri var. Onların ne yaptıklarına bakarsanız bunlar da şu renkli iplikçikleri içeren karbon nano borular. İşlevleri, DNA tarafından işlenen ışığı toplayıp onu okunabilir bir sinyaler çevirmek. Tam Cara St.Louis'in kitabında bahsettiği gibi. Bu ikisini birleştirirseniz bunlar kitaptakinin de ötesine geçiyor.

Bir okuma yazma ünitesine sahipsiniz. Bir kişiyi alıp öfkelendirebilir, öfkesini okuyabilir, bunu dijitalleştirip bir vericiyle sinirli olmayan başka 100 kişiye yöneltebilirsiniz. Ve eğer sistemlerinde bu biyoloji varsa hepsi de ilk adamın öfkesi ve deneyiminin aynını deneyimlerler. Böylece... Neye ihtiyacım var? Bir Arap Baharı'na. Çok kolay. Sadece sisteme biraz öfke tanıtılacak. Yani bunlar bu okuma-yazma birimi ile yapılabilecek şeylerin olasılıkları. Bir ses kaydedici gibi. İnsan
deneyimini kaydet, ve renkler yoluyla da neler içerdiğini anlayabilirsin. Mavi, düşünmede yaydığımız ışık; kırmızı ise cinsellik için yaydığımız ışık. Egolarımızı kontrol ediyorlar, zihinlerimizi ve cinselliğimizi kontrol ediyorlar.

Eğer bunun devrede olan bir gerçeklik olduğundan şüphe eden varsa ABD'de bir Morgellon kurbanı var. Çenesinden fotonik-plazmonik kristaller çıkıyor. Mikroskop altına konup bakıldığında bu şeyin mikrodalga ile nasıl kontrol edildiğini görüyorsunuz. Bu Morgellon hastalığının birkaç başka tuhaf olayı daha var. Morgellon kurbanları vücutlarında böcekler geziniyormuş hissi duyuyorlar. Bazen bu hastalığın adı parazit kuruntusu olarak da geçer. Doktorlar buna açık delilik diyor ve psikolojik ilaçlara başvuruyorlar. Sanırım insanları susturmak için. Ama bu tüm kurbanların paylaştığı deneyimdir.

Beni tedirgin eden bir şey de bu kırmızı kök hücreler. Eğer Morgellon mantarının ailesine bakarsanız o bir mikro böcekçilin yakın akrabasıdır. Bunlar aynı zamanda böcekleri öldürmeye de programlı. Bu da endüstriyel tarım için. Yaptıkları şey, misal sineğe saldırmak, onu içten yemek ve sonra sineğin DNA'sını simule edip, çiçeklenme yapısını sinek formunda oluşturmak. Ve sineğin... gözlerinden kendi ─parlayan─ yapay gözlerini yapmak. Bu mantarın ürettiği ışık buradan geliyor. Bu da diğer sinekleri çekiyor ve onlara da bu mantar bulaşıyor. Bu, bu familyanın sevdiği davranış. Ben beklerim ki bu tür, insan DNA'sını çıkarmak için insanlara saldırır da bedenimizde insan cenini şeklinde çiçeklenme yaparsa... (Çünkü bunlar bu türün çalışma şekli) Ancak bir şey var; bedene kırmızı kök hücreleri getiriyor. Ve çiçeklenme yapılarının dönüşümü insan embriyosuna çok benziyor. Ama insani olmayan bazı farklılıklar var. Özellikle bu cenin şekilli şeylerin bacakları yok ama bu şekilde bitiyorlar. Böcek gibiler ve kafalarını ortasında tek bir gözleri var. Ve bu göz böcekçil bir göz, ışık saçıyor, ve altıgensel yapıya sahipler.

Şimdi soru şu:
Bu mantarların morfojenetiğiyle taşınan tür nasıl bir tür? Çünkü bu insan değil.
Soru şu: Bu türler arasında bir bağlantı var mı? Ve Morgellon kurbanlarının yaşadığı, içlerinde gezinen böcekler var hissinin bunla ilgisi var mı? Çok şanslıydık ve uzaktan görü yeteneği olan bir Morgellon kurbanı ile çalışma fırsatımız oldu. Vücudundaki bu varlıkları görselleme becerisi vardı. Yine şansımıza resimde de çok iyiydi. Bu yüzden ona çizerek tarif etmesini istedim. Ondan aldığım son resim şuna benziyordu. İşte bakın, (videoda gösteriyor) bir örümcek formumuz var. Ama epey gelişmiş bir yüz var. Ortaya da bir göz çizmiş. Mantarın morfojenezi ile ortaya çıkmış olan göz.

Eğer mantarlara bakarsanız, bunlar 28 günlük periyotlarla alt bağırsaklardan çıkarılır. Erkek ve dişi formlarda olurlar ve cinsel organları bulunur. Cinsel organları da örümcektekilere uyar.


Kaynak: https://youtu.be/j88BcgzzcTc | Bases at Woodborough - Harald Kautz Vella
Çeviri/Seslendirme: Emre Güney


Önceki Kayıt Ana Sayfa

2 yorum:

  1. Yeni dünya için ipuculara da ihtiyacımız var. Neler yapabilirizi de araştırabiliriz. Aslında bu tarz konulara komplo teorisi yaklaşımından uzak bir bakış açısıyla ilgi duyan insanların tek bir portalda birleştirilmesi ve böylece neler yapılabileceğine dair bilgi alışverişinin yapılması elzemdir. Ama on ay sonra hayvanlarını aşılamayan çiftçi gibi topluca ölürsek sorumluluk kabul etmem.

    YanıtlaSil
  2. Haklısınız Zehra Hanım. Doğrusu böyle bir şey seneler içinde birkaç kez aklıma geldi. Bir tür "yeniye" hazırlık ve bilgi alışveriş portalı gibi. Ancak bu konuda da bazı düşünce değişiklikleri yaşadım. Bunu bazı yazılarımda satır aralarında belki pek net olmayacak biçimde yazdım aslında. Şu an manşette yer alan "Gerçeğin Peşinde Tuzaklar" yazımı okudumuş muydunuz? Burada ima ettiğim şey kişisel egolar değilse de insanlık egosunun çok hoşuna gidecek bir şey değil. Bakalım siz ne düşüneceksiniz?

    YanıtlaSil