Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Corona'da açan çiçekler

By | 3 comments

 Tam zamanı

Corona'yı fırsata çevir ve bugün yeniden doğ!

Planlar patladı değil mi?! Şurada daha 1-2 ay önce neler düşünüyordun. Yaz planları, kimbilir belki rezervasyonlar, fonda ilkbahar; kafada sevinçli planlar... Tatilin, haftasonu kaçamaklarıyla dolu sıcak yaz mevsimi, maaşının zammı, piknikte açacağın sandalyen, akşam gideceğin sinema, haftaya arkadaşlarınla çıkacağın kahve, çocuğunun okulu, sevgilinin sürprizi, kardeşine verdiğin yemek sözü... Hani planlamıştın! 

Hayatlarımızı planladığımızı, işleri ve eşyaları bir güzel düzenleyip sıraya koyduğumuzu falan zannediyoruz. Sözümona her şeyi özenle hazırlıyor, diziyor, yoluna koyuyoruz, ya da yoluna koyamayınca da bununla başa çıktığımızı sanıyoruz. Zihnin/sahte benliğin zırvaları bunlar! Bu söylediklerimi ancak gerçekten ciddi veya dönüştürücü bir şeyler yaşamış olanlar anlar. Hiçbir mutluluk, hayal ya da beklentinin bağımlısı olmaman gerektiği gibi, hiçbir korku, endişe ve acının da kölesi olma!

Dünyada bulabileceğin hiçbir tatmin ne doyurucu, ne de kalıcı olacak. Ama buna inandırılman ve bununla motive olup dünyaya daha çok bağlanman için olabilecek her iyi-kötü şey ve heyecan başına gelecek. Bağlılık ve bağımlılığını olabildiğince gerçeklemek ve seni buraya demirlemek için!

Fırsat bu fırsat

Bu gibi zor zamanlar, rutinin sarsıcı bir şekilde değiştiği zamanlar, konfor alanından çıkılan ve düzenin bozulduğu anlar paha biçilemez fırsatlar aslında. Bunu görelim. Parayla satın alınamayacak, büyük bir kudretin açığa çıkabileceği, sırrın çok daha kolay ve hızlı görülebileceği bir dönemdeyiz.

Şimdi beyinle, zihinle, kafamızdaki konfor ve güvenlik kalıplarıyla değil hislerimizle yaşamamız gereken zamanlardayız. Ancak önden, bunun üzerindeki örtüyü kaldırmamız şart. Sosyal medya, haberler, söylentiler, market ve fırınlardaki panik, 3 aylık et stoklamalar... Bunlar hep hastalıklı yok olma kaygılarının yol açtığı korku tabanlı zayıflıklar. Bunlar egonun bizi aciz ve ölümlü olarak tutma, bizi dünyaya demirleme yolları. Ki Çiğdem'in son yazısında anlatılan konudur.


Etrafımda insanlar görüyorum, gece uyumuyorlar. Saat saat vaka ve ölü sayılarını takip ediyorlar. Sosyal medyada mümkün olan tüm postları elden geçiriyorlar. Her biri bir başka korku, bir başka endişe, bir başka yaklaşım, hepsi evdeki şu bu malzemenin eksikliği ya da imkanın yokluğunu vurguluyor. Görüşümüzü, hislerimizi, kalbimizdeki ve karnımızdaki doğru-yanlış alıcılarını köreltiyor ve bizi her an her koşulda güçlü tutacak olan manevi kudreti alaşağı ediyor. Huzurlu ve akıştaki, bilinçli teslimiyeti geçersiz kılıyor. Bunlara ambargo koyun! Gruplardan çıkmanız, hesapları engellemeniz mümkün değilse bile onları görmezden gelin. Ki uyanış bir kez gerçekleştiğinde bunları görmezden gelmenize de gerek kalmayacak. Çünkü üzerinizdeki tüm kontrol zaten düşmüş olacak.

Mutluyum ben. Sakinim. Kaygısızım ve çok huzurluyum. Akşam yatar yatmaz da uykuya dalıyorum ve güzel uyuyorum. Biliyorum ki virüs beni ya da herhangi birini tehdit edemez. Bu sitenin birinci gündemi sizlere bunu anlatmak, hissettirmektir. Bu olaylar bizim varlık sahamızda gerçekleşmemekte. Bir isim, bir kimlik gibi tutuklu yaşamak isteyenleri tenzih ederim.

Yıllarca haber izlemedik ama şu ara izliyoruz. Elbette gelişmeleri haberlerden takip etmekteyim. Elbette sosyal medya ve Whatsapp'tan bir şeyler görmekte, duymaktayım. Gözüme gözüme sokulan videolar görüyorum, ses kayıtları alıyorum, dinliyorum. Bunların bir kısmı ailemin istikrarını sağlamak için elbette ki bazı aksiyonları almama sebep oluyor. Bu aşırı tepki göstermeden ve yorulmadan, olduğu kadar ve doğal olarak oluyor. Takıntılı, kaygılı ya da panik halde değil. Çünkü merkezim tüm bunları zihninde algılayıp işleyen Emre'nin üzerinde değil. Merkezim tüm bu olayları ve kişileri içinde bulunduran ama onların dışında bulunan bir yerde. Merkezim Emre'nin insanî, fani zihinsel aktivitesinde olmadığı için kendimi tam bir gözlem halindeyim. Emre üzerinde gerçekleşen tüm duygusal ve zihinsel aktivite tamamen tarafsız bir görüş alanından tam farkındalıkla izleniyor. Kendimin ─daha doğrusu Emre'nin─ tanığıyım. Emre olmadığımı entelektüel bilgi olarak, ─ezberlemek konuşmak gibi değil─ yaşayarak bir kez anladıktan sonra her şey kalıcı ve geri dönüşsüz olarak değişti! Emre farkındalık sahamda sesini duyduğum bir radyo, sinemalarımdan birinin perdesinde oynayan bir film, yanımdaki ağacın dalında öten bir kuş gibi. Onu duyuyorum...

O bir kuş sesi, o bir radyo, o bir film. Onu izliyor görüyorum. Orada bazen güzel sesler duyuluyor. Bazen şiddet dolu bir sahne oynuyor, bazen şefkat ve mutluluğun gözlerde yaşa dönüştüğü tatlı bir sahne. Öylesi saf, naif, hoş. Kadife gibi. Bazen dikenli tellerin arasından cildini sıyırarak geçen bir karakterin acısını oynatıyor. Her şey orada kendiliğinden öylece oluyor, ama ben parçası değilim. Şu an bu sözlerimi çok ama çok dikkatli bir şekilde seçiyorum. Zaman zaman uyuşuk ve dalgınlıkla birkaç dakika ya da saatlik kaptırmalarım hariç, Onun ne kötü bir sahnesinin acısını benimsiyor, ne de bir mutluluğunun bağımlısı olup alışkanlık ya da ihtiyaç ediniyorum. Bir daha o mutluluğu yaşamazsam ölmem. Çünkü aslen mevcut halim zaten bunlardan daha hafif, özgür ve doyurucu. Yaşanan hiçbir deneyim tarafından ne mutluluğu ile köle edilemeyecek, ne de acısı tarafından korkutulup yönetilemeyecek bir konumdayım. Gerçek özgürlük bu değil mi?

Aşırı veri akışını kapatın! Bilgileri alın; etraftan ve genel durumdan haberdar olacak kadar. Binlerce yorumu, bakış açısını ve %90'ı spekülatif olması daha muhtemel kötü bilgi salgınına bağlanmayın. Engel olamadan maruz kaldığınız ürkütücü ya da üzücü bir etki karşısında hemen soruyu sorun. Korkan/üzülen kim? Cevabınıza bakın. Belki 3-5, belki 150 defa sorsanız "ben" diyecek. Sorun: Ben kim? Cevap veremeyecek duruma kadar soruyu güncelleyip tekrar sorun. Ben kimim/neyim. Tanımlayın... Tekrar sorun... Yaşanan her şeyi özneye yöneltip sorun. Korkan kim? Hiç cevap alamayana kadar sorun. En sonunda hiçbir şey kalmayana ya da cevap alamayana kadar gidin. Kim korkuyor? Kim ölecek? Ölen kim? Üzülen kim?

😁

Ne olduğunuz ya da ne yaşadığınızla ilgili tüm kalıpları bırakın! En sonunda hiçbir duygu beslemediğiniz, hiçbir şey hissedip hakkında hiçbir kanıya varmayacağınız, hakkında fikir yürütme ya da hissetme ihtiyacı duymayacağınız ve hatta bunun gereksiz, ağır ya da yük duruma geldiği bir farkındalığa ulaşacaksınız. Tüm cevaplar tükenene kadar soruyu sorun. Hiçbir şey hissetmeyene, hikayenizle tamamen yabancılaşana kadar sorun ve çok dikkatlice inceleyin. En sonunda yaşadığınız hayat ve sahip olduğunuz(!) kimlik sizin için o kadar uzak, o kadar alakasız, o kadar sığ ve yabancılaşmış hale gelecek ki artık kimliğiniz, ona dair hiçbir şey hissetmediğiniz, onu izlemeye değer bulmadığınız, imkanınız olsa zaplayacağınız bir film haline gelecek! Siz bir kimliğe mi sahipsiniz yoksa size biçilen bir kimlik size sahip mi oldu?

Corona'yı kabul edin ve onu kullanın. Geri dönülmez, çırılçıplak ortada duranı, sarsılmaz özgürlük ve bağımsızlığı şimdi, Corona sayesinde bulun. Hiçbir kişi, nesne ya da koşul varlığınızı ne koruyabilir ne de tehdit edebilir!


#evdekal Türkiye

Emre Güney
20 Mart 2020


Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

3 yorum:

  1. En iyi bilim adamının açıklamasından bile daha seğerli GERÇEK bir yazı..Çok teşekkürler..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Bu çok iddialı bir yorum. Umarım buna layık sayıda ve güçte etkileri, faydası olur. Mümkün olduğunca çok kişi için.

      Sil
  2. İçe sinen, başarılı bir yazı daha...
    Teşekkürler.

    YanıtlayınSil