Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Güncel

KendiYazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KendiYazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sultan küpesi çiçeği
 

Doğum günü diye kutladıklarınız Dünya'da ölüm yıldönümleriniz,
Ölene üzüldükleriniz Onların doğduğu günler.
Siz kendi halinize ağlayın. Biz kendi halimize ağlayalım...
Kimbilir bu kaçıncı unutuş, bu kaçıncı uyuma, uyuşma.

Bir avuç insan olarak, Dünyanın tadını çıkarma, verilenleri farkedip şükran içinde olma ile zır deliliğin ortasında ince bir çizgide düşe kalka yürüyoruz. Diğerlerinin keyfi zaten yerinde. Suçlu ne Dünya, ne doğa ya da tüm bunlara bağlı herhangi bir dinamik. Bir tasarım olarak insan bedenlerinde de sorun yok. Her ne olduysa benlik bilinci ve zihinle başladı. O elma belki de buydu.

İnsanımsılar ağızlarındaki çıtır elmanın suyunu emiyorlar şu an.
Kimbilir kaç dakika daha sürecek.  Peki ya elma? Burada mı, orada mı? 

 

Zamansız bir ölümden sonra gelenler...
HATA: HİÇBİR ŞEY ZAMANSIZ DEĞİLDİR

  

Emre Güney
19.06.2026 

 Papa 1.4 Leon Otomatik Vites 313HP


Ben kimseden görmediğim, bana ansızın gelen farklı bir yorumu nakledeyim. Her şey görünenlerden çok farklı. Genel olarak negatifi çoğaltma ve anma eğilimindeyiz. Kötülük de böyle çalışır. Karanlık ve kötülük bağrınır, kendini yırtar, pazarcı gibidir. İyilik ve ışık, kuyumcu gibidir. Hiç sesini çıkarmadan işini usulca götürür. Sabırlıdır ve hesaplıdır. Az veya sessiz hareket eder ama İŞ BİTİRİR! Üstelik bende bu emanet var, şu güç var da demez. 

Papişto'nun Türk'ün ve Dünya'nın lideri Gazi Mustafa Kemal'in huzurundaki suratını videolarda gördünüz mü?

İlk durağı Anıtkabir idi. Bence bunu da devlet yaptırdı! (Hükümet değil kadim devlet) Mutsuzdu, hasetli görünüyordu. İdeolojisini ve atalarını bu toprakta istemeyen liderin önünde diz çöktü. 😁 Atatürk'ün geri geldiğini biliyordu. Kendisinin yenileceğini biliyordu. Onlara (İblis soyuna) verilen ilâhi mühletin sona ermek üzere olduğunu da biliyordu. 6. neslin (bizler) son savaşının başlamak üzere olduğunu ve kaybedeceklerini de biliyordu. Sonunu yumuşatmak ve Türk'e tabi olmak için teveccüh gösterdi. Ama soyunun misyonu ve bunu gerektirdiği süreçleri ve adetleri de takip etmek zorundaydı. Kazanmaları katiyen mümkün değil. Tek tek bahsettiğiniz o zilyon senaryoyu burada anıp, şunlar bunlar olamaz çünkü şöyle diye anlatmayacağım. 

Herkesin neyi pompaladığını biliyoruz. Bu işler artık bir eğlenceye, bir rayting ve ticari gelir pazarına dönüştü. Hele artık YZ'de var ya, herkes üç-beş cümle üzerine şarkılar, videolar, klipler ve gösterişli animasyonlar hazırlayıp meşk ediyor. Neyin, onları ne aletine çevirdiğinin farkında değiller. Farkında olmadan da karanlığa hizmet ediyorlar ve kötü aklın senaryolarını tasdik ve yaratıma alıyorlar, bilmiyorlar. Neyse ne mutlu ki temizliğe onlar da dahil olacak.

SADETE GELEYİM...
Bundan sonra her şey çok hızlanır. Muhalefeti iktidarı artan bir hızla birbiri üstüne yığılacak, hafızaların uzak köşelerine gömülecekler. Yaptıkları unutulmayacak. Benim en çok kafaya taktığım iklim ve doğa manipulasyonları. Onu da halletmek üzeredirler.

BUNDAN SONRA... 
Her şeyin yıkılıp yenilenmesine hazır olun. Çok fazla yeni yüz çıkacak. "Lan bunlar neredeymiş" diyeceksiniz. Fikir ve kararlarınızda ESNEYİNİZ, yoksa bu geçiş sizi çok zorlar ve yorar...

Bir sonraki görüşmemize dek iyi  yolculuklar ve Dünya'da iyi eğlenceler! 

 
 
Bitiyor artık!
Diyeceksin ki "SON ANDA"

Son anda buldum,
Son anda kaybettim,

Okumadın, dinlemedin zamanında.
Öpmedin giderken; o güzel günün sabahında
O gün son olacağını bilmedin.
O gece son rakını içemedin.
Aha şu mezeler gibiydi dostların,
Önünde seriliydiler de aramadın, sormadın.

Son anda buldum diyeceksin anlamını,
Son anda kaybettim diyeceksin aşkını.
Ben sana dedim, dinlemedin.
Her yere yazdım, görmedin.
Yanındayken ben, sen bende değildin.

Son anda diyeceksin "o şimdi mi?"
Kalmak isteyeceksin son anda.
Her şey bittikten sonra.
 
Emre Güney
14.08.2025 
 





Giriş

Tamamen unutulmuş duygusal bir kavram... Lanetlenmişçesine ondan mahrum bırakılmış, hem bedenen, hem de ruhen bir insanı insan yapan şeyden, baktığı her yerde çiçekler açtıran o güzel bilinç ve kimya halinden... AŞKTAN !

O his ve deneyim ki, burada ─dünyada─ olmanın belki yegâne amacıydı. Yıllarca ve tamamiyle bundan yoksun bırakılmış, umudu kaybettirilmişti. Ben bunu çorak çöl toprağına benzetirim adeta. Çisentiyle ıslanmayı bırak, nemlenmeyecek dâhi. Hatta, öylesi suya aç bir toprak ki rengi bile değişmez; cengaver bir sağanakla yıkanmadıkça. Hani onu da bulsa birkaç saat içinde emip buhar edecek. Öylesine kuru, sert, çatlayıp açık yaralar kazanmış, sıcaktan kızmış çorak bir toprak olmuştu Luminia'nin kalbi.

* * *

Luminia, bunları ancak ve ancak Surina gittikten ve yokluğu üzerinden birkaç ay geçtikten sonra yazabildi. Surina'nın gizemli ve sürpriz dramlarla ortadan kaybolmasının ardından, okyanusun bu tarafındaki o harlı yürekte yoğun enkaz kaldırma faaliyetleri başlamıştı. Luminia'nın gönlünde onlarca ağaç devrilmiş, yine onlarca hayalin güvenle büyütülüp yaşatıldığı evleri ya su basmış, ya da kasırgada silinip süpürülmüştü. Kimi taşan dereler bir başka yerlerde yığınlar oluşturmuştu. İşte her şey, iki insan arasında birbirine hiç dokunmadan yaşanan, bu dünyaya ait olamayacak kadar güçlü, çıplak, karşılıksız ve masum olan o aşkın yaşanmasından hemen sonraydı.

Akıllara gelen soru şuydu: Eğer şimdi ve burada, böylesi çıplak, böylesi çıkarsız ve aşkın bir sevgi mümkünse, acaba daha üst boyutlarda neler vardı?

Bu yazı dizisinde anlatılan tüm duygu ve tecrübelerin yüzde yüz gerçek olduğuna dair sizi temin ederim. Bunu Luminia'nın duygulu gözlerinde, bana her şeyi anlatırkenki o titreyen sesinde ve doğasındaki yaşanmışlık hissinde kendi gözlerimle gördüm. Sanki bu dünyada yaşanabilecek çoğu şeyi yaşamıştı. Hiçbir şey Onu şaşırtmıyordu ve hiçbir olaya duygusal bir tepki vermiyordu. Aslında hiçbir şeye direnç ya da sevinç tepkisi de göstermiyordu.

Bu yazı dizisini okurken üzerinden geçeceğiniz tüm kelimeler gerçeği ve Luminia'nın duygularını en iyi ifade edecek şekilde çok büyük gayretle ve titizlikle seçildi. Lafı daha fazla uzatmadan sözü Ona bırakacağım. Ancak sizden dileğim, bunu en özel köşenizde ve tüm günlük yaşamınızdan sıyrıldıktan sonra okuyun. Bu yazı dizisi bittiğinde sizlerle şu sorular üzerinde müzakere etmeyi isteyeceğim:

 

  1. Bir deneyimi kurgu ya da gerçek yapan şey nedir? 
  2. Yaşanmamış bir şey deneyim olabilir mi?
  3. Hiç varoluşunuzun gerçekliğini sorguladınız mı?

 

* * *

Bölüm 1 - Buluşma 

 

cherry blossoms
Merkabah'larımızı kullanarak enerji bedenlerimizle istediğimiz yere seyahat etmeyi öğreneli daha birkaç ay geçmişti. Bu yüzden henüz sadece dünyada yer değiştirebiliyorduk. O'nunla ormana sapan yolda buluştuğumuzda çok yorgundu. Yorgunluğundan dolayı kendini tam doğru yere getirememişti. Bir futbol sahası kadar mesafede, iki taraflı sıralanmış kiraz ağaçlarının gölgeleri arasından geçen bir yoldan onu eve getirecektim birazdan. Binlerce kilometre uzakta olsak da dostluğumuzun yegâne sembolü ve parçası, hep huzur için bir araya geldiğimiz yerler kiraz ağaçlarının altı ya da kiraz ağaçlı yollardı. Çok heyecanlıydım. Hem heyecanımı atmak, hem bu buluşmaya kendimi hazırlamak için yola erken çıkmaya karar verdim.

Her gün, her saat, sonunda 10'larca yıldır aradığım hayata kavuştuğum için şükrediyor, zaman zaman sevinçten ağlıyordum. Artık doğanın kucağındaydım. Bizden çok farklı insanlarla içiçe yaşamak zorunda değildim ve sonunda sevdiceğimle olacaktım. İstediğimiz kadar burada dinlenip, yeni proje ve hizmetler üretip, ürettiklerimizi insanlığa sunmak için yine sıksık insan içine çıkabilirdik. İnsanları seviyordum ama zihinsel ve bedensel sağlığımız için şehirlerin aurasından ve insanların ağır enerjilerinden uzakta nefes almak mucizevi bir şanstı bizim için. Evet bizim için! Az sonra O'nunla buluşacaktım ve aklımda tam da bunlarla yürüyordum.

picking up flowers
Yolun kenarında öbek öbek papatyalar gördüğümde durakladım. Eğildim. Onlara şöyle bir baktım. Sevdiceğime küçük bir mutluluk vermem için birkaçınızı koparmama izin verir misiniz? Sarı, beyaz ve morlardan karıştırıp küçük bir buket yaptım ve yoluma devam ettim. 

Tanrım! Az sonra Onu gördüm! Onu ilk kez çıplak gözlerimle, arada hiçbir iletişim cihazı olmadan gördüm. Yorgunluktan olacak hafif yönünü şaşırmış bir şekilde buraya inmişti. Yuvarlak bir kayanın üstüne oturmuş gözleriyle karşıyı tarıyordu. Tüm enerjisi üzerinde bir Surina olsa şimdi olduğu yerde duramayan, etrafı keşfetmeye başlamış bir Surina olurdu diye aklımdan geçiriyordum, ki yeterince yaklaşmışım. Ayak hışırtımı duyup bana döndü...

O nasıl karşılaşmaydı?! Size bu karşılaşmayı bir başka gün anlatacağım. Surina çok yorgundu. Bu yorgunlukla enerji bedenini kullanarak kendini fiziken buraya getirebilmesi bile mucizeydi. Merkabah ilimlerini kullanmak dinlenmiş, enerjisi yüksek bir beden ve sakin bir zihin durumu gerektiriyordu. Yılların verdiği yorgunluk, onlarca sene hor görülmenin ve değersizliğin ardından huzura yeni kavuşuyordu. İkimiz de hem şaşkın hem gururluyduk. Defalarca bize çeşitli kanallardan anlatılan senaryodan endişe duyduk, olacaklardan şüphe duyduk. Ama bunu zihnin oyunlarına verip hep plana sadık kaldık ve sabrettik. İşte bu yüzdendir ki hala gözlerinde o kudretli ruhun tüm gücü ışıl ışıl parlıyor, nûru kiraz çiçeklerinin arkasından gözüme vuran güneşle yarışıyordu. İşaret parmağımı dudaklarımın önüne getirdim ve Ona "sus" işareti yaptım. Algılarımı olabildiğince açıp genişlettim ve zaman algımı olabildiğince derinleştirip yavaşlatarak şu anın tadını çıkarıyordum. Başarmıştık !
 
Giderek tahammül edilmez hale gelen ve her eksenini kaos bürüyen dünyanın son birkaç yılını çıldırmaya ramak kala o kadar uzaktan, ama birbirimize sırtlarımızı yaslayarak atlatmış, o hep beklediğimiz ve 20 yıla yakın süredir hazırlandığımız dünyaya geçişe ulaşmıştık. İşte her şey bitmişti, dünyadaki cennet vücut bulmaya başlamıştı ve saniyeler içinde Surina'ma ilk kez temas edecek, sarılacaktım. Ah Surina'm. İşte geldin. İşte şimdi ve burada beraberiz.


Devam edecek . . .

İblisi arkalarına alarak elde ettikleri kısacık ömürlerindeki geçici güçleri gözlerini kör etmişti ve silinmiş tarihteki kayıtlar da dahil bugüne kadar görülmemiş, destansı yok oluşları için biz Türkleri karşılarına almışlardı. Andolsun ki bunu daha önce defalarca yaptık. Emrolunduğu üzere yine ve zevkle tekrar yapacağız !

 

Göktürk Bayrağı
Nam-ı diğer Kurt Başlı Mavi Sancak
Bu topraklara her kim ki bir art niyet, fesat, komplo ya da hile için girsin; sürünmeden Anadolu'dan çıkışları yoktur ve canlarını sağ kurtarmak için yalvarırlar. Ama nafile! Onları kim koruyacak? Yüce Yaradan bile bu iblis soyu kurum ve kimseleri adalet, barış ve huzurun temsilcisi Türk Ulusunun sadık kullarına emanet etmiştir. Peki bu zalim kurum ve devletler geçmişi ve namı savaşmak, devlet kurmak olan bir millete hazırlar mı?


O kullar ki yaşayıp gördüklerinden gözleri ve dişleri kanlanmış; sadece zamanlarını ve işareti beklemektedirler. Siz onları saf sanırsınız ama onlar yalnızca sabırlıdırlar. Elbet bu sabrın altında da nice sebepler ve üstün bir akıl vardır.

Türkler en başından beri dünyada olan ilk ve tek türdür ve savaş aslında Türkler ile insanımsılar arasında cereyan ediyor. Savaşın yalnızca çok küçük bir kısmı görebildiğimiz fiziksel dünyamızda.

Ve işin aslı, SAVAŞ ZATEN KAZANILDI !

DOĞRU YERLERE BAKIN, DİKKATLİ BAKIN, İZLEYİN ve GÖRÜN ! 

 

  • 30 Nisan 2025 çarşamba günü ABD'nin terlikli çoban dediği Husiler bile ABD yüzer kalesi SÜPER TEKNOLOJİK Harry Truman uçak gemisinin savunma sistemini delmiş ve sebep olduğu kaçış manevrasından dolayı 60 MİLYON DOLARLIK bir F18 uçağının denize düşmesine ─ya da vurulmasına─ sebep olmuş. Bu çok rezil bir skandal. 😁 Ve bunlar daha Türklerle savaşmadılar. Yani işin özü bunları gözümüzde çok büyütmüşüz?!



  • ELLERİ KOLLARI AYAKLARI DİLLERİ DOLANACAK. BU ZALİMLER HENÜZ HİÇ GERÇEK BİR SAVAŞ YAPMADILAR. KULLANAMADIKLARI TEKNOLOJİLERİNİN GÜÇ SARHOŞLUĞUNDA VE ÇOK ZAYIFLAR. HEP MAZLUMLARLA OYNAŞTILAR. PATLAMIŞ MISIRLARINIZI HAZIRLAYIN HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK!

  • Bir yandan da İsrail alev alev yanıyor. İsrail, hem de bağımsızlık gününde tarihinin en büyük yangınını yaşıyor. Gazze'ye yardım gemilerini batıran İsrail şimdi uluslararası yardım çağrısı gönderiyor. Yüce Yaradan'ın takdiri !

Daha fazla insan ölmesin diye...

antalya diplomasi forumu

Antalya'nın dünyaca ünlü turizm merkezi Belek, geçen günlerde birçok ülkeden üst düzey bürokratı ağırladı. Binlerce siyaset adamı içki ve kahvelerini yudumlayarak lüks uçak ve helikopterlerine bindiler ve Antalya Belek'e geldiler. Savaş artık dursun diye konuşmak üzere, ısıtmalı deri koltuklu zırhlı arabalarına binerek binlerce polisin görevlendirildiği karayolu ile otel ve kongre merkezlerine transfer edildiler. 

Artık daha fazla insan savaşta ölmesin diye...
Orta seviye ziyaretçiler yerleştikleri birinci sınıf otellerin onlarca metrelik ışıl ışıl açık büfeleri önünde yemeklerini seçip aldılar ve üst seviye ziyaretçiler ise seksi hanımefendilerin servis yaptığı özel yemek odalarına alınıp ağzına çeşitli şeyler tıkıştırılarak acaip şekillere sokulmuş pişmiş hayvanlardan muazzam sunumlarla karşılandılar. 

Neyse ki sonunda sıra, artık daha fazla insan ölmesin ve bu savaş dursun diye yapılacak olan toplantılara gelmişti...

Zeminleri birinci sınıf mermer kaplı fuayelerde üzerleri onlarca çeşit ikramlıklarla donatılmış bistro masaların etrafı katılımcılarca çoktan sarılmıştı. Bir ilçenin enerji ihtiyacını karşılayacak kadar enerji bu fuaye ve salonları aydınlatıp ısıtmaya uğraşırken Ukrayna'nın nükleer santralinin hayati bir noktasını az önce bir füze ıskalamıştı. Sadece bölge halkı değil, pek çok ülke panik içindeydi.

Daha iki hafta önce, mis gibi kek kokan sıcak yuvasından, güzel karısı ve 2 yaşındaki prensesinden göz yaşlarıyla ayrılan eli kanlı bir Rus askeri, az önce hamile ve masum bir Ukraynalı'yı öldürdüğünün hiç farkında olmayacaktı. O sırada Antalya Belek'te bilmem kaçıncı tur görüşmeler bitmişti ve dinlemek ya da konuşmaktan yorulan bürokratların bir kısmı VIP masaj odalarına, bir kısmı da sevgilileriyle odalarına çekildiler ve önceden ısınmış yataklarına girdiler... Tam da bu sırada, Ukrayna'nın sıradan bir metro istasyonunda tek kişilik çadırlarında kalan Kateryna, üç gündür korkudan kekelemeye başlamış kızı Marta'nın üstünü örtüyordu. Sıcaklık yerin altında bile -5 dereceydi.

Belki yarın ateşkese varılırdı...

Artık savaşta daha fazla insan ölmesin diye devam eden toplantılar bugün dördüncü günündeydi. Oda kapısı çalındı... Ve adını bilmediğim bir bakanın sabah kahvaltısı yatağına geldi. Öyle ya, VIP bir şahsiyet ve kimbilir hangi büyük ülkenin devlet adamıydı. Pastırmalı yumurtasını ve Türkiye'nin en pahalı balını yerken "şu konfor ve saygınlık da ne güzel nimet ama" diye böbürlenerek içinden geçirdi. O sırada Kateryna, dün akşamdan pet bardağında arttırdığı çorbaya azıcık sıcak su bulup karıştırmıştı ve Marta'yı yediriyordu. Bakan duştan çıkmış, parfümünü sıkıp kravatını bağlamıştı ve B3 kongre salonuna doğru yola koyulmuştu.

Her şey bir an önce savaş dursun diye...

 

Emre Güney
14 Mart 2022




Vicdandan daha büyük insaniyet ve adalet sağlayıcı bir mekanizma daha yoktur. Yeri geldiğinde aynı vicdan zalimlerin de en ızdıraplı sınavı olacak! Dünya cennetti, insan cehennemi getirdi!


Evet, yanlış duymadınız...

Son 2 yılımız Corona virüs ve varyantları ile, testler ve aşılarla gündemi meşgul etti malum... Kaldı ki daha bunu atlatmadan, ağzından asla hayırlı bir şey çıkmamış Fill Hates Amca'mız insanlığı daha ciddi şekilde tehdit edecek yeni salgınlar ve virüslere karşı uyarıyor...



Ben lafı uzatmadan, gripler, ağrılar ve yaralar gibi basit ve orta seviye virüslerle/hastalıklarla mücadeleye ilişkin bir takım yenilikçi yöntemler sunacağım. Bu gibi anlayışlar, kavrayışlar materyalistik insanlarda işe yaramaz. Bunu anlatmak için enerji ve zamanınızı harcamayın. Bu metodlar, bizim aslında uzay zamansız, eterik, çok boyutlu varlıklar olduğumuzu anlamış olanlar içindir.

Hazır mısın?

Genelde ilk işaret gece boğazındaki kuruma, kaşıntı ya da batmaları farketmenle olur. Ağrı, kesik ya da yaralanmalarla mücadelede de anlatacağım aynı yöntemler geçerlidir. Ben hep grip tehditlerinde kullandığım için gribal bulaşıcı hastalıklardan tarif edeceğim...

Boğazınızda bir şeyler olduğunu farkediyorsunuz...

  1. Fiziksel önlemlerle başlayın. Dişleriniz sağlamsa, ağzınızda yara, dişlerinizde açık çürük vs yoksa bir miktar elma sirkesi içerek ve gargara yaparak boğazınızda çoğalmaya başlayan organizmaları azaltıp mideye süpürmüş olursunuz. Gribal hastalıklar mide yoluyla ilerleyemez. Mideye indirerek onları en güçlü kaleye, mide asidine gönderirsiniz.
  2. En eğlenceli kısma geldik. En güçlü imajinasyon gücünüze ihtiyaç var. Söyleyeceklerimi ne kadar güçlü, parlak, canlı, tutarlı ve kararlı görselleyebilir ve sürekliliğini sağlarsanız yöntem o kadar başarı sağlar. Aynı zamanda kendi sanatsal yaratıcılığınızı katmalı ve ona kendinizden özgün bir şeyler vermelisiniz. Artık bir ölümlü ve aciz bir beden gibi değil, çok boyutlu, uzayın ve zamanın ötesinde ışık varlıklar olarak çalışıyoruz.
  3. Boğazınızı (ya da sizin senaryoda sorun neredeyse orayı) bir enerji ızgarası ile kafes içine alıyorsunuz. Dilerseniz metalik, saydam ya da opak, ya da yarı saydam bir balon, zar içine de alabilirsiniz. Orayı dilediğiniz şekilde işaretliyor ve sarıyoruz, vücudun diğer yerlerinden yalıtıyoruz.
  4. Şu bilinçle ya da buna benzer bir zihniyetle virüsü, mikrobu, ya da sorunu karşılıyoruz:
    "Hoşgeldin. Benim vücudumdasın. Senin farkındayım. Orada olduğunu ve ne yapmakta olduğunu görüyorum. Sana kızgın değilim ama burada kalmana izin verilmeyecek."
  5. Tüm dikkatinizi oraya toplayın. Her şeyi gören göz gibi onun tepesine çökün. Ama bu dikkatte ASLA endişe, korku, nefret olmamalı. Kesinlikle bunu istemiyoruz. Sadece onun farkında olun ve izleyin. Aciz bir beden değilsiniz. İnsan bedenindeki ölümsüz, çok boyutlu bir varlıksınız. Patron sizsiniz ve varoluş sizin emrinizdedir. 
  6. Sardığınız sorunlu bölge etrafında çeşitli eksenlerde döndürdüğünüz halkalardan, hayal edebileceğiniz en beyaz, en parlak, beyaz ışığın sorunlu bölgeye püskürüp orayı yıkadığını, arındırdığını, mikrobu etkisiz hale getirdiğini canlandırın. Bunu çeşitli uzaklıklardan, mümkün olan en yüksek detay ile ve çok yakınlarından, çeşitli hızlarda en iyi şekilde canlandırın. Zihninizdeki, kendi 3 boyutlu animasyon yeteneğinizi geliştirip en iyi şekilde kullanın. Başardıkça, detaylandıkça ve renklendikçe ne kadar eğlenceli olduğunu göreceksiniz. Örneğin, birkaç hulahop çemberinin sorunlu bölge etrafında serbestçe döndüğünü hayal edin. Bir çember sağdan sola dönerken bir diğer yukardan aşağı, bir diğeri diagonal dönebilir ve hatta birisi de masanın üzerinde dönme hareketini yitiren bozuk paranın hareketi gibi spiral bir hareket ekseni izleyebilir. Tüm bu çemberler olaylı bölgeye bakan yüzeylerinden, yani merkezlerine doğru mikron inceliğinde bir yırtık boyunca göz kamaştırıcı bir ışık püskürtüyor.
  7. Akabinde yarattığımız ilk koza ile onu önce bedenin diğer bölgelerinden yalıtmıştık ve yeni etkilerin girişine kapıyı kapatmıştık. Aynı anda birkaç katmanlı bu canlandırmayı değiştirin. Dikkatinizi bir izole edici küreye/enerjetik ızgaraya ya da kozaya, bir de ışık püskürten halkalara verin. Küreye çarpanlar geri dönüyor, küreden çıkmaya çalışanlar kaçamıyor. Ancak ışıkla yıkanıp nötralize olmaya ya da zararsız olarak dönüşmeye mecburlar. Kudretinizi konuşturun. Siz kaynaksınız, ışıksınız. Burası sizin bedeniniz ve siz ne derseniz o olur. Yeni Dünya'nın yeni araçlarını hayranlıkla kullanın.
  8. Üçüncü katman ses! Işıkla taradığımız bölgeye white noise, pink noise, brown noise gibi sesler gönderiyoruz. Bunları müzik ve seslerle uğraşanlar bilir. Bilmeyenler için anlatalım: Bir çağlayanın sesi, yayın gelmeyen televizyonlardan gelen "hıssssss" sesi, deniz dalgalarının hışırtısı gibi bir tiz gürültüyü sorunlu bölgeye, virüslü boğaza imajinasyon olarak veriyoruz. Orada bulunan, bize birazcık geçici huzursuzluktan fazlasını veremeyecek organizmayı her koldan fevkalade rahatsız ve huzursuz ediyoruz. Ses, ışık, telkin. Onunla iletişim kurun. "Burası benim bedenim! Göreceğini gördün, artık gidebilirsin."
  9. Tepesine çökün ve an be an, zerre kadar endişe korku taşımadan onun farkında olun. Ve bu 3-4 katmanlı çalışmayla onu perişan edin.

Bünyeye bağlı olarak bir gribin nezle ya da öksürüğe çevirmesi bile 3-4 gün alabiliyor. Bazen eklem ağrıları ve halsizlikler bu ilk günlere eşlik ediyor ve bir gribin çözülme öncesi en zor zamanları burada geçiyor. Ardından tıkanık bir süreç gelebiliyor. Eğer şanslıysanız ferah bir sinüs, geniş nefes yolları ve yan ürünleri 👃😪 kolay atma becerisine sahipseniz bile toplam süreç 1 hafta ila 10 gün zaman alabiliyor. Eğer altyapısı sağlam, güçlü bir bünyeye sahipseniz bu yöntemler ile gribin vücudu tam olarak etkilemesine fırsat bile vermeden 1 gece ya da 2 gün gibi bir sürede ağrısız, öksürüksüz, halsizlik ve nezlesiz olarak viral bir hastalıktan kurtulabilirsiniz.

Başlangıç için sözlü tarfilerimin yanısıra yukarıdaki animasyonlu görselleri de ilham olarak kullanabilirsiniz. Onları nasıl kullanacağınız sizin yaratıcılığınıza kalmış.
Önleyici tedaviler, bağışıklık sistemini güçlü tutma ve sürekli destek kuvvet için de her gün hatırlayıp canlandıracağınız, tüm bedeninizi çevrenizde dönen bir yıldız tetrahedron içerisinde hayal etmeyi adet haline getirebilirsiniz. 

 



Öncelikle anlamalı ve öyle de hissetmelisiniz. Bilmelisiniz. Etten, aciz birer beden değiliz. Bizler "ışık bedeniz!"


Virüslerle ilişkileriniz şimdi nasıl? Tecrübelerinizi yazarsanız sevinirim.


Sağlık ve neşe dolu günler!

Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ


Görsel: Franz Bachinger
 
Karanlık, havası nemli, yeri ve duvarları soğuk ve ıslak, çıkışı ve ucundaki ışığı toplu iğne başı kadar uzakta görünen bir tünelden geçiyoruz. Duvarlarındaki bozuk taşları arasından çamurlu kara eller kıvranarak uzanıyor...


"Gitme, burada kal, beni de götür" diye sana değmeye, seni tutmaya çalışan, ikna edici sözler fısıldayarak beynini uyuşturan binlerce soğuk el... Yanında arkadaş, rehber yok, teselli ve nasihat yok. Çıkana kadar iletişim yok, ışık yok, alet yok, araç yok. Ve bu yol tek başına yürünecek.

Bugüne kadar maneviyat namına ne yaptınsa yanına kâr, ateşine har, o kaldı. Tek yoldaşın, tek rehberin, içindeki o ateş, çekirdeğindeki o ışık. Güvenebileceğin ya da sığınabileceğin özünden başka hiçbir şey yok.

Eller tünelde bırakılacak. Yürünecek bu yol; yürünecek son yol...

 

Emre Güney
02.12.2021

 
düden park

 
Şu dünyanın en kral ve zenginlik içindeki hayatını da yaşasam buranın bir cehennem olduğu fikrinden vazgeçmem ve o aldatıcı konforun, keyfin ve sahte zenginliğin, içerideki sarsılmaz kudretin yanında  nicelik, nitelik, maddiyat ya da maneviyat olarak zerresi dahi olmadığının bilincindeyim.
 
Ve bunları söylerken de hâşa bizim yararlılığımızı, zararlılığımızı, niyetimizi, ırkımızı dahi gözetmeden bize sınırsızca hayat, sığınma ve meşk sunan Dünya Ana'yı asla küçümsemiyor, şikayet etmiyorum. İnsanın dokunmadığı her şeyi tenzih ediyorum. İnsan ancak ve ancak bir şeyleri kontrol ve idare ettiğini zannediyor.

Şu sürekli tartışa durduğumuz ve bazılarımızın korktuğu, sakındığı, Devletlerin bile üzerindeki zalim güçler dahi olsun, her ne kadar ilgimizi çekip bizi meşgul etseler, dilimize dolansalar da sadece bir şeyleri yönettiklerini sanıyorlar. Ancak onlar da bir tuvale dokunan ─belki az daha koyu renkli─ birer fırça darbesinden başka şey değiller ve tuval ya da fırça olmadıkları gibi, belki ancak o fırçanın ucuna bulaştırılmış ufak bir zerre boya olabilirler.

Şükür ki şu birkaç saniyelik değerli vaktimizi Anadolu'da geçirmeye layık görülmüşüz ve şu karmaşık ama değerli zamana şahit olmuşuz. Dünya'daki hiçbir zenginliğin üzerini örtüp büyüleyemeyeceği kudreti görene, gördürene, merak edene ve arayana şükürler ve selamlar olsun.

 

Emre Güney
02/03/2021



Başlarına en büyük olaylar gelmeden önce bu yazıyı sevdiklerinizle paylaşın.

Bu farkındalığı en iyi anlayıp uygulamak için bu yazıyı
okumadan önce şu yazımı okumanızı tavsiye ederim. 
Bu yazılar, "birlikte" bu farkındalığın iki cephesini anlatmaktadır. 
İlki sebebi, ikincisi (yani bu) ise sonucudur.
 

yoga-stand-animal
.
Bazı kaynaklar varoluştaki en yüksek bilgiye Hakikat Bilgisi adını koyar. Son iki-üç yıla kadar hep gerçeği ve gerçeklikleri araştırdık. Ancak gördük ki aradığımız şey gerçeklikler ya da realiteler değil. Çünkü bunlar kişi, koşul ya da konumlara göre değişen kavram ya da yapılar. Oysa biz hepsinden en yüce, en yüksek bilgiyi arıyorduk. Aradığımız şey kişi, konum, taraf ve koşullara göre değişmemeliydi.

Gerçeklik (aslında sözde gerçeklik) ile hakikat bilgisini idrâkın arasındaki farkı açmak gerekiyor. Pek çok yerde söylüyorum: En yüksek bilgiyi en çok ve en net bir biçimde bu sitede veriyorum diye. YouTube kanalıma da içerik üretiyorum ancak bu içerikler bir bilgisayar diliyle açıklamak gerekirse üç-dört alt klasör seviyesindeki gerçekliklerden ibaret. Karanlık dünya, rüya âlemi hayatlarımız, cehennem hakkında... Buradaki Ruhsallık temalı yazılarımda ise Hakikat Bilgisi ya da Ona yakın seviyede bilgi veriyorum. Yine bilgisayar diliyle tabir etmeyi çok uygun ve yerinde buluyorum ki Hakikat Bilgisi ise kök dizinde yer alan bilgiler. En yüksek bilgi. Diğer tüm bilgilerin sebebini ve sınırlarını tayin ediyor.

Görüp görebileceğiniz her şey ama her şey oyun içindeki oyunun içindeki oyunlar. Matrix filmindeki karşılığı ile ifade edecek olursak bahsettiğim bilgi Neo'nun kırmızı hapı aldıktan sonra yaşadığı aydınlanma, sırrı çözme ve GERÇEK ÖZGÜRLEŞME. Hatta bu da sisteme müdahale etme yetki ve becerisi ile sonuçlanmıştı. Bahsettiğim şey yaşadığınız ve başınıza gelebilecek her şeyin kök dinamiklerini anlamak ve onlardan AZÂDE OLMAK. Bunlar dünyevi eğlenceler ve egosal oyalamacalarla meşgul insanlar için uygun bilgiler değil. Zaten bir sebeple bu tür bilgiler o tür insanlara asla ulaşmıyor. Ulaşsa da özüne temas edip bir yankı/cevap bulamıyor. Ama bu da ne bir aksilik, ne bir gecikme; bu kişiler ya da kümülatif varoluş için. 
 
Bu, uğrunda bu kadar uzun bir giriş yazılacak yazı değil aslında. Çünkü o çok net, çok ortada ve keskin. Bir düz yazı gibi değil, hikayeleşmiş biçimde de değil bu defa madde madde Hakikat Bilgisi nasıl bir şey bundan bahsedeceğim. Beyin bilgiyi madde madde, sıra sıra daha iyi düzenleyebiliyor. Ancak okuyacaklarınız beyinden ziyade kalple anlaşılacak. Hakikat nedir ve ne değildir... 
 
♦ Numaralandırmada herhangi bir sıralama yoktur. Başlıyorum... ♦

  1. Hakikat Bilgisi idrak edilmişse eğer, bu idrak başınıza gelebilecek herhangi bir şeye karşı travmatik tüm etkileri daha yaşanırken geçersiz kılar. Hiçbir deneyim sizi depresyona sokamaz, travma yaratamaz, esir alamaz.
  2. Hakikat Bilgisi'nin idrakı hiçbir bilgi/öğreti ile haşır neşir olmadan çok yüksek kendini izleme ve gözlem ile kendiliğinden de gelebilir.
  3. Hakikat Bilgisi inzivalara çekilme ve tefekkür gibi uygulamalarla da kendiliğinden gelebilir.
  4. Hakikat Bilgisi bir kere farkedildiğinde geri dönülmez ve etkisi eksilemez bir biçimde kişiyi etkiler. Tüm kişilere ve olaylara bakış kalıcı olarak değişir.
  5. Hakikat Bilgisi kişinin daha az konuşmasına, çevreyle daha az etkileşime geçmesine sebep olur. Bu, kişinin asosyalleşmesine ve yalnızlığı daha çok tercih etmesine sebep olacaktır. Bunun sebebi insanlara güven ve sevgisini kaybetmek değil, kişinin sosyalleşmek için bir sebep ya da ihtiyaç duymamasıdır.
  6. Hakikat Bilgisi insanların yalanlarını, bir şeyleri örtme ya da bükme çabalarını, aldatmalarını ve abartmalarını çok daha iyi farketmenize sebep olur. Ancak bununla birlikte bunları yüzlere vurup savaşmaya ya da kusmaya sebep olmaz. Çünkü hakikat bilgisi ile kendi kişiliğiniz ve diğer kişilerin mevcudiyeti ortadan kalkmıştır. Bir diğer sebep de, herkeste kendin dahil her kişinin görülmesi ve açığa çıkan sevgi-merhamettir.
  7. Hakikat Bilgisi ölme, sakat kalma vb. kaygı ve korkuları yok eder. Aslında bir korku filminden korkmak dahil tüm korkuları yok eder! Korku sahibi olacak kişi yıkılmıştır. Sürüngen beyinden sebepli anlık "refleks korku" kabarır, ancak saliseler içinde farkındalığa girer ve girdiği gibi gerçekliği çöker!
  8. Hakikat Bilgisi, insanların sizin hakkınızdaki düşüncelerinin sizi yönetmesini engeller. Bununla birlikte o düşünce ve tahminler görüş ya da farkındalık alanından çıkmaz. Yani eskisinden daha açık ve ortadadırlar ancak hükümleri, üzerinizdeki ağırlıkları ortadan kaybolmuştur.
  9. Hakikat Bilgisi evrensel olan, kişiye ve koşula göre değişmez tüm kanunların üzerinde bir iç adalet ve vicdan seviyesini ortaya çıkartır. Öyle ki dünyanın en âlâ kanunları, hakları, kuralları düzenlense ve uygulansa dahi bunlar bükülebilirlerdir ancak hakikati anlamış kişinin öz vicdanî değerleri ve kararları eğilip bükülmez şekilde bütünün hayrı, hakkı ve huzurunu koruyacak yapıya kavuşmuştur.
  10. Floral Cranes by Spacefrog Designs
    Hakikatın idrak edilmesi ya da kişinin Onu anlaması için kişi her şeyden çok özgürlüğü istemelidir. Özgürlük isteği sokaklarda ya da istediğin ülkede dolaşabilmek ya da istediği şeye istediği an sahip olabilmek değildir. Bahsettiğim şey; zihinde, kafada özgürlüktür, beklentisizliktir, "tamam"lıktır ve her şeyden azâdeliktir. 
  11. Hakikat Bilgisi kalıcı, sarsılmaz doyum, mutluluk, huzur ve denge getirir.
  12. Hakikat Bilgisi, siz sarhoşken dahi etkisini yitirmez. Çünkü o bilgi değildir. Her koşulda geçerli, kesin, eksilmez ve harici faktörlerden asla etkilenmez bir biçimde sizi koruma altına alır ve tüm hayatınızı, tüm deneyimlerinizi sarar, kapsar. "Koruma" ifadesi sadece daha iyi algılanması adına kullanılmış bir ağız alışkanlığından başka şey değil! Korunmaya ihtiyaç duyacak bir şey artık mevzu bahis değildir.
  13. Hakikat Bilgisi her şeyi eskisinden daha da büyük bir farkındalık ve derinlikle tatmanıza sebep olurken bunlardan depresif, dramatik, kederli, yıkıcı, üzücü bir şekilde etkilenmenize de mâni olur.
  14. Hakikat Bilgisi karşınızdaki kişinin davranışlarının doğal ve gerçek, sahte, abartılı, içten ve candan ya da çıkarcı amaçlarla yapılmış olduğu sezgisini açıkça ortaya koyar.
  15. Hakikat Bilgisine sahip olan kişi -misal- duygusal bir filmin etkisiyle ağlarken ya da içerken, bunun hem tadını çıkarıp hem de en ufak bir kederlenme, kalıcı ajitasyona maruz kalamaz. Dahası, tüm dram ve keder hemen o anda komediye çevrilebilir, ve hatta tüm aciziyet ve keder tam da o anda ve aynı zamanda da gülünçtür.
  16. Hakikat Bilgisi kimseye karşı kalıcı öfke, nefret, kıskançlık, komplo, çekemezlik taşımanıza kesin olarak engel olacaktır. Çünkü kendinizi bildiğinizden onları bilirsiniz. Yine ağız alışkanlıklarını düzeltelim: Kim kimi bilecek? Kişiler yok!
  17. Hakikat Bilgisine sahip olan kimseler, değil herhangi bir çıkar; para ve hatta canla dahi satın alınamazlar!
  18. Hakikat bilgisi öyle bir anlayıştır ki hiçbir kişi, nesne, kurum ya da inanç çıkarına çevrilemez. Manipule edilemez. Yapısı müsait değil. Hakikat bilinci doğası gereği başlılığı, şeyhlik ve müritliği, suistimal ve faydalanılmayı otomatikman imkânsız kılar. Hakikat sahipliğe çevrilemeyen, anonim, her yerde, herkes için her koşulda mevcut olan bir anlayıştır.
  19. Hakikat bilgisi dış kaynaklı umut ve kurtuluş projelerini, küresel değişimlere gebeliği, mucizevi değişimlere beklenti ve bağımlılığı devre dışı bırakır.
  20. Hakikat bilgisi kişiyi yok edip kişiyi görenin yorumsuz ve yargısız görüşüne ─yani salt farkındalığa─ geçiş sağladığından tüm kişi sorunları kesin, kalıcı ve geri dönüşsüz olarak devre dışı kalır. Kişi yokken, aynı zamanda anılar ve geçmiş-gelecek de olmadığından sorun, dram, keder, şok, sarsıntı, trajedi, depresyon ─ya da aklınıza olumsuz başka ne geliyorsa─ mevzu bahis olamaz. 
  21. Hakikat bilgisi dramı yok etmekle kalmaz, siz mutluluk, neşe, doyumu çok daha derin  deneyimlerken bunlara olası bağımlılığın getireceği gelecekteki, potansiyel mutsuzlukları da daha yaşanmadan geçersiz kılar. Mutluluk geldiği an daha çok yaşanır, ancak mutluluğun gidişinin yoksunluğu da artık yoktur. Yani dünya sizi mutlu anılarınızdan ve ilişkilerinizden dahi vuramaz, bağlayamaz!
  22. Hakikat bilgisi basitliği, evrenselliği, ölçeksiz ve koşullandırılmamış olması sebebiyle %99+ dünyevi bilgi, öğretiyi ve inancı, dini ve kültürü devredışı bırakır. Çünkü hakikat anlaşıldıktan sonra bunlar öylesine yavan, kıt ve koşullanmış gelir ki tüm entellektüel, akademik, bilimsel ya da tarihi bilgiye olan ilgi kaybolur. Çünkü;
  23. Varlığın farkedilmesiyle birlikte şimdiye kadar gerçeklik ve yaşam, ya da canlılık olarak kabul edilmiş olan şey artık çökmüştür. Çökmüş olan bir şey üzerine kurulmuş olan her şey de onunla birlikte buharlaşıp yok olur. Bu sebeple bir rüyaya harcanan enerji, zaman ve emek de anlamını yitirmiştir.
  24. Hakikatin idrakı üzerinizdeki tüm kitlesel, subliminal, teknolojik ya da cin, şeytan, büyü gibi inanç kökenli silah ve manipulasyon araçlarını geçersiz kılar. Hakikatin idrakı kişiyi ortadan kaldırdığı ve sizi kişinin etkilerinden münezzeh kıldığı için azâdesiniz.
    • Bir üst maddenin devamı olarak bu şu demek oluyor... Size çip de takılsa, teknolojik yollarla kafanıza ses, dram, depresyon ya da vesvese de verilse, büyü de yapılsa, tüm bunlar değişken ve iktidarı pamuk ipliğine bağlı olan kişiye, kimliğinize yapılmış olacak, ancak siz ondan artık azâdesiniz. Yapılanı farkına varacak ancak tesirini almayacaksınız. Çünkü bunların temas ettiği "kimliği" artık kendinizden, yani asıl olandan kopardınız.
  25. Hakikat, bir inanç sistemi olmadığı gibi, bir kişi/din/kültür/odak merkezli de olmadığı için sizden bir şey talep etmez. Yaşam stilinizi değiştirmeniz gerekmez. İlişki ya da sorumluluklarınızı ihmal edip bir şeyleri bırakıp belli bir şeylere yönelmenizi ya da adanmanızı beklemez. Tüm yaşamınıza aynen devam ederek iyinin ve kötünün, yararlı ve zararlının ötesinde, daha üst bir perspektifte görmenizi ve algılamanızı sağlar. Bununla birlikte yaşadıklarınız üzerinde hiçbir etki, yargı ve yaptırımı yoktur çünkü bu duygular bir insana, kimliğe, kişiye aittir. Gözler ve kulaklar dünyanın üzerinden görür, duyar.
  26. Hakikatin idrakı paradoksaldır. İnsanı bir yandan hiçlikteki enginlik ve bütünlüğe bağlarken, bir yandan da bir kişilik, birey, karakter olarak önemsizleştirip yok eder. Kimliğin erimesi eninde sonunda insanı savunmaya ve savaşmaya ihtiyaç duymayacağı ve hiçbir beklenti içinde olmadığı engin bir huzur ve sessizliğe ulaştıracaktır.

 

Evet, size hakikatin idrak edilmesinin etkilerinden bahsettim. Ama eksiklik var. "Nasıl yapacağız, neden yapalım?" gibi. Bu yazı onlardan bahsetmiyor. Aslında bu yazı daha önce SARSILMAZ'IN GÖRÜLÜŞÜ yazımın devamı niteliğinde. Bu yazıların biri sebebi, biri sonucu anlatıyor. Okuduysanız bile, sizi tekrar Sarsılmaz'ın Görülüşü I'e davet ediyorum. Ardından bunu tekrar okursanız en yüksek faydayı alırsınız.

Aslında Yunus Emre'nin, Şems'in, Mevlana'nın, Maharaj'ın, Eckhart Tolle'ün, Gurdjieff'in, Krishnamurti'nin, Papaji'nin ve adını atladığım nice değerli ve ölümsüz üstâdın anlatmaya çalıştığı şeyden farklı bir şey anlatmıyorum. Sadece bu derin ve sözcüklerle tarifi çok zor şeye günlük olaylar, duygular ve kavramlarla farklı bir berraklık, canlılık ve anlaşılırlık getirmeye çalışıyorum. Umarım bir şeyleri harekete geçirmeyi başarmışımdır.


Emre Güney
Aralık 2020


 Tam zamanı

Corona'yı fırsata çevir ve bugün yeniden doğ!

Planlar patladı değil mi?! Şurada daha 1-2 ay önce neler düşünüyordun. Yaz planları, kimbilir belki rezervasyonlar, fonda ilkbahar; kafada sevinçli planlar... Tatilin, haftasonu kaçamaklarıyla dolu sıcak yaz mevsimi, maaşının zammı, piknikte açacağın sandalyen, akşam gideceğin sinema, haftaya arkadaşlarınla çıkacağın kahve, çocuğunun okulu, sevgilinin sürprizi, kardeşine verdiğin yemek sözü... Hani planlamıştın! 

Hayatlarımızı planladığımızı, işleri ve eşyaları bir güzel düzenleyip sıraya koyduğumuzu falan zannediyoruz. Sözümona her şeyi özenle hazırlıyor, diziyor, yoluna koyuyoruz, ya da yoluna koyamayınca da bununla başa çıktığımızı sanıyoruz. Zihnin/sahte benliğin zırvaları bunlar! Bu söylediklerimi ancak gerçekten ciddi veya dönüştürücü bir şeyler yaşamış olanlar anlar. Hiçbir mutluluk, hayal ya da beklentinin bağımlısı olmaman gerektiği gibi, hiçbir korku, endişe ve acının da kölesi olma!

Dünyada bulabileceğin hiçbir tatmin ne doyurucu, ne de kalıcı olacak. Ama buna inandırılman ve bununla motive olup dünyaya daha çok bağlanman için olabilecek her iyi-kötü şey ve heyecan başına gelecek. Bağlılık ve bağımlılığını olabildiğince gerçeklemek ve seni buraya demirlemek için!

Fırsat bu fırsat

Bu gibi zor zamanlar, rutinin sarsıcı bir şekilde değiştiği zamanlar, konfor alanından çıkılan ve düzenin bozulduğu anlar paha biçilemez fırsatlar aslında. Bunu görelim. Parayla satın alınamayacak, büyük bir kudretin açığa çıkabileceği, sırrın çok daha kolay ve hızlı görülebileceği bir dönemdeyiz.

Şimdi beyinle, zihinle, kafamızdaki konfor ve güvenlik kalıplarıyla değil hislerimizle yaşamamız gereken zamanlardayız. Ancak önden, bunun üzerindeki örtüyü kaldırmamız şart. Sosyal medya, haberler, söylentiler, market ve fırınlardaki panik, 3 aylık et stoklamalar... Bunlar hep hastalıklı yok olma kaygılarının yol açtığı korku tabanlı zayıflıklar. Bunlar egonun bizi aciz ve ölümlü olarak tutma, bizi dünyaya demirleme yolları. Ki Çiğdem'in son yazısında anlatılan konudur.


Etrafımda insanlar görüyorum, gece uyumuyorlar. Saat saat vaka ve ölü sayılarını takip ediyorlar. Sosyal medyada mümkün olan tüm postları elden geçiriyorlar. Her biri bir başka korku, bir başka endişe, bir başka yaklaşım, hepsi evdeki şu bu malzemenin eksikliği ya da imkanın yokluğunu vurguluyor. Görüşümüzü, hislerimizi, kalbimizdeki ve karnımızdaki doğru-yanlış alıcılarını köreltiyor ve bizi her an her koşulda güçlü tutacak olan manevi kudreti alaşağı ediyor. Huzurlu ve akıştaki, bilinçli teslimiyeti geçersiz kılıyor. Bunlara ambargo koyun! Gruplardan çıkmanız, hesapları engellemeniz mümkün değilse bile onları görmezden gelin. Ki uyanış bir kez gerçekleştiğinde bunları görmezden gelmenize de gerek kalmayacak. Çünkü üzerinizdeki tüm kontrol zaten düşmüş olacak.

Mutluyum ben. Sakinim. Kaygısızım ve çok huzurluyum. Akşam yatar yatmaz da uykuya dalıyorum ve güzel uyuyorum. Biliyorum ki virüs beni ya da herhangi birini tehdit edemez. Bu sitenin birinci gündemi sizlere bunu anlatmak, hissettirmektir. Bu olaylar bizim varlık sahamızda gerçekleşmemekte. Bir isim, bir kimlik gibi tutuklu yaşamak isteyenleri tenzih ederim.

Yıllarca haber izlemedik ama şu ara izliyoruz. Elbette gelişmeleri haberlerden takip etmekteyim. Elbette sosyal medya ve Whatsapp'tan bir şeyler görmekte, duymaktayım. Gözüme gözüme sokulan videolar görüyorum, ses kayıtları alıyorum, dinliyorum. Bunların bir kısmı ailemin istikrarını sağlamak için elbette ki bazı aksiyonları almama sebep oluyor. Bu aşırı tepki göstermeden ve yorulmadan, olduğu kadar ve doğal olarak oluyor. Takıntılı, kaygılı ya da panik halde değil. Çünkü merkezim tüm bunları zihninde algılayıp işleyen Emre'nin üzerinde değil. Merkezim tüm bu olayları ve kişileri içinde bulunduran ama onların dışında bulunan bir yerde. Merkezim Emre'nin insanî, fani zihinsel aktivitesinde olmadığı için kendimi tam bir gözlem halindeyim. Emre üzerinde gerçekleşen tüm duygusal ve zihinsel aktivite tamamen tarafsız bir görüş alanından tam farkındalıkla izleniyor. Kendimin ─daha doğrusu Emre'nin─ tanığıyım. Emre olmadığımı entelektüel bilgi olarak, ─ezberlemek konuşmak gibi değil─ yaşayarak bir kez anladıktan sonra her şey kalıcı ve geri dönüşsüz olarak değişti! Emre farkındalık sahamda sesini duyduğum bir radyo, sinemalarımdan birinin perdesinde oynayan bir film, yanımdaki ağacın dalında öten bir kuş gibi. Onu duyuyorum...

O bir kuş sesi, o bir radyo, o bir film. Onu izliyor görüyorum. Orada bazen güzel sesler duyuluyor. Bazen şiddet dolu bir sahne oynuyor, bazen şefkat ve mutluluğun gözlerde yaşa dönüştüğü tatlı bir sahne. Öylesi saf, naif, hoş. Kadife gibi. Bazen dikenli tellerin arasından cildini sıyırarak geçen bir karakterin acısını oynatıyor. Her şey orada kendiliğinden öylece oluyor, ama ben parçası değilim. Şu an bu sözlerimi çok ama çok dikkatli bir şekilde seçiyorum. Zaman zaman uyuşuk ve dalgınlıkla birkaç dakika ya da saatlik kaptırmalarım hariç, Onun ne kötü bir sahnesinin acısını benimsiyor, ne de bir mutluluğunun bağımlısı olup alışkanlık ya da ihtiyaç ediniyorum. Bir daha o mutluluğu yaşamazsam ölmem. Çünkü aslen mevcut halim zaten bunlardan daha hafif, özgür ve doyurucu. Yaşanan hiçbir deneyim tarafından ne mutluluğu ile köle edilemeyecek, ne de acısı tarafından korkutulup yönetilemeyecek bir konumdayım. Gerçek özgürlük bu değil mi?

Aşırı veri akışını kapatın! Bilgileri alın; etraftan ve genel durumdan haberdar olacak kadar. Binlerce yorumu, bakış açısını ve %90'ı spekülatif olması daha muhtemel kötü bilgi salgınına bağlanmayın. Engel olamadan maruz kaldığınız ürkütücü ya da üzücü bir etki karşısında hemen soruyu sorun. Korkan/üzülen kim? Cevabınıza bakın. Belki 3-5, belki 150 defa sorsanız "ben" diyecek. Sorun: Ben kim? Cevap veremeyecek duruma kadar soruyu güncelleyip tekrar sorun. Ben kimim/neyim. Tanımlayın... Tekrar sorun... Yaşanan her şeyi özneye yöneltip sorun. Korkan kim? Hiç cevap alamayana kadar sorun. En sonunda hiçbir şey kalmayana ya da cevap alamayana kadar gidin. Kim korkuyor? Kim ölecek? Ölen kim? Üzülen kim?

😁

Ne olduğunuz ya da ne yaşadığınızla ilgili tüm kalıpları bırakın! En sonunda hiçbir duygu beslemediğiniz, hiçbir şey hissedip hakkında hiçbir kanıya varmayacağınız, hakkında fikir yürütme ya da hissetme ihtiyacı duymayacağınız ve hatta bunun gereksiz, ağır ya da yük duruma geldiği bir farkındalığa ulaşacaksınız. Tüm cevaplar tükenene kadar soruyu sorun. Hiçbir şey hissetmeyene, hikayenizle tamamen yabancılaşana kadar sorun ve çok dikkatlice inceleyin. En sonunda yaşadığınız hayat ve sahip olduğunuz(!) kimlik sizin için o kadar uzak, o kadar alakasız, o kadar sığ ve yabancılaşmış hale gelecek ki artık kimliğiniz, ona dair hiçbir şey hissetmediğiniz, onu izlemeye değer bulmadığınız, imkanınız olsa zaplayacağınız bir film haline gelecek! Siz bir kimliğe mi sahipsiniz yoksa size biçilen bir kimlik size sahip mi oldu?

Corona'yı kabul edin ve onu kullanın. Geri dönülmez, çırılçıplak ortada duranı, sarsılmaz özgürlük ve bağımsızlığı şimdi, Corona sayesinde bulun. Hiçbir kişi, nesne ya da koşul varlığınızı ne koruyabilir ne de tehdit edebilir!


#evdekal Türkiye

Emre Güney
20 Mart 2020



Merhaba Sevgili Dostlar. Bu gündemle ilgili birkaç satır yazma ihtiyacı duydum. Bu gibi ateşli ama geçici konuları genelde Facebook'ta geçiştiririm. Ama buranın ayrı bir kitlesi var ve onlara da düşüncelerimi aktarmak istedim.

Corona Virüs Özel Yazısı
Daha #domuz gribi reyting yapan ve köpüklü ağızlarımıza dolanan korkulu bir TV haberi iken onu tedirginlikle izliyor, dinliyorduk. Ondan önce de kuş gribi yaşandı ve fayda gören tek taraf ilaç-sağlık sektörü ile büyük tavuk ve yumurta çiftlikleri oldu. Küçük ve orta ölçekli üreticilerin tepesine çöktüler, ürünlerine el koyup imha ettiler, büyükler daha büyüdü ve piyasa üzerinde daha yüksek kontrol elde ettiler. Bundan 4-5 sene önce ödümüzü koparan domuz gribi son iki-üç senedir pek çok eve girdi çıktı ve bir kısmı tanısı bile konulmadan ayakta geçirilip gitti. Öylesine sıradanlaştı ve normalleşti. Şu anda geçirdiğimiz griplerin belki çoğu artık domuz gribi ya da onun varyasyonları. İlaç dahi kullanmadan, çok zorda kalınca da birkaç vitamin ve soğuk algınlığı hapı ile işimizde gücümüzde geçiştiriyoruz.

Çok geçmeden #coronavirus de aynı kaderi paylaşacak ve endişe kaynağı, ölüm korkusu olmasını bırakın, farkında bile olmadan ilaçsız ve ayakta, otomatik olarak savaştığımız küçük bir pürüz, bir haftalık bir konforsuzluk haline gelecek. Domuz gribi ve kuş gribinin Corona'dan daha yüksek öldürme oranlarına bakılırsa Covid-19'un basın ve medya yoluyla çok iyi pazarlanıp satışa hazırlandığı ortada. Kazananlar yine aşıyı satan küresel odaklar ve virüse karşı savunma için ürün üretenler, ülkemizdeki vicdansız, kalpsiz, onursuz, hayatındaki tek değer para olan fırsatçılar, toptancılar, üreticiler olacak. Medeni devletler böyle zamanlarda halklarını korumak için ücretsiz maske, dezenfektan dağıtırken, bunun için ekstra hizmet birimleri devreye alırken bizim ülkemizde maske, kolonya, dezenfektan ve hatta alkol fiyatları havaya uçuyor. Her şey para ve fırsat. Bunların hepsi manevi boşluklardan kaynaklanıyor.

  • Son derece dünyevi, insani, duygusal ve egosal bir çerçeveden konuşmak gerekirse düşmanımızın yine virüs olmayacağını; düşmanın kalpsizlik, onursuzluk, vicdansızlık ve şerefsizlik olduğunu görelim. Biz neden böyleyiz? 
  • Hakikat düzleminden konuşmak gerekirse tüm bu yaşananların ve hatta yaşanabilecek en acı (dahi en mutlu) tecrübelerin bile bizde  yaşanmadığının farkedilmesini, olup biten her şeye bu şekilde bakışın refleks haline gelmesini tavsiye ediyorum. Dünya bizim içimizde. Biz dünyanın içinde değiliz. Biz nefes durduğunda uçup gidecek hayat ya da kimliklerimiz değiliz. Biz nefesi alıp vereni gören bile değil, onu da farkedeniz.

Bedeninizi hissetmeyin demiyorum; bunu yapamazsınız. Ama bedeninizden DÜŞÜNMEYİN! Akıl yürütüp bedeninizin ürünü zihinsel faaliyetlere girmeyin. Bedeniniz dışında varolun. Bu şekilde BAŞINIZA HİÇBİR ŞEY GELEMEZ!
Velhasıl çoğunluk için bu mesaj çok gülünç ve saçma olacaktır. Gerçek varlığını keşfeden, onun başına hiçbir şey gelmediğini görür ve bilir. Dramlar dahi bir dalga unsuruna bile çevrilebilir.

Okul ve kreşlerdeki tatiller sebebiyle başta düzenleri altüst olup acil çözüm yolu arayan küçük çocuklu çalışan anne-babalar olmak üzere herkese iyi şanslar diliyorum. Virüs en çok ekonomik olarak etkileyecek. Tüm ticaret ve iş dünyası kilitlenmiş ve donmuş durumda. Ancak biz Türk toplumu olarak bir taraftan birbirimizi düdüklemeye devam ederken bir yandan da bu ortamı en eğlenceli şekilde yaşamaktan geri kalmayacağız. Bakınız Gezi Parkı. Dünya'nın hiçbir yerinde böyle bir zeka, böyle bir yaşam gücü ve gizli bütünlük göremezsiniz.

Türkiye'nin en samimi uyanış portalı Yeni Dünya için İpuçları son iki yıldır kendini tanıma üzerine yayın yapıyor. Kendini tanıyan Dünya üzerinde olup biten acı tatlı her şeyden azadedir. Tüm acıyı kökten yok etmeye çalışıyoruz. Tüm dramın ve geçici bağımlılık mutlulukların bizim başımıza gelmediğini, gelemeyeceğini anlatıyoruz. Kalıcı, gerçek ve sarsılamaz doyumu, kudreti anlatıyoruz. Sizi tüm beklentilerden, dış oyunlardan, dış mutluluklardan, sahte ve uyuşturucu kurtuluş planlarından, umut projelerinden koparmayı hedefliyoruz. Uyanışın en basit ve çıplak biçimde herkes için eşit şekilde ve kademesiz olarak mümkün olduğunu anlatıyoruz. Kademesiz dedim! Uyanış kendini farkedişle bir kereye mahsus patlama gibi gerçekleşir ve geri dönüşsüzdür. Dalgalanmalar yaşıyorsanız takip ettiğiniz kaynaklar ya da önderler tarafından kandırıldınız. Hakikati gizleyen şey çok basit, çok ulaşılabilir, kayırmasız ve ortada oluşudur.

İhtiyaç duyanlarla bu yazıyı paylaşınız. Sağlıklı ve neşeli günler! 


 


sarsılmazın görülüşü
Sarsılmaz
SARSILMAZ'ın doğumu da diyebilirdim ama O hiç doğmadı. O'nun ne başı ne de bir sonu var. Başlangıçlar ve sonlar Dünya'ya ve zihne mahsus. Baş ve son, gelişme, büyüme, sonra eskime ve ölme, çoğu sudan oluşma bu bedene mahsus.

SARSILMAZ için altından, ağır bir tahtı uygun gördüm. Taht asla değişmez ve SARSILMAZ. Üstündekiler gelir ve gider.  Bu kural asla çiğnenemez ve bu konuda insiyatif ve tolerans gösterecek hiçbir güç ya da kimse yok. Taht kimseye ait değil. Taht asla değişmez ve SARSILMAZ. Şeylerin daha kolay kavranması ve eğlenceli olması için şimdilik SARSILMAZ, som altından, bu ağır taht ile devam edeceğim.

SARSILMAZ'ın görülüşü dedim çünkü SARSILMAZ hep oradaydı ama algılanmıyordu. Hani balık için en doğal şey içinde yaşadığı deniz ise içinde yüzdüğü o deniz artık görülmez gibidir onun için. Bunun gibi. SARSILMAZ canlı bir varlık değil, boş bir taht. Yorum yapmıyor. Kralın her şeyine tanık oluyor ama en ufak bir müdahalesi, söze karışması ya da algılarla oynaması söz konusu değil. Kral hiç kıçını kaldırıp altına bakmadığı için de tahtın hiç farkında olmadı. O sessizce orada hep vardı ve asla hiçbir şeyin bir parçası olmadığı gibi üstüne oturan her krala da eşit mesafede oldu. Zaten ne bir düşüncesi ne de hissiyatı var.

SARSILMAZ için som altından, yere mıhlanmış ağır ve mikron dahi kıpırdatılamayacak bir taht seçtim. Aslında SARSILMAZ için onun altın ya da taş olması da hiç umurunda olmaz çünkü bilincin, aklın, zihnin ve duyguların kavrayabileceği bir değerleme ya da yorumlamayı umursayacak bir düzlemde bulunmuyor. Bir insan aklından geçebilecek herhangi bir mutluluk, herhangi bir tatmin ve paha asla SARSILMAZ'ın varlık sahasındaki pahayla karşılaştırılamaz bile. Ama o yine de som altından çünkü O'nu farkeden kral için O göz kamaştırıcı, yerinden oynatılamaz ve çok değerli.

Emre'nin sıkıcı hikayesi


Tahta bir süre konuk olan Emre pek çok savaşlara girdi çıktı. Dıştan da çok, iç savaşlara... Mutlu etti, mutlu oldu, üzdü-kederlendi, bir şeyler bekledi, kimilerini buldu, bazı beklentilerine de asla erişilemeyeceğini farketti. 

Emre şeyler bekliyordu, bir başka şeyleri istemiyordu, bazı şeylerden nefret ediyor, bazı şeyleri seviyordu. Bazı şeyleri de neden sevdiğini anlamayıp, onları sevdiği için kendine gıcık bile oluyordu ya da bunun sebeplerini merak ediyordu. Yaşamın yoğun koşuşturmaları ve dikkatini dağıtan sayısız çeşitlilik ve yoğunlukta kimisi rahatsız edici, kimisi de eğlendirip mutlu eden olay ve duygular arasındaki o küçük, çok küçücük boşluklarda içine dalıp duygularının ve düşüncelerinin dinamiklerini çözmeye çalışıyordu Emre.

Dünya çok karmaşıktı. Eskiden zordu belki ama her ne iş olursa olsun disiplinli ve dürüst olan insan bir şekilde yolunu buluyor, izlediği yolda başarılı oluyor ve en azından tatmin edici bir hayat yaşayabiliyor görünüyordu. Şimdi öyle mi? Düşünülmesi, çok önceden öngörülüp planlanması icap eden çok daha yüksek katmanlı çok daha zalim, haksız, adaletsiz ve ahlaksızca rekabet edenlerin başarılı sayılarak kazandığı bir dünyadayız.

Emre kendi iç dinamiklerini araştırmayı, dinleyip analiz etmeyi aklına getiremediği zamanlarda dünyevi bu sorunları kafasına takıyordu. İşe yarar ne bulsa irdeleyip bundan nasıl faydalanılabilir diye düşünürdü. Bu yüzden Emre bilgi aşığı oldu. Açlıktan kıvranıyordu. Her yerde bilim ve teknolojiyi hayranlıkla takip etti. Bu arada dünyada adaleti, güç/maddiyat eşitliğini sağlamaya yardım ettiğini iddia eden organize bir kaç harekete sempati duydu ve gönüllülük prensibiyle bunlara bir süre yardım etti.

bilgi: tuzak
Bilgi, bilgi, bilgi... Emre kitap çok değil belki ama, deli gibi okurdu. Henüz kitaplara girmemiş şeylere daldı. Ya da kitaplarda yazılamayacak şeylere. İşine yarayabilecek demeyeyim de umut vaad eden, onu heyecanlandıran ve dünyayı daha iyi bir yer yapmaya yüreklendiren, "bir umut varmış" dedirten her şeye bir bakıp çıktı. Her bakındığı kalabalıkta benzer sorunları görüp her seferinde hüzünle bir onu, bir diğerini terketti ve kapattı. Birkaç kişilik küçük topluluklarda bile aynı sorun çıkıyordu.

Bunları öyle çok kafaya taktı ki, aldığı derslerden de sonra, bilgi toplayıp anlamlı bir senaryo oluşturmak için geçen o yorucu ve kahırlı 20 yıla yakın sürenin sonunda... En sonunda, bir şeylerin yanlış olduğundan, belki daha köklerde bir başka yanlış kodlama ya da hilenin bulunduğundan şüphelenmeye başladı. Tüm bu farkedişe, günlük koşuşturmacaları arasında çok küçük aralarda yaptığı içsel araştırmaları da eşlik ederken yeni bir hissediş ortaya çıkmaya başlıyordu. Engin doyum ve huzurun hissedilebildiği bir tür sıfır noktası. Hem merkezî ve yuva gibi... Hem de her yer ve her şey gibi... Ama bir hiç.

Sizlere bolca kendimden bahsettimse de bu yazıda asıl anlatmak ve yaşatmak istediğim şey tam aksine Emre'nin kaybedilmesi üzerine. Ama aranızda aşağı yukarı aynı şeyleri yaşayanlar olduğunu biliyorum. Konunun anlaşılması için Emre'nin ne kadar yorgun ve sıkıcı olduğunun ve bilgiler altında ezildiğinin anlaşılması gerekli. İşte bu yüzden, SARSILMAZ'ın anlaşılması için Emre'nin hikayesinin anlatılması gerekiyordu. 

Devam ediyorum...

Yürüyerek bir parkın içinden geçişlerde, ufak ufak boşluğa dalmalarda bir şey farkediliyordu. Bir an için Emre kayboluyor, O kaybolduğunda derin bir sessizlik, huzur ve özgürlük geliyordu.

Şu yeşilliğe toprağa bak... Tanrım ne kadar da güzel. Böcekler nasıl da bir şu bitkiden bir o bitkiye geçiyor. Altlarında, şu an görünmeyen toprakta kimbilir neler oluyor. Her şey ne kadar sakin ve ahenkli. Her yer ne kadar canlı. Kuş ne güzel ötüyor. Yağmur yağacak galiba... Müthiş bir koku sardı. Kozalakların ve iğne yaprakların arasında ıslıklaşan rüzgârın farkındayım. 💓 İyi ki buradayım. Tanrım şu yere eğilip uzansam da  burada bu yaşamı izlesem, anbean, saatlerce. Hayat ne kadar güzel ve zengin. Her şey birbiriyle ne kadar uyumlu ve işbirliği içinde. Her yerden can fışkırıyor. Her yer yaşam dolu. Akıl almayacak yerde bir bitki bitiyor. Her şey ne kadar da uyumlu ve birbirine bağlı. Bu dünyanın başı dertte olamaz. Her şey kusursuz işliyor Başka hiçbir şeye ihtiyacım yok.  Yaşamak ne güzel şey...

Emre bir an için kaybolmuş, farkındalık duyu ve zihin katkısız algılarla başbaşa kalmıştı. Sorumluluklar ya da iş ile ilgili hiçbir planlama, düşünce, endişe bulunmuyordu. Vücuttan gelen yorgunluk geri bildirimleri alınmıyor ya da tepki verilmiyordu. Az önce yapılan görüşmede ortaya çıkan ve gecikmeden çözülmesi gereken bir kriz vardı; ancak Emre'nin o anki farkındalık algısını etkilemiyordu. Akşam yapılacak isteksiz bir iş vardı ki; hiç umursanmıyordu. Yoğun günlerdeydi ancak yorgunluk ya da herhangi bir sıkıntı ve bunalmışlık hissetmiyordu. Geçen gün bir arkadaşından gördüğü ve günlerdir üzerinde düşünüp üzüldüğü kabalığın etkileri artık orada değildi. Geçen ay yaptığı çok ciddi kazada belki ölümden kurtulmuştu ama hiçbir şey hissetmiyordu. Perte çıkan ve içini dumanlar saran araçtan titreme ve şaşkınlık dahi olmadan çıktığında son derece sakindi. O dönem her yerini saran ve nefret ettiği bürokrasi ve evrak işleri varlık sahasında değillerdi. Hiçbir dünyevi görev ve sorumluluk, hiçbir iş plânı orada değildi.

SARSILMAZ'ın görülüşü

Bu güne kadar aşırı dert edilmiş kimi şeyler bir şekilde yürümüştü. Ve her nasıl sonuçlandılarsa da sonradan görüldüğü üzere her şey en iyi şekilde planlanmıştı. Emre bunlar hakkında kaygı duyup strese boğulsa da bitmişlerdi. Emre rahat olsa aynı süreç hiç olmazsa rahatça akmıştı. Farkeden hiçbir şey yoktu. Emre'nin tutumu dışında farkeden hiçbir şey yoktu. Her şey otomatik bir şekilde en tercih edilir halde ilerliyordu. Endişe ve stres olsa da olmasa da. Emre'nin olaylar üzerinde hiçbir etkisi yoktu. Akmak üzere dizilmiş olaylar belli bir düzende birbiri ardına, kendi kendine akıyordu ve direnilse de huzurda da olunsa belli bir sıra ile kendine has bir momentum bulup ilerliyordu.

Zihin karışıp olayları ve kişileri kirletmediği sürece her şeyin ne kadar sakin, rahat, mutlu ve sorunsuz aktığı farkedildi. İçerde bir yerde, gece uykuya giderkenki o güvenli sıcak yuva her an ve her koşulda ulaşılabilirdi. Az yukarıda bir bahçenin içinden geçerken yaşanan bir anlık kayboluşu lütfen tekrar edelim şimdi. Bunu mümkün olduğunca canlı bir şekilde canlandırıp aynen yaşamaya çalışmanızı rica ediyorum şimdi. Lütfen!

Şu yeşilliğe toprağa bak... Tanrım ne kadar da güzel. Böcekler nasıl da bir şu bitkiden bir o bitkiye geçiyor. Altlarında, şu an görünmeyen toprakta kimbilir neler oluyor. Her şey ne kadar sakin ve ahenkli. Her yer ne kadar canlı. Kuş ne güzel ötüyor. Yağmur yağacak galiba... Müthiş bir koku sardı. Kozalakların ve iğne yaprakların arasında ıslıklaşan rüzgârın farkındayım. 💓 İyi ki buradayım. Tanrım şu yere eğilip uzansam da  burada bu yaşamı izlesem, anbean, saatlerce. Hayat ne kadar güzel ve zengin. Her şey birbiriyle ne kadar uyumlu ve işbirliği içinde. Her yerden can fışkırıyor. Her yer yaşam dolu. Akıl almayacak yerde bir bitki bitiyor. Her şey ne kadar da uyumlu ve birbirine bağlı. Bu dünyanın başı dertte olamaz. Her şey kusursuz işliyor. Başka hiçbir şeye ihtiyacım yok! Yaşamak ne güzel şey...

egodan kurtulmakEmre o anda orada yok. Emre neredeyse tamamen kaybolmuş ve yerinde katkısız bir farkındalık var. Kişi yok! Bağlantılar yok. İş ile bağlantı, ailevi bağlantılar, görev ve sorumluluklar... Günlük ya da daha uzun vadeli planlamalar. Daha önemlisi geçmiş ve gelecek yok! Geçmişin tüm yüklerinden eser yok. Geçim, uyum, çocuğun eğitimi ve güvenliği gibi gelecekle ilgili damla korku, endişe yok. Hayattan bir beklenti ve buna bağlı mutsuzluk da yok. Hedef yok ve hiçbir koşul ya da kişi ile kıyaslama da yok. Sadece hiçbir yorum ve yargı katılmadan anda görülen var. Hiçbir deneyimin/hatıranın izi yok. Geçmiş yok, gelecek yok.

Biz neyiz?


Geçmişle yoğrulup deneyimlerle programlanmış, iyi-kötü, güzel-çirkin, yararlı-zararlı, düşman-dost, siyah-beyaz, acı-tatlı kodlamalarla biçimlendirilmiş bir yazılım gibiyiz. Bunları çıkardığınızda geriye ne kalır? Emre'nin bir hikayesi var. Emre'yi bu hikaye var etti. Başka birini de O'nun hikayesi var etti. Bir deneyimler ve kayıtlar silsilesiyiz... Emre ya da senin hayatında olup biten her nitelikte olay senin yaşamındaki herhangi bir şeye bakışını etkiliyor. Ölene kadar da tüm yaşamına hikayende olup biten şeylerin sana kazandırdığı görüşlerle bakıyor olacaksın. Yani kendi filtrelerinle. Bu sebeple de bunlar herkese göre değiştiği gibi yaşanan olaylar ve alınan kültür gibi pek çok şeyle yoğrularak bize işlemiş. Hiçbiri gerçek olmayıp, tamamı son derece değişken, belirsiz ve geçici. Peki biz bu muyuz?

Mutluluğunun, huzurunun, duygularının ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu görüyor musun?

Sabah saçını tararken tarağını yere düşürdün, eğilip onu yerden alırken başını da lavaboya çarptın, tam o anda mutfaktan bir tıslama sesi geldi ve ocakta kaynamakta olan yumurtanın suyu taştı, bugün zaten geç kalmıştın... Her şey bugün amma ters gidiyor... Bu lanet olası günde kan ter ve sinir içinde kendini zar zor otobüse atıyorsun ama ilk defa karşılaştığın tertemiz giyimli kravatlı otobüs şoförünün "günaydınlar efendim" deyişiyle bir anda şaşırıyorsun. Birinden gelen tatlı bir koku var. Genelde otobüslerin kötü kokmasına alışmışken "hala böyle güzel kokan insanlar kaldı mı?" diye içinden geçiriyorsun. İnmek üzere arkalara ilerlerken hiç sevmediğin türde(!) bir gencin nazik bir şekilde sana yol verişine ve tatlı tebessümüne tanık oluyorsun. Saniye dahi sürmeyen o beklenmedik göz göze gelmede o asi, kaygısız, kaba ve küstah(!) gencin, sadece o bir anlık bakışta içindeki masumiyetine tanık oluyorsun. Gencin tüm hikayesine bir an olsun dalıp çıkmış gibi bir his kaplıyor içini... Bir anda O'nun tüm olası mutluluk ve üzüntülerine ortak oluyor, ona şefkat duyuyorsun. Önce üzülüyor, sonra kendine kızıyor, sonra O'na saygı duyuyorsun, karnın ağrıyor ve gözünde yaşla otobüsten iniyorsun...

Bunların hepsi 15 dk içinde oluyor... Zihin! Düşünceler! Yargılar! Ne kadar değişken? Ne kadar âni? Çok kararlı ve kesin ama bir o kadar da dengesiz, öngörülemez, değişken ve kişiye has. Saniyesi saniyesini tutmayan, tamamı deneyimlerle önceden şekillendirilmiş, yani belli bir değişmezliğe, evrensel gerçekliğe, doğru-yanlışa dayanmayan ve her kişinin kendi yaşadıklarına göre tamamen değişen yorumlar... Hangisi gerçek? Hangisi biz?

Kederli, sarsılmış, bunalmış haldeki miyiz; yoksa mutlu, huzurlu, neşeli ve canlı haldeki mi? Filmdeki iyi oyuncu muyuz, kötü oyuncu mu? Yararlı mıyız zararlı mı? Yoksa hepsi miyiz? Kime göre nasılız? Tüm "kimler" değişken ve tümüyle geçici olduğuna göre hangisine göre doğru/yanlış veya adil değerleneceğiz? Üzerimize dikilmiş kimliğin değişiklikleri algılanıyorsa temelde ve arkaplanda hiçbir an ve koşulda değişmeyen bir referans noktası, bir merkez olmalı. Aksi halde değişikliği farkedebilir miydi?

Bu fazla soyut ve kavramsal kısmı hızlı geçip tekrar benliğe dönmek istiyorum.

Emre yokken hiç sorun yok!

değişmeyene odaklan: farkındalıkBiz olduğumuzu sandığımız varlık, aslında kimliğimiz. Kimlik bir avatar. Bir kıyafet. Giydirilmiş. Yapılandırılmış. Yargılar, yorumlar, kural ve kalıplarla bir disk gibi biçimlendirilmiş. Bir hikayeyi oynayıp onun içinde kendine yer bulmuş. Elbisenin içi çıplak. Ya da işletim sistemi ve programlar yüklenmemiş bir bilgisayar donanımı gibi. Tüm davranışını ve veriyi işleme biçimini kendine yüklenen işletim sistemi ve programlar belirliyor. Bunlar olmadan tüm bilgisayarlar tamamen aynı şeyi aynı şekilde yapmaya muktedir.

Emre yokken geçmiş yok, gelecek yok. Geçmiş olmaması demek hiçbir deneyimin tesiri altında olmamak, yaşanan hikayenin etkilerini taşımamak demek. Çünkü hikaye yok. Dün yok. Şu ana kadar yaşanmış hiçbir şeyin sende hiçbir izi, tecrübesi; dolayısıyla yargı ve kodlaması yok.

Gelecek yokken geçim kaygısı, güven endişesi yok, korku yok. Önümüzdeki dakika/saat yok. Yarın yok, gelecek ay yok, yaş yok, beklenti yok. Zaman yok.

Şimdi ve buradadan başka hiçbir şey yok. Varlık sahası sadece şimdi ve buradaki filtrelenmemiş, yorumlanmamış, yargılanmayan ve etiketlenmeyen tarafsız ve insanüstü, zamansız bir algıdan ibaret. Burada her an her şey mümkün ve hiçlik her şeyi dolduruyor. Her şey olmaya muktedir bir hiçlik.

Emre olmadığında şimdi ve buradadan başka hiçbir şey yok. Varlık sahası sadece şimdi ve buradaki filtrelenmemiş, yorumlanmamış, yargılanmamış ve etiketlenmemiş farkındalıktan ibaret. Ona isim konulamaz. O sıfatlandırılamaz, tarafsız ve insanüstü, zamansız bir farkındalıktan ibaret. Burada her an her şey mümkün ve hiçlik her şeyi dolduruyor. Herhangi bir şey olmaya muktedir bir hiçlik. Mutluluk, refah ve huzuru dahi aramayan; çünkü kendisi zaten çırılçıplak haliyle ölçüsüz bir mutluluk, sevgi ve şefkat olan farkındalık.

Ne olduğunu gör! Nasıl mı?
Her daim kendi ensende ol ve olmadığın her şeyi bir bir gör ve ayıkla.
Orada Sarsılmaz'ı bulacaksın. Sarsılmaz şeyi görene kadar yüzeydekileri ayıkla. Her şey değişse de değişmeyen tek şeyi bul. O sarsılamaz olan. O nedir? Onu bul. Dünya yıkılsa dahi, orada hiçbir şeyden etkilenmeden hep mevcut olanı bul!


Emre Güney
Eylül 2019