Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Ruhsallık/Toplum

Bilim/Gizem

Güncel



Vücudumda olanları anlayabilmek için çok okudum, araştırdım, bir çok insanla tanışıp konuştum. Vardığım nokta, kimse bilmiyor!!! Çünkü saçma sapan önerilerde bulunuyorlardı. Enerji gönder, şifa ver, verelim, hatta seans yapalım diye zırvalayanlar bile olmuştu. Hay senin seansına, daha ne olduğunu bilmiyorsun neye seans yapacaksın? Enerji seanslarını, şifa tantanalarını soytarılık olarak görüyorum. Sen kimsin ki kime şifa vereceksin, kime enerji göndereceksin, hey gidi hey, hem de ücret karşılığı he? İnsanların çaresizliklerinden nemalanmak, kazanca dönüştürmek, süslü püslü açıklamalarla kişisel gelişim safsataları ile haklı gösterme sahtekârlıkları din tüccarlarının yeni çağ versiyonudur. Alma verme dengesi, bağış gibi kılıflara sokmak bu olguyu değiştirmez. Kasıtlı sert giriş yaptım, çünkü hakikat ve şifa sözleri ediliyorsa eğer, destursuz ne girilir ne de konuşulur! Hiç kimse kimseye şifa veremez, gerçek şifa Tanrı'dandır, bitti... O olmak, kişinin yok oluşudur, ki zaten başımın tepesinden öyle iniyordu. Bu yüzden ne enerji-şifa göndermesi, saçmalamayın!!!

Okuduklarımda elbette bulduğum şeyler vardı ama yeterli gelmiyordu. Yine tanıştığım biri vardı. (ismini O müsade istemeden paylaşamam) Auraları başına gelen bir durumdan sonra görebildiğini söylemişti. Benimkine bakmasını rica etmiştim. Telefonda konuşuyorduk ve bağırma sesini duydum, aman Allah'ımm diye!!! Ne oluyor yaw dedim, ne oluyor?

Bu çok büyük diye söyleniyordu çok büyük? Ne büyük ya, neden bahsediyorsun diyorum. Bu çok büyük ışık aman Allah'ım diye bağırarak ağaca sarılmıştı. 😊 Elbette ciddiye almamıştım. Sadece şaşırmıştım. O gün ona aynen şunu söyledim; "ne inanıyor ne de reddediyorum, bilmiyorum. Ama bilmek zorundayım çünkü vücudum dayanamıyor artık." Ben sana yetemem dedi, Rus bir üstattan bahsetti ve eğer O'na ulaşırsa O'na soracağını söyledi ve öyle kaldı.

Bu olay birkaç yıl önceydi sanırım. Tam vakti hatırlamıyorum. Dünya çapında birçok insanla tanışıp paylaşmama rağmen elimde nur topu gibi bir bilmiyorum vardı. Ayahuasca'yı zaten bunu bilmek için istemiştim. 13 kez içmiş olmama rağmen hala bilmiyordum. Maksadım elimdeki tüm Ayahuasca bitene kadar (bu yazıyı 37 kez içtikten sonra yazıyorum ☺) şansımı denemek ve hala açılmazsa vücüdumdan kurtulmaktı.

Sonuna kadar devam...

Ölüm oyunu ciddi şekilde zihnimi ve bedenimi sarsmıştı. Kendime gelmem 10 günümü aldı. 😁 11. gün 23 Temnmuz'da 14. için hazırdım. 👊 Akşam 8 civarı içtim yine Ayahuasca Ana'yı, ama pek ümidim de yok, yine yerle bir edecek nasılsa modundayım, aman ne olursa olsun sonuna kadar gideceğim nasılsa, rahat rahat sigaramı içeyim, sonra içebilir miyim bilemiyorum, şimdi sigaranın tadını çıkar kızım. 😇

1 saate kalmadan tabii ki gümbür gümbür açılışını yapıyor ve yanılmadığımı alası ile ispatlıyor bana Ayahuasca Ana. Tüm benliğimi yerle bir ediyor, un ufak ediyor beni. 😫 Nasıl ediyor; hayal dahi edemezsiniz! İçimi de sert şekilde boşaltıyor elbette. Yine per perişan haldeyim, gerçek teslimiyet nediri elbette sağlam yaşatıyor. Çiğdem'in tüm hükmünü sona erdiriyor 😫 Tamamen elindeyim, tamamen çaresiz, tamamen bitik!!!

Ve bilişler hızla iniyor!!!

Tüm dünya ve bedenim sınırlı benliğimin ta kendisi 😱 Sınırlı benlik hastalığın ta kendisi. 😱 Kendisi gibi yarattığı dünya; hasta çaresiz, ölümlü sınırlı 😩 Ölebilen dirilse ne olur? Hiç... Canlı olan ölmez!!!

Gurdjieff'in 4. Yol Öğretisi'nde bahsettiği hakikati isteyen yardımcı benlerim açıkça farkındalığıma geliyor. 😱 Harikaaa, Sevgili Gurdjieff'e selam olsun, haklıymış. 🙏

"Her canlının içinde bir yaşam merkezi vardır, o büyüyüp güneşe dönüşebilir. Dirilenlerin kalbinde, Işık ve Kelam ile uyarılan ilahi güç, aklı aydınlatan bir Güneş'e dönüşür."
"Yersel güneş görünmez Göksel Güneş'in imgesi ve yansımasıdır; birincisi ruh aleminde, ikincisi maddi alemde mevcuttur, fakat ikincisi gücünü birincisinden alır."

Franz Hartman / Gül Haçlıların Gizli Sembolleri

Vücudumdan yayılan ışık, yok yavv ne ışığı, 😱 Güneş'in trilyon kat ötesinde sonsuz heybet, devasalll, devasalll güneş 😱 Ooovv, ooovv, ooovv 😱
Gözlerim açık görüyorum Güneş'i. 😱 Vücudum şoka girdi, Güneş'in heybetinden şoka girdi vücudum. 😱 Tüm vücudum şiddetle çırpınmaya başladı, hiçbir uvzumu kontrol edemiyorum. 😱 Uzandığım yerden öyle sıçrıyor ki vücudum, neredeyse tavana yapışacağım. 😱 Hayretten öleceğim!. 😱 Ellerim, kollarım bacaklarım çırpınıyor, aman Tanrı'mmmm 😱 Ooovvv. Vücudumun halinee inanamıyoruumm. 😱 Allah korusun, biri bu halde beni görse kalp krizi geçirir şoktan, aman Allah'ım. Vücudum güneşin heybetinden yatakta şiddetle hiç durmadan sıçrarken haykırıyorum şokla; çok büyükkk bu çokkk büyükkkk, ben bu büyüklüğü nasıl kabul ederim, nasıl!!! Çok büyük bu, ben küçücüğüm, bu büyüklüğü nasıl kabul edeceğim, ben nasıl kabul edeceğim!!! Nasıl kabul edeceğim bunu. 😫 Ben bu büyüklüğü nasıl kabul ederiimm!!! Sonsuz ihtişammm, heybettt, sonsuz büyüklük, dünyanın güneşi ne ki? Hiiççç!!! Ooovvv. 😱 1 saatten fazla vücudum tavana yapışacak düzeyde sıçrarken bu büyüklüğü nasıl kabul edeceğim diye haykırdım, haykırdım, haykırdım!!!

Bu heybete, bu büyüklüğe dağlar un ufak olur. 😱 Ben nasıl kabul edeceğim, nasıl? 😫 Vücudum dehşet ötesi sarsılıyor, zıplıyor, ellerim kollarım çok feci çırpınıyorrrr, ağzım sırıtmaya başlıyor (hiç kontrolüm yok) ve büyüklüğü kabul edemeyen benliğim heybetimden yerle bir oluyorrrr!!!😱 Güneşi tüm mevcudiyetimle yaşıyorumm, tümm heybeti yaşıyorumm, tümm ihtişamı !!!

Açıkça beyan ediyorum;

Ben güneşin ta kendisiyim!!!
Ben güneşimm, dünyanın ışığı Benimm!!!
Yaşam Benim!!!
Ben kendimden veririm, almam, hiçbir ihtiyacım yoktur benim!!!
Tüm hastalıklar, ölüm, sınırlılık, uyumsuzluk tamamı yalannn!!!
Hiçbiri gerçekte mümkün değil!!!
Tamamı güneşi balçıkla sıvamaya çalışmanın aptallığı.
Benim hiçbir açıklamaya, tanımlamaya ihtiyacım yok!!!
Ben kendimim!!!
Tüm konuşmalar, açıklamalar aptalca. Hiçbir şey yapmama gerek yok!
Algılanan dünya, hakikatinin inkârıdır!!!
Kendimi inkâr etmem, gördüğüm dünyadır!!!
Güneş Ben'im!!!


Işık'tan çatlamak üzereyim, o düzeylerde vücudum çatlayacak Işık'tan. 😱 Her yerimden ışık fışkırıyor ooovv!!! Devasal düzeyde esniyorum, devasal düzeyde esniyorum dakikalarca!!! Çatlayacağım ışıktan ooovv, çatlayacağım!!! Vücudum paramparça olacak neredeyse, her yerimden ışık fışkırıyor. 😱 Çatlayacağım Işık'tan diye haykırıyorum, haykırıyorum, haykırıyorum!!!

7 saatten fazla sürdü.

Ayağa kalkıyorum, söyleniyorum; adam doğru söylüyormuş, elbette ağaca sarılır, elbette!!! Doğru söylüyormuş meğerr. 😫
Seni gerizekâlı, sen neyin içine girdin, seni gerizekâlı, başına neyin geldiğinin farkında mısın? Seni aptallll, ne halt yiyeceksin şimdi, seni aptalll!!!
Al sana gördün, ne halt yiyeceksin şimdi?😫 Çok fena bittin kızım, çok fena, oovv!!! Tabii odada hızla volta atarken şoktan söyleniyorum!

Yorgunluktan sızana kadar esnedim, volta attım, söylendim durdum...


Aralık 2019


 Tam zamanı

Corona'yı fırsata çevir ve bugün yeniden doğ!

Planlar patladı değil mi?! Şurada daha 1-2 ay önce neler düşünüyordun. Yaz planları, kimbilir belki rezervasyonlar, fonda ilkbahar; kafada sevinçli planlar... Tatilin, haftasonu kaçamaklarıyla dolu sıcak yaz mevsimi, maaşının zammı, piknikte açacağın sandalyen, akşam gideceğin sinema, haftaya arkadaşlarınla çıkacağın kahve, çocuğunun okulu, sevgilinin sürprizi, kardeşine verdiğin yemek sözü... Hani planlamıştın! 

Hayatlarımızı planladığımızı, işleri ve eşyaları bir güzel düzenleyip sıraya koyduğumuzu falan zannediyoruz. Sözümona her şeyi özenle hazırlıyor, diziyor, yoluna koyuyoruz, ya da yoluna koyamayınca da bununla başa çıktığımızı sanıyoruz. Zihnin/sahte benliğin zırvaları bunlar! Bu söylediklerimi ancak gerçekten ciddi veya dönüştürücü bir şeyler yaşamış olanlar anlar. Hiçbir mutluluk, hayal ya da beklentinin bağımlısı olmaman gerektiği gibi, hiçbir korku, endişe ve acının da kölesi olma!

Dünyada bulabileceğin hiçbir tatmin ne doyurucu, ne de kalıcı olacak. Ama buna inandırılman ve bununla motive olup dünyaya daha çok bağlanman için olabilecek her iyi-kötü şey ve heyecan başına gelecek. Bağlılık ve bağımlılığını olabildiğince gerçeklemek ve seni buraya demirlemek için!

Fırsat bu fırsat

Bu gibi zor zamanlar, rutinin sarsıcı bir şekilde değiştiği zamanlar, konfor alanından çıkılan ve düzenin bozulduğu anlar paha biçilemez fırsatlar aslında. Bunu görelim. Parayla satın alınamayacak, büyük bir kudretin açığa çıkabileceği, sırrın çok daha kolay ve hızlı görülebileceği bir dönemdeyiz.

Şimdi beyinle, zihinle, kafamızdaki konfor ve güvenlik kalıplarıyla değil hislerimizle yaşamamız gereken zamanlardayız. Ancak önden, bunun üzerindeki örtüyü kaldırmamız şart. Sosyal medya, haberler, söylentiler, market ve fırınlardaki panik, 3 aylık et stoklamalar... Bunlar hep hastalıklı yok olma kaygılarının yol açtığı korku tabanlı zayıflıklar. Bunlar egonun bizi aciz ve ölümlü olarak tutma, bizi dünyaya demirleme yolları. Ki Çiğdem'in son yazısında anlatılan konudur.


Etrafımda insanlar görüyorum, gece uyumuyorlar. Saat saat vaka ve ölü sayılarını takip ediyorlar. Sosyal medyada mümkün olan tüm postları elden geçiriyorlar. Her biri bir başka korku, bir başka endişe, bir başka yaklaşım, hepsi evdeki şu bu malzemenin eksikliği ya da imkanın yokluğunu vurguluyor. Görüşümüzü, hislerimizi, kalbimizdeki ve karnımızdaki doğru-yanlış alıcılarını köreltiyor ve bizi her an her koşulda güçlü tutacak olan manevi kudreti alaşağı ediyor. Huzurlu ve akıştaki, bilinçli teslimiyeti geçersiz kılıyor. Bunlara ambargo koyun! Gruplardan çıkmanız, hesapları engellemeniz mümkün değilse bile onları görmezden gelin. Ki uyanış bir kez gerçekleştiğinde bunları görmezden gelmenize de gerek kalmayacak. Çünkü üzerinizdeki tüm kontrol zaten düşmüş olacak.

Mutluyum ben. Sakinim. Kaygısızım ve çok huzurluyum. Akşam yatar yatmaz da uykuya dalıyorum ve güzel uyuyorum. Biliyorum ki virüs beni ya da herhangi birini tehdit edemez. Bu sitenin birinci gündemi sizlere bunu anlatmak, hissettirmektir. Bu olaylar bizim varlık sahamızda gerçekleşmemekte. Bir isim, bir kimlik gibi tutuklu yaşamak isteyenleri tenzih ederim.

Yıllarca haber izlemedik ama şu ara izliyoruz. Elbette gelişmeleri haberlerden takip etmekteyim. Elbette sosyal medya ve Whatsapp'tan bir şeyler görmekte, duymaktayım. Gözüme gözüme sokulan videolar görüyorum, ses kayıtları alıyorum, dinliyorum. Bunların bir kısmı ailemin istikrarını sağlamak için elbette ki bazı aksiyonları almama sebep oluyor. Bu aşırı tepki göstermeden ve yorulmadan, olduğu kadar ve doğal olarak oluyor. Takıntılı, kaygılı ya da panik halde değil. Çünkü merkezim tüm bunları zihninde algılayıp işleyen Emre'nin üzerinde değil. Merkezim tüm bu olayları ve kişileri içinde bulunduran ama onların dışında bulunan bir yerde. Merkezim Emre'nin insanî, fani zihinsel aktivitesinde olmadığı için kendimi tam bir gözlem halindeyim. Emre üzerinde gerçekleşen tüm duygusal ve zihinsel aktivite tamamen tarafsız bir görüş alanından tam farkındalıkla izleniyor. Kendimin ─daha doğrusu Emre'nin─ tanığıyım. Emre olmadığımı entelektüel bilgi olarak, ─ezberlemek konuşmak gibi değil─ yaşayarak bir kez anladıktan sonra her şey kalıcı ve geri dönüşsüz olarak değişti! Emre farkındalık sahamda sesini duyduğum bir radyo, sinemalarımdan birinin perdesinde oynayan bir film, yanımdaki ağacın dalında öten bir kuş gibi. Onu duyuyorum...

O bir kuş sesi, o bir radyo, o bir film. Onu izliyor görüyorum. Orada bazen güzel sesler duyuluyor. Bazen şiddet dolu bir sahne oynuyor, bazen şefkat ve mutluluğun gözlerde yaşa dönüştüğü tatlı bir sahne. Öylesi saf, naif, hoş. Kadife gibi. Bazen dikenli tellerin arasından cildini sıyırarak geçen bir karakterin acısını oynatıyor. Her şey orada kendiliğinden öylece oluyor, ama ben parçası değilim. Şu an bu sözlerimi çok ama çok dikkatli bir şekilde seçiyorum. Zaman zaman uyuşuk ve dalgınlıkla birkaç dakika ya da saatlik kaptırmalarım hariç, Onun ne kötü bir sahnesinin acısını benimsiyor, ne de bir mutluluğunun bağımlısı olup alışkanlık ya da ihtiyaç ediniyorum. Bir daha o mutluluğu yaşamazsam ölmem. Çünkü aslen mevcut halim zaten bunlardan daha hafif, özgür ve doyurucu. Yaşanan hiçbir deneyim tarafından ne mutluluğu ile köle edilemeyecek, ne de acısı tarafından korkutulup yönetilemeyecek bir konumdayım. Gerçek özgürlük bu değil mi?

Aşırı veri akışını kapatın! Bilgileri alın; etraftan ve genel durumdan haberdar olacak kadar. Binlerce yorumu, bakış açısını ve %90'ı spekülatif olması daha muhtemel kötü bilgi salgınına bağlanmayın. Engel olamadan maruz kaldığınız ürkütücü ya da üzücü bir etki karşısında hemen soruyu sorun. Korkan/üzülen kim? Cevabınıza bakın. Belki 3-5, belki 150 defa sorsanız "ben" diyecek. Sorun: Ben kim? Cevap veremeyecek duruma kadar soruyu güncelleyip tekrar sorun. Ben kimim/neyim. Tanımlayın... Tekrar sorun... Yaşanan her şeyi özneye yöneltip sorun. Korkan kim? Hiç cevap alamayana kadar sorun. En sonunda hiçbir şey kalmayana ya da cevap alamayana kadar gidin. Kim korkuyor? Kim ölecek? Ölen kim? Üzülen kim?

😁

Ne olduğunuz ya da ne yaşadığınızla ilgili tüm kalıpları bırakın! En sonunda hiçbir duygu beslemediğiniz, hiçbir şey hissedip hakkında hiçbir kanıya varmayacağınız, hakkında fikir yürütme ya da hissetme ihtiyacı duymayacağınız ve hatta bunun gereksiz, ağır ya da yük duruma geldiği bir farkındalığa ulaşacaksınız. Tüm cevaplar tükenene kadar soruyu sorun. Hiçbir şey hissetmeyene, hikayenizle tamamen yabancılaşana kadar sorun ve çok dikkatlice inceleyin. En sonunda yaşadığınız hayat ve sahip olduğunuz(!) kimlik sizin için o kadar uzak, o kadar alakasız, o kadar sığ ve yabancılaşmış hale gelecek ki artık kimliğiniz, ona dair hiçbir şey hissetmediğiniz, onu izlemeye değer bulmadığınız, imkanınız olsa zaplayacağınız bir film haline gelecek! Siz bir kimliğe mi sahipsiniz yoksa size biçilen bir kimlik size sahip mi oldu?

Corona'yı kabul edin ve onu kullanın. Geri dönülmez, çırılçıplak ortada duranı, sarsılmaz özgürlük ve bağımsızlığı şimdi, Corona sayesinde bulun. Hiçbir kişi, nesne ya da koşul varlığınızı ne koruyabilir ne de tehdit edebilir!


#evdekal Türkiye

Emre Güney
20 Mart 2020



Merhaba Sevgili Dostlar. Bu gündemle ilgili birkaç satır yazma ihtiyacı duydum. Bu gibi ateşli ama geçici konuları genelde Facebook'ta geçiştiririm. Ama buranın ayrı bir kitlesi var ve onlara da düşüncelerimi aktarmak istedim.

Corona Virüs Özel Yazısı
Daha #domuz gribi reyting yapan ve köpüklü ağızlarımıza dolanan korkulu bir TV haberi iken onu tedirginlikle izliyor, dinliyorduk. Ondan önce de kuş gribi yaşandı ve fayda gören tek taraf ilaç-sağlık sektörü ile büyük tavuk ve yumurta çiftlikleri oldu. Küçük ve orta ölçekli üreticilerin tepesine çöktüler, ürünlerine el koyup imha ettiler, büyükler daha büyüdü ve piyasa üzerinde daha yüksek kontrol elde ettiler. Bundan 4-5 sene önce ödümüzü koparan domuz gribi son iki-üç senedir pek çok eve girdi çıktı ve bir kısmı tanısı bile konulmadan ayakta geçirilip gitti. Öylesine sıradanlaştı ve normalleşti. Şu anda geçirdiğimiz griplerin belki çoğu artık domuz gribi ya da onun varyasyonları. İlaç dahi kullanmadan, çok zorda kalınca da birkaç vitamin ve soğuk algınlığı hapı ile işimizde gücümüzde geçiştiriyoruz.

Çok geçmeden #coronavirus de aynı kaderi paylaşacak ve endişe kaynağı, ölüm korkusu olmasını bırakın, farkında bile olmadan ilaçsız ve ayakta, otomatik olarak savaştığımız küçük bir pürüz, bir haftalık bir konforsuzluk haline gelecek. Domuz gribi ve kuş gribinin Corona'dan daha yüksek öldürme oranlarına bakılırsa Covid-19'un basın ve medya yoluyla çok iyi pazarlanıp satışa hazırlandığı ortada. Kazananlar yine aşıyı satan küresel odaklar ve virüse karşı savunma için ürün üretenler, ülkemizdeki vicdansız, kalpsiz, onursuz, hayatındaki tek değer para olan fırsatçılar, toptancılar, üreticiler olacak. Medeni devletler böyle zamanlarda halklarını korumak için ücretsiz maske, dezenfektan dağıtırken, bunun için ekstra hizmet birimleri devreye alırken bizim ülkemizde maske, kolonya, dezenfektan ve hatta alkol fiyatları havaya uçuyor. Her şey para ve fırsat. Bunların hepsi manevi boşluklardan kaynaklanıyor.

  • Son derece dünyevi, insani, duygusal ve egosal bir çerçeveden konuşmak gerekirse düşmanımızın yine virüs olmayacağını; düşmanın kalpsizlik, onursuzluk, vicdansızlık ve şerefsizlik olduğunu görelim. Biz neden böyleyiz? 
  • Hakikat düzleminden konuşmak gerekirse tüm bu yaşananların ve hatta yaşanabilecek en acı (dahi en mutlu) tecrübelerin bile bizde  yaşanmadığının farkedilmesini, olup biten her şeye bu şekilde bakışın refleks haline gelmesini tavsiye ediyorum. Dünya bizim içimizde. Biz dünyanın içinde değiliz. Biz nefes durduğunda uçup gidecek hayat ya da kimliklerimiz değiliz. Biz nefesi alıp vereni gören bile değil, onu da farkedeniz.

Bedeninizi hissetmeyin demiyorum; bunu yapamazsınız. Ama bedeninizden DÜŞÜNMEYİN! Akıl yürütüp bedeninizin ürünü zihinsel faaliyetlere girmeyin. Bedeniniz dışında varolun. Bu şekilde BAŞINIZA HİÇBİR ŞEY GELEMEZ!
Velhasıl çoğunluk için bu mesaj çok gülünç ve saçma olacaktır. Gerçek varlığını keşfeden, onun başına hiçbir şey gelmediğini görür ve bilir. Dramlar dahi bir dalga unsuruna bile çevrilebilir.

Okul ve kreşlerdeki tatiller sebebiyle başta düzenleri altüst olup acil çözüm yolu arayan küçük çocuklu çalışan anne-babalar olmak üzere herkese iyi şanslar diliyorum. Virüs en çok ekonomik olarak etkileyecek. Tüm ticaret ve iş dünyası kilitlenmiş ve donmuş durumda. Ancak biz Türk toplumu olarak bir taraftan birbirimizi düdüklemeye devam ederken bir yandan da bu ortamı en eğlenceli şekilde yaşamaktan geri kalmayacağız. Bakınız Gezi Parkı. Dünya'nın hiçbir yerinde böyle bir zeka, böyle bir yaşam gücü ve gizli bütünlük göremezsiniz.

Türkiye'nin en samimi uyanış portalı Yeni Dünya için İpuçları son iki yıldır kendini tanıma üzerine yayın yapıyor. Kendini tanıyan Dünya üzerinde olup biten acı tatlı her şeyden azadedir. Tüm acıyı kökten yok etmeye çalışıyoruz. Tüm dramın ve geçici bağımlılık mutlulukların bizim başımıza gelmediğini, gelemeyeceğini anlatıyoruz. Kalıcı, gerçek ve sarsılamaz doyumu, kudreti anlatıyoruz. Sizi tüm beklentilerden, dış oyunlardan, dış mutluluklardan, sahte ve uyuşturucu kurtuluş planlarından, umut projelerinden koparmayı hedefliyoruz. Uyanışın en basit ve çıplak biçimde herkes için eşit şekilde ve kademesiz olarak mümkün olduğunu anlatıyoruz. Kademesiz dedim! Uyanış kendini farkedişle bir kereye mahsus patlama gibi gerçekleşir ve geri dönüşsüzdür. Dalgalanmalar yaşıyorsanız takip ettiğiniz kaynaklar ya da önderler tarafından kandırıldınız. Hakikati gizleyen şey çok basit, çok ulaşılabilir, kayırmasız ve ortada oluşudur.

İhtiyaç duyanlarla bu yazıyı paylaşınız. Sağlıklı ve neşeli günler! 


 

Ölüm Oyunu 💀 +18

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 9 

 




Bilincin ötesinde (mutlak) sindirme sindirememe meselesi yok, ama öyle bir geceyi (Muhammed Bilinci) yaşamak hiçbir sözün tarifleyemeyeceği ölçülerde zihni-bedeni sarsıyor, parçalıyor !!! Ama ben (mutlak) zihin-beden değilim; sarsılmam, parçalanmam... Zihni'min tamamen farkındayım, sarsıntının, parçalanmanın, sindirme çabasının..

Sonsuz Cesaretim, korkusuzluğum, kim olduğumdandır. Mutlak olan benim, her ne oluyorsa bilinç içeriğinde oluyor; ben ise onun ötesiyim.

Devam...

2 gün vücudumu dinlendirdim, meali; yattım, istesemde kalkamıyordum, kendi seçimimle dinlenme olayı yok tabii ki 😁 3. Gün 12 Temmuz'da Ayahuasca'yı içmeye hazırım. Haydi bakalım, ötesinde ne var, görelim kızım, haydi 🤓

Bu iç görülerden sonra insanların normal dediği yaşamı yaşayabilir miyim? Hahahahah, elbette mümkün değil, devam kızım, devam... Ok yaydan çoktandır çıkmış, arkama bile bakmam, yürüüü. 😊 Başımdan inenin ve vücuduma olanın ne olduğunu da henüz bilmiyorum. Öğreneceğim öyle ya da böyle, yürü...

8:30 gibi içtim Ayahuasca Anayı. Zihnimde tonlarca soru var, elbette ilk saat hepsini alabora ediyor, tüm vücudumla birlikte. Fiziksel yaşattığının tarifi söz konusu bile değil, nevrimi döndürdü, içimi boşalttı, per perişan etti yine. 😁 Gülücüğe aldanmayın, o esnada kesinlikle gülmüyorum.

Görüşler açılıyor!!!

Derin suda yüzdüğümü görüyorum, hayırrr!!! O esnada aynen hem suyun içinde yüzen, hem izleyen, hem de her şeyin farkında olanım. O derinlikte kendime seslendim; seni işittim, seni duydum ve kendime söz veriyorum, seni çıkaracağım ordan diye, seni çıkaracağım.

Saçma sapan binlerce suçluluk düşüncesi yağmur gibi iniyorrr ve bu palavralara kanmam diye kesin ve güçlü şekilde meydan okuyorum, masumiyetimi ilan ediyorum. EGO'nun düşünce sistemini yemem daha, geç bunları, geeçç !!! Tüm geçmişi söküp atıyorum. Gelme bana bunlarla, gelme, yemezler !!!

İsa'ya seslendiğimi fark ediyorum ve neden İsa'ya kendimi yakın hissettiğimi sorguluyorum, neden İsa, neden İsa diye.

Üst karnımdan yukarı çekiliyorum dehşet hızla, çıkıyorum, çıkıyorum, çıkıyorummm; başka bir gezegendeyim, etrafımda varlıklar var, Ayahuasca'ya oyalama beni bunlarla diye sert şekilde fırça atıyorum. Aşağı indiriyor aynı hızla beni!!! Çok kızıyor söylenerek sigara yakıyorum. Beni saçma sapan şeylerle oyalıyorsun, ne yapacağım bunları, ne işime yarayacak diye kızıyorum, kızıyorum... Böylece Ayahuasca da Çiğdem'den nasibini alıyor mu? Tabi ki 😁

Oyalama beni he, görürsün sen! ...ve Ölüm Oyunu !!!

Başka birine, "Ardımdan gel" dedi. O da, "Bana izin ver, önce gidip babamı göme­yim" diye karşılık verdi. İsa, "Bı­rak ölüleri, kendi ölülerini gömsün­ler" dedi, "Sana gelince, git, Tanrı'nın Hükümranlığı'nı insanlara duyur." (İncil Luka 9:59-60)

Yaşam sandığımız Dünya hayatının ölümün ta kendisi olduğunun net, kesin görüşü. 😫
Allahhh kahretsin! 😫 Açıkça görüyorum, tüm ölüm kapanı önümde açılı, dehşet ötesi sarsıcı, şokun şokunun şokunu yaşıyorum. Herkes ölümden korkuyor ama zaten ölümün içindeler, zaten ölüler. 😫
Ayahuasca Ana durmuyor. 😫

Hem açıkça her şeyi görüyorum hem de yağmur gibi bilişler bilincime iniyor!!! Ölüm kendisi ile besleniyor. 😱 Sahte güvenlik zımbırtıları ölümün içinde tutuyor. 😱 Korkuyla bağlıyor kendine.

Tüm savunmalar, çabalar ölüm için!!! Ölüm, ölümle tehdit ediyor. 😫 Ölümün ihtiyaçları sonsuzzz, alıyor, alıyor doymuyor. 😫 Tüm hastalıklar, beden koruma şekilleri ölümün ölümle tehdit ve savunmaları... ve netice yine kendisi. 😫 Yaşadığını sanan insanlar makyaj yapıyor çürüyen bedenlerine, ölümü gizlemek için, elbette ölümün makyaja ihtiyacı var, elbette var!!!

Bencillik, aç gözlülük, korku, ayrılık, nefret ölümün savunmaları. 😫 İnsanlar yaşadığını sanan zombi gibi, dehşettt 😫

Zaten ölü olan daha kaç gez ölecek? İnsanlık kabirde, kabir hayatı yaşıyor. 😱 Allah kahretsin. 😫Yaşam sandıkları gerçekte kabir hayatı. Bilmiyorlar... Ölü olduklarını bilmiyorlar. 😫 Ölü insanlar yaşadıklarını sanıyor, üstüne ölmekten korkuyorlar. 😱 Zaten ölüyüz be, zaten ölüyüz. 😱 Bir parça güvenlik satın almak için ölüme hizmetkâr olmuşuz. 😱 Ölümde güvenlik mümkün değil, asla değil ! Mümkün değil ! Algıladığımız bu dünyada güvenlik mümküünnn değil!!!

Ahhh isa, ahhh, doğru söylüyormuşsun, ahhh. 😫

Dünyada tutunulan her şey ölüme bağlanan ağır zincirdir. 😱 
(Dünyada neye tutunduğunuza bakın; onlar sizin ölüm zincirleriniz!!!)

Tüm kalbinle dünyada her şeyini kaybet diye haykırıyorum, haykırıyorum kaybet diyeeee, çünkü gerçekte tek kayıp ölümün ta kendisi!!! Zaten ölü olan doğum, ölüm oyunu ile varlığını sürdürüyor 😱

Ölümün tüm karanlığı, tüm sahteliği açıkça görülmüştür!!! Ölüme verdiğim tüm güç kesilmiştir!!! Yaşamın pazarlığı, talepleri olmaz!! Ben TEHDİT edilemem!!! Yaşam Benim, tehdit edilemem!!! Elbette devasal güç ve heybetle çıkıyor bu sözler !!!

Tüm çaba ve mücadeleler ölüm için. Yaşamın çabası mücadelesi olmaz. Ölüm korunmaya ihtiyaç duyuyor. Yaşamın korunma ihtiyacı yoktur. Benim korunma ihtiyacım yok diye kesin ve güçle bildiriyorum!!!

Ölümün sonsuz açlığını tüm vücudumla yaşıyorum. 😫 Sonsuz hiç doymayan açlık. 😫 Ölümü ve ona ait her şeyi tüm varlığımdan söküp atıyorum ve tamamen insanlıktan attığımın da bilincindeyim.

Dehşet düzeyde esniyorum, esneyerek vücudumdan bir şeyler çıkıyor. 😱 Vücudum sarsılıyor, kıvranıyor, şoklardayım, vücudum öyle sarsılıyor kiii... 😱 Belimden sertçe yay gibi geriye çekilip bırakılıyorum. Alt çakralarım kafayı sıyırmış düzeyde çalışıyor. 😫 Hayretler içerisindeyim. 😱

Vücudum inanılmaz düzeyde titriyor, dehşetten şok geçiriyorum.😱 İçinden geçtiğim durumun devasallığının tamamen idrakındayım. Gözlerimden yaşlar akıyor!!! Lakin hissetmediğim tek şey korku! Korku hiç yok!

Ben tehdit edilemem diye onaylıyorum tekrar!!! Sahteliğin tarafımca görüldü, bitti artık! Belim tekrar sertçe yay gibi çekilip bırakılıyor ve bu dakikalarca sürüyorrrr. 😫 Bedenim kukla gibi. 😱

Yüzleştiğim ölüm oyunu için asla ağzımı açıp konuşamayacağımı dibime kadar hissediyor, konuşamam, konuşamam diye söyleniyorum dakikalarca!!! Vücudum şiddetli şekilde sarsılmaya devam ediyor, devasal düzeyde esniyorum. Yüzüm göz yaşlarımla ıslanıyor. Ağlamıyorum ama gözlerimden sel gibi yaşlar akıyor.

Saf farkındalık olduğumun tamamen farkındayım. Sabaha karşı ellerim tir tir titreyerek sigara yakıyorum, Zihni'm yaşadığının büyüklüğünü nasıl sindireceğini düşünüyor, vücudum esniyor, esniyor, esniyor ve sızıyor...

Çiğdem Gürler
Aralık 2019


Muhammed Bilinci

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 8


Muhammed bilinci tarafımca tüm insanlık namına görülmüş, tanınmış, kabul edilmiştir...

Yakından hakikat tutkumu bilen arkadaşlarım tutkuma, sadakatime, kararlılığıma hayranlıklarını ifade etmişlerdi. Benim için bu çok tuhaf, çünkü bilmek istememeyi anlamıyorum ki 😊

Bol küfürlü gecenin sabahında sonsuza dek konuşamayacağımı sandım, sonsuza dek konuşmayı kesmek! Tüm konuşmalar sözler anlamını yitirdi, çünkü herkes rüyadaki figüran sadece, bunu açıkça bilmek, owww, gerçekten nefes kesici !!!!

O gün hem küfür ettim (yüz yıllık etmişimdir) hem dinlendim hem de tefekkürün dibini vurdum. Bu kadar olamaz, bir şey eksik!!!! Nedir o? Bilmek zorundayımmmm, bekleyemem, bilmek zorundayım!!!! Yorgunluktan evet ölüyorum ama merakım tabi ki daha ağır basıyor. Pehhh zaten bitmişim, öyleyse devam, devam kızım!!!

Böylece bir gün arayla yine yüksek doz hazırladım ayahuasca çayımı ve aynı saatte içtim. Hiç iyi beklentim yok, bir önceki sefer zihnimi yerle bir etmiş, ne bekleyeceğim, fena kızgınım!

Açılışı daha önce bahsettiğim arkadaşımın hissettiği özlemi bana yaşatarak yapıyor, ahhh! Aynen onun yaşadığı gibi yaşıyorum ve açık görüşle şu sözleri söylüyorum ona; üzülmeee, biz ayrılamayız üzülme bizim ayrılmamız mümkün değil, çünkü biz aynıyız üzülmeee !!!

Tabii ki o esnada aynılığımızı açıkça görüyorum, buna ister ikiz ruh, ister başka bir şey densin, farketmez... Aynıyız, tekiz işte, iki farklı beden, ama tek ruh. Onu teselli ediyorum şefkatimle ve ayahuasca beni tarifi mümkün olmayan bir yere çekiyor!!! Neredeyim, yahu neredeyim, neresi burası, neler oluyor yine?

Kalbin hükümdarlığına hoş geldiniz....

Kalbimin içindeyim 😱

Kendi kalbimin içindeyim 😱
Hakikat aşkımın devasallığını görüyor ve yaşıyorum. 😱

Aman Tanrım, hiçbir şey buna direnemez, hiçbir şey bu büyüklüğe karşı koyamaz, yüzeyde görünen buz dağının ucu sadece!!! Kalbimdeki hakikat aşkının devasallığından şoka giriyorum... Bu devasal arzu, kalbimin en derininde olan bu hakikat aşkı elbette ölümü bile yerle bir eder, ölüm ne ki bu arzunun karşısında, hiiiççç !!!

Her şeyi yaparım bilmek için, her şeyi! Kalbimin en derin arzusu HAKİKAT...

Hiçbir şey önümde duramaz, hiçbir şey mani olamaz, hiçbir şey yoluma çıkamaz, ki mümkün değil. Bu hakikat aşkı durdurulamaz, engellenemez boyutlarda 😱 Tüm dünya karşıma çıksa bile mani olamaz bana!!! Çok derinlerden geliyor bu arzu, kalbimin en derininden !!!

Ve tabi ki kalbimi görüyorum tüm saflığıyla hakikat aşkını görüyorum hayretler içerisindeyim 😱Cam kırıkları da görüyorum ama ne anlamıyorum (çok sonra bunu da açtı, ilerleyen bölümlerde yazacağım)
Ve ayahuasca ana sözlerin tariflemede imkansız olanı açıyor önüme!!! Zihnimi önüme seriyorrrr 😱 Kendi zihnimin katmanları önümde serili tüm yapıyı önüme açıyor, resmen çarmıha geriliyorum!!! Aman tanrım!!! Çarmıha gerilmek gerçekte bu demek. 😱

Zihnim önüme serilirken tüm vücudumla yaşıyorum çarmıha gerilmeyi 😫 Her yerim açılıyoorrr. Vücudum kilometrelerce geriliyor resmen 😫 Bedenim zihnimin ta kendisi, tüm dünya zihnimin ta kendisi 😱.

Çarmıha geriliyorum 😩 Vücudum paramparça oluyor resmen 😫 Saatlerce gerildim, açılmayan hiçbir yerim kalmadı, paramparçayım 😫 Kim toplayacak beni artık diyorum, kim toplayacak ? Paramparçayım !!! Ayahuasca ana durmuyor !!! Yoğun isteğimin bana engel oluşunu açıkça gösteriyor, ve fırlatıp atıyor isteğimi...

Çarmıha gerildim, paramparçayım (zihnim ve bedenim), devasal arzum yerle bir edildi... Bedenim bitik halde, parmağımı bile oynatamıyorum, zihnim tamamen sessizliğe büründü, tamamen boş; Mutlak olan'ım, tek olan, ihtiyaçsız olan!!!

Sessizlik...

Böylece 25 seferlik çayı 11 seferde bitirmiş oldum. Ve tekrar iki katını temin ettim.

Elbette her gün 4-5 saat sessiz kalmaya devam ediyor ve tüm gün farkındalık olduğumu hatırlıyorum. Ayahuasca da çok derinlere gitmemin sebebi de zaten düzenli ve sürekli farkındalık olduğumu hatırlamam, sessizliğe girmem, Çiğdem ile özdeşleşmemem. Herkes nasıl işe gidip mesai harcıyorsa benim de işim bu. Ya hakikat ya ölüm sözüm öylesine edilmiş bir söz değil.

Ölümüne girdim, ortası, arası, olmazı falan yok. Her şeyi yaktım, tüm hayatımı koydum masaya. Başka ilgilendiğim hiçbir şey yok! Ayahuasca sadece bir parçası bunun. Ayahuasca içer hepsini bilirim mevzusu olmadığını tekrar vurgulamam önemli diye seziyorum. Ayahuasca hazır olduğumuz kadarını açıyor. Yani bilinç düzeyine göre. Bilinç düzeyini ilerleyen bölümlerde açıklayacağım.

Asıl önemli olanın Saf farkındalık olduğunu vurgulamak zorundayım!

Ve başımın tepesinin tamamen açık olduğunu da yazmıştım. Devasal düzeyde tüm gün inen saf enerji yüzünden normalden yüzlerce kat daha ağır yaşıyorum, çünkü ayahuasca içtiğimde başımdan inen katlanarak artıyor. Çakralarım devasal boyutlarda çalışıyor. Binlerce ölüm yaşadığım fiziksel zorluğun yanında hiç kalır. Her seferinde bedenim ölümüme hazır, kimse sorumlu tutulmasın diye yetkililere yazdığım dilekçeyi de masaya koyup öyle içiyorum. Ciddiyetimin düzeyini ifade edebilmek için açıklama yaptım. Ayahuasca içer bilirime indirgenemez, asla! Ve Emre'ye sözüm olmasa kesinlikle yazmazdım. Bu iç görü ve idraklerimi sözlerle aktarmaya çalışmak bile ahmaklıktır. Elbette ben ahmağın tekiyim 😁

Devam...

9 Temmuz 2019 da 12. Ayahuasca çayımı içtim. Elbette yine yüksek doz, çünkü düşük doz bana etki etmez. Şov için yüksek doz değil yani. Ne bekleyeceğimi artık bilmiyorum, içtim izliyorum sadece.

1 saat geçmeden düşünce fırtınası esmeye başladı. Fırtına kelimesi bile çok yetersiz ifade etmek için. Vücudumdaki devinim dehşet düzeyde 😫 çakralarım devasal hıza çıktı 😫 ölsem de kurtulsam artık diye diliyorum 😩 Kusuyorum, içimi nezaketsizce sert bir şekilde boşaltıyor 😩

Yere diz çökmüş klozete sıkı sıkı sarıldığımı fark ediyorum, ulan diyorum ölmenin de bi asaleti olur be! Rezilliğin, acizliğin dibindeyim. Klozete yere diz çökmüş sarıldığınızı bir hayal edin yahu 😁 Tanıştırayım; yeni sevgilim, bay klozet 🤣

Dehşet berbat ötesi bir haldeyim, kalkabilsem kalkacağım da kalkamıyorum ki 😊 Öyle ne kadar kaldım? Hiçbir fikrim yok 😁 Ağlanacak hale gülünür mü? Gülünüyormuş 😁 Bacaklarım titreyerek yatağa geçiyor uzanıyorum. Dehşet üşüyorum... Sigara yakıyorum titreyerek, bitik haldeyim, donuyorum ama sigara içebiliyorum, öyle acayip bir yaratığım 😁

İçim hala deviniyor, organlarım dışarı fırlayacak gibi artık. Başımdan akan enerji devasal boyutlarda, her çakram uçak motoru gibi çalışıyor, vücudum dehşet zorlanıyor, dehşet!!! Ama gülümsediğimi fark ediyorum, niye gülümsüyorum, henüz haberim yok!

Binlerce düşünce yine fırtına gibi esiyoorrrr veee ayahuasca'ya sert ve kesin bir şekilde talimat veriyorum; boşalt içimi, boşaaalt!!! Hiçbir şey kalmasın!!! Tamamen at gitsin hepsini!!! Boşaaltt diye emir veriyorum...

Hangi cüretle söyledim bunları, elbette bilmiyorum. Hiçbir şey o esnada kontrolümde değil, sadece olanların tamamen farkındayım. Tüm düşünceler boşaltılıyor böylece, hiçbir şey kalmıyor, boşluğu yaşıyorum, tarifi mümkün değil bunun.

Ve perde iniyor....

Açık görüşle/oluş (göz görüşü değil, tarifi mümkün değil) konuşmaya başlıyorum. Dünyanın hem ötesinde hem de içindeyim, aynı anda!!!

Eyy insan!!!

Hangi cüretle bu yükü yüklendin diye haykırarak soruyorum. Çünkü o esnada insanın çektiği tüm acıyı, yükün devasallığını görüyor ve yaşıyorum. 😫 İnsan kitap gibi önüme açılıyor 😱

İnsaannnnn bu yükü ne dağlar taşır, ne gökyüzü, ne de yeryüzü!!! 😫 Bu kadar acıyı neye güvenerek kabul ettin? 😫😫😫 İnsaannn!!! Sen kimsin ki buna razı geldin ey insan, kimsin ki sen? Sen ne taşıyorsun ey insan!!! Gizlediğin nedir insan?

Tabi bu sözler öyle büyük güçle ve heybetle çıkıyor ki, kendim şokların şokuna giriyorum... Geçirdiğim şok tabi ki mani olamıyor, devam ediyorum görmeye ve konuşmaya.

İnsaannn sen çok büyüksün insan !!! Elbette melekler sana secde eder insan!!! İnsannn büyüklüğüne eğiliyorum insan, yüceliğine eğiliyorum insan!!! Sen çok kutsalsın insan!!! (Devasal büyüklüğü, kutsallığı tamamen idrak edip yaşıyorum. Vücudum izin verse kalkıp diz çökerdim...)

Sen çok güzelsin insan!!! (Elbette o esnada yaşıyorum tüm güzelliğini ama söze sığmaz bu yüzden anlatma ukalalığına girişmeyeceğim) Yeter insann, yeteerr, sök at hepsini!!! Yeteerrr!!!

İnsan sen aşksın insan!!! Bu ne büyük bir aşktır insan!!! 😱 Ey insan, kutsalların kutsalı sensin insan!!! Ey insan elbette sana sadece aşk yakışır insan!!! Elbette sana sadece aşk laik insan!!! İnsaann hakkını tanıyorum insan, kutsallığın tarafımca tanınmıştır insan!!!

Muhammed Bilinci tarafımca tüm insanlık namına görülmüş, tanınmış, kabul edilmiştir... 🙏
Hepimiz adına tarafımca görülmüş, alınmıştır!!! Aşkın vakti geldi insan, kabul ediyorum... 🙏

İnsan, yeniden doğma vakti geldi!!!

Aşk sana helaldir insan!!! Sen bunu çoktan hakettin insan, hakkını alıyorum insaann. Hepimiz adına alıyorum, hepimiz adına!!! (Bu sözleri söylerken çok güçlü şekilde dizlerime vurarak söylüyordum, sesimde ki güç ve kesinlik dağları yerinden oynatacak ölçüdeydi, ve aklın çok ötesine geçmiş olan hayret içerisindeydim)

       BİLGELİĞİN SONU AŞKTIR!     
        Ramana Maharshi      

Yeryüzüne aşk geldi !!!
Ben AŞK'ım !!!
Ben kendime aşığım !!!
İnsan... Allah'ın evi insan !!!
Ben sende kendimi seviyorum İNSAN !!!
Sen benim aynamsın İNSAN !!!
SENDE GİZLİ OLAN BEN'İM !!!
Kendi büyüklüğümü, yüceliğimi, kutsallığımı sende yaşıyorum !!!
BEN SEN'İM !!!

Tüm bu konuşma yaşanarak gerçekleşti !!!

Alt karnımda çok feci enerji var, hamile gibi hissediyorum. Resmen enerjiyi doğuruyorum... Yaşadığım fiziksel ıstırap hayal edebileceğinizin trilyon katı! Saat 3'ü geçiyor, akşam 8'de içmişim, 7 saat geçmiş. Şoklardayım, ölesiye yorgunum... Ayağa kalkıyorum şoktan, Çiğdem ne geliyor başına senin Çiğdem diye hayretten söyleniyor, odada volta atmaya başlıyorum. Sen bunları nasıl konuşursun diye haykırıyorum!!!

Onca sıkıntın bunun içinmiş meğer!!! Çiğdeemmm eyvah ki eyvah, ne bok yiyeceksin Çiğdeemm!!! Eyvah ki eyvah 😫 Volta atıyorum, oturuyorum, kalkıyorum, nasıl taşırım bunu diye söyleniyorum... Şokların şokundayım. Tüm gücüm tükenene kadar sürdü bu, ve sızdım...

Çiğdem Gürler
Aralık 2019

Dünya oyunu

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 7 





Mucizeler Kursu İsa'nın Dr. Helen Schucman'a içsel dikte ile yazdırdığı dualitesiz kendi kendine uygulanan hakikat öğretisidir.Sevgili Bengü Aydoğdu'nun çevirileri sayesinde okumuş ve uygulamıştım. Bengü'ye daima minnettarım.

Gurdjieff'in 4. Yol öğretisi ne olmadığına odaklanır, entellektüel seviyeden giriş yapar, ilerledikçe diğer merkezleri etkiler. (5 merkez var: Entellektüel, duygusal, iç güdüsel, cinsel, hareket merkezi) Mucizeler kursu ise ne olduğuna (sevgi) ve direk kalbe odaklanır. Kalp entellektüel merkezden binlerce kat güçlüdür. Bu yüzden kalbin istediği olur daima. ☺ Evet Gurdjieff'i severim ama beni az süründürmedi. ☺

Gurdjieff'le cehennemin dibine(içime) inmiştim. Sandığım şeye baktıkça acı çekiyor, böyle yaşanmaz, öldür beni diye yalvarıyordum. Çünkü sadece ne olmadığıma bakıyordum. Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi üzerine psikolojik yorumların 5 cildini gerçekten tepe tepe okuyup suyunu çıkardım. Çelişkileri gördüm, "çok çalışmanız gerek, çookk, öyle az bir zamanda kendinizi bilemezsiniz cümlesini o kadar sık tekrar ediyordu ki, hoopss dur bakalım dedim. Bunda bir acayiplik var. Hakikat şimdi demekken, zaman tamamen illüzyonken nasıl olur da kendini bilmeyi zamana bağlar ve bunu yüzlerce kez tekrarlar. Resmen koşullandırma bu. Böylece 4. Yol Öğretisi benim için bitti! Mucizeler Kursu girdi ve Mucizeler Kursuyla dikkatim ben olmayandan ben olana çevrildi. Cehennemden çıkış bileti. 🙆🏻

Maharaj ve Mucizeler Kursu (İsa) aynı hakikati beyan eder, farklı üsluplarla. Özde ikisi de aynıdır. Gerçek tüm hakikat öğretileri aynıdır, tektir... Hangi adın verildiğinin hiçbir önemi yoktur. Tüm kavramlar çöptür!!! Buddha, Muhammed, İsa, Musa, Maharaj ve hakkı bilen diğer üstadlar sade aynı gerçeği ifade etmiştir.

Kurtuluş, zihnin ego düşünce sisteminden kurtarılmasıdır. Tüm mesele sadece budur... Hiçbir karmaşa yoktur ve gerçek sade, basit olandır. Karmaşa, ritüeller, tonlarca kavram zihnin zırvalıklarıdır.

Affetmek kurtuluştur. Affet kurtul... Ve affetmek son illüzyondur.
Senden başka hiçbir şey yok...

Mucizeler Kursu

Affetmek size yapıldığını sandığınız bir şeyi sizin lütfunuzla bağışladığınızı sanmak demek değildir! Bu sadece kibir ve ukalalıktır. Gerçek affetme, affedecek hiçbir şeyin olmadığı gerçeğini anlamak, bilmektir.

İllüzyonların yıkılışı!!!

Gerçek affetme kendini bağışlamak, yani ne olmadığın gerçeği ile yüzleşmek ve ego düşünce sistemi ile özdeşleşmeyi kesmektir. Bu ayrılığın sonu demektir!!! Dikkatle bakın, görün; düşünce olmadığında hiçbir bölünme ayrılık, ikilik yoktur!!! Nefret yoktur!!! Bölen, ayıran, nefret besleyen ego düşünce sistemidir. Bakın, açıkça göreceksiniz. Eğer gerçekten bakıp göremiyorum derseniz, başımı veririm !!!

Hiç kimse bu olguyla savaşamaz!!!

Gerçek affetme evet son illüzyondur; çünkü gerçekte affedilecek hiçbir şey yoktur; amaaa zihnin illüzyonlardan, yani aptalca ayrılık, sınırlılık, nefret düşüncelerinden arındırılması için ışığın (sizin) onları açıkça görmeniz gerekir. Çünkü sahte olan görüldüğünde işi biter!!!

Oyunun sonu !!!

Elbette entellektüel mantık zinciri ile kabul hiçbir şeydir... Gerçek iç görü her şeydir!!!

Böylece 10. Ayahuasca çayımı içmeye hazırım. Son iki ayahuasca muazzam ötesiydi. Cennetin krallığı, dünyayı (zihnimi) kurtaracak içimdeki ışığı görmek ve tepeden tırnağa mistikliğimin sebebini artık biliyorum.

Öyleyse devam...
Tatlı tatlı beklentilerim var. 
Yanmışım, ölümlerden geçmişim, nihayetinde ışığı görmüşüm. Sarsıntı bitti ahmaklığına böylece düştüm mü? Düştüm... 🙈😇

Aynı saatlerde içtim ayahuascayı. Rahatım rahat, sigaramı içip etkiyi bekliyorum.

Muazzam renkler, dünya gözüyle gördüğümüz hiçbir şey değil. Dünya gözü tamamen puslu görüş. Gerçek görüş muazzam ötesi. Ahaa gözlerimle görmediğimi fark ediyorum, alnımla da (3. Göz) görmediğimi anlıyorum. Sadece görüyorum, her yerden!!! Bizzat görüşüm!!! Gören yok, ben görüşüm. 😱

Görüş için gözlerimin açık ya da kapalı olması hiçbir şeyi değiştirmiyor... Gözlere ihtiyacım yok!!! Olağanüstü renkler, şekilleri yaşıyorum. Mükemmel... Mükemmel...

İçim devinmeye başlıyor. Tsunami hiç kalır diyebileceğim ölçülerde hem de. Beyin epifizim ve hipofizim kafayı sıyırmış düzeyde çalışıyor ve dehşet yoğunlukta hissediyorum. (Epifiz beynin ortasında, hipofiz ense kafatası birleşen yerde.) Başımın tepesinden inen enerji katlanarak artıyorrr. Beynimden geçen enerjiyi nasıl anlarsınız? Elinizi elektrik prizine sokun, biraz fikriniz olur 😈

Heh diyorum, bir beynimi yakmadığım kalmıştı, aferin Çiğdem, aferin, bunu da başardın. Bravo, bravo sana, geri zekalı!!! Kendi beynini yakan ilk gerizekalı olacaksın, braavooo!!!

Herhangi bir şeyin beni o durumdan kurtaracağını bilsem anında kaytarırdım. Ama çayı içtin, bitti... Hem de iki buçuk kat doz!!! Dönüş yok, biliyorum. Yapabilecek hiçbir şeyim yok!!! Kendime kızıyorum, kızıyorum, kızıyorum...

Bakıyorum korku var mı? Farkındalık olarak buradayım, korku mevcut olamaz, tamamdır... Ahhh anlıyorum, ayahuasca zihnin çöplerini yerle bir ediyor yine, ahhhhhh, tamamdır...

Vücudumun ölümle burun buruna geldiğini anlıyorum. 😱 Vücudum ölümün eşiğinde. 😱 Muazzammmm. Hep merak ederdim zaten. 🤓 Demek böyle oluyor, harikaaaa, izleyeceğim sonuna kadar, tamamdır... Sessiz sorulara, sesli cevaplar verdiğimi hayretle izliyorum...

Cevaplarım; Razıyım, kabulümdür, evet tüm dünyayı veriyorum, evet tüm içeriğine kadar veriyorum, evet her şeyi veriyorum, evet vücudun ölümüne de razıyım!!! Razıyım, razıyım, razıyım...

Ve şimşekler çakıyor!!! İçimdeki tanrı olan gerçek benin sessiz sorularına onay veriyorum 😱 Yani tanrıyla konuşuyorum!!!

Tamamen her şey çok derinde oluyor, yüzeysel cevap, akıl yürütme, mantık yok!!! Hayretleeerle izliyorum!!! Görüntüler gelmeye başlıyor !!!

Çok şükür sözlerini işitiyorum, çok şükür!!! Anlamıyorum, ne oluyor!!! Ne oluyor diyorum, neye şükür yaaavv, neler oluyorrrr???

Bir yemek masası görüyorum, kutlama için hazır... Sanıyorum ki harika bir şey olacak, şapşal Çiğdem işte... Anlamaya çalışıyorum anlayamıyorum. Karnımda spiral dönüş başlıyor, yukarı çıkıyorum dehşet hızla! Sonsuz hızda yukarı çıkıyorum, çıkıyorum, çıkıyorum... 
Dünya'yı kurtarmak istiyor musunuz?
Hahaha! 😀

Ve ağır vuruş...

Tüm dünya projeksiyonu önüme seriliyor. 😱

Tamamı yansıtan ben ile dünyanın içindeki figüran bennn; aynı anda hem dünyanın için de hem de ötesinde... Tüm kötülükler, savaşlar, nefretler, her ne varsaa hepsini projekte eden bennn, dünyanın içindeki figüran, ben oyunun dehşet şokunu yaşıyor?!!! Ahhhhhhhhh 😫😫😫

Açıkça gerçek önüme seriliyorrrr... Öldüren de ben, ölen de ben 😫 açıkça görüyorum. 😱 Tecavüz eden ben, edilen de ben 😫 açıkça görüyorum, açıkçaaaa!!! Suçlayan da ben, suçlanan da ben. 😫 Hepsi ben. 😫 Zulmeden de ben, kurban rolü yapan da ben. 😫 Başkası yok!!! Tüm dünya ben!!!

Tüm oyun önüme serili vaziyette 😱

Dehşetten küfür ediyorum, dünyayı projekte eden kendimeee!!! Ben nasıl yaşayacağımmm artık, neden yaptın bunu bana. 😫😫😫 Nedeeennn??? Allah kahretsinn, ben nasıl yaşayacağımm??? Ben senin amk* nasıl yaşayacağım artık???

Suçlayacak kimse yok, affedecek kimse yok, kurtaracak Dünya bile yok. 😫

Neden gösterdin bunu, nasıl yaşayacağım. 😫 Öldür beni, Allah kahretsin, öldür beniii!!! Ben senin amk*, öldür beni, artık yaşayamam!!! Şoktan geçirdiğim sarsıntı hayallerinizin binlerce kat ötesinde.

Küfür ediyorum, küfür ediyorum, sadece küfür ediyorum. Saatlerce küfür ettim, çünkü zihnim tamamen parçalandı!!! Paramparçayım. 😫 Sabaha kadar sadece küfür ettim, sabaha kadar...

Al sana kutlama, al sana dünyanın(zihnin) kurtuluşu, al sana hakikat!!! Aldın mı boyunun ölçüsünü, seni aptalll!!! 

Bittin kızım sen, bittin...
Öldün kızım sen, öldün!!!
Gerizekalı, gerizekalı!!!

Deniz sabah yazdı, cancağızım nasılsın? Nasıl geçti diye?
Cevap: Ben öldüm...

Ağustos 2019

Yusuf

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 6 



Birkaç yıl önce gece şakır şakır İbranice konuşarak uyanmıştım. Elbette İbranice nereden biliyorum diye şoka girmiştim. Ezberden nefret ettiğim için İngilizce bile bilmem, İbranice ne alaka. Bana dünya dillerini say deselerdi İbranice aklımın ucuna bile gelmezdi. 

Bizzat mutlak olduğumu gördükten sonra başımın tepesi tamamen açıldı. Devasal boyutlarda hiç kimsenin hayal edemeyeceği düzeyde çok güçlü bir şey iniyor. İnen şey ne? Ne yapıyor? Ne kadar daha ebeme kayacak? E zaten bunları bilmek için içiyorum Ayahuasca'yı. Topraklan, yok bilmem ne seansı yapalım, yok şifa ver, enerji gönder diye önerilerde bulunanlar gerçekte hiçbir şey bilmiyorlar. Hiçbir şeyin durduramayacağı devasal bir güç! 
Geceleri vücudumun tavana çekilmesiyle şoka girip uyanıyordum. Sabahları çok yüksek bir motor sesi ve vücudumun devasal titreşimi ile afallamalar... Hatta bir sabah bıraktım kendimi, eee yeter, ne oluyorsa olsun diye. Vücudumla karşı karşıya buldum kendimi 😱😱😱 vücuduma yaklaştım, yüzüme dokunmaya çalışırkennnnn, aaaaaaa benim elim yok şokuyla bedene geri döndüm. Kalbim bedenimin dışına fırlayacak gibi atıyor, resmen kalp krizi geçiriyordum. Böyle sayısız deneyimden geçtim. Hala da devam ediyor ve hiçbirini önceden bilmiyorum. Daima süpriz oluyor.

Gurdjieff, 4. Yol öğretisinde varlık seviyesini anlatır. Bu konuyu kapsamlıca ayrıca yazacağım. Her insan kendi varlık seviyesine göre anlayışa sahip olur. Yani bir kitabı 100 kişi okusa da her insan kendi seviyesine göre anlar. Dr. David R. Hawkins buna bilinç düzeyi der. Okuduğum öğretileri en derinden anlıyor, içsel olarak zaten bildiğimi fark ediyor, çok derin etkileniyordum. Diğer insanların neden anlayamadıklarını ve ilgilenmediklerini aklım almıyordu. Hawkins sayesinde bilinç düzeylerini ölçmeyi öğrendim. Kendiminkini de ölçtüm. Sonucu paylaşmayacağım. Çıkan sonuç ve hissettiğim derinlik, sonsuz merak, yüksek anlayışın sebebini öğrenmek istiyordum. Çünkü dünya aptallıklarına ve tanrıya isyan ettiğimde neden beni böyle yarattın diye çok haykırmıştım. Neden kimse benim gibi düşünüp hissetmiyor, neden sorgulamıyorlar, neden ben böyleyim? Ne sorun var bende? Neden, neden, neden diye yedim bitirdim kendimi.

Böylece sonsuz merakım yine beni bilmek için dürtüyor!! Ne edeyim, dibi göreceğim, devam...

Ve 9. Ayahuasca için hazırım. 

Akşam 8 gibi içtim Ayahuasca anayı. Ama ne olacak, hiçbir fikrim yok! Süpriz yumurta gibi valla!

Yarım saat geçmeden, mevcudiyeti gümbür gümbür vücudumda yaşamaya başladım. Tabi ki oturamıyor, uzanıyorum. Sigara içmek istiyorum ama içebilecek halde değilim. Her türlü çöp büyük bir hızla farkındalığıma sunuluyor, yerlebir ediliyor. Tabii ki tüm vücudumla yaşıyorum. Nasıl bir devinim nasıl bir sarsıntı, tarifi mümkün değil. Dehşet üşüyorum, cenin pozunda tir tir titriyorum. Küfür ediyorum kendime, be geri zekalı ne zaman akıllanacaksın diye. Küçük ben yerle bir ediliyor... Artık hareket edecek halde bile değilim. Çaresiz tam mecburi teslimiyet!!! Pes diyorum, valla billa pes!!! Ne olursa olsun artık, olsun da uyuyayım. Vücudum sarsılıyor, içim tamamen alabora oluyor.

Büyük rezil an geliyor böylece 😫 kusuyorum, bu küçücük beden bu hale nasıl gelir 😫 kusuyorum!!! Tam 45 kiloyum, tamamen açım, nereden çıkıyor bunlar yahu, şaşkınlıkla deli gibi kusuyorum. İçim tamamen boşaltılıyor, nezaketsizce. Tekrar uzanıyorum, sigara yakıyorum, ellerim titreyerek içiyorum sigaramı.

Veee Göğsümün alt bölgesinden spiral şeklinde dönüşü dehşetle deneyimliyorum, sigarayı söndürüp mecburiyetten bırakıyorum kendimi. Spiral dönüşle resmen kilometrelerce aşağı çekiliyorum. İniyorum, iniyorum, aman Tanrım muazzam hızla aşağı çekiliyorum resmen.

Toprak, topraktan sızan sular, ışık yok, karanlık bir yerdeyim. Her yerden sular sızıyor! Ne oluyor??? Neredeyim??? Ayahuasca anaya kızıyorum, iyice cozuttun diyorum, ne bu saçmalıklar? 

Kum fırtınası 😳😳😳 Yüzüme kumlar çarpıyor! Kum fırtınasını yaşıyorum vücudumla. Altın rengi kum... Nehir, kum fırtınası ve çektiğim sıkıntıları hissediyorum!! İhanetler, öldürülme girişimleri, hapsedilmeler! Kollarım-daki kılları fark ediyorum 😱 Kimim ulan ben? Ne oluyor ?

Bilişler yağmur gibi inmeye başlıyor...

Ben Yusuf'um 😱 "Nasıl biliyorum" yok!!! Yusuf benim!!! Yusuf olarak yaşadığım ağır sıkıntılar, sancılar hepsini yaşıyor, anlıyorum. Kişisel hayatımda olan arkadaşımla aramdaki anlayamadığım bağı anlıyorum. Tüm detayı paylaşmayacağım. Bazı bölümler sadece bana özel kalacak.

Neden inzivaya alışkın olduğumu, neden tinsel (ruhsal) ve mekansal (görsel) zekamın gelişmiş olduğunu ve neden atlara aşık olduğumu böylece anlıyorum. Dişiliğimi iyi ifade etmekle birlikte eril tarafımın da neden güçlü olduğunu böylece biliyorum.

İsa, Muhammed, Maharaj, Buddha, Musa tamam da Yusuf hakkında zerre bilgim yoktu. Dehşet şaşkınım, dehşet!!!

Ölesiye yorgunum, nasıl enerji harcandığını tahmin edemez kimse! Ayahuasca hala bırakmıyor! Tekrar toprağın içindeyim!

Sular topraktan öyle sızıyor ki, hayretler içindeyim... Anlamıyorum ne olduğunu, bilmiyorum, toprağın içindeyim ve sızan suları görüyorum. Yukarı bakıyorum tahtaların arasından ışık sızmaya başlıyor. Taşınıyorum... Tahtaların arasından sızan ışık ne yahu? Anlayamıyorum, neler oluyor???? Tahta bir kutudayım 😱Birileri beni taşıyor, kutunun içine üst taraftan ışık sızıyor... Kutunun içinde yatıyorum ve beni sular sızan topraktan çıkarıp bir yere taşıyorlar!!!

Aman Tanrım, mezarın içindeydim, aman Tanrımmm, mezarımın içini gördüm... Kendi tabutumla taşındığımı tabutun içinden gördüm 😱 aman Tanrımmm diye çığlık atarak kalktım, internetten araştırmaya başladım.

Hz. Yusuf kimdir? Diye... ve ilk çıkan bilgi; 
Yusuf Nil yatağına gömülmüştü. Musa tarafından çıkarılarak taşındı.

Ahhhhhhhh yine sözün bittiği yerdeyim, sessizlik...

Çiğdem Gürler
Ağustos 2019 



sarsılmazın görülüşü
Sarsılmaz
SARSILMAZ'ın doğumu da diyebilirdim ama O hiç doğmadı. O'nun ne başı ne de bir sonu var. Başlangıçlar ve sonlar Dünya'ya ve zihne mahsus. Baş ve son, gelişme, büyüme, sonra eskime ve ölme, çoğu sudan oluşma bu bedene mahsus.

SARSILMAZ için altından, ağır bir tahtı uygun gördüm. Taht asla değişmez ve SARSILMAZ. Üstündekiler gelir ve gider.  Bu kural asla çiğnenemez ve bu konuda insiyatif ve tolerans gösterecek hiçbir güç ya da kimse yok. Taht kimseye ait değil. Taht asla değişmez ve SARSILMAZ. Şeylerin daha kolay kavranması ve eğlenceli olması için şimdilik SARSILMAZ, som altından, bu ağır taht ile devam edeceğim.

SARSILMAZ'ın görülüşü dedim çünkü SARSILMAZ hep oradaydı ama algılanmıyordu. Hani balık için en doğal şey içinde yaşadığı deniz ise içinde yüzdüğü o deniz artık görülmez gibidir onun için. Bunun gibi. SARSILMAZ canlı bir varlık değil, boş bir taht. Yorum yapmıyor. Kralın her şeyine tanık oluyor ama en ufak bir müdahalesi, söze karışması ya da algılarla oynaması söz konusu değil. Kral hiç kıçını kaldırıp altına bakmadığı için de tahtın hiç farkında olmadı. O sessizce orada hep vardı ve asla hiçbir şeyin bir parçası olmadığı gibi üstüne oturan her krala da eşit mesafede oldu. Zaten ne bir düşüncesi ne de hissiyatı var.

SARSILMAZ için som altından, yere mıhlanmış ağır ve mikron dahi kıpırdatılamayacak bir taht seçtim. Aslında SARSILMAZ için onun altın ya da taş olması da hiç umurunda olmaz çünkü bilincin, aklın, zihnin ve duyguların kavrayabileceği bir değerleme ya da yorumlamayı umursayacak bir düzlemde bulunmuyor. Bir insan aklından geçebilecek herhangi bir mutluluk, herhangi bir tatmin ve paha asla SARSILMAZ'ın varlık sahasındaki pahayla karşılaştırılamaz bile. Ama o yine de som altından çünkü O'nu farkeden kral için O göz kamaştırıcı, yerinden oynatılamaz ve çok değerli.

Emre'nin sıkıcı hikayesi


Tahta bir süre konuk olan Emre pek çok savaşlara girdi çıktı. Dıştan da çok, iç savaşlara... Mutlu etti, mutlu oldu, üzdü-kederlendi, bir şeyler bekledi, kimilerini buldu, bazı beklentilerine de asla erişilemeyeceğini farketti. 

Emre şeyler bekliyordu, bir başka şeyleri istemiyordu, bazı şeylerden nefret ediyor, bazı şeyleri seviyordu. Bazı şeyleri de neden sevdiğini anlamayıp, onları sevdiği için kendine gıcık bile oluyordu ya da bunun sebeplerini merak ediyordu. Yaşamın yoğun koşuşturmaları ve dikkatini dağıtan sayısız çeşitlilik ve yoğunlukta kimisi rahatsız edici, kimisi de eğlendirip mutlu eden olay ve duygular arasındaki o küçük, çok küçücük boşluklarda içine dalıp duygularının ve düşüncelerinin dinamiklerini çözmeye çalışıyordu Emre.

Dünya çok karmaşıktı. Eskiden zordu belki ama her ne iş olursa olsun disiplinli ve dürüst olan insan bir şekilde yolunu buluyor, izlediği yolda başarılı oluyor ve en azından tatmin edici bir hayat yaşayabiliyor görünüyordu. Şimdi öyle mi? Düşünülmesi, çok önceden öngörülüp planlanması icap eden çok daha yüksek katmanlı çok daha zalim, haksız, adaletsiz ve ahlaksızca rekabet edenlerin başarılı sayılarak kazandığı bir dünyadayız.

Emre kendi iç dinamiklerini araştırmayı, dinleyip analiz etmeyi aklına getiremediği zamanlarda dünyevi bu sorunları kafasına takıyordu. İşe yarar ne bulsa irdeleyip bundan nasıl faydalanılabilir diye düşünürdü. Bu yüzden Emre bilgi aşığı oldu. Açlıktan kıvranıyordu. Her yerde bilim ve teknolojiyi hayranlıkla takip etti. Bu arada dünyada adaleti, güç/maddiyat eşitliğini sağlamaya yardım ettiğini iddia eden organize bir kaç harekete sempati duydu ve gönüllülük prensibiyle bunlara bir süre yardım etti.

bilgi: tuzak
Bilgi, bilgi, bilgi... Emre kitap çok değil belki ama, deli gibi okurdu. Henüz kitaplara girmemiş şeylere daldı. Ya da kitaplarda yazılamayacak şeylere. İşine yarayabilecek demeyeyim de umut vaad eden, onu heyecanlandıran ve dünyayı daha iyi bir yer yapmaya yüreklendiren, "bir umut varmış" dedirten her şeye bir bakıp çıktı. Her bakındığı kalabalıkta benzer sorunları görüp her seferinde hüzünle bir onu, bir diğerini terketti ve kapattı. Birkaç kişilik küçük topluluklarda bile aynı sorun çıkıyordu.

Bunları öyle çok kafaya taktı ki, aldığı derslerden de sonra, bilgi toplayıp anlamlı bir senaryo oluşturmak için geçen o yorucu ve kahırlı 20 yıla yakın sürenin sonunda... En sonunda, bir şeylerin yanlış olduğundan, belki daha köklerde bir başka yanlış kodlama ya da hilenin bulunduğundan şüphelenmeye başladı. Tüm bu farkedişe, günlük koşuşturmacaları arasında çok küçük aralarda yaptığı içsel araştırmaları da eşlik ederken yeni bir hissediş ortaya çıkmaya başlıyordu. Engin doyum ve huzurun hissedilebildiği bir tür sıfır noktası. Hem merkezî ve yuva gibi... Hem de her yer ve her şey gibi... Ama bir hiç.

Sizlere bolca kendimden bahsettimse de bu yazıda asıl anlatmak ve yaşatmak istediğim şey tam aksine Emre'nin kaybedilmesi üzerine. Ama aranızda aşağı yukarı aynı şeyleri yaşayanlar olduğunu biliyorum. Konunun anlaşılması için Emre'nin ne kadar yorgun ve sıkıcı olduğunun ve bilgiler altında ezildiğinin anlaşılması gerekli. İşte bu yüzden, SARSILMAZ'ın anlaşılması için Emre'nin hikayesinin anlatılması gerekiyordu. 

Devam ediyorum...

Yürüyerek bir parkın içinden geçişlerde, ufak ufak boşluğa dalmalarda bir şey farkediliyordu. Bir an için Emre kayboluyor, O kaybolduğunda derin bir sessizlik, huzur ve özgürlük geliyordu.

Şu yeşilliğe toprağa bak... Tanrım ne kadar da güzel. Böcekler nasıl da bir şu bitkiden bir o bitkiye geçiyor. Altlarında, şu an görünmeyen toprakta kimbilir neler oluyor. Her şey ne kadar sakin ve ahenkli. Her yer ne kadar canlı. Kuş ne güzel ötüyor. Yağmur yağacak galiba... Müthiş bir koku sardı. Kozalakların ve iğne yaprakların arasında ıslıklaşan rüzgârın farkındayım. 💓 İyi ki buradayım. Tanrım şu yere eğilip uzansam da  burada bu yaşamı izlesem, anbean, saatlerce. Hayat ne kadar güzel ve zengin. Her şey birbiriyle ne kadar uyumlu ve işbirliği içinde. Her yerden can fışkırıyor. Her yer yaşam dolu. Akıl almayacak yerde bir bitki bitiyor. Her şey ne kadar da uyumlu ve birbirine bağlı. Bu dünyanın başı dertte olamaz. Her şey kusursuz işliyor Başka hiçbir şeye ihtiyacım yok.  Yaşamak ne güzel şey...

Emre bir an için kaybolmuş, farkındalık duyu ve zihin katkısız algılarla başbaşa kalmıştı. Sorumluluklar ya da iş ile ilgili hiçbir planlama, düşünce, endişe bulunmuyordu. Vücuttan gelen yorgunluk geri bildirimleri alınmıyor ya da tepki verilmiyordu. Az önce yapılan görüşmede ortaya çıkan ve gecikmeden çözülmesi gereken bir kriz vardı; ancak Emre'nin o anki farkındalık algısını etkilemiyordu. Akşam yapılacak isteksiz bir iş vardı ki; hiç umursanmıyordu. Yoğun günlerdeydi ancak yorgunluk ya da herhangi bir sıkıntı ve bunalmışlık hissetmiyordu. Geçen gün bir arkadaşından gördüğü ve günlerdir üzerinde düşünüp üzüldüğü kabalığın etkileri artık orada değildi. Geçen ay yaptığı çok ciddi kazada belki ölümden kurtulmuştu ama hiçbir şey hissetmiyordu. Perte çıkan ve içini dumanlar saran araçtan titreme ve şaşkınlık dahi olmadan çıktığında son derece sakindi. O dönem her yerini saran ve nefret ettiği bürokrasi ve evrak işleri varlık sahasında değillerdi. Hiçbir dünyevi görev ve sorumluluk, hiçbir iş plânı orada değildi.

SARSILMAZ'ın görülüşü

Bu güne kadar aşırı dert edilmiş kimi şeyler bir şekilde yürümüştü. Ve her nasıl sonuçlandılarsa da sonradan görüldüğü üzere her şey en iyi şekilde planlanmıştı. Emre bunlar hakkında kaygı duyup strese boğulsa da bitmişlerdi. Emre rahat olsa aynı süreç hiç olmazsa rahatça akmıştı. Farkeden hiçbir şey yoktu. Emre'nin tutumu dışında farkeden hiçbir şey yoktu. Her şey otomatik bir şekilde en tercih edilir halde ilerliyordu. Endişe ve stres olsa da olmasa da. Emre'nin olaylar üzerinde hiçbir etkisi yoktu. Akmak üzere dizilmiş olaylar belli bir düzende birbiri ardına, kendi kendine akıyordu ve direnilse de huzurda da olunsa belli bir sıra ile kendine has bir momentum bulup ilerliyordu.

Zihin karışıp olayları ve kişileri kirletmediği sürece her şeyin ne kadar sakin, rahat, mutlu ve sorunsuz aktığı farkedildi. İçerde bir yerde, gece uykuya giderkenki o güvenli sıcak yuva her an ve her koşulda ulaşılabilirdi. Az yukarıda bir bahçenin içinden geçerken yaşanan bir anlık kayboluşu lütfen tekrar edelim şimdi. Bunu mümkün olduğunca canlı bir şekilde canlandırıp aynen yaşamaya çalışmanızı rica ediyorum şimdi. Lütfen!

Şu yeşilliğe toprağa bak... Tanrım ne kadar da güzel. Böcekler nasıl da bir şu bitkiden bir o bitkiye geçiyor. Altlarında, şu an görünmeyen toprakta kimbilir neler oluyor. Her şey ne kadar sakin ve ahenkli. Her yer ne kadar canlı. Kuş ne güzel ötüyor. Yağmur yağacak galiba... Müthiş bir koku sardı. Kozalakların ve iğne yaprakların arasında ıslıklaşan rüzgârın farkındayım. 💓 İyi ki buradayım. Tanrım şu yere eğilip uzansam da  burada bu yaşamı izlesem, anbean, saatlerce. Hayat ne kadar güzel ve zengin. Her şey birbiriyle ne kadar uyumlu ve işbirliği içinde. Her yerden can fışkırıyor. Her yer yaşam dolu. Akıl almayacak yerde bir bitki bitiyor. Her şey ne kadar da uyumlu ve birbirine bağlı. Bu dünyanın başı dertte olamaz. Her şey kusursuz işliyor. Başka hiçbir şeye ihtiyacım yok! Yaşamak ne güzel şey...

egodan kurtulmakEmre o anda orada yok. Emre neredeyse tamamen kaybolmuş ve yerinde katkısız bir farkındalık var. Kişi yok! Bağlantılar yok. İş ile bağlantı, ailevi bağlantılar, görev ve sorumluluklar... Günlük ya da daha uzun vadeli planlamalar. Daha önemlisi geçmiş ve gelecek yok! Geçmişin tüm yüklerinden eser yok. Geçim, uyum, çocuğun eğitimi ve güvenliği gibi gelecekle ilgili damla korku, endişe yok. Hayattan bir beklenti ve buna bağlı mutsuzluk da yok. Hedef yok ve hiçbir koşul ya da kişi ile kıyaslama da yok. Sadece hiçbir yorum ve yargı katılmadan anda görülen var. Hiçbir deneyimin/hatıranın izi yok. Geçmiş yok, gelecek yok.

Biz neyiz?


Geçmişle yoğrulup deneyimlerle programlanmış, iyi-kötü, güzel-çirkin, yararlı-zararlı, düşman-dost, siyah-beyaz, acı-tatlı kodlamalarla biçimlendirilmiş bir yazılım gibiyiz. Bunları çıkardığınızda geriye ne kalır? Emre'nin bir hikayesi var. Emre'yi bu hikaye var etti. Başka birini de O'nun hikayesi var etti. Bir deneyimler ve kayıtlar silsilesiyiz... Emre ya da senin hayatında olup biten her nitelikte olay senin yaşamındaki herhangi bir şeye bakışını etkiliyor. Ölene kadar da tüm yaşamına hikayende olup biten şeylerin sana kazandırdığı görüşlerle bakıyor olacaksın. Yani kendi filtrelerinle. Bu sebeple de bunlar herkese göre değiştiği gibi yaşanan olaylar ve alınan kültür gibi pek çok şeyle yoğrularak bize işlemiş. Hiçbiri gerçek olmayıp, tamamı son derece değişken, belirsiz ve geçici. Peki biz bu muyuz?

Mutluluğunun, huzurunun, duygularının ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu görüyor musun?

Sabah saçını tararken tarağını yere düşürdün, eğilip onu yerden alırken başını da lavaboya çarptın, tam o anda mutfaktan bir tıslama sesi geldi ve ocakta kaynamakta olan yumurtanın suyu taştı, bugün zaten geç kalmıştın... Her şey bugün amma ters gidiyor... Bu lanet olası günde kan ter ve sinir içinde kendini zar zor otobüse atıyorsun ama ilk defa karşılaştığın tertemiz giyimli kravatlı otobüs şoförünün "günaydınlar efendim" deyişiyle bir anda şaşırıyorsun. Birinden gelen tatlı bir koku var. Genelde otobüslerin kötü kokmasına alışmışken "hala böyle güzel kokan insanlar kaldı mı?" diye içinden geçiriyorsun. İnmek üzere arkalara ilerlerken hiç sevmediğin türde(!) bir gencin nazik bir şekilde sana yol verişine ve tatlı tebessümüne tanık oluyorsun. Saniye dahi sürmeyen o beklenmedik göz göze gelmede o asi, kaygısız, kaba ve küstah(!) gencin, sadece o bir anlık bakışta içindeki masumiyetine tanık oluyorsun. Gencin tüm hikayesine bir an olsun dalıp çıkmış gibi bir his kaplıyor içini... Bir anda O'nun tüm olası mutluluk ve üzüntülerine ortak oluyor, ona şefkat duyuyorsun. Önce üzülüyor, sonra kendine kızıyor, sonra O'na saygı duyuyorsun, karnın ağrıyor ve gözünde yaşla otobüsten iniyorsun...

Bunların hepsi 15 dk içinde oluyor... Zihin! Düşünceler! Yargılar! Ne kadar değişken? Ne kadar âni? Çok kararlı ve kesin ama bir o kadar da dengesiz, öngörülemez, değişken ve kişiye has. Saniyesi saniyesini tutmayan, tamamı deneyimlerle önceden şekillendirilmiş, yani belli bir değişmezliğe, evrensel gerçekliğe, doğru-yanlışa dayanmayan ve her kişinin kendi yaşadıklarına göre tamamen değişen yorumlar... Hangisi gerçek? Hangisi biz?

Kederli, sarsılmış, bunalmış haldeki miyiz; yoksa mutlu, huzurlu, neşeli ve canlı haldeki mi? Filmdeki iyi oyuncu muyuz, kötü oyuncu mu? Yararlı mıyız zararlı mı? Yoksa hepsi miyiz? Kime göre nasılız? Tüm "kimler" değişken ve tümüyle geçici olduğuna göre hangisine göre doğru/yanlış veya adil değerleneceğiz? Üzerimize dikilmiş kimliğin değişiklikleri algılanıyorsa temelde ve arkaplanda hiçbir an ve koşulda değişmeyen bir referans noktası, bir merkez olmalı. Aksi halde değişikliği farkedebilir miydi?

Bu fazla soyut ve kavramsal kısmı hızlı geçip tekrar benliğe dönmek istiyorum.

Emre yokken hiç sorun yok!

değişmeyene odaklan: farkındalıkBiz olduğumuzu sandığımız varlık, aslında kimliğimiz. Kimlik bir avatar. Bir kıyafet. Giydirilmiş. Yapılandırılmış. Yargılar, yorumlar, kural ve kalıplarla bir disk gibi biçimlendirilmiş. Bir hikayeyi oynayıp onun içinde kendine yer bulmuş. Elbisenin içi çıplak. Ya da işletim sistemi ve programlar yüklenmemiş bir bilgisayar donanımı gibi. Tüm davranışını ve veriyi işleme biçimini kendine yüklenen işletim sistemi ve programlar belirliyor. Bunlar olmadan tüm bilgisayarlar tamamen aynı şeyi aynı şekilde yapmaya muktedir.

Emre yokken geçmiş yok, gelecek yok. Geçmiş olmaması demek hiçbir deneyimin tesiri altında olmamak, yaşanan hikayenin etkilerini taşımamak demek. Çünkü hikaye yok. Dün yok. Şu ana kadar yaşanmış hiçbir şeyin sende hiçbir izi, tecrübesi; dolayısıyla yargı ve kodlaması yok.

Gelecek yokken geçim kaygısı, güven endişesi yok, korku yok. Önümüzdeki dakika/saat yok. Yarın yok, gelecek ay yok, yaş yok, beklenti yok. Zaman yok.

Şimdi ve buradadan başka hiçbir şey yok. Varlık sahası sadece şimdi ve buradaki filtrelenmemiş, yorumlanmamış, yargılanmayan ve etiketlenmeyen tarafsız ve insanüstü, zamansız bir algıdan ibaret. Burada her an her şey mümkün ve hiçlik her şeyi dolduruyor. Her şey olmaya muktedir bir hiçlik.

Emre olmadığında şimdi ve buradadan başka hiçbir şey yok. Varlık sahası sadece şimdi ve buradaki filtrelenmemiş, yorumlanmamış, yargılanmamış ve etiketlenmemiş farkındalıktan ibaret. Ona isim konulamaz. O sıfatlandırılamaz, tarafsız ve insanüstü, zamansız bir farkındalıktan ibaret. Burada her an her şey mümkün ve hiçlik her şeyi dolduruyor. Herhangi bir şey olmaya muktedir bir hiçlik. Mutluluk, refah ve huzuru dahi aramayan; çünkü kendisi zaten çırılçıplak haliyle ölçüsüz bir mutluluk, sevgi ve şefkat olan farkındalık.

Ne olduğunu gör! Nasıl mı?
Her daim kendi ensende ol ve olmadığın her şeyi bir bir gör ve ayıkla.
Orada Sarsılmaz'ı bulacaksın. Sarsılmaz şeyi görene kadar yüzeydekileri ayıkla. Her şey değişse de değişmeyen tek şeyi bul. O sarsılamaz olan. O nedir? Onu bul. Dünya yıkılsa dahi, orada hiçbir şeyden etkilenmeden hep mevcut olanı bul!


Emre Güney
Eylül 2019