Blogumdaki kaynak belirtilmemiş tüm yazılar Emre Güney'e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Güncel

insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Giriş

Tamamen unutulmuş duygusal bir kavram... Lanetlenmişçesine ondan mahrum bırakılmış, hem bedenen, hem de ruhen bir insanı insan yapan şeyden, baktığı her yerde çiçekler açtıran o güzel bilinç ve kimya halinden... AŞKTAN !

O his ve deneyim ki, burada ─dünyada─ olmanın belki yegâne amacıydı. Yıllarca ve tamamiyle bundan yoksun bırakılmış, umudu kaybettirilmişti. Ben bunu çorak çöl toprağına benzetirim adeta. Çisentiyle ıslanmayı bırak, nemlenmeyecek dâhi. Hatta, öylesi suya aç bir toprak ki rengi bile değişmez; cengaver bir sağanakla yıkanmadıkça. Hani onu da bulsa birkaç saat içinde emip buhar edecek. Öylesine kuru, sert, çatlayıp açık yaralar kazanmış, sıcaktan kızmış çorak bir toprak olmuştu Luminia'nin kalbi.

* * *

Luminia, bunları ancak ve ancak Surina gittikten ve yokluğu üzerinden birkaç ay geçtikten sonra yazabildi. Surina'nın gizemli ve sürpriz dramlarla ortadan kaybolmasının ardından, okyanusun bu tarafındaki o harlı yürekte yoğun enkaz kaldırma faaliyetleri başlamıştı. Luminia'nın gönlünde onlarca ağaç devrilmiş, yine onlarca hayalin güvenle büyütülüp yaşatıldığı evleri ya su basmış, ya da kasırgada silinip süpürülmüştü. Kimi taşan dereler bir başka yerlerde yığınlar oluşturmuştu. İşte her şey, iki insan arasında birbirine hiç dokunmadan yaşanan, bu dünyaya ait olamayacak kadar güçlü, çıplak, karşılıksız ve masum olan o aşkın yaşanmasından hemen sonraydı.

Akıllara gelen soru şuydu: Eğer şimdi ve burada, böylesi çıplak, böylesi çıkarsız ve aşkın bir sevgi mümkünse, acaba daha üst boyutlarda neler vardı?

Bu yazı dizisinde anlatılan tüm duygu ve tecrübelerin yüzde yüz gerçek olduğuna dair sizi temin ederim. Bunu Luminia'nın duygulu gözlerinde, bana her şeyi anlatırkenki o titreyen sesinde ve doğasındaki yaşanmışlık hissinde kendi gözlerimle gördüm. Sanki bu dünyada yaşanabilecek çoğu şeyi yaşamıştı. Hiçbir şey Onu şaşırtmıyordu ve hiçbir olaya duygusal bir tepki vermiyordu. Aslında hiçbir şeye direnç ya da sevinç tepkisi de göstermiyordu.

Bu yazı dizisini okurken üzerinden geçeceğiniz tüm kelimeler gerçeği ve Luminia'nın duygularını en iyi ifade edecek şekilde çok büyük gayretle ve titizlikle seçildi. Lafı daha fazla uzatmadan sözü Ona bırakacağım. Ancak sizden dileğim, bunu en özel köşenizde ve tüm günlük yaşamınızdan sıyrıldıktan sonra okuyun. Bu yazı dizisi bittiğinde sizlerle şu sorular üzerinde müzakere etmeyi isteyeceğim:

 

  1. Bir deneyimi kurgu ya da gerçek yapan şey nedir? 
  2. Yaşanmamış bir şey deneyim olabilir mi?
  3. Hiç varoluşunuzun gerçekliğini sorguladınız mı?

 

* * *

Bölüm 1 - Buluşma 

 

cherry blossoms
Merkabah'larımızı kullanarak enerji bedenlerimizle istediğimiz yere seyahat etmeyi öğreneli daha birkaç ay geçmişti. Bu yüzden henüz sadece dünyada yer değiştirebiliyorduk. O'nunla ormana sapan yolda buluştuğumuzda çok yorgundu. Yorgunluğundan dolayı kendini tam doğru yere getirememişti. Bir futbol sahası kadar mesafede, iki taraflı sıralanmış kiraz ağaçlarının gölgeleri arasından geçen bir yoldan onu eve getirecektim birazdan. Binlerce kilometre uzakta olsak da dostluğumuzun yegâne sembolü ve parçası, hep huzur için bir araya geldiğimiz yerler kiraz ağaçlarının altı ya da kiraz ağaçlı yollardı. Çok heyecanlıydım. Hem heyecanımı atmak, hem bu buluşmaya kendimi hazırlamak için yola erken çıkmaya karar verdim.

Her gün, her saat, sonunda 10'larca yıldır aradığım hayata kavuştuğum için şükrediyor, zaman zaman sevinçten ağlıyordum. Artık doğanın kucağındaydım. Bizden çok farklı insanlarla içiçe yaşamak zorunda değildim ve sonunda sevdiceğimle olacaktım. İstediğimiz kadar burada dinlenip, yeni proje ve hizmetler üretip, ürettiklerimizi insanlığa sunmak için yine sıksık insan içine çıkabilirdik. İnsanları seviyordum ama zihinsel ve bedensel sağlığımız için şehirlerin aurasından ve insanların ağır enerjilerinden uzakta nefes almak mucizevi bir şanstı bizim için. Evet bizim için! Az sonra O'nunla buluşacaktım ve aklımda tam da bunlarla yürüyordum.

picking up flowers
Yolun kenarında öbek öbek papatyalar gördüğümde durakladım. Eğildim. Onlara şöyle bir baktım. Sevdiceğime küçük bir mutluluk vermem için birkaçınızı koparmama izin verir misiniz? Sarı, beyaz ve morlardan karıştırıp küçük bir buket yaptım ve yoluma devam ettim. 

Tanrım! Az sonra Onu gördüm! Onu ilk kez çıplak gözlerimle, arada hiçbir iletişim cihazı olmadan gördüm. Yorgunluktan olacak hafif yönünü şaşırmış bir şekilde buraya inmişti. Yuvarlak bir kayanın üstüne oturmuş gözleriyle karşıyı tarıyordu. Tüm enerjisi üzerinde bir Surina olsa şimdi olduğu yerde duramayan, etrafı keşfetmeye başlamış bir Surina olurdu diye aklımdan geçiriyordum, ki yeterince yaklaşmışım. Ayak hışırtımı duyup bana döndü...

O nasıl karşılaşmaydı?! Size bu karşılaşmayı bir başka gün anlatacağım. Surina çok yorgundu. Bu yorgunlukla enerji bedenini kullanarak kendini fiziken buraya getirebilmesi bile mucizeydi. Merkabah ilimlerini kullanmak dinlenmiş, enerjisi yüksek bir beden ve sakin bir zihin durumu gerektiriyordu. Yılların verdiği yorgunluk, onlarca sene hor görülmenin ve değersizliğin ardından huzura yeni kavuşuyordu. İkimiz de hem şaşkın hem gururluyduk. Defalarca bize çeşitli kanallardan anlatılan senaryodan endişe duyduk, olacaklardan şüphe duyduk. Ama bunu zihnin oyunlarına verip hep plana sadık kaldık ve sabrettik. İşte bu yüzdendir ki hala gözlerinde o kudretli ruhun tüm gücü ışıl ışıl parlıyor, nûru kiraz çiçeklerinin arkasından gözüme vuran güneşle yarışıyordu. İşaret parmağımı dudaklarımın önüne getirdim ve Ona "sus" işareti yaptım. Algılarımı olabildiğince açıp genişlettim ve zaman algımı olabildiğince derinleştirip yavaşlatarak şu anın tadını çıkarıyordum. Başarmıştık !
 
Giderek tahammül edilmez hale gelen ve her eksenini kaos bürüyen dünyanın son birkaç yılını çıldırmaya ramak kala o kadar uzaktan, ama birbirimize sırtlarımızı yaslayarak atlatmış, o hep beklediğimiz ve 20 yıla yakın süredir hazırlandığımız dünyaya geçişe ulaşmıştık. İşte her şey bitmişti, dünyadaki cennet vücut bulmaya başlamıştı ve saniyeler içinde Surina'ma ilk kez temas edecek, sarılacaktım. Ah Surina'm. İşte geldin. İşte şimdi ve burada beraberiz.


Devam edecek . . .

Başlarına en büyük olaylar gelmeden önce bu yazıyı sevdiklerinizle paylaşın.

Bu farkındalığı en iyi anlayıp uygulamak için bu yazıyı
okumadan önce şu yazımı okumanızı tavsiye ederim. 
Bu yazılar, "birlikte" bu farkındalığın iki cephesini anlatmaktadır. 
İlki sebebi, ikincisi (yani bu) ise sonucudur.
 

yoga-stand-animal
.
Bazı kaynaklar varoluştaki en yüksek bilgiye Hakikat Bilgisi adını koyar. Son iki-üç yıla kadar hep gerçeği ve gerçeklikleri araştırdık. Ancak gördük ki aradığımız şey gerçeklikler ya da realiteler değil. Çünkü bunlar kişi, koşul ya da konumlara göre değişen kavram ya da yapılar. Oysa biz hepsinden en yüce, en yüksek bilgiyi arıyorduk. Aradığımız şey kişi, konum, taraf ve koşullara göre değişmemeliydi.

Gerçeklik (aslında sözde gerçeklik) ile hakikat bilgisini idrâkın arasındaki farkı açmak gerekiyor. Pek çok yerde söylüyorum: En yüksek bilgiyi en çok ve en net bir biçimde bu sitede veriyorum diye. YouTube kanalıma da içerik üretiyorum ancak bu içerikler bir bilgisayar diliyle açıklamak gerekirse üç-dört alt klasör seviyesindeki gerçekliklerden ibaret. Karanlık dünya, rüya âlemi hayatlarımız, cehennem hakkında... Buradaki Ruhsallık temalı yazılarımda ise Hakikat Bilgisi ya da Ona yakın seviyede bilgi veriyorum. Yine bilgisayar diliyle tabir etmeyi çok uygun ve yerinde buluyorum ki Hakikat Bilgisi ise kök dizinde yer alan bilgiler. En yüksek bilgi. Diğer tüm bilgilerin sebebini ve sınırlarını tayin ediyor.

Görüp görebileceğiniz her şey ama her şey oyun içindeki oyunun içindeki oyunlar. Matrix filmindeki karşılığı ile ifade edecek olursak bahsettiğim bilgi Neo'nun kırmızı hapı aldıktan sonra yaşadığı aydınlanma, sırrı çözme ve GERÇEK ÖZGÜRLEŞME. Hatta bu da sisteme müdahale etme yetki ve becerisi ile sonuçlanmıştı. Bahsettiğim şey yaşadığınız ve başınıza gelebilecek her şeyin kök dinamiklerini anlamak ve onlardan AZÂDE OLMAK. Bunlar dünyevi eğlenceler ve egosal oyalamacalarla meşgul insanlar için uygun bilgiler değil. Zaten bir sebeple bu tür bilgiler o tür insanlara asla ulaşmıyor. Ulaşsa da özüne temas edip bir yankı/cevap bulamıyor. Ama bu da ne bir aksilik, ne bir gecikme; bu kişiler ya da kümülatif varoluş için. 
 
Bu, uğrunda bu kadar uzun bir giriş yazılacak yazı değil aslında. Çünkü o çok net, çok ortada ve keskin. Bir düz yazı gibi değil, hikayeleşmiş biçimde de değil bu defa madde madde Hakikat Bilgisi nasıl bir şey bundan bahsedeceğim. Beyin bilgiyi madde madde, sıra sıra daha iyi düzenleyebiliyor. Ancak okuyacaklarınız beyinden ziyade kalple anlaşılacak. Hakikat nedir ve ne değildir... 
 
♦ Numaralandırmada herhangi bir sıralama yoktur. Başlıyorum... ♦

  1. Hakikat Bilgisi idrak edilmişse eğer, bu idrak başınıza gelebilecek herhangi bir şeye karşı travmatik tüm etkileri daha yaşanırken geçersiz kılar. Hiçbir deneyim sizi depresyona sokamaz, travma yaratamaz, esir alamaz.
  2. Hakikat Bilgisi'nin idrakı hiçbir bilgi/öğreti ile haşır neşir olmadan çok yüksek kendini izleme ve gözlem ile kendiliğinden de gelebilir.
  3. Hakikat Bilgisi inzivalara çekilme ve tefekkür gibi uygulamalarla da kendiliğinden gelebilir.
  4. Hakikat Bilgisi bir kere farkedildiğinde geri dönülmez ve etkisi eksilemez bir biçimde kişiyi etkiler. Tüm kişilere ve olaylara bakış kalıcı olarak değişir.
  5. Hakikat Bilgisi kişinin daha az konuşmasına, çevreyle daha az etkileşime geçmesine sebep olur. Bu, kişinin asosyalleşmesine ve yalnızlığı daha çok tercih etmesine sebep olacaktır. Bunun sebebi insanlara güven ve sevgisini kaybetmek değil, kişinin sosyalleşmek için bir sebep ya da ihtiyaç duymamasıdır.
  6. Hakikat Bilgisi insanların yalanlarını, bir şeyleri örtme ya da bükme çabalarını, aldatmalarını ve abartmalarını çok daha iyi farketmenize sebep olur. Ancak bununla birlikte bunları yüzlere vurup savaşmaya ya da kusmaya sebep olmaz. Çünkü hakikat bilgisi ile kendi kişiliğiniz ve diğer kişilerin mevcudiyeti ortadan kalkmıştır. Bir diğer sebep de, herkeste kendin dahil her kişinin görülmesi ve açığa çıkan sevgi-merhamettir.
  7. Hakikat Bilgisi ölme, sakat kalma vb. kaygı ve korkuları yok eder. Aslında bir korku filminden korkmak dahil tüm korkuları yok eder! Korku sahibi olacak kişi yıkılmıştır. Sürüngen beyinden sebepli anlık "refleks korku" kabarır, ancak saliseler içinde farkındalığa girer ve girdiği gibi gerçekliği çöker!
  8. Hakikat Bilgisi, insanların sizin hakkınızdaki düşüncelerinin sizi yönetmesini engeller. Bununla birlikte o düşünce ve tahminler görüş ya da farkındalık alanından çıkmaz. Yani eskisinden daha açık ve ortadadırlar ancak hükümleri, üzerinizdeki ağırlıkları ortadan kaybolmuştur.
  9. Hakikat Bilgisi evrensel olan, kişiye ve koşula göre değişmez tüm kanunların üzerinde bir iç adalet ve vicdan seviyesini ortaya çıkartır. Öyle ki dünyanın en âlâ kanunları, hakları, kuralları düzenlense ve uygulansa dahi bunlar bükülebilirlerdir ancak hakikati anlamış kişinin öz vicdanî değerleri ve kararları eğilip bükülmez şekilde bütünün hayrı, hakkı ve huzurunu koruyacak yapıya kavuşmuştur.
  10. Floral Cranes by Spacefrog Designs
    Hakikatın idrak edilmesi ya da kişinin Onu anlaması için kişi her şeyden çok özgürlüğü istemelidir. Özgürlük isteği sokaklarda ya da istediğin ülkede dolaşabilmek ya da istediği şeye istediği an sahip olabilmek değildir. Bahsettiğim şey; zihinde, kafada özgürlüktür, beklentisizliktir, "tamam"lıktır ve her şeyden azâdeliktir. 
  11. Hakikat Bilgisi kalıcı, sarsılmaz doyum, mutluluk, huzur ve denge getirir.
  12. Hakikat Bilgisi, siz sarhoşken dahi etkisini yitirmez. Çünkü o bilgi değildir. Her koşulda geçerli, kesin, eksilmez ve harici faktörlerden asla etkilenmez bir biçimde sizi koruma altına alır ve tüm hayatınızı, tüm deneyimlerinizi sarar, kapsar. "Koruma" ifadesi sadece daha iyi algılanması adına kullanılmış bir ağız alışkanlığından başka şey değil! Korunmaya ihtiyaç duyacak bir şey artık mevzu bahis değildir.
  13. Hakikat Bilgisi her şeyi eskisinden daha da büyük bir farkındalık ve derinlikle tatmanıza sebep olurken bunlardan depresif, dramatik, kederli, yıkıcı, üzücü bir şekilde etkilenmenize de mâni olur.
  14. Hakikat Bilgisi karşınızdaki kişinin davranışlarının doğal ve gerçek, sahte, abartılı, içten ve candan ya da çıkarcı amaçlarla yapılmış olduğu sezgisini açıkça ortaya koyar.
  15. Hakikat Bilgisine sahip olan kişi -misal- duygusal bir filmin etkisiyle ağlarken ya da içerken, bunun hem tadını çıkarıp hem de en ufak bir kederlenme, kalıcı ajitasyona maruz kalamaz. Dahası, tüm dram ve keder hemen o anda komediye çevrilebilir, ve hatta tüm aciziyet ve keder tam da o anda ve aynı zamanda da gülünçtür.
  16. Hakikat Bilgisi kimseye karşı kalıcı öfke, nefret, kıskançlık, komplo, çekemezlik taşımanıza kesin olarak engel olacaktır. Çünkü kendinizi bildiğinizden onları bilirsiniz. Yine ağız alışkanlıklarını düzeltelim: Kim kimi bilecek? Kişiler yok!
  17. Hakikat Bilgisine sahip olan kimseler, değil herhangi bir çıkar; para ve hatta canla dahi satın alınamazlar!
  18. Hakikat bilgisi öyle bir anlayıştır ki hiçbir kişi, nesne, kurum ya da inanç çıkarına çevrilemez. Manipule edilemez. Yapısı müsait değil. Hakikat bilinci doğası gereği başlılığı, şeyhlik ve müritliği, suistimal ve faydalanılmayı otomatikman imkânsız kılar. Hakikat sahipliğe çevrilemeyen, anonim, her yerde, herkes için her koşulda mevcut olan bir anlayıştır.
  19. Hakikat bilgisi dış kaynaklı umut ve kurtuluş projelerini, küresel değişimlere gebeliği, mucizevi değişimlere beklenti ve bağımlılığı devre dışı bırakır.
  20. Hakikat bilgisi kişiyi yok edip kişiyi görenin yorumsuz ve yargısız görüşüne ─yani salt farkındalığa─ geçiş sağladığından tüm kişi sorunları kesin, kalıcı ve geri dönüşsüz olarak devre dışı kalır. Kişi yokken, aynı zamanda anılar ve geçmiş-gelecek de olmadığından sorun, dram, keder, şok, sarsıntı, trajedi, depresyon ─ya da aklınıza olumsuz başka ne geliyorsa─ mevzu bahis olamaz. 
  21. Hakikat bilgisi dramı yok etmekle kalmaz, siz mutluluk, neşe, doyumu çok daha derin  deneyimlerken bunlara olası bağımlılığın getireceği gelecekteki, potansiyel mutsuzlukları da daha yaşanmadan geçersiz kılar. Mutluluk geldiği an daha çok yaşanır, ancak mutluluğun gidişinin yoksunluğu da artık yoktur. Yani dünya sizi mutlu anılarınızdan ve ilişkilerinizden dahi vuramaz, bağlayamaz!
  22. Hakikat bilgisi basitliği, evrenselliği, ölçeksiz ve koşullandırılmamış olması sebebiyle %99+ dünyevi bilgi, öğretiyi ve inancı, dini ve kültürü devredışı bırakır. Çünkü hakikat anlaşıldıktan sonra bunlar öylesine yavan, kıt ve koşullanmış gelir ki tüm entellektüel, akademik, bilimsel ya da tarihi bilgiye olan ilgi kaybolur. Çünkü;
  23. Varlığın farkedilmesiyle birlikte şimdiye kadar gerçeklik ve yaşam, ya da canlılık olarak kabul edilmiş olan şey artık çökmüştür. Çökmüş olan bir şey üzerine kurulmuş olan her şey de onunla birlikte buharlaşıp yok olur. Bu sebeple bir rüyaya harcanan enerji, zaman ve emek de anlamını yitirmiştir.
  24. Hakikatin idrakı üzerinizdeki tüm kitlesel, subliminal, teknolojik ya da cin, şeytan, büyü gibi inanç kökenli silah ve manipulasyon araçlarını geçersiz kılar. Hakikatin idrakı kişiyi ortadan kaldırdığı ve sizi kişinin etkilerinden münezzeh kıldığı için azâdesiniz.
    • Bir üst maddenin devamı olarak bu şu demek oluyor... Size çip de takılsa, teknolojik yollarla kafanıza ses, dram, depresyon ya da vesvese de verilse, büyü de yapılsa, tüm bunlar değişken ve iktidarı pamuk ipliğine bağlı olan kişiye, kimliğinize yapılmış olacak, ancak siz ondan artık azâdesiniz. Yapılanı farkına varacak ancak tesirini almayacaksınız. Çünkü bunların temas ettiği "kimliği" artık kendinizden, yani asıl olandan kopardınız.
  25. Hakikat, bir inanç sistemi olmadığı gibi, bir kişi/din/kültür/odak merkezli de olmadığı için sizden bir şey talep etmez. Yaşam stilinizi değiştirmeniz gerekmez. İlişki ya da sorumluluklarınızı ihmal edip bir şeyleri bırakıp belli bir şeylere yönelmenizi ya da adanmanızı beklemez. Tüm yaşamınıza aynen devam ederek iyinin ve kötünün, yararlı ve zararlının ötesinde, daha üst bir perspektifte görmenizi ve algılamanızı sağlar. Bununla birlikte yaşadıklarınız üzerinde hiçbir etki, yargı ve yaptırımı yoktur çünkü bu duygular bir insana, kimliğe, kişiye aittir. Gözler ve kulaklar dünyanın üzerinden görür, duyar.
  26. Hakikatin idrakı paradoksaldır. İnsanı bir yandan hiçlikteki enginlik ve bütünlüğe bağlarken, bir yandan da bir kişilik, birey, karakter olarak önemsizleştirip yok eder. Kimliğin erimesi eninde sonunda insanı savunmaya ve savaşmaya ihtiyaç duymayacağı ve hiçbir beklenti içinde olmadığı engin bir huzur ve sessizliğe ulaştıracaktır.

 

Evet, size hakikatin idrak edilmesinin etkilerinden bahsettim. Ama eksiklik var. "Nasıl yapacağız, neden yapalım?" gibi. Bu yazı onlardan bahsetmiyor. Aslında bu yazı daha önce SARSILMAZ'IN GÖRÜLÜŞÜ yazımın devamı niteliğinde. Bu yazıların biri sebebi, biri sonucu anlatıyor. Okuduysanız bile, sizi tekrar Sarsılmaz'ın Görülüşü I'e davet ediyorum. Ardından bunu tekrar okursanız en yüksek faydayı alırsınız.

Aslında Yunus Emre'nin, Şems'in, Mevlana'nın, Maharaj'ın, Eckhart Tolle'ün, Gurdjieff'in, Krishnamurti'nin, Papaji'nin ve adını atladığım nice değerli ve ölümsüz üstâdın anlatmaya çalıştığı şeyden farklı bir şey anlatmıyorum. Sadece bu derin ve sözcüklerle tarifi çok zor şeye günlük olaylar, duygular ve kavramlarla farklı bir berraklık, canlılık ve anlaşılırlık getirmeye çalışıyorum. Umarım bir şeyleri harekete geçirmeyi başarmışımdır.


Emre Güney
Aralık 2020


Muhammed Bilinci

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 8


Muhammed bilinci tarafımca tüm insanlık namına görülmüş, tanınmış, kabul edilmiştir...

Yakından hakikat tutkumu bilen arkadaşlarım tutkuma, sadakatime, kararlılığıma hayranlıklarını ifade etmişlerdi. Benim için bu çok tuhaf, çünkü bilmek istememeyi anlamıyorum ki 😊

Bol küfürlü gecenin sabahında sonsuza dek konuşamayacağımı sandım, sonsuza dek konuşmayı kesmek! Tüm konuşmalar sözler anlamını yitirdi, çünkü herkes rüyadaki figüran sadece, bunu açıkça bilmek, owww, gerçekten nefes kesici !!!!

O gün hem küfür ettim (yüz yıllık etmişimdir) hem dinlendim hem de tefekkürün dibini vurdum. Bu kadar olamaz, bir şey eksik!!!! Nedir o? Bilmek zorundayımmmm, bekleyemem, bilmek zorundayım!!!! Yorgunluktan evet ölüyorum ama merakım tabi ki daha ağır basıyor. Pehhh zaten bitmişim, öyleyse devam, devam kızım!!!

Böylece bir gün arayla yine yüksek doz hazırladım ayahuasca çayımı ve aynı saatte içtim. Hiç iyi beklentim yok, bir önceki sefer zihnimi yerle bir etmiş, ne bekleyeceğim, fena kızgınım!

Açılışı daha önce bahsettiğim arkadaşımın hissettiği özlemi bana yaşatarak yapıyor, ahhh! Aynen onun yaşadığı gibi yaşıyorum ve açık görüşle şu sözleri söylüyorum ona; üzülmeee, biz ayrılamayız üzülme bizim ayrılmamız mümkün değil, çünkü biz aynıyız üzülmeee !!!

Tabii ki o esnada aynılığımızı açıkça görüyorum, buna ister ikiz ruh, ister başka bir şey densin, farketmez... Aynıyız, tekiz işte, iki farklı beden, ama tek ruh. Onu teselli ediyorum şefkatimle ve ayahuasca beni tarifi mümkün olmayan bir yere çekiyor!!! Neredeyim, yahu neredeyim, neresi burası, neler oluyor yine?

Kalbin hükümdarlığına hoş geldiniz....

Kalbimin içindeyim 😱

Kendi kalbimin içindeyim 😱
Hakikat aşkımın devasallığını görüyor ve yaşıyorum. 😱

Aman Tanrım, hiçbir şey buna direnemez, hiçbir şey bu büyüklüğe karşı koyamaz, yüzeyde görünen buz dağının ucu sadece!!! Kalbimdeki hakikat aşkının devasallığından şoka giriyorum... Bu devasal arzu, kalbimin en derininde olan bu hakikat aşkı elbette ölümü bile yerle bir eder, ölüm ne ki bu arzunun karşısında, hiiiççç !!!

Her şeyi yaparım bilmek için, her şeyi! Kalbimin en derin arzusu HAKİKAT...

Hiçbir şey önümde duramaz, hiçbir şey mani olamaz, hiçbir şey yoluma çıkamaz, ki mümkün değil. Bu hakikat aşkı durdurulamaz, engellenemez boyutlarda 😱 Tüm dünya karşıma çıksa bile mani olamaz bana!!! Çok derinlerden geliyor bu arzu, kalbimin en derininden !!!

Ve tabi ki kalbimi görüyorum tüm saflığıyla hakikat aşkını görüyorum hayretler içerisindeyim 😱Cam kırıkları da görüyorum ama ne anlamıyorum (çok sonra bunu da açtı, ilerleyen bölümlerde yazacağım)
Ve ayahuasca ana sözlerin tariflemede imkansız olanı açıyor önüme!!! Zihnimi önüme seriyorrrr 😱 Kendi zihnimin katmanları önümde serili tüm yapıyı önüme açıyor, resmen çarmıha geriliyorum!!! Aman tanrım!!! Çarmıha gerilmek gerçekte bu demek. 😱

Zihnim önüme serilirken tüm vücudumla yaşıyorum çarmıha gerilmeyi 😫 Her yerim açılıyoorrr. Vücudum kilometrelerce geriliyor resmen 😫 Bedenim zihnimin ta kendisi, tüm dünya zihnimin ta kendisi 😱.

Çarmıha geriliyorum 😩 Vücudum paramparça oluyor resmen 😫 Saatlerce gerildim, açılmayan hiçbir yerim kalmadı, paramparçayım 😫 Kim toplayacak beni artık diyorum, kim toplayacak ? Paramparçayım !!! Ayahuasca ana durmuyor !!! Yoğun isteğimin bana engel oluşunu açıkça gösteriyor, ve fırlatıp atıyor isteğimi...

Çarmıha gerildim, paramparçayım (zihnim ve bedenim), devasal arzum yerle bir edildi... Bedenim bitik halde, parmağımı bile oynatamıyorum, zihnim tamamen sessizliğe büründü, tamamen boş; Mutlak olan'ım, tek olan, ihtiyaçsız olan!!!

Sessizlik...

Böylece 25 seferlik çayı 11 seferde bitirmiş oldum. Ve tekrar iki katını temin ettim.

Elbette her gün 4-5 saat sessiz kalmaya devam ediyor ve tüm gün farkındalık olduğumu hatırlıyorum. Ayahuasca da çok derinlere gitmemin sebebi de zaten düzenli ve sürekli farkındalık olduğumu hatırlamam, sessizliğe girmem, Çiğdem ile özdeşleşmemem. Herkes nasıl işe gidip mesai harcıyorsa benim de işim bu. Ya hakikat ya ölüm sözüm öylesine edilmiş bir söz değil.

Ölümüne girdim, ortası, arası, olmazı falan yok. Her şeyi yaktım, tüm hayatımı koydum masaya. Başka ilgilendiğim hiçbir şey yok! Ayahuasca sadece bir parçası bunun. Ayahuasca içer hepsini bilirim mevzusu olmadığını tekrar vurgulamam önemli diye seziyorum. Ayahuasca hazır olduğumuz kadarını açıyor. Yani bilinç düzeyine göre. Bilinç düzeyini ilerleyen bölümlerde açıklayacağım.

Asıl önemli olanın Saf farkındalık olduğunu vurgulamak zorundayım!

Ve başımın tepesinin tamamen açık olduğunu da yazmıştım. Devasal düzeyde tüm gün inen saf enerji yüzünden normalden yüzlerce kat daha ağır yaşıyorum, çünkü ayahuasca içtiğimde başımdan inen katlanarak artıyor. Çakralarım devasal boyutlarda çalışıyor. Binlerce ölüm yaşadığım fiziksel zorluğun yanında hiç kalır. Her seferinde bedenim ölümüme hazır, kimse sorumlu tutulmasın diye yetkililere yazdığım dilekçeyi de masaya koyup öyle içiyorum. Ciddiyetimin düzeyini ifade edebilmek için açıklama yaptım. Ayahuasca içer bilirime indirgenemez, asla! Ve Emre'ye sözüm olmasa kesinlikle yazmazdım. Bu iç görü ve idraklerimi sözlerle aktarmaya çalışmak bile ahmaklıktır. Elbette ben ahmağın tekiyim 😁

Devam...

9 Temmuz 2019 da 12. Ayahuasca çayımı içtim. Elbette yine yüksek doz, çünkü düşük doz bana etki etmez. Şov için yüksek doz değil yani. Ne bekleyeceğimi artık bilmiyorum, içtim izliyorum sadece.

1 saat geçmeden düşünce fırtınası esmeye başladı. Fırtına kelimesi bile çok yetersiz ifade etmek için. Vücudumdaki devinim dehşet düzeyde 😫 çakralarım devasal hıza çıktı 😫 ölsem de kurtulsam artık diye diliyorum 😩 Kusuyorum, içimi nezaketsizce sert bir şekilde boşaltıyor 😩

Yere diz çökmüş klozete sıkı sıkı sarıldığımı fark ediyorum, ulan diyorum ölmenin de bi asaleti olur be! Rezilliğin, acizliğin dibindeyim. Klozete yere diz çökmüş sarıldığınızı bir hayal edin yahu 😁 Tanıştırayım; yeni sevgilim, bay klozet 🤣

Dehşet berbat ötesi bir haldeyim, kalkabilsem kalkacağım da kalkamıyorum ki 😊 Öyle ne kadar kaldım? Hiçbir fikrim yok 😁 Ağlanacak hale gülünür mü? Gülünüyormuş 😁 Bacaklarım titreyerek yatağa geçiyor uzanıyorum. Dehşet üşüyorum... Sigara yakıyorum titreyerek, bitik haldeyim, donuyorum ama sigara içebiliyorum, öyle acayip bir yaratığım 😁

İçim hala deviniyor, organlarım dışarı fırlayacak gibi artık. Başımdan akan enerji devasal boyutlarda, her çakram uçak motoru gibi çalışıyor, vücudum dehşet zorlanıyor, dehşet!!! Ama gülümsediğimi fark ediyorum, niye gülümsüyorum, henüz haberim yok!

Binlerce düşünce yine fırtına gibi esiyoorrrr veee ayahuasca'ya sert ve kesin bir şekilde talimat veriyorum; boşalt içimi, boşaaalt!!! Hiçbir şey kalmasın!!! Tamamen at gitsin hepsini!!! Boşaaltt diye emir veriyorum...

Hangi cüretle söyledim bunları, elbette bilmiyorum. Hiçbir şey o esnada kontrolümde değil, sadece olanların tamamen farkındayım. Tüm düşünceler boşaltılıyor böylece, hiçbir şey kalmıyor, boşluğu yaşıyorum, tarifi mümkün değil bunun.

Ve perde iniyor....

Açık görüşle/oluş (göz görüşü değil, tarifi mümkün değil) konuşmaya başlıyorum. Dünyanın hem ötesinde hem de içindeyim, aynı anda!!!

Eyy insan!!!

Hangi cüretle bu yükü yüklendin diye haykırarak soruyorum. Çünkü o esnada insanın çektiği tüm acıyı, yükün devasallığını görüyor ve yaşıyorum. 😫 İnsan kitap gibi önüme açılıyor 😱

İnsaannnnn bu yükü ne dağlar taşır, ne gökyüzü, ne de yeryüzü!!! 😫 Bu kadar acıyı neye güvenerek kabul ettin? 😫😫😫 İnsaannn!!! Sen kimsin ki buna razı geldin ey insan, kimsin ki sen? Sen ne taşıyorsun ey insan!!! Gizlediğin nedir insan?

Tabi bu sözler öyle büyük güçle ve heybetle çıkıyor ki, kendim şokların şokuna giriyorum... Geçirdiğim şok tabi ki mani olamıyor, devam ediyorum görmeye ve konuşmaya.

İnsaannn sen çok büyüksün insan !!! Elbette melekler sana secde eder insan!!! İnsannn büyüklüğüne eğiliyorum insan, yüceliğine eğiliyorum insan!!! Sen çok kutsalsın insan!!! (Devasal büyüklüğü, kutsallığı tamamen idrak edip yaşıyorum. Vücudum izin verse kalkıp diz çökerdim...)

Sen çok güzelsin insan!!! (Elbette o esnada yaşıyorum tüm güzelliğini ama söze sığmaz bu yüzden anlatma ukalalığına girişmeyeceğim) Yeter insann, yeteerr, sök at hepsini!!! Yeteerrr!!!

İnsan sen aşksın insan!!! Bu ne büyük bir aşktır insan!!! 😱 Ey insan, kutsalların kutsalı sensin insan!!! Ey insan elbette sana sadece aşk yakışır insan!!! Elbette sana sadece aşk laik insan!!! İnsaann hakkını tanıyorum insan, kutsallığın tarafımca tanınmıştır insan!!!

Muhammed Bilinci tarafımca tüm insanlık namına görülmüş, tanınmış, kabul edilmiştir... 🙏
Hepimiz adına tarafımca görülmüş, alınmıştır!!! Aşkın vakti geldi insan, kabul ediyorum... 🙏

İnsan, yeniden doğma vakti geldi!!!

Aşk sana helaldir insan!!! Sen bunu çoktan hakettin insan, hakkını alıyorum insaann. Hepimiz adına alıyorum, hepimiz adına!!! (Bu sözleri söylerken çok güçlü şekilde dizlerime vurarak söylüyordum, sesimde ki güç ve kesinlik dağları yerinden oynatacak ölçüdeydi, ve aklın çok ötesine geçmiş olan hayret içerisindeydim)

       BİLGELİĞİN SONU AŞKTIR!     
        Ramana Maharshi      

Yeryüzüne aşk geldi !!!
Ben AŞK'ım !!!
Ben kendime aşığım !!!
İnsan... Allah'ın evi insan !!!
Ben sende kendimi seviyorum İNSAN !!!
Sen benim aynamsın İNSAN !!!
SENDE GİZLİ OLAN BEN'İM !!!
Kendi büyüklüğümü, yüceliğimi, kutsallığımı sende yaşıyorum !!!
BEN SEN'İM !!!

Tüm bu konuşma yaşanarak gerçekleşti !!!

Alt karnımda çok feci enerji var, hamile gibi hissediyorum. Resmen enerjiyi doğuruyorum... Yaşadığım fiziksel ıstırap hayal edebileceğinizin trilyon katı! Saat 3'ü geçiyor, akşam 8'de içmişim, 7 saat geçmiş. Şoklardayım, ölesiye yorgunum... Ayağa kalkıyorum şoktan, Çiğdem ne geliyor başına senin Çiğdem diye hayretten söyleniyor, odada volta atmaya başlıyorum. Sen bunları nasıl konuşursun diye haykırıyorum!!!

Onca sıkıntın bunun içinmiş meğer!!! Çiğdeemmm eyvah ki eyvah, ne bok yiyeceksin Çiğdeemm!!! Eyvah ki eyvah 😫 Volta atıyorum, oturuyorum, kalkıyorum, nasıl taşırım bunu diye söyleniyorum... Şokların şokundayım. Tüm gücüm tükenene kadar sürdü bu, ve sızdım...

Çiğdem Gürler
Aralık 2019

Dünya oyunu

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 7 





Mucizeler Kursu İsa'nın Dr. Helen Schucman'a içsel dikte ile yazdırdığı dualitesiz kendi kendine uygulanan hakikat öğretisidir.Sevgili Bengü Aydoğdu'nun çevirileri sayesinde okumuş ve uygulamıştım. Bengü'ye daima minnettarım.

Gurdjieff'in 4. Yol öğretisi ne olmadığına odaklanır, entellektüel seviyeden giriş yapar, ilerledikçe diğer merkezleri etkiler. (5 merkez var: Entellektüel, duygusal, iç güdüsel, cinsel, hareket merkezi) Mucizeler kursu ise ne olduğuna (sevgi) ve direk kalbe odaklanır. Kalp entellektüel merkezden binlerce kat güçlüdür. Bu yüzden kalbin istediği olur daima. ☺ Evet Gurdjieff'i severim ama beni az süründürmedi. ☺

Gurdjieff'le cehennemin dibine(içime) inmiştim. Sandığım şeye baktıkça acı çekiyor, böyle yaşanmaz, öldür beni diye yalvarıyordum. Çünkü sadece ne olmadığıma bakıyordum. Gurdjieff ve Ouspensky Öğretisi üzerine psikolojik yorumların 5 cildini gerçekten tepe tepe okuyup suyunu çıkardım. Çelişkileri gördüm, "çok çalışmanız gerek, çookk, öyle az bir zamanda kendinizi bilemezsiniz cümlesini o kadar sık tekrar ediyordu ki, hoopss dur bakalım dedim. Bunda bir acayiplik var. Hakikat şimdi demekken, zaman tamamen illüzyonken nasıl olur da kendini bilmeyi zamana bağlar ve bunu yüzlerce kez tekrarlar. Resmen koşullandırma bu. Böylece 4. Yol Öğretisi benim için bitti! Mucizeler Kursu girdi ve Mucizeler Kursuyla dikkatim ben olmayandan ben olana çevrildi. Cehennemden çıkış bileti. 🙆🏻

Maharaj ve Mucizeler Kursu (İsa) aynı hakikati beyan eder, farklı üsluplarla. Özde ikisi de aynıdır. Gerçek tüm hakikat öğretileri aynıdır, tektir... Hangi adın verildiğinin hiçbir önemi yoktur. Tüm kavramlar çöptür!!! Buddha, Muhammed, İsa, Musa, Maharaj ve hakkı bilen diğer üstadlar sade aynı gerçeği ifade etmiştir.

Kurtuluş, zihnin ego düşünce sisteminden kurtarılmasıdır. Tüm mesele sadece budur... Hiçbir karmaşa yoktur ve gerçek sade, basit olandır. Karmaşa, ritüeller, tonlarca kavram zihnin zırvalıklarıdır.

Affetmek kurtuluştur. Affet kurtul... Ve affetmek son illüzyondur.
Senden başka hiçbir şey yok...

Mucizeler Kursu

Affetmek size yapıldığını sandığınız bir şeyi sizin lütfunuzla bağışladığınızı sanmak demek değildir! Bu sadece kibir ve ukalalıktır. Gerçek affetme, affedecek hiçbir şeyin olmadığı gerçeğini anlamak, bilmektir.

İllüzyonların yıkılışı!!!

Gerçek affetme kendini bağışlamak, yani ne olmadığın gerçeği ile yüzleşmek ve ego düşünce sistemi ile özdeşleşmeyi kesmektir. Bu ayrılığın sonu demektir!!! Dikkatle bakın, görün; düşünce olmadığında hiçbir bölünme ayrılık, ikilik yoktur!!! Nefret yoktur!!! Bölen, ayıran, nefret besleyen ego düşünce sistemidir. Bakın, açıkça göreceksiniz. Eğer gerçekten bakıp göremiyorum derseniz, başımı veririm !!!

Hiç kimse bu olguyla savaşamaz!!!

Gerçek affetme evet son illüzyondur; çünkü gerçekte affedilecek hiçbir şey yoktur; amaaa zihnin illüzyonlardan, yani aptalca ayrılık, sınırlılık, nefret düşüncelerinden arındırılması için ışığın (sizin) onları açıkça görmeniz gerekir. Çünkü sahte olan görüldüğünde işi biter!!!

Oyunun sonu !!!

Elbette entellektüel mantık zinciri ile kabul hiçbir şeydir... Gerçek iç görü her şeydir!!!

Böylece 10. Ayahuasca çayımı içmeye hazırım. Son iki ayahuasca muazzam ötesiydi. Cennetin krallığı, dünyayı (zihnimi) kurtaracak içimdeki ışığı görmek ve tepeden tırnağa mistikliğimin sebebini artık biliyorum.

Öyleyse devam...
Tatlı tatlı beklentilerim var. 
Yanmışım, ölümlerden geçmişim, nihayetinde ışığı görmüşüm. Sarsıntı bitti ahmaklığına böylece düştüm mü? Düştüm... 🙈😇

Aynı saatlerde içtim ayahuascayı. Rahatım rahat, sigaramı içip etkiyi bekliyorum.

Muazzam renkler, dünya gözüyle gördüğümüz hiçbir şey değil. Dünya gözü tamamen puslu görüş. Gerçek görüş muazzam ötesi. Ahaa gözlerimle görmediğimi fark ediyorum, alnımla da (3. Göz) görmediğimi anlıyorum. Sadece görüyorum, her yerden!!! Bizzat görüşüm!!! Gören yok, ben görüşüm. 😱

Görüş için gözlerimin açık ya da kapalı olması hiçbir şeyi değiştirmiyor... Gözlere ihtiyacım yok!!! Olağanüstü renkler, şekilleri yaşıyorum. Mükemmel... Mükemmel...

İçim devinmeye başlıyor. Tsunami hiç kalır diyebileceğim ölçülerde hem de. Beyin epifizim ve hipofizim kafayı sıyırmış düzeyde çalışıyor ve dehşet yoğunlukta hissediyorum. (Epifiz beynin ortasında, hipofiz ense kafatası birleşen yerde.) Başımın tepesinden inen enerji katlanarak artıyorrr. Beynimden geçen enerjiyi nasıl anlarsınız? Elinizi elektrik prizine sokun, biraz fikriniz olur 😈

Heh diyorum, bir beynimi yakmadığım kalmıştı, aferin Çiğdem, aferin, bunu da başardın. Bravo, bravo sana, geri zekalı!!! Kendi beynini yakan ilk gerizekalı olacaksın, braavooo!!!

Herhangi bir şeyin beni o durumdan kurtaracağını bilsem anında kaytarırdım. Ama çayı içtin, bitti... Hem de iki buçuk kat doz!!! Dönüş yok, biliyorum. Yapabilecek hiçbir şeyim yok!!! Kendime kızıyorum, kızıyorum, kızıyorum...

Bakıyorum korku var mı? Farkındalık olarak buradayım, korku mevcut olamaz, tamamdır... Ahhh anlıyorum, ayahuasca zihnin çöplerini yerle bir ediyor yine, ahhhhhh, tamamdır...

Vücudumun ölümle burun buruna geldiğini anlıyorum. 😱 Vücudum ölümün eşiğinde. 😱 Muazzammmm. Hep merak ederdim zaten. 🤓 Demek böyle oluyor, harikaaaa, izleyeceğim sonuna kadar, tamamdır... Sessiz sorulara, sesli cevaplar verdiğimi hayretle izliyorum...

Cevaplarım; Razıyım, kabulümdür, evet tüm dünyayı veriyorum, evet tüm içeriğine kadar veriyorum, evet her şeyi veriyorum, evet vücudun ölümüne de razıyım!!! Razıyım, razıyım, razıyım...

Ve şimşekler çakıyor!!! İçimdeki tanrı olan gerçek benin sessiz sorularına onay veriyorum 😱 Yani tanrıyla konuşuyorum!!!

Tamamen her şey çok derinde oluyor, yüzeysel cevap, akıl yürütme, mantık yok!!! Hayretleeerle izliyorum!!! Görüntüler gelmeye başlıyor !!!

Çok şükür sözlerini işitiyorum, çok şükür!!! Anlamıyorum, ne oluyor!!! Ne oluyor diyorum, neye şükür yaaavv, neler oluyorrrr???

Bir yemek masası görüyorum, kutlama için hazır... Sanıyorum ki harika bir şey olacak, şapşal Çiğdem işte... Anlamaya çalışıyorum anlayamıyorum. Karnımda spiral dönüş başlıyor, yukarı çıkıyorum dehşet hızla! Sonsuz hızda yukarı çıkıyorum, çıkıyorum, çıkıyorum... 
Dünya'yı kurtarmak istiyor musunuz?
Hahaha! 😀

Ve ağır vuruş...

Tüm dünya projeksiyonu önüme seriliyor. 😱

Tamamı yansıtan ben ile dünyanın içindeki figüran bennn; aynı anda hem dünyanın için de hem de ötesinde... Tüm kötülükler, savaşlar, nefretler, her ne varsaa hepsini projekte eden bennn, dünyanın içindeki figüran, ben oyunun dehşet şokunu yaşıyor?!!! Ahhhhhhhhh 😫😫😫

Açıkça gerçek önüme seriliyorrrr... Öldüren de ben, ölen de ben 😫 açıkça görüyorum. 😱 Tecavüz eden ben, edilen de ben 😫 açıkça görüyorum, açıkçaaaa!!! Suçlayan da ben, suçlanan da ben. 😫 Hepsi ben. 😫 Zulmeden de ben, kurban rolü yapan da ben. 😫 Başkası yok!!! Tüm dünya ben!!!

Tüm oyun önüme serili vaziyette 😱

Dehşetten küfür ediyorum, dünyayı projekte eden kendimeee!!! Ben nasıl yaşayacağımmm artık, neden yaptın bunu bana. 😫😫😫 Nedeeennn??? Allah kahretsinn, ben nasıl yaşayacağımm??? Ben senin amk* nasıl yaşayacağım artık???

Suçlayacak kimse yok, affedecek kimse yok, kurtaracak Dünya bile yok. 😫

Neden gösterdin bunu, nasıl yaşayacağım. 😫 Öldür beni, Allah kahretsin, öldür beniii!!! Ben senin amk*, öldür beni, artık yaşayamam!!! Şoktan geçirdiğim sarsıntı hayallerinizin binlerce kat ötesinde.

Küfür ediyorum, küfür ediyorum, sadece küfür ediyorum. Saatlerce küfür ettim, çünkü zihnim tamamen parçalandı!!! Paramparçayım. 😫 Sabaha kadar sadece küfür ettim, sabaha kadar...

Al sana kutlama, al sana dünyanın(zihnin) kurtuluşu, al sana hakikat!!! Aldın mı boyunun ölçüsünü, seni aptalll!!! 

Bittin kızım sen, bittin...
Öldün kızım sen, öldün!!!
Gerizekalı, gerizekalı!!!

Deniz sabah yazdı, cancağızım nasılsın? Nasıl geçti diye?
Cevap: Ben öldüm...

Ağustos 2019

Yusuf

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 6 



Birkaç yıl önce gece şakır şakır İbranice konuşarak uyanmıştım. Elbette İbranice nereden biliyorum diye şoka girmiştim. Ezberden nefret ettiğim için İngilizce bile bilmem, İbranice ne alaka. Bana dünya dillerini say deselerdi İbranice aklımın ucuna bile gelmezdi. 

Bizzat mutlak olduğumu gördükten sonra başımın tepesi tamamen açıldı. Devasal boyutlarda hiç kimsenin hayal edemeyeceği düzeyde çok güçlü bir şey iniyor. İnen şey ne? Ne yapıyor? Ne kadar daha ebeme kayacak? E zaten bunları bilmek için içiyorum Ayahuasca'yı. Topraklan, yok bilmem ne seansı yapalım, yok şifa ver, enerji gönder diye önerilerde bulunanlar gerçekte hiçbir şey bilmiyorlar. Hiçbir şeyin durduramayacağı devasal bir güç! 
Geceleri vücudumun tavana çekilmesiyle şoka girip uyanıyordum. Sabahları çok yüksek bir motor sesi ve vücudumun devasal titreşimi ile afallamalar... Hatta bir sabah bıraktım kendimi, eee yeter, ne oluyorsa olsun diye. Vücudumla karşı karşıya buldum kendimi 😱😱😱 vücuduma yaklaştım, yüzüme dokunmaya çalışırkennnnn, aaaaaaa benim elim yok şokuyla bedene geri döndüm. Kalbim bedenimin dışına fırlayacak gibi atıyor, resmen kalp krizi geçiriyordum. Böyle sayısız deneyimden geçtim. Hala da devam ediyor ve hiçbirini önceden bilmiyorum. Daima süpriz oluyor.

Gurdjieff, 4. Yol öğretisinde varlık seviyesini anlatır. Bu konuyu kapsamlıca ayrıca yazacağım. Her insan kendi varlık seviyesine göre anlayışa sahip olur. Yani bir kitabı 100 kişi okusa da her insan kendi seviyesine göre anlar. Dr. David R. Hawkins buna bilinç düzeyi der. Okuduğum öğretileri en derinden anlıyor, içsel olarak zaten bildiğimi fark ediyor, çok derin etkileniyordum. Diğer insanların neden anlayamadıklarını ve ilgilenmediklerini aklım almıyordu. Hawkins sayesinde bilinç düzeylerini ölçmeyi öğrendim. Kendiminkini de ölçtüm. Sonucu paylaşmayacağım. Çıkan sonuç ve hissettiğim derinlik, sonsuz merak, yüksek anlayışın sebebini öğrenmek istiyordum. Çünkü dünya aptallıklarına ve tanrıya isyan ettiğimde neden beni böyle yarattın diye çok haykırmıştım. Neden kimse benim gibi düşünüp hissetmiyor, neden sorgulamıyorlar, neden ben böyleyim? Ne sorun var bende? Neden, neden, neden diye yedim bitirdim kendimi.

Böylece sonsuz merakım yine beni bilmek için dürtüyor!! Ne edeyim, dibi göreceğim, devam...

Ve 9. Ayahuasca için hazırım. 

Akşam 8 gibi içtim Ayahuasca anayı. Ama ne olacak, hiçbir fikrim yok! Süpriz yumurta gibi valla!

Yarım saat geçmeden, mevcudiyeti gümbür gümbür vücudumda yaşamaya başladım. Tabi ki oturamıyor, uzanıyorum. Sigara içmek istiyorum ama içebilecek halde değilim. Her türlü çöp büyük bir hızla farkındalığıma sunuluyor, yerlebir ediliyor. Tabii ki tüm vücudumla yaşıyorum. Nasıl bir devinim nasıl bir sarsıntı, tarifi mümkün değil. Dehşet üşüyorum, cenin pozunda tir tir titriyorum. Küfür ediyorum kendime, be geri zekalı ne zaman akıllanacaksın diye. Küçük ben yerle bir ediliyor... Artık hareket edecek halde bile değilim. Çaresiz tam mecburi teslimiyet!!! Pes diyorum, valla billa pes!!! Ne olursa olsun artık, olsun da uyuyayım. Vücudum sarsılıyor, içim tamamen alabora oluyor.

Büyük rezil an geliyor böylece 😫 kusuyorum, bu küçücük beden bu hale nasıl gelir 😫 kusuyorum!!! Tam 45 kiloyum, tamamen açım, nereden çıkıyor bunlar yahu, şaşkınlıkla deli gibi kusuyorum. İçim tamamen boşaltılıyor, nezaketsizce. Tekrar uzanıyorum, sigara yakıyorum, ellerim titreyerek içiyorum sigaramı.

Veee Göğsümün alt bölgesinden spiral şeklinde dönüşü dehşetle deneyimliyorum, sigarayı söndürüp mecburiyetten bırakıyorum kendimi. Spiral dönüşle resmen kilometrelerce aşağı çekiliyorum. İniyorum, iniyorum, aman Tanrım muazzam hızla aşağı çekiliyorum resmen.

Toprak, topraktan sızan sular, ışık yok, karanlık bir yerdeyim. Her yerden sular sızıyor! Ne oluyor??? Neredeyim??? Ayahuasca anaya kızıyorum, iyice cozuttun diyorum, ne bu saçmalıklar? 

Kum fırtınası 😳😳😳 Yüzüme kumlar çarpıyor! Kum fırtınasını yaşıyorum vücudumla. Altın rengi kum... Nehir, kum fırtınası ve çektiğim sıkıntıları hissediyorum!! İhanetler, öldürülme girişimleri, hapsedilmeler! Kollarım-daki kılları fark ediyorum 😱 Kimim ulan ben? Ne oluyor ?

Bilişler yağmur gibi inmeye başlıyor...

Ben Yusuf'um 😱 "Nasıl biliyorum" yok!!! Yusuf benim!!! Yusuf olarak yaşadığım ağır sıkıntılar, sancılar hepsini yaşıyor, anlıyorum. Kişisel hayatımda olan arkadaşımla aramdaki anlayamadığım bağı anlıyorum. Tüm detayı paylaşmayacağım. Bazı bölümler sadece bana özel kalacak.

Neden inzivaya alışkın olduğumu, neden tinsel (ruhsal) ve mekansal (görsel) zekamın gelişmiş olduğunu ve neden atlara aşık olduğumu böylece anlıyorum. Dişiliğimi iyi ifade etmekle birlikte eril tarafımın da neden güçlü olduğunu böylece biliyorum.

İsa, Muhammed, Maharaj, Buddha, Musa tamam da Yusuf hakkında zerre bilgim yoktu. Dehşet şaşkınım, dehşet!!!

Ölesiye yorgunum, nasıl enerji harcandığını tahmin edemez kimse! Ayahuasca hala bırakmıyor! Tekrar toprağın içindeyim!

Sular topraktan öyle sızıyor ki, hayretler içindeyim... Anlamıyorum ne olduğunu, bilmiyorum, toprağın içindeyim ve sızan suları görüyorum. Yukarı bakıyorum tahtaların arasından ışık sızmaya başlıyor. Taşınıyorum... Tahtaların arasından sızan ışık ne yahu? Anlayamıyorum, neler oluyor???? Tahta bir kutudayım 😱Birileri beni taşıyor, kutunun içine üst taraftan ışık sızıyor... Kutunun içinde yatıyorum ve beni sular sızan topraktan çıkarıp bir yere taşıyorlar!!!

Aman Tanrım, mezarın içindeydim, aman Tanrımmm, mezarımın içini gördüm... Kendi tabutumla taşındığımı tabutun içinden gördüm 😱 aman Tanrımmm diye çığlık atarak kalktım, internetten araştırmaya başladım.

Hz. Yusuf kimdir? Diye... ve ilk çıkan bilgi; 
Yusuf Nil yatağına gömülmüştü. Musa tarafından çıkarılarak taşındı.

Ahhhhhhhh yine sözün bittiği yerdeyim, sessizlik...

Çiğdem Gürler
Ağustos 2019 



sarsılmazın görülüşü
Sarsılmaz
SARSILMAZ'ın doğumu da diyebilirdim ama O hiç doğmadı. O'nun ne başı ne de bir sonu var. Başlangıçlar ve sonlar Dünya'ya ve zihne mahsus. Baş ve son, gelişme, büyüme, sonra eskime ve ölme, çoğu sudan oluşma bu bedene mahsus.

SARSILMAZ için altından, ağır bir tahtı uygun gördüm. Taht asla değişmez ve SARSILMAZ. Üstündekiler gelir ve gider.  Bu kural asla çiğnenemez ve bu konuda insiyatif ve tolerans gösterecek hiçbir güç ya da kimse yok. Taht kimseye ait değil. Taht asla değişmez ve SARSILMAZ. Şeylerin daha kolay kavranması ve eğlenceli olması için şimdilik SARSILMAZ, som altından, bu ağır taht ile devam edeceğim.

SARSILMAZ'ın görülüşü dedim çünkü SARSILMAZ hep oradaydı ama algılanmıyordu. Hani balık için en doğal şey içinde yaşadığı deniz ise içinde yüzdüğü o deniz artık görülmez gibidir onun için. Bunun gibi. SARSILMAZ canlı bir varlık değil, boş bir taht. Yorum yapmıyor. Kralın her şeyine tanık oluyor ama en ufak bir müdahalesi, söze karışması ya da algılarla oynaması söz konusu değil. Kral hiç kıçını kaldırıp altına bakmadığı için de tahtın hiç farkında olmadı. O sessizce orada hep vardı ve asla hiçbir şeyin bir parçası olmadığı gibi üstüne oturan her krala da eşit mesafede oldu. Zaten ne bir düşüncesi ne de hissiyatı var.

SARSILMAZ için som altından, yere mıhlanmış ağır ve mikron dahi kıpırdatılamayacak bir taht seçtim. Aslında SARSILMAZ için onun altın ya da taş olması da hiç umurunda olmaz çünkü bilincin, aklın, zihnin ve duyguların kavrayabileceği bir değerleme ya da yorumlamayı umursayacak bir düzlemde bulunmuyor. Bir insan aklından geçebilecek herhangi bir mutluluk, herhangi bir tatmin ve paha asla SARSILMAZ'ın varlık sahasındaki pahayla karşılaştırılamaz bile. Ama o yine de som altından çünkü O'nu farkeden kral için O göz kamaştırıcı, yerinden oynatılamaz ve çok değerli.

Emre'nin sıkıcı hikayesi


Tahta bir süre konuk olan Emre pek çok savaşlara girdi çıktı. Dıştan da çok, iç savaşlara... Mutlu etti, mutlu oldu, üzdü-kederlendi, bir şeyler bekledi, kimilerini buldu, bazı beklentilerine de asla erişilemeyeceğini farketti. 

Emre şeyler bekliyordu, bir başka şeyleri istemiyordu, bazı şeylerden nefret ediyor, bazı şeyleri seviyordu. Bazı şeyleri de neden sevdiğini anlamayıp, onları sevdiği için kendine gıcık bile oluyordu ya da bunun sebeplerini merak ediyordu. Yaşamın yoğun koşuşturmaları ve dikkatini dağıtan sayısız çeşitlilik ve yoğunlukta kimisi rahatsız edici, kimisi de eğlendirip mutlu eden olay ve duygular arasındaki o küçük, çok küçücük boşluklarda içine dalıp duygularının ve düşüncelerinin dinamiklerini çözmeye çalışıyordu Emre.

Dünya çok karmaşıktı. Eskiden zordu belki ama her ne iş olursa olsun disiplinli ve dürüst olan insan bir şekilde yolunu buluyor, izlediği yolda başarılı oluyor ve en azından tatmin edici bir hayat yaşayabiliyor görünüyordu. Şimdi öyle mi? Düşünülmesi, çok önceden öngörülüp planlanması icap eden çok daha yüksek katmanlı çok daha zalim, haksız, adaletsiz ve ahlaksızca rekabet edenlerin başarılı sayılarak kazandığı bir dünyadayız.

Emre kendi iç dinamiklerini araştırmayı, dinleyip analiz etmeyi aklına getiremediği zamanlarda dünyevi bu sorunları kafasına takıyordu. İşe yarar ne bulsa irdeleyip bundan nasıl faydalanılabilir diye düşünürdü. Bu yüzden Emre bilgi aşığı oldu. Açlıktan kıvranıyordu. Her yerde bilim ve teknolojiyi hayranlıkla takip etti. Bu arada dünyada adaleti, güç/maddiyat eşitliğini sağlamaya yardım ettiğini iddia eden organize bir kaç harekete sempati duydu ve gönüllülük prensibiyle bunlara bir süre yardım etti.

bilgi: tuzak
Bilgi, bilgi, bilgi... Emre kitap çok değil belki ama, deli gibi okurdu. Henüz kitaplara girmemiş şeylere daldı. Ya da kitaplarda yazılamayacak şeylere. İşine yarayabilecek demeyeyim de umut vaad eden, onu heyecanlandıran ve dünyayı daha iyi bir yer yapmaya yüreklendiren, "bir umut varmış" dedirten her şeye bir bakıp çıktı. Her bakındığı kalabalıkta benzer sorunları görüp her seferinde hüzünle bir onu, bir diğerini terketti ve kapattı. Birkaç kişilik küçük topluluklarda bile aynı sorun çıkıyordu.

Bunları öyle çok kafaya taktı ki, aldığı derslerden de sonra, bilgi toplayıp anlamlı bir senaryo oluşturmak için geçen o yorucu ve kahırlı 20 yıla yakın sürenin sonunda... En sonunda, bir şeylerin yanlış olduğundan, belki daha köklerde bir başka yanlış kodlama ya da hilenin bulunduğundan şüphelenmeye başladı. Tüm bu farkedişe, günlük koşuşturmacaları arasında çok küçük aralarda yaptığı içsel araştırmaları da eşlik ederken yeni bir hissediş ortaya çıkmaya başlıyordu. Engin doyum ve huzurun hissedilebildiği bir tür sıfır noktası. Hem merkezî ve yuva gibi... Hem de her yer ve her şey gibi... Ama bir hiç.

Sizlere bolca kendimden bahsettimse de bu yazıda asıl anlatmak ve yaşatmak istediğim şey tam aksine Emre'nin kaybedilmesi üzerine. Ama aranızda aşağı yukarı aynı şeyleri yaşayanlar olduğunu biliyorum. Konunun anlaşılması için Emre'nin ne kadar yorgun ve sıkıcı olduğunun ve bilgiler altında ezildiğinin anlaşılması gerekli. İşte bu yüzden, SARSILMAZ'ın anlaşılması için Emre'nin hikayesinin anlatılması gerekiyordu. 

Devam ediyorum...

Yürüyerek bir parkın içinden geçişlerde, ufak ufak boşluğa dalmalarda bir şey farkediliyordu. Bir an için Emre kayboluyor, O kaybolduğunda derin bir sessizlik, huzur ve özgürlük geliyordu.

Şu yeşilliğe toprağa bak... Tanrım ne kadar da güzel. Böcekler nasıl da bir şu bitkiden bir o bitkiye geçiyor. Altlarında, şu an görünmeyen toprakta kimbilir neler oluyor. Her şey ne kadar sakin ve ahenkli. Her yer ne kadar canlı. Kuş ne güzel ötüyor. Yağmur yağacak galiba... Müthiş bir koku sardı. Kozalakların ve iğne yaprakların arasında ıslıklaşan rüzgârın farkındayım. 💓 İyi ki buradayım. Tanrım şu yere eğilip uzansam da  burada bu yaşamı izlesem, anbean, saatlerce. Hayat ne kadar güzel ve zengin. Her şey birbiriyle ne kadar uyumlu ve işbirliği içinde. Her yerden can fışkırıyor. Her yer yaşam dolu. Akıl almayacak yerde bir bitki bitiyor. Her şey ne kadar da uyumlu ve birbirine bağlı. Bu dünyanın başı dertte olamaz. Her şey kusursuz işliyor Başka hiçbir şeye ihtiyacım yok.  Yaşamak ne güzel şey...

Emre bir an için kaybolmuş, farkındalık duyu ve zihin katkısız algılarla başbaşa kalmıştı. Sorumluluklar ya da iş ile ilgili hiçbir planlama, düşünce, endişe bulunmuyordu. Vücuttan gelen yorgunluk geri bildirimleri alınmıyor ya da tepki verilmiyordu. Az önce yapılan görüşmede ortaya çıkan ve gecikmeden çözülmesi gereken bir kriz vardı; ancak Emre'nin o anki farkındalık algısını etkilemiyordu. Akşam yapılacak isteksiz bir iş vardı ki; hiç umursanmıyordu. Yoğun günlerdeydi ancak yorgunluk ya da herhangi bir sıkıntı ve bunalmışlık hissetmiyordu. Geçen gün bir arkadaşından gördüğü ve günlerdir üzerinde düşünüp üzüldüğü kabalığın etkileri artık orada değildi. Geçen ay yaptığı çok ciddi kazada belki ölümden kurtulmuştu ama hiçbir şey hissetmiyordu. Perte çıkan ve içini dumanlar saran araçtan titreme ve şaşkınlık dahi olmadan çıktığında son derece sakindi. O dönem her yerini saran ve nefret ettiği bürokrasi ve evrak işleri varlık sahasında değillerdi. Hiçbir dünyevi görev ve sorumluluk, hiçbir iş plânı orada değildi.

SARSILMAZ'ın görülüşü

Bu güne kadar aşırı dert edilmiş kimi şeyler bir şekilde yürümüştü. Ve her nasıl sonuçlandılarsa da sonradan görüldüğü üzere her şey en iyi şekilde planlanmıştı. Emre bunlar hakkında kaygı duyup strese boğulsa da bitmişlerdi. Emre rahat olsa aynı süreç hiç olmazsa rahatça akmıştı. Farkeden hiçbir şey yoktu. Emre'nin tutumu dışında farkeden hiçbir şey yoktu. Her şey otomatik bir şekilde en tercih edilir halde ilerliyordu. Endişe ve stres olsa da olmasa da. Emre'nin olaylar üzerinde hiçbir etkisi yoktu. Akmak üzere dizilmiş olaylar belli bir düzende birbiri ardına, kendi kendine akıyordu ve direnilse de huzurda da olunsa belli bir sıra ile kendine has bir momentum bulup ilerliyordu.

Zihin karışıp olayları ve kişileri kirletmediği sürece her şeyin ne kadar sakin, rahat, mutlu ve sorunsuz aktığı farkedildi. İçerde bir yerde, gece uykuya giderkenki o güvenli sıcak yuva her an ve her koşulda ulaşılabilirdi. Az yukarıda bir bahçenin içinden geçerken yaşanan bir anlık kayboluşu lütfen tekrar edelim şimdi. Bunu mümkün olduğunca canlı bir şekilde canlandırıp aynen yaşamaya çalışmanızı rica ediyorum şimdi. Lütfen!

Şu yeşilliğe toprağa bak... Tanrım ne kadar da güzel. Böcekler nasıl da bir şu bitkiden bir o bitkiye geçiyor. Altlarında, şu an görünmeyen toprakta kimbilir neler oluyor. Her şey ne kadar sakin ve ahenkli. Her yer ne kadar canlı. Kuş ne güzel ötüyor. Yağmur yağacak galiba... Müthiş bir koku sardı. Kozalakların ve iğne yaprakların arasında ıslıklaşan rüzgârın farkındayım. 💓 İyi ki buradayım. Tanrım şu yere eğilip uzansam da  burada bu yaşamı izlesem, anbean, saatlerce. Hayat ne kadar güzel ve zengin. Her şey birbiriyle ne kadar uyumlu ve işbirliği içinde. Her yerden can fışkırıyor. Her yer yaşam dolu. Akıl almayacak yerde bir bitki bitiyor. Her şey ne kadar da uyumlu ve birbirine bağlı. Bu dünyanın başı dertte olamaz. Her şey kusursuz işliyor. Başka hiçbir şeye ihtiyacım yok! Yaşamak ne güzel şey...

egodan kurtulmakEmre o anda orada yok. Emre neredeyse tamamen kaybolmuş ve yerinde katkısız bir farkındalık var. Kişi yok! Bağlantılar yok. İş ile bağlantı, ailevi bağlantılar, görev ve sorumluluklar... Günlük ya da daha uzun vadeli planlamalar. Daha önemlisi geçmiş ve gelecek yok! Geçmişin tüm yüklerinden eser yok. Geçim, uyum, çocuğun eğitimi ve güvenliği gibi gelecekle ilgili damla korku, endişe yok. Hayattan bir beklenti ve buna bağlı mutsuzluk da yok. Hedef yok ve hiçbir koşul ya da kişi ile kıyaslama da yok. Sadece hiçbir yorum ve yargı katılmadan anda görülen var. Hiçbir deneyimin/hatıranın izi yok. Geçmiş yok, gelecek yok.

Biz neyiz?


Geçmişle yoğrulup deneyimlerle programlanmış, iyi-kötü, güzel-çirkin, yararlı-zararlı, düşman-dost, siyah-beyaz, acı-tatlı kodlamalarla biçimlendirilmiş bir yazılım gibiyiz. Bunları çıkardığınızda geriye ne kalır? Emre'nin bir hikayesi var. Emre'yi bu hikaye var etti. Başka birini de O'nun hikayesi var etti. Bir deneyimler ve kayıtlar silsilesiyiz... Emre ya da senin hayatında olup biten her nitelikte olay senin yaşamındaki herhangi bir şeye bakışını etkiliyor. Ölene kadar da tüm yaşamına hikayende olup biten şeylerin sana kazandırdığı görüşlerle bakıyor olacaksın. Yani kendi filtrelerinle. Bu sebeple de bunlar herkese göre değiştiği gibi yaşanan olaylar ve alınan kültür gibi pek çok şeyle yoğrularak bize işlemiş. Hiçbiri gerçek olmayıp, tamamı son derece değişken, belirsiz ve geçici. Peki biz bu muyuz?

Mutluluğunun, huzurunun, duygularının ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu görüyor musun?

Sabah saçını tararken tarağını yere düşürdün, eğilip onu yerden alırken başını da lavaboya çarptın, tam o anda mutfaktan bir tıslama sesi geldi ve ocakta kaynamakta olan yumurtanın suyu taştı, bugün zaten geç kalmıştın... Her şey bugün amma ters gidiyor... Bu lanet olası günde kan ter ve sinir içinde kendini zar zor otobüse atıyorsun ama ilk defa karşılaştığın tertemiz giyimli kravatlı otobüs şoförünün "günaydınlar efendim" deyişiyle bir anda şaşırıyorsun. Birinden gelen tatlı bir koku var. Genelde otobüslerin kötü kokmasına alışmışken "hala böyle güzel kokan insanlar kaldı mı?" diye içinden geçiriyorsun. İnmek üzere arkalara ilerlerken hiç sevmediğin türde(!) bir gencin nazik bir şekilde sana yol verişine ve tatlı tebessümüne tanık oluyorsun. Saniye dahi sürmeyen o beklenmedik göz göze gelmede o asi, kaygısız, kaba ve küstah(!) gencin, sadece o bir anlık bakışta içindeki masumiyetine tanık oluyorsun. Gencin tüm hikayesine bir an olsun dalıp çıkmış gibi bir his kaplıyor içini... Bir anda O'nun tüm olası mutluluk ve üzüntülerine ortak oluyor, ona şefkat duyuyorsun. Önce üzülüyor, sonra kendine kızıyor, sonra O'na saygı duyuyorsun, karnın ağrıyor ve gözünde yaşla otobüsten iniyorsun...

Bunların hepsi 15 dk içinde oluyor... Zihin! Düşünceler! Yargılar! Ne kadar değişken? Ne kadar âni? Çok kararlı ve kesin ama bir o kadar da dengesiz, öngörülemez, değişken ve kişiye has. Saniyesi saniyesini tutmayan, tamamı deneyimlerle önceden şekillendirilmiş, yani belli bir değişmezliğe, evrensel gerçekliğe, doğru-yanlışa dayanmayan ve her kişinin kendi yaşadıklarına göre tamamen değişen yorumlar... Hangisi gerçek? Hangisi biz?

Kederli, sarsılmış, bunalmış haldeki miyiz; yoksa mutlu, huzurlu, neşeli ve canlı haldeki mi? Filmdeki iyi oyuncu muyuz, kötü oyuncu mu? Yararlı mıyız zararlı mı? Yoksa hepsi miyiz? Kime göre nasılız? Tüm "kimler" değişken ve tümüyle geçici olduğuna göre hangisine göre doğru/yanlış veya adil değerleneceğiz? Üzerimize dikilmiş kimliğin değişiklikleri algılanıyorsa temelde ve arkaplanda hiçbir an ve koşulda değişmeyen bir referans noktası, bir merkez olmalı. Aksi halde değişikliği farkedebilir miydi?

Bu fazla soyut ve kavramsal kısmı hızlı geçip tekrar benliğe dönmek istiyorum.

Emre yokken hiç sorun yok!

değişmeyene odaklan: farkındalıkBiz olduğumuzu sandığımız varlık, aslında kimliğimiz. Kimlik bir avatar. Bir kıyafet. Giydirilmiş. Yapılandırılmış. Yargılar, yorumlar, kural ve kalıplarla bir disk gibi biçimlendirilmiş. Bir hikayeyi oynayıp onun içinde kendine yer bulmuş. Elbisenin içi çıplak. Ya da işletim sistemi ve programlar yüklenmemiş bir bilgisayar donanımı gibi. Tüm davranışını ve veriyi işleme biçimini kendine yüklenen işletim sistemi ve programlar belirliyor. Bunlar olmadan tüm bilgisayarlar tamamen aynı şeyi aynı şekilde yapmaya muktedir.

Emre yokken geçmiş yok, gelecek yok. Geçmiş olmaması demek hiçbir deneyimin tesiri altında olmamak, yaşanan hikayenin etkilerini taşımamak demek. Çünkü hikaye yok. Dün yok. Şu ana kadar yaşanmış hiçbir şeyin sende hiçbir izi, tecrübesi; dolayısıyla yargı ve kodlaması yok.

Gelecek yokken geçim kaygısı, güven endişesi yok, korku yok. Önümüzdeki dakika/saat yok. Yarın yok, gelecek ay yok, yaş yok, beklenti yok. Zaman yok.

Şimdi ve buradadan başka hiçbir şey yok. Varlık sahası sadece şimdi ve buradaki filtrelenmemiş, yorumlanmamış, yargılanmayan ve etiketlenmeyen tarafsız ve insanüstü, zamansız bir algıdan ibaret. Burada her an her şey mümkün ve hiçlik her şeyi dolduruyor. Her şey olmaya muktedir bir hiçlik.

Emre olmadığında şimdi ve buradadan başka hiçbir şey yok. Varlık sahası sadece şimdi ve buradaki filtrelenmemiş, yorumlanmamış, yargılanmamış ve etiketlenmemiş farkındalıktan ibaret. Ona isim konulamaz. O sıfatlandırılamaz, tarafsız ve insanüstü, zamansız bir farkındalıktan ibaret. Burada her an her şey mümkün ve hiçlik her şeyi dolduruyor. Herhangi bir şey olmaya muktedir bir hiçlik. Mutluluk, refah ve huzuru dahi aramayan; çünkü kendisi zaten çırılçıplak haliyle ölçüsüz bir mutluluk, sevgi ve şefkat olan farkındalık.

Ne olduğunu gör! Nasıl mı?
Her daim kendi ensende ol ve olmadığın her şeyi bir bir gör ve ayıkla.
Orada Sarsılmaz'ı bulacaksın. Sarsılmaz şeyi görene kadar yüzeydekileri ayıkla. Her şey değişse de değişmeyen tek şeyi bul. O sarsılamaz olan. O nedir? Onu bul. Dünya yıkılsa dahi, orada hiçbir şeyden etkilenmeden hep mevcut olanı bul!


Emre Güney
Eylül 2019




İnsanlığın masumiyeti içimde tanınmıştır !

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 5


bebek insanlık
Editörün zihninden masumiyet ve saflık 💖

 

Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 4
Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 3 
Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 2
Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Bölüm 1
Çiğdem'in Yazı Dizisi ─ Giriş
Tanıtım Yazısı







Gezi Parkı'nın ayyaş çapulcularından biri de benim ☺ Zaten Gurdjieff ve Ouspensky öğretisi kitabı Taksim'deki bir sahafta bulmuştu beni. Kitabı okudukça inceden işliyordu içime.

"İnsan makinedir" der, Gurdjieff.

İnsan nasıl makine olur yahu? Öyleymiş! Kendini iyi gözlemleyen herkes bilir bunu. İnsan zavallıca kendini özgür zanneder, ama öyle değildir.  Gelen düşünce ve duygulara göre hareket eder. Duygular da zaten bedenin düşünceye tepkisidir. Peki hangi cehennemden geliyor bu düşünceler? Bunu düşünün...

Kafamıza gelen düşüncelere göre hareket ediyorsak, özgür iradeden bahsedemeyiz. Ve o düşünceleri de biz düşündük zannederiz. Bu derin mevzuya girmeyeceğim. Ayrı bir bölümde yazarım bunu. 


çiğdem'in dmt yazı dizisi
Gurdjieff
Geziden eve dönerken bir anda Gurdjieff'in sözünü tüm ruhumla idrak ettim. Ve o idrakle tüm insanlığın dehşet acısını tam o an yaşadım! Ağlıyorum! Yolda, eve yürürken ağlıyorum! Çelik gibi karakter olan Çiğdem için bu olağanüstü bir durum. Tüm insanlığın acısını biliyor, anlıyor, yaşıyor  ve ağlıyorum. 

Hem ağlıyor hem de hiç kimsenin asla suçlu olamayacağını kavrıyorum. Çünkü hiçbir şey bu haldeki insanın elinde değil, anlıyorum. Ağlamayı bastırmaya, durdurmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Ağlıyorum ve tüm insanlığa  inanılmaz şefkat-merhamet hissediyorum. Ve dehşete düşüyorum, kalbimdeki şefkatin büyüklüğünden. Bu şefkat-merhamet beni öldürür, bu büyüklüğü nasıl taşırım, nasıl yaşarım böyle diye ağlıyorum. Ağlayarak eve döndüm, evde ağladım, ağladım, sadece ağladım...

Vicdan, hep birlikte hissetmektir. Sahte vicdan kişilere ve inançlara göre değişir. Gerçek vicdan tüm insanlıkta aynıdır. İnsanlıkta yazık ki hakiki vicdan uykudadır. Bende hep uyanıktı. Şuur da hep birlikte düşünmektir. Artık şuurun da ışığı içeri girdi. O gün çok derinden biliyordum, artık eskisi gibi yaşayamayacağımı.

Tüm insanlığın uyanışı için önce ben uyanmak zorundayım. Kesilen ahkamların bir boka yaramadığını birinci elden biliyorum. Hepimiz için tamamen uyanmak zorundayım. Benim uyanışım tüm insanlığı yükseltecek tek olgu biliyorum. Kişisel kurtuluş istemiyorum, tüm insanlığın kurtuluşunu sevgiye yükselişini istiyorum.

Kalbimdeki şefkat o kadar büyük ki 1000 dünyaya yeter. Ve bunun asla kişisel olamayacağını da biliyorum. Çiğdem'i sonsuz kere aşan şefkat ve merhametin büyüklüğü artık sıradan, uyduruk, aptal hayatı yaşamama izin vermez, biliyorum. Toplumun normal dediği yaşamın artık benim için bittiğini biliyorum.

Bu süreçte bir sürü teklif aldım. Danışmanlık yapmam, kitap yazmam, seminerler vermem için. Hepsini reddettim. Yüzümü güneşe dönmüşüm, ne işim olur soytarılıklarla. Evet bunlar soytarılık, çünkü tamamı kişisel menfaate dayalı. Benim tam olarak reddettiğim zaten kişisel menfaat.  Gerekirse öleceğim, ama soytarılık yapmayacağım.

Hepimiz için idrak edeceğim, uyanacağım, yükseleceğim... Kalbime mühürlenen arzu budur... Hepimiz için geçeceğim kendimden, tek bir insanın bile geride kalmasını kesinlikle ve asla kabul etmeyeceğim. Tek bir insanın gözünün yaşlı kalmasına razı olmayacağım. Ve duamı tüm ruhumla, kalbimle edip; yürüyorum, hepimiz için...

Duam; tüm dünyayı sevginin kuşatması, gerçeğin hükümdarlığının gelmesidir, hepimiz için... Tüm yaşamım buna adanmıştır. Ölümden geçmişim, yanmışım, bedenim atom bombası gibi olmuş, ne yazar. Altına (hakikate) gözümü dikmişim, pehhh, gerisi tırı vırı, yürü...

Sonuna kadar gideceğim, her şeyi yakmışım zaten; sikerler, zaten geri dönemem yürü... 😊

Böylece 8. kez Ayahuasca Anayı içmeye hazırım. Hazırladım çayımı, vakit geldiğinde Ayahuasca Anayı kalbime koydum, sessiz kaldım sadece. Kalp atışlarım dehşet hızlanmaya başladı. Daha içmedim, sadece göğüs bölgemde tutuyorum. Şok oldum, çünkü içmeden vücudumla iletişime geçiyor 😱

O şokla içtim, sigaramı yaktım, muhtemel yanış için bekliyorum.

Yarım saat falan geçmeden vücudumda mevcudiyetini yaşamaya başladım. Vücudum uzayda yüzüyor, vücudumun içi dalgalanıyor, çok acayip fiziksel deneyim yaşıyorum. Tarifi mümkün değil!!! Ve bunu yaşarken "ulan diyorum, bunun için bile değdi be, çok acayip, çok hoş". Ve kesinlikle yanma yok artık...

Vaoovvv, muhteşem görüntüler geliyor, muhteşem!!! Görüntüleri de hem izliyor hem içinde deneyimliyorum. Kesinlikle tarifi mümkün olmayan görsel şov yaşıyorum. İzlemiyor, yaşıyorum !!! Mükemmel, mükemmel diye mırıldanıyorum. Çok güzel, mükemmel... Bilincimin derinliklerine iniyorum, ah mükemmel!



Ve o derinlikte söylediğim sözleri ve yakarışları hayretle dinliyorum: Yahu diyorum; "çok güzel, mükemmel, ama lütfen beni bunlarla oyalama. Benim oyalanma lüksüm yok! Evet bunlar muhteşem ve bunun için de teşekkür ederim, ama bunlar işime yaramaz. Ben hepimiz için bilmeye geldim, bunlarla oyalanamam! Ben her şeyi yaktım geldim, bilmek zorundayım, başka çarem yok. Tam şu an ölüme hazırım, öldür ama bilmeden gönderme, geldiğim gibi gönderme beni 😫 Beni boş gönderme! Bunlar mükemmel ama kimseyle paylaşamam, ben herkesle paylaşacağımı istiyorum, beni oyalama!!!

Mükemmel oluşları yaşamaya devam ediyorum. Renkler mükemmel, akış mükemmel, her şey mükemmel!!!

Kalkıyor ve sigara yakıyorum, söyleniyorum, bunlarla oyalanıyorsun seni aptal, evet muhteşem ama sabaha hiçbiri olmayacak ki! Ne işime yarayacak bunlar? Hiç... aptal !

Herhangi biri için muhteşem deneyim, ama benim için oyalanma, çünkü hedefe fena kilitliyim. Söylene söylene uzandım tekrar. Ve yine, tabi ki erken hüküm verdiğimi fena gözüme sokmaya başlıyor Ayahuasca Ana.

Tam 3 yaşımdaki bilincimi yaşıyorum 😱 Muazzam bir terkedilme hissi 😱 Annem o yaşta 1 yıl kadar babaannemle bırakmış beni. Ve o anki hislerimi aynen yaşıyorum, aynen!!! Kendi 3 yaşımdaki bilincim ve o anki bilincimle aynı anda mevcudum. 3 yaşındaki beni sevgiyle şefkatle sarıyorum. Ben burdayım, merak etme diye!!!

Annemin mevcudiyetini hissediyorum ve ağlamamaya başlıyorum, üzülme ben seni anlıyorum, sen gücün dahilinde her şeyi yaptın biliyorum. Üzülme ben seni çoktan bağışladım, üzülme ben seni çok iyi anlıyorum diye. Ağlıyorum, annemi teselli ediyorum, ağlıyorum. Kalbimden şefkat taşıyor annemi şefkatimle sarıp sarmalıyorum.

Ve bilişler yağmaya başlıyor!

Arkadaşım demişti ki; yanına 1 paket mendil al. 7. seramonide ihtiyacım olmadığı için yırttım sanmıştım, yırtamamışım. Eyvah, bu gece fena sulu geçecek!

3 yaşında yaşadığım o terkedilme hissi, tamamen tanrısallığımdan ayrılmamın temsîli. Tanrı'nın beni terk etti yanılsamasının sembolü. Kesin biliş... Derin derin nefesler alıyor, ağlıyorum. Kendimi bağışladığımı, şefkatle sarmalıdığımı kesin ve net anlıyor, yaşıyorum. Çünkü annem dediğim insan benim!!! Ahhh, o benim!! Ağlıyorum, ağlıyorum... O da benim... Derinden kendimi bağışlıyorum, herkesi bağışlıyorum, herkes benim! Aynı anda tüm bilinç seviyelerimi yaşıyorum! Her katmanı aynı anda yaşıyorum... Tüm insanlığı yaşıyorum, ağlıyorum!!!

çiğdem'in dmt yazı dizisi
Sri Nisargadatta Maharaj
Her insan benim bilincim, ağlıyorum! Her insan benim, ağlıyorum! Sonsuz şefkati yaşıyor, ağlıyorum... Maharaj, ah Maharaj O'nun şefkatini biliyorum, anlıyorum, yaşıyorum... O, her insanın kendi olduğunu biliyor, kendine şefkat, hoşgörü, anlayış gösteriyordu... Artık bizzat biliyorum. Ahhh Maharaj diye ağlıyorum, ağlıyorum.

Ayahuasca Ana tüm hızıyla devam ediyor...

Ahhh, Muhammed, Maharaj, İsâ;
Hepsi benden bana geldi, ah ben kendimden kendime vermeye geldim... Ahhh ağlıyorum...

Ah Maharaj diye ağlamaya devam ediyorum. Kalkıyorum, odamda Maharaj'ın asılı fotoğrafının önünde diz çöküp ağlıyorum. O'nun da ben olduğunun kesin bilişi ile ağlıyorum. Ahhh Maharaj diye hıçkıra hıçkıra dakikalarca ağladım. Kalktım sigara yaktım, derin derin nefesler çekiyor ve yine ağlıyorum...

Tekrar uzandım, Işık'tan görüntüler gelmeye, yaşamaya başladım. Saf ışık!!!
Ağlıyorum, kibirden çok korkuyorum diye, çok korkuyorum.

Çok önemli bir yüzleşmenin ayak seslerini hissediyorum. Kaytarmaya çalışıyorum, ama nafile, kaytaramıyorum. Neredeyse 2 saat direndim yüzleşmemek için, 2 saat. Kibirden korkuyorum diye direniyorum... Ama Ayahuasca Ana bırakmıyor, inatla beni yüzleştirmeye zorluyor.

Işığı görüyor yaşıyor ve hissettiğim saflık ve masumiyetten hıçkırarak ağlıyorum!!! Ah çok masum, ah mükemmel, ah çokkk güzelim 😱 Bu Ben'im 😱 Tekrar ağlamaya başlıyorum; ben kendimi reddetmişim meğer, ah kendimi reddetmişim, ben çok güzelim ve ağlıyorum. Ah çok saf diye ağlıyorum. Hem ağlıyor hem de kalkıyorum, banyodan tuvalet kağıdı almak için, çünkü mendilim bitti.

Cennetin Krallığı içinizdedir. ─ İsa.


Cennetin krallığındayım!

İsa'nın mesih Tanrı Oğlu dediği ben'im, ağlıyorum... Ah çok güzelim, çok saf öyle saf ki, hiçbir şey bana dokunamaz, bu mümkün değil!!! İşte bu Benim, direndiğim gerçekliğim, Tanrı olan gerçek ben... 😱 Ve ışık olan benden bir söz işitiyorum; "ben vermeye geldim, benim hiçbir şeye ihtiyacım yok!"

Ağlıyorum, ağlıyorum, hıçkırarak ağlıyorum. Ve biliyorum, bu tanımanın o an her zihne gittiğini!!! Çünkü benim içimdeki ışıkla herkesin içindeki aynı... Tüm insanlığın masumiyeti içimde tanınmıştır... Dünyanın kurtulduğunu tam o an biliyorum... Çünkü Mesih - Rab, ya da ne diye adlandırılıyorsa işte artık içimde olduğunu, Ben olduğunu ve bu bilişin tüm insanlıkla paylaşıldığını biliyorum. Sadece biliyorum...


İsimsiz, şekilsiz saf ışık benim !

Hiçbir şeye ihtiyacım yok !

Çok derin huzurdayım !

Söylenecek söz yok artık...


Çiğdem Gürler
Temmuz 2019